Ülkemizin doğal güzellikleri, her yıl milyonlarca turistin akınına uğruyor (yoğun ilgisini çekiyor) I . Özellikle Kapadokya bölgesi, sunduğu eşsiz manzaralarla ziyaretçilerin hafızasına kazınıyor (unutulmaz bir yer ediniyor) II . Balon turları sırasında pilotlar, rüzgarın yönünü anbean (zaman zaman) III takip ederek güvenli bir uçuş sağlıyor. Bu masalsı atmosfer, görenleri kendine hayran bırakıyor (çok etkiliyor) IV .
Bu metindeki numaralanmış sözlerden hangisinin anlamı yay ayraç ( ) içinde verilen açıklamayla uyuşmamaktadır?
- I
- II
- III
- IV
1. Sorunun Çözümü
Soruda, numaralanmış sözlerin metin içindeki anlamlarının parantez içindeki açıklamalarla uyuşup uyuşmadığı sorulmaktadır.
- I. Söz (akınına uğruyor): “Akın etmek” veya “akınına uğramak” deyimi, bir yere çok sayıda kişinin gelmesi, yoğun ilgi göstermesi anlamındadır. Parantez içindeki “yoğun ilgisini çekiyor” ifadesiyle uyuşmaktadır.
- II. Söz (hafızasına kazınıyor): Bir şeyin hafızaya kazınması, asla unutulmaması ve derin iz bırakması demektir. Parantez içindeki “unutulmaz bir yer ediniyor” ifadesiyle uyuşmaktadır.
- III. Söz (anbean): “Anbean” kelimesi “her an, gittikçe, anı anına” anlamına gelir ve bir süreklilik bildirir. Ancak parantez içinde verilen “zaman zaman” ifadesi “ara sıra, kesintili olarak” anlamına gelir. Bu iki ifade birbiriyle uyuşmamaktadır.
- IV. Söz (hayran bırakıyor): Birini hayran bırakmak, onu çok etkilemek ve beğenisini kazanmak demektir. Parantez içindeki “çok etkiliyor” ifadesiyle uyuşmaktadır.
Sonuç olarak III numaralı eşleştirme yanlıştır.
(I) Yazar, son romanında yalın (sade ve süssüz) bir anlatım tercih ederek okuyucuyu yormamış. (II) Ancak kurguyu oluştururken çalakalem (titizlikle ve özenerek) hareket ettiği, olayların bağlanış şeklinden belli oluyor. (III) Hikâyedeki bazı tesadüfler, eserin inandırıcılığını (gerçeklik duygusunu) zedelese de sürükleyicilik devam ediyor. (IV) Yine de karakterlerin kurduğu sahici (gerçekçi ve doğal) diyaloglar romanı okunur kılan en önemli unsur olmuş.
Bu metinde numaralanmış cümlelerden hangisinde altı çizili ifadenin anlamı ayraç içinde yanlış verilmiştir?
- I
- II
- III
- IV
2. Sorunun Çözümü
Soruda, numaralanmış cümlelerdeki altı çizili sözcüklerin, parantez içindeki açıklamalarla uyuşup uyuşmadığı sorulmaktadır. Seçenekleri inceleyelim:
- A Şıkkı (I. Cümle): “Yalın” sözcüğü edebiyatta “sade, süssüz, gösterişsiz” anlamına gelir. Parantez içindeki açıklama doğrudur.
- B Şıkkı (II. Cümle): “Çalakalem” sözcüğü “gelişigüzel, özensizce, çabucak yapılmış” anlamına gelir. Ancak parantez içinde “titizlikle ve özenerek” ifadesi kullanılmıştır. Bu açıklama, sözcüğün anlamının tam zıttıdır. Burada bir yanlışlık yapılmıştır.
- C Şıkkı (III. Cümle): “İnandırıcılık”, bir eserin okurda uyandırdığı “gerçeklik duygusu” veya “ikna edicilik”tir. Açıklama doğrudur.
- D Şıkkı (IV. Cümle): “Sahici” kelimesi “gerçek, yapmacık olmayan, doğal” anlamlarına gelir. Açıklama doğrudur.
Sonuç olarak II numaralı cümlede “çalakalem” sözcüğünün anlamı yanlış verilmiştir.
(I) Usta mimarın bu eseri, taşın lisanını (dilini) çözdüğü bir şaheserdir; her sütunda o dönemin estetik anlayışıyla konuşur. (II) Ne gelenekten kopar ne de modernliğe sırt çevirir, bu sayede hem maziyle (geçmişle) hem de gelecekle barışıktır. (III) Eserlerinde biçimden çok muhtevayı (üslubu) önemser; süslemeleri bir amaç değil, bir araç olarak görür. (IV) O, mimariyi sadece görsel bir hazdan (zevkten) ibaret görmez; onu medeniyetin taşa kazınmış mührü sayar.
Bu metinde numaralanmış cümlelerdeki altı çizili sözcüklerden hangisinin yerine ayraç içindeki sözcük getirilemez?
- I
- II
- III
- IV
3. Sorunun Çözümü
Parçadaki altı çizili sözcükler ve ayraç içindeki karşılıkları incelendiğinde:
- I. Lisan (Dil): Doğru eşleşmedir. “Taşın dili” metaforu uygun düşer.
- II. Mazi (Geçmiş): Doğru eşleşmedir. Mazi ve geçmiş eş anlamlıdır.
- III. Muhteva (Üslup): Yanlış eşleşmedir. “Muhteva”, bir eserin içeriği ve konusu demektir. “Üslup” ise eserin anlatım tarzı ve biçimidir. Bu iki kavram birbirinin yerine kullanılamaz.
- IV. Haz (Zevk): Doğru eşleşmedir. Estetik haz, estetik zevk anlamındadır.
Buna göre III numaralı eşleştirme yanlıştır.
Bir seyyah olup gezsem şu alemi, Dertli sinemdeki yaralar diner mi? Vuslat hasretiyle yanan bu gemi, Bir gün limana sağ salim döner mi?
Aşağıdaki sözcüklerden hangisi bu şiirdeki altı çizili sözcüklerden herhangi birinin yerine kullanılamaz?
- Ayrılık
- Gezgin
- Kavuşma
- Gönül
4. Sorunun Çözümü
Şiirde geçen altı çizili kelimelerin anlamlarını seçeneklerle eşleştirelim:
- Seyyah: Çok gezen, “Gezgin” anlamına gelir. (B seçeneği elenir.)
- Sine: Göğüs, kalp, “Gönül” anlamına gelir. (D seçeneği elenir.)
- Vuslat: Sevilen kişiye ulaşma, “Kavuşma” anlamına gelir. (C seçeneği elenir.)
A seçeneğindeki “Ayrılık” sözcüğü, “Vuslat” sözcüğünün zıt anlamlısıdır ve şiirdeki hiçbir kelimenin eş anlamlısı değildir.
Konferansa katılan profesör, kuantum fiziğinin karmaşık yapısını günlük hayattan verdiği basit örneklerle anlatarak dinleyicilerin kafasındaki sisli havayı dağıtmıştır.
Bu cümledeki altı çizili sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisi değildir?
- Belirsizlikleri ortadan kaldırmak
- Konuyu aydınlığa kavuşturmak
- Kafa karışıklığını gidermek
- Bilgi yanlışlarını düzeltmek
4. Sorunun Çözümü
Soruda, bir mecazın cümleye kattığı anlamın analizi istenmektedir. Altı çizili söz öbeğini inceleyelim:
“Sisli havayı dağıtmak” mecazı; bir konunun anlaşılmayan, karanlıkta kalan veya karışık görünen kısımlarının netleştirilmesi anlamına gelir. Sis, görüşü engelleyen bir durumdur; sisin dağılması ise görüşün netleşmesi, yani konunun anlaşılır hale gelmesidir.
- A Şıkkı: “Belirsizlikleri ortadan kaldırmak”, sisin dağılmasıyla görüşün netleşmesi mantığıyla örtüşür.
- B Şıkkı: “Konuyu aydınlığa kavuşturmak”, karanlık/sisli bir durumun netleşmesi anlamını taşır ve bu sözle eşleşir.
- C Şıkkı: “Kafa karışıklığını gidermek”, zihindeki bulanıklığın (sisin) gitmesi demektir, anlamca uyumludur.
- D Şıkkı: “Bilgi yanlışlarını düzeltmek”, var olan hatalı bir bilgiyi doğrusuyla değiştirmek demektir. Ancak “sisli hava” hata demek değil, belirsizlik demektir. Bir şey net olmayabilir ama yanlış da olmayabilir. Bu nedenle bu şık, altı çizili sözün anlamını karşılamaz.
Doğru cevap D şıkkıdır.
Yazar, denemelerinde o kadar doğal bir üslup kullanıyor ki satırları okurken sanki kırk yıllık bir dostunuzla dertleşiyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Yapmacıktan uzak, sıcak ve içten anlatımıyla okuyucuyu hemen sarıp sarmalıyor. Bu metinlerdeki duygular, bize hiç yabancı gelmiyor.
Bu metindeki altı çizili sözle anlatılmak istenen kavram aşağıdakilerden hangisidir?
- Samimiyet
- Güncellik
- Evrensellik
- Kalıcılık
3. Sorunun Çözümü
Soruda altı çizili söz öbeğinin metne kattığı anlamı bulmamız istenmektedir.
- A Şıkkı: “Kırk yıllık bir dostla dertleşmek” ifadesi; aradaki resmiyetin kalktığını, içtenliği, sıcaklığı ve doğallığı ifade eder. Edebiyatta bu durum samimiyet (içtenlik) kavramıyla karşılanır. Doğru cevap budur.
- B Şıkkı: Güncellik, eserin yazıldığı dönemin olaylarını yansıtmasıdır. Metinde zamandan bahsedilmemiştir.
- C Şıkkı: Evrensellik, eserin tüm dünyaya veya tüm insanlığa hitap etmesidir. Burada vurgu kitleye değil, kurulan bağın türünedir.
- D Şıkkı: Kalıcılık, eserin yüzyıllar sonra bile okunabilmesidir. Metinde geleceğe kalma ile ilgili bir vurgu yoktur.
Sonuç olarak, yazarın okurla kurduğu sıcak ve içten bağ “Samimiyet” kavramını gösterir.
Bir bilim, sanat, meslek dalıyla veya bir konuyla ilgili özel ve belirli bir kavramı karşılayan sözcüklere terim anlamlı sözcük denir.
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili terim anlamlı sözcüğün ait olduğu alan, ayraç içinde yanlış verilmiştir?
- Güneş tutulması sırasında Ay, Dünya ile Güneş’in arasına girer. (Gök Bilimi)
- Şair, bu şiirinde zengin kafiye kullanarak güçlü bir ahenk yakalamış. (Edebiyat)
- Bir doğal sayının karesi, o sayının kendisiyle çarpımına eşittir. (Matematik)
- Öğretmenimiz tahtaya yazdığı sözcüğün kökünü bulmamızı istedi. (Biyoloji)
7. Sorunun Çözümü
Soruda bizden, altı çizili terimlerin kullanıldığı cümledeki anlamına göre parantez içindeki bilim/sanat dalıyla uyuşmayanı bulmamız istenmektedir.
- A Şıkkı: Cümlede geçen “Ay” sözcüğü, Dünya’nın uydusu anlamında kullanıldığı için Gök Bilimi (Astronomi) terimidir. Eşleştirme doğrudur.
- B Şıkkı: Cümlede geçen “kafiye” sözcüğü, şiirdeki ses benzerliğini ifade ettiği için Edebiyat terimidir. Eşleştirme doğrudur.
- C Şıkkı: Cümlede geçen “kare” sözcüğü, sayısal bir işlemi ifade ettiği için Matematik terimidir. Eşleştirme doğrudur.
- D Şıkkı: Cümlede geçen “kök” sözcüğü, bir kelimenin anlamlı en küçük parçasını ifade etmektedir. Bu bağlamda “kök” sözcüğü Biyoloji (bitki kökü) değil, Dil Bilgisi (Türkçe) terimi olarak kullanılmıştır. Eşleştirme yanlıştır.
Doğru Cevap: D Şıkkı
Güneş sistemindeki gezegenlerin yörünge hızlarını; güneşe olan uzaklıkları ve kütle çekim kuvvetleri belirler.
Bu cümleyle ilgili,
- Soyut anlamlı sözcükler vardır.
- Altı çizili söz grubu mecaz anlamlıdır.
- Terim anlamlı sözcükler kullanılmıştır.
- Gerçek anlamlı sözcüklere yer verilmiştir.
yargılarından hangileri yanlıştır?
- I ve II
- Yalnız I
- II ve III
- Yalnız IV
8. Sorunun Çözümü
Verilen cümledeki sözcüklerin anlam özellikleri şu şekilde analiz edilmelidir:
- Analiz 1 (Soyut/Somut): Cümlede geçen “gezegen, güneş, yörünge, hız, uzaklık, kütle” gibi sözcüklerin tamamı beş duyu organıyla algılanabilen veya bilimsel olarak ölçülebilen somut kavramlardır. “Düşünce, hayal, üzüntü” gibi soyut bir kavram bulunmamaktadır. Bu nedenle I. yargı yanlıştır.
- Analiz 2 (Mecaz/Gerçek): Altı çizili olan “yörünge hızlarını” ifadesi, sözlükteki ilk ve temel anlamıyla kullanılmıştır. Herhangi bir ilgi veya benzetme sonucu kazanılan yeni bir (mecaz) anlam yoktur. Bu nedenle II. yargı yanlıştır.
- Analiz 3 (Terim Anlam): “Güneş sistemi, yörünge, kütle çekim” ifadeleri astronomi ve fizik alanına ait özel kavramları karşıladığı için terim anlamlıdır. III. yargı doğrudur.
- Analiz 4 (Gerçek Anlam): Cümledeki sözcükler akla gelen ilk anlamlarını korumaktadır. IV. yargı doğrudur.
Bizden yanlış olan yargılar istendiği için cevap I ve II olmalıdır. Doğru Cevap: A Şıkkı
Bir şair şiirinde şu özelliklere yer vermek istemiştir:
- 👉 Anlamca birbirinin karşıtı (zıt) olan sözcükler kullanmak.
- 👉 Aynı kavram alanına giren sözcüklere (örneğin; meyveler, araçlar vb.) yer vermek.
- 👉 Ömrün kısalığını ifade eden bir söz kalıbı kullanmak.
Buna göre şairin aşağıdaki dizelerden hangisini yazması beklenir?
- İyi günün dostu kötü günde belli olur, Şu üç günlük dünya kime kalmış ki? Dostluk baki kalır, gerisi yalan, İnsan ancak sevdikleriyle var olur.
- Keman, gitar, saz eşlik eder şarkıya, Neşeli türküler söyleriz hep birlikte. Sanat ruhun gıdasıdır derler, Müzik evrensel bir dildir aslında.
- Gelmeyi de biliriz elbet gitmeyi de, Yağmur, kar, dolu yağar üzerimize. Göz açıp kapayıncaya dek geçti seneler, Mevsimler değişir, biz değişiriz.
- Aşağı mahallede düğün kurulmuş, Yukarı mahallede hüzün hakim. Hayat bir koşturmacadır gidiyor, Bazen yorulur insan bu uzun yolda.
9. Sorunun Çözümü
Soruda istenen üç özelliğin (zıt anlam, kavram alanı, ömrün kısalığı) aynı anda bulunduğu dizeyi bulmamız gerekmektedir.
- A Şıkkı: “İyi – Kötü” zıt anlamlıdır. “Üç günlük dünya” ömrün kısalığını anlatır. Ancak aynı kavram alanına giren kelime grubu (eşyalar, bitkiler vb.) yoktur.
- B Şıkkı: “Keman, gitar, saz” müzik aletleri kavram alanındadır. Ancak zıt anlamlı sözcükler ve ömürle ilgili ifade yoktur.
- C Şıkkı: 1. Zıt Anlam: “Gelmek” ve “Gitmek” sözcükleri kullanılmıştır. 2. Kavram Alanı: “Yağmur, kar, dolu” sözcükleri yağış türleri kavram alanına girer. 3. Ömrün Kısalığı: “Göz açıp kapayıncaya dek” sözü zamanın çok hızlı geçtiğini (kısalığını) anlatır. Bu nedenle tüm koşullar sağlanmıştır.
- D Şıkkı: “Aşağı – Yukarı” zıt anlamlıdır. Ancak kavram alanı grubu ve ömür kısalığı ifadesi bulunmamaktadır.
Doğru Cevap C Seçeneğidir.
(I) Şehrin gürültülü karmaşasından kaçıp sığındığımız bu eski kütüphane, bizi tarihin tozlu kokusuyla sıcak bir şekilde kucakladı. (II) Kütüphane müdürünün yıllardır el üstünde tuttuğu nadide el yazmalarını incelemeye başladık. (III) Raflarda deri ciltli romanlar, ansiklopediler, gümüş kaplamalı atlaslar ve şiir kitapları yan yana dizilmişti. (IV) Salonun tam ortasında, uzunluğu üç metreyi bulan ve ağırlığı yüz kilogramdan fazla olan devasa bir masa dikkat çekiyordu.
Yukarıdaki metin ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- I. cümlede, insana özgü bir nitelik cansız bir varlığa aktarılarak mecazlı söyleyiş yapılmıştır.
- II. cümlede geçen “el üstünde tutmak” deyimi cümleye “bir kimseye veya şeye çok sevgi, saygı göstermek” anlamı katmıştır.
- III. cümlede, anlamca birbirinin yerini tutabilen (eş anlamlı) sözcükler bir arada kullanılmıştır.
- IV. cümlede, varlıkların ölçülebilir özelliklerini bildiren nicel anlamlı sözcüklere yer verilmiştir.
10. Sorunun Çözümü
Soruda verilen metnin cümleleri, sözcükte anlam özellikleri (gerçek-mecaz, deyimler, eş anlam, nicel anlam) bakımından incelenmelidir.
- A Şıkkı: I. cümlede kütüphanenin (cansız varlık) insanları “sıcak bir şekilde kucaklaması” kişileştirme sanatıdır ve kelime mecaz anlamda kullanılmıştır. Bu yargı söylenebilir.
- B Şıkkı: II. cümlede geçen “el üstünde tutmak” bir deyimdir ve cümleye verilen değer/saygı anlamını katmaktadır. Bu yargı söylenebilir.
- C Şıkkı: III. cümlede “roman, ansiklopedi, atlas, şiir kitabı” gibi farklı türler sıralanmıştır. Bu cümlede anlamdaş (eş anlamlı) olan herhangi iki sözcük (örneğin; “cevap-yanıt”, “siyah-kara” gibi) bir arada kullanılmamıştır. Bu yargı söylenemez.
- D Şıkkı: IV. cümlede geçen “üç metre” ve “yüz kilogram” ifadeleri ölçülebilir değerler olduğu için nicel anlamlıdır. Bu yargı söylenebilir.
Bu nedenle doğru cevap C seçeneğidir.
Aşağıda bazı söz sanatlarının açıklaması verilmiştir:
- 🟠 Mübalağa (Abartma): Bir özelliğin ya da durumun, olduğundan çok daha fazla veya az gösterilmesi sanatıdır.
- 🔵 Teşbih (Benzetme): Anlatımı güçlendirmek amacıyla, aralarında ilgi bulunan iki varlıktan zayıf olanın güçlü olana benzetilmesidir.
- 🟢 İntak (Konuşturma): İnsan dışındaki canlı veya cansız varlıkların konuşturulması sanatıdır.
Buna göre, aşağıdaki dizelerin hangisinde açıklaması verilen sanatlardan herhangi birine yer verilmemiştir?
- Bir çığ gibi büyürken içimdeki hasretin, Çaresiz bekliyorum yollarını gurbetin.
- Ağaçlar halimize ağladı hıçkırarak, Rüzgâr “Ayrılık vakti geldi.” diye fısıldadı.
- Bir ah çeksem dağı taşı eritir, Gözüm yaşı değirmeni yürütür.
- Karanlık çökünce sokaklar ıssızlaştı birden, Evlerin ışıkları tek tek sönmeye başladı erkenden.
11. Sorunun Çözümü
Soruda verilen tanımlara göre şıklardaki dizeleri inceleyelim:
- A Şıkkı: “Bir çığ gibi büyürken içimdeki hasretin” dizesinde “hasret”, büyüklük ve şiddet yönünden “çığa” benzetilmiştir. Burada Teşbih (Benzetme) sanatı vardır.
- B Şıkkı: Rüzgârın konuşması (“Ayrılık vakti geldi.” demesi), insan dışı bir varlığın konuşturulmasıdır. Burada İntak (Konuşturma) sanatı vardır. (Ayrıca ağaçların ağlaması kişileştirmedir ancak İntak sanatı tanımı gereği önceliklidir).
- C Şıkkı: “Bir ah çeksem dağı taşı eritir” ve “Gözyaşı ile değirmenin yürümesi” ifadeleri, olayın boyutunu mantık sınırlarını aşacak şekilde büyütmektedir. Burada Mübalağa (Abartma) sanatı vardır.
- D Şıkkı: Bu dizelerde sadece betimleyici bir anlatım (tasvir) vardır. Herhangi bir abartma, benzetme edatı ile yapılan bir kıyaslama veya insan dışı varlığın konuşması söz konusu değildir.
Sonuç olarak D seçeneğinde, yukarıda tanımı verilen sanatlardan hiçbiri kullanılmamıştır.
Kıskanç rüzgârlar savurur sarı yaprakları,
Deniz, o eski öfkesini kıyılardan çıkarır.
Martılar dertleşir sahildeki yaşlı balıkçılarla,
Gökyüzü mavidir bugün, bulutsuz ve derin.
Bu dizelerde aşağıdakilerden hangisi kişileştirilmemiştir?
- Rüzgâr
- Deniz
- Martılar
- Gökyüzü
12. Sorunun Çözümü
Soruda bizden dizelerde insana özgü özellikler yüklenmemiş (kişileştirilmemiş) varlığı bulmamız istenmektedir. Kişileştirme (teşhis), insan dışındaki varlıklara insana ait duygu, düşünce veya eylemlerin yüklenmesi sanatıdır.
- A Şıkkı: Dizelerde “rüzgâr”, “kıskanç” sıfatıyla nitelendirilmiştir. Kıskançlık insana özgü bir duygu olduğu için rüzgâr kişileştirilmiştir.
- B Şıkkı: “Deniz”in “öfkesini çıkarması” ifadesinde, öfke duymak insana ait bir özellik olduğundan deniz kişileştirilmiştir.
- C Şıkkı: “Martılar”ın balıkçılarla “dertleşmesi”, karşılıklı konuşma ve duygusal paylaşım içerdiğinden insana özgü bir eylemdir. Martılar kişileştirilmiştir.
- D Şıkkı: “Gökyüzü” için kullanılan “mavi, bulutsuz ve derin” ifadeleri tamamen fiziksel bir betimlemedir. Gökyüzüne herhangi bir insani özellik (üzülmek, sevinmek, konuşmak vb.) yüklenmemiştir.
Sonuç olarak, sadece Gökyüzü kişileştirilmemiştir.
Çok kolaydı