8. Sınıf İnkilap Tarihi Milli Bir Destan : Ya İstiklal Ya Ölüm 3. Test

1 Mustafa Kemal, taarruz için ordunun yanı sıra kamuoyunu ve meclisi de hazırlamaya önem verdi. Bu amaçla halka dağıtılacak bildirileri kaleme aldı. Bazı milletvekilleri taarruzun bir an önce yapılmasını istemekteydi. Mustafa Kemal bu milletvekillerini “Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu erteliyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen ikmale biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirle yapılacak taarruz hiç taarruz etmemekten daha fenadır.” sözleriyle yatıştırdı. Bu gelişmeler doğrultusunda ordu, 1922 yılının yaz aylarına doğru taarruza hazır hâle gelmişti.

Buna göre Mustafa Kemal’in taarruzu ertelemesinin sebebi nedir?

  • Milletvekillerinin isteklerini yerine getirmek
  • Savunma savaşı yapmak
  • Taarruzu yaz aylarında yapmak
  • Ordunun eksiklerini tamamlamak

1. Sorunun Çözümü

Bu soruda, Mustafa Kemal’in taarruzu ertelemesinin temel nedeni, ordunun eksiklerinin tamamlanması gerekliliğidir. Metinde “hazırlığımızı tamamen ikmale biraz daha zaman lazımdır” ifadesiyle vurgulanan husus, taarruza başlamadan önce ordunun tüm unsurlarının eksiksiz ve tam donanımlı hale getirilmesinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Şıkları detaylıca inceleyelim:

  • A şıkkı: Milletvekillerinin isteklerini yerine getirmek. Bu seçenek, bazı milletvekillerinin taarruzun çabuk yapılmasını istemesinden kaynaklıdır ancak metinde verilen asıl gerekçe, milletvekillerinin taleplerini değil, ordunun hazırlık durumunu göz önünde bulundurmaktır.
  • B şıkkı: Savunma savaşı yapmak. Bu seçenek, taarruzun yapılacağı stratejik planla uyumlu değildir. Mustafa Kemal, savunma stratejisinden ziyade, taarruzun başarılı olabilmesi için saldırıya geçmeden önce tüm eksikliklerin giderilmesi gerektiğini belirtmiştir.
  • C şıkkı: Taarruzu yaz aylarında yapmak. Bu şık, olayın sonucunda ortaya çıkan bir durum olarak düşünülebilir; zira erteleme sonucunda taarruz yaz aylarına sarkmıştır. Ancak, asıl neden ertelemenin arkasında yatan hazırlık eksikliğidir, yani sadece taarruzun yapılacağı zamanı değil, neden erteleme kararı alındığını açıklamaktadır.
  • D şıkkı: Ordunun eksiklerini tamamlamak. Doğru cevap olan bu seçenek, metinde açıkça ifade edilen “yarım hazırlıkla, yarım tedbirle yapılacak taarruz hiç taarruz etmemekten daha fenadır” sözleriyle uyumludur. Mustafa Kemal, ordunun tam donanımlı hale gelmeden yapılacak bir taarruzun istenmeyen sonuçlar doğuracağı konusunda net bir mesaj vermiştir.

Sonuç olarak, “Ordunun eksiklerini tamamlamak” şıkkı, tüm hazırlıkların eksiksiz olması gerekliliği ve taarruz öncesi alınması gereken önlemler göz önünde bulundurulduğunda en doğru açıklamadır. Bu yaklaşım, askeri stratejinin temel prensiplerinden biri olan tam hazırlık kavramını yansıtmaktadır. Öğrenciler, bu tür sorularda metindeki ana fikirleri dikkatle okumalı ve gerekçeleri doğru şekilde analiz etmelidir. Böylece hem doğru cevaba ulaşmaları hem de diğer seçeneklerin neden uygun olmadığını kavrayarak eleştirel düşünme becerilerini geliştirmeleri sağlanacaktır.

2 1927 yılında başkent Ankara’da Türk halkının katkılarıyla Kurtuluş Savaşı anısına “Zafer Anıtı” yaptırılmıştır. Atatürk, anıtta asker kıyafetleri içinde Sakarya isimli atının üzerinde gösterilmiştir. Anıtın dört yanında taş kaideler üzerinde bronz dökümden üç figür bulunmaktadır. Bunlardan ikisinde ülkesini koruyup gözeten Mehmetçik, diğerinde ise cepheye silah ve cephane taşıyan Türk kadını tasvir edilmiştir.

Buna göre Zafer Anıtı’nda Kurtuluş Savaşı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi anlatılmak istenmiştir?

  • Türkiye’deki siyasal gelişmeler
  • Milli egemenliğin önemi
  • Milli birlik ve beraberlik
  • Yurtta ve dünyada barış

2. Sorunun Çözümü

Bu soruda, “Zafer Anıtı” aracılığıyla anlatılmak istenen ana mesaj, milli birlik ve beraberlik kavramıdır. Anıttaki tüm unsurlar, toplumun tüm kesimlerinin ortak mücadele ve dayanışma ruhunu yansıtacak şekilde dizayn edilmiştir. Atatürk’ün asker kıyafetleri içerisinde, Sakarya isimli atın üzerinde yer alması, askeri kahramanlık ve ulusun kararlılığını simgelerken, anıtın dört yanında bulunan taş kaideler üzerinde bronz dökümden yapılmış figürlerden ikisinin Mehmetçik’i, diğerinin ise cephede silah ve cephane taşıyan Türk kadını figürünü içermesi, toplumun her kesiminin bu mücadeledeki katkısını ortaya koymaktadır.

Şıkları adım adım değerlendirelim:

  • A şıkkı: Türkiye’deki siyasal gelişmeler. Bu seçenek, anıttaki figürler ve semboller düşünüldüğünde, asıl amaç olan ortak mücadele ruhu ve toplumsal dayanışmayı yansıtmamaktadır. Siyasal süreçler anlatılmak istenmemiştir.
  • B şıkkı: Milli egemenliğin önemi. Milli egemenlik önemli bir kavram olmakla birlikte, anıttaki görseller daha ziyade toplumun tüm kesimlerinin bir arada hareket etmesini ve ortak mücadeleyi vurgulamaktadır. Bu nedenle, egemenlikten ziyade birlik mesajı ön plana çıkmaktadır.
  • C şıkkı: Milli birlik ve beraberlik. Doğru cevap olan bu seçenek, anıttaki tüm unsurların temelini oluşturur. Hem askeri hem de sivil figürlerin varlığı, ulusun tüm kesimlerinin ortak mücadele ve dayanışma içerisinde olması gerektiğini göstermektedir.
  • D şıkkı: Yurtta ve dünyada barış. Barış kavramı, elbette evrensel bir değerdir; ancak anıtın tasarımında savaş sürecinin dinamikleri, mücadele ve birlik ön plana çıkarılmıştır. Bu yüzden, barış ifadesi, anıtın temel mesajını tam olarak karşılamamaktadır.

Sonuç olarak, anıtın dizaynı ve üzerindeki detaylar incelendiğinde, “Milli birlik ve beraberlik” ifadesi en doğru açıklamayı yapmaktadır. Bu yapı, askeri kahramanlık ile sivil toplumun katkısını bir araya getirerek, ulusun tüm kesimlerinin ortak mücadele ve dayanışma içerisinde hareket etmesi gerektiğini vurgular. Öğrenciler, benzer sorularda görsel ve sözel ipuçlarını dikkatle analiz ederek, her bir seçeneğin neden uygun veya uygun olmadığını adım adım değerlendirmelidir. Bu şekilde, hem tarihsel bilgilerini pekiştirir hem de eleştirel düşünme becerilerini geliştirirler.

3 Kazım Karabekir Paşa, Gümrü Antlaşması ile ilgili olarak şunları söylemiştir: “Ermenilerin Sevr Antlaşması’ndaki imzalarını geri aldırdık.”

Kazım Karabekir Paşa bu sözüyle aşağıdakilerden hangisini anlatmak istemiştir?

  • Sevr Antlaşması Ermeni Hükûmeti tarafından geçersiz sayılmıştır.
  • Doğu Anadolu’da iki yeni devletin kurulmasına karar verilmiştir.
  • Ermeni Hükûmeti, Sevr Antlaşması’nın yeniden düzenlenmesini istemiştir.
  • İtilaf Devletleri Sevr Antlaşması’nı yok saymışlardır.

3. Sorunun Çözümü

Bu soruda, Kazım Karabekir Paşa‘nın “Ermenilerin Sevr Antlaşması’ndaki imzalarını geri aldırdık.” ifadesi, Sevr Antlaşması’nın Ermeni Hükûmeti tarafından kabul edilmediğini ve dolayısıyla geçersiz sayıldığını vurgulamaktadır. Paşa’nın bu ifadesi, Ermeni tarafının antlaşmayı onaylamaktan vazgeçtiğini, imzaların geri alındığını ve böylece söz konusu antlaşmanın geçerliliğinin ortadan kalktığını anlatır.

Şıkları detaylıca değerlendirelim:

  • A şıkkı: Sevr Antlaşması Ermeni Hükûmeti tarafından geçersiz sayılmıştır. Bu şık, doğru cevaptır. Çünkü Paşa’nın ifadesinde, imzaların geri alınması, antlaşmanın geçerliliğini yitirmesine işaret eder. Bu durum, Ermeni Hükûmeti’nin antlaşmayı onaylamadığını açıkça ortaya koymaktadır.
  • B şıkkı: Doğu Anadolu’da iki yeni devletin kurulmasına karar verilmiştir. Bu seçenek, metinde yer alan ifadelerle desteklenmemektedir. Paşa’nın sözleri, herhangi bir devlet kurulmasıyla ilgili bir kararı ifade etmemektedir.
  • C şıkkı: Ermeni Hükûmeti, Sevr Antlaşması’nın yeniden düzenlenmesini istemiştir. Bu ifade, yeniden düzenleme arzusunu öne sürmekte olup, imzaların geri alınmasıyla ilişkilendirilemez. Yeniden düzenleme talebi, antlaşmanın iptaliyle değil, değiştirilmesiyle ilgilidir.
  • D şıkkı: İtilaf Devletleri Sevr Antlaşması’nı yok saymışlardır. Bu şık ise, antlaşmanın taraflarından biri olan İtilaf Devletleri ile ilgili olup, Kazım Karabekir Paşa’nın söz konusu tartışmada vurguladığı nokta ile örtüşmemektedir.

Sonuç olarak, Paşa’nın sözleri, antlaşmaya verilen imzaların geri alınması ile Sevr Antlaşması’nın Ermeni Hükûmeti tarafından geçersiz sayılması fikrini öne çıkarmaktadır. Öğrenciler, bu tür tarihi ifadeleri değerlendirirken, kullanılan dilin ve imanın neyi ifade ettiğine dikkat etmelidir. Böylece, hem metindeki ana mesajı doğru kavrayarak hem de diğer seçeneklerin neden mantıksız olduğunu anlayarak, eleştirel düşünme becerilerini geliştireceklerdir.

4 Wilson İlkeleri’ne göre Osmanlı Devleti’nin Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerine kesin egemenlik hakkı tanınacak, Türk olmayan milletlere de kendi kendini yönetme hakkı verilecekti. Ancak İngilizlerden destek alan Yunan askerleri 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkarma yaptılar ve İzmir’i işgal ettiler. İşgalden sonra Yunanistan’dan İzmir’e gemilerle Rum göçmenleri taşıdılar.

Buna göre Yunanlıların İzmir’e Rum göçmenleri taşıma amacı aşağıdakilerden hangisidir?

  • Savaş tazminatı almak
  • Ekonomiyi canlandırmak
  • Halkın güvenliğini sağlamak
  • İzmir’de çoğunluğu sağlamak

4. Sorunun Çözümü

Bu soruda, Wilson İlkeleri kapsamında Osmanlı Devleti’nin bölgesel egemenlik hakları ile ilgili verilen bilgilerden yola çıkarak, Yunanlıların İzmir’e Rum göçmenleri taşıma amacının ne olduğu incelenmektedir. Soruda, İngilizlerden destek alan Yunan askerlerinin 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkarma yaparak şehri işgale başlaması ve ardından Rum göçmenlerini getirmeleri vurgulanmıştır. Bu durum, Yunanistan’ın İzmir’de nüfus yapısını değiştirme ve çoğunluğu sağlama stratejisini benimsediğini göstermektedir.

Şıkları adım adım değerlendirelim:

  • A şıkkı: Savaş tazminatı almak. Bu seçenek, Yunanlıların ekonomik çıkarlarına işaret etse de, göçmen taşıma işleminin asıl amacı savaş tazminatı ile ilgili bir işlem değildir. Göçmenlerin taşınması, nüfus dengesiyle ilgili stratejik bir karar olarak değerlendirilmektedir.
  • B şıkkı: Ekonomiyi canlandırmak. Ekonomik nedenler elbette önemli olmakla birlikte, bu seçenek göçmen taşıma amacını açıklamakta yetersiz kalır. Ekonomik canlanma, göçmenlerin getirilmesiyle dolaylı olarak etkilenebilecek bir sonuçtur ancak esas hedef nüfus yapısını değiştirmektir.
  • C şıkkı: Halkın güvenliğini sağlamak. Halkın güvenliği önemli bir konu olmakla birlikte, işgal altındaki İzmir’de bu amaç öncelik taşımamaktadır. Göçmen taşıma işlemi, güvenlikten ziyade demografik yapıyı değiştirme amacını taşımaktadır.
  • D şıkkı: İzmir’de çoğunluğu sağlamak. Doğru cevap olan bu seçenek, Yunanlıların Rum göçmenlerini getirerek İzmir’de nüfusun çoğunluğunu oluşturmayı hedeflediğini açıkça ortaya koymaktadır. Böylece, işgal altındaki şehirdeki etnik yapı değiştirilmeye çalışılmıştır.

Sonuç olarak, Yunanlıların Rum göçmenlerini taşımalarının temel amacı, İzmir’deki demografik yapıyı değiştirerek çoğunluğu sağlamaktır. Bu strateji, işgal altındaki bir şehirde kontrolü ele geçirmek ve ulusal kimlik ile yerel direnci zayıflatmak için uygulanan tipik bir nüfus değiştirme politikasıdır. Öğrenciler, bu tür tarihi olaylarda, politik ve stratejik hamlelerin ardındaki gerçek amacı kavrayabilmek için hem olayın gelişimini hem de uygulanan yöntemleri detaylı şekilde analiz etmelidir. Bu yaklaşım, hem tarih bilgisini pekiştirmeye hem de eleştirel düşünme yeteneğini geliştirmeye yönelik önemli bir adımdır.

5 “Memleketimizi gerçek hedefe ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletin geleceğini yoğuran irfan ordusu.

Mustafa Kemal’in, bu sözüyle;

I. Askerî güç,
II. Eğitim,
III. Siyaset


unsurlarından hangilerine önem verdiği söylenebilir?
  • Yalnız I
  • I ve II
  • II ve III
  • I, II ve III

5. Sorunun Çözümü

Bu soruda Mustafa Kemal’in, memleketin gerçek hedefe ulaşabilmesi için ihtiyaç duyulan iki orduya vurgu yaptığı ifadesi analiz edilmiştir. Sözü, asker ordusu ve irfan ordusu olarak iki temel unsuru öne çıkarmaktadır. Burada asker ordusu, vatanın güvenliği ve savunması için hayati önem taşırken, irfan ordusu ise milletin geleceğini inşa eden, eğitim ve kültür alanındaki gelişimi simgelemektedir.

Şıkları detaylı şekilde değerlendirelim:

  • A şıkkı: Yalnız I. Bu seçenek, yalnızca asker ordusunun önemini vurgulamaktadır. Ancak Mustafa Kemal’in ifadesinde, eğitim ve kültürün simgesi olan irfan ordusu da bulunmakta ve milletin geleceğini yoğuran unsurlar arasında sayılmaktadır. Bu nedenle bu seçenek yetersiz kalmaktadır.
  • B şıkkı: I ve II. Doğru cevap olarak, bu şık asker ordusunun yanı sıra irfan ordusunun da önemsendiğini göstermektedir. Mustafa Kemal’in sözlerinde, vatanın hayatını kurtaran unsurlar ve milletin geleceğini yoğuran eğitim unsurları açıkça belirtilmektedir. Dolayısıyla bu seçenek, ifadenin tüm boyutlarını kapsamaktadır.
  • C şıkkı: II ve III. Bu seçenek, eğitim ile siyaset unsurlarını ön plana çıkarmaktadır. Ancak verilen sözde siyaset unsuru yer almamakta, yalnızca asker ordusu ve irfan ordusuna vurgu yapılmaktadır. Bu yüzden seçenek doğru değildir.
  • D şıkkı: I, II ve III. Bu seçenek, asker ordusu, irfan ordusu yanında siyaset unsurunu da ekleyerek ifadenin ötesinde bir yorum yapmaktadır. Ancak Mustafa Kemal’in sözlerinde siyaset unsuru geçmediğinden, bu seçenek de uygun bulunmamaktadır.

Sonuç olarak, Mustafa Kemal’in ifadesinde asker ordusu ile irfan ordusundan bahsedilerek, vatanın korunması ve milletin geleceğinin inşa edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Öğrenciler, bu tür ifadelerde hangi unsurların öne çıkarıldığını dikkatle analiz etmeli ve diğer seçeneklerin neden metindeki ifadeleri tam olarak karşılamadığını sorgulamalıdır. Bu şekilde, tarihsel ve ideolojik ifadeleri değerlendirirken eleştirel düşünme becerilerini geliştirmeleri mümkün olacaktır.

6 Sakarya Savaşı, sadece cephede değil cephe gerisinde de bütün şiddetiyle devam ediyordu. Ankara’da bütün imkânlar seferber edilmiş, herkes vatan için yollara düşmüştü. Kadınından erkeğine, yaşlısından gencine herkes bu savaşın içindeydi.

Bu metinden hareketle Sakarya Savaşı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

  • Vatanseverlik duygusu ön plana çıkmıştır.
  • Sadece ordu değil millet de savaşmıştır.
  • Topyekûn mücadele edilmiştir.
  • Millî Mücadele sona ermiştir.

6. Sorunun Çözümü

Bu soruda, Sakarya Savaşı‘nın yalnızca cephede değil, cephe gerisinde de tüm toplumun katılımıyla yürütülen kapsamlı bir mücadele olduğunu ifade eden metin analiz edilmiştir. Metinde, Ankara’da tüm imkanların seferber edildiği ve her kesimin, yani kadın, erkek, yaşlı ve genç, bu savaşın içinde yer aldığı belirtilmektedir. Bu durum, savaşın sadece askeri bir muharebe olmadığını, aynı zamanda toplumun tüm bileşenlerinin dahil olduğu geniş çaplı bir ulusal mücadele olduğunu göstermektedir.

Şıkları adım adım değerlendirelim:

  • A şıkkı: Vatanseverlik duygusu ön plana çıkmıştır. Bu ifade, metindeki herkesin vatan için yollara düşmesi ve toplumun her kesiminin mücadeleye katılması nedeniyle doğrudur. Vatan sevgisi, toplumun birlikteliğini ve dayanışmasını ortaya koymaktadır.
  • B şıkkı: Sadece ordu değil millet de savaşmıştır. Metinde, cephe gerisinde de tüm halkın seferber edildiği belirtilmiş olup, bu seçenek doğru bir yorumu yansıtmaktadır.
  • C şıkkı: Topyekûn mücadele edilmiştir. Hem cephede hem de cephe gerisinde yürütülen mücadele, toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla gerçekleşen bu savaşın bütüncül bir mücadele olduğunu gösterir. Bu yüzden bu seçenek de metinle uyumludur.
  • D şıkkı: Millî Mücadele sona ermiştir. Bu seçenek ise metindeki ifadelerle çelişmektedir. Çünkü metinde, Sakarya Savaşı’nın tüm şiddetiyle devam ettiği, toplumun her kesiminin mücadeleye katıldığı ve savaşın tüm alanlarda sürdüğü vurgulanmaktadır. Millî Mücadele’nin sona erdiği iddiası, savaşın hala sürmekte olduğu gerçeğini göz ardı etmektedir.

Sonuç olarak, metinde vurgulanan tüm unsurlar, ulusun her kesiminin savaşta aktif olarak yer aldığı ve mücadeleye devam edildiği gerçeğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, “Millî Mücadele sona ermiştir” ifadesi kesinlikle söylenemez. Öğrenciler, tarihi metinleri analiz ederken, hem cephede hem de cephe gerisinde yürütülen faaliyetlerin tümünün bir bütün oluşturduğunu göz önünde bulundurarak, olayların gerçek boyutunu doğru değerlendirmelidirler.

7 “Şimdiye kadar uygulanan eğitim ve öğretim yöntemlerinin, milletimizin gerilemesinde en önemli nedenlerden biri olduğu kanaatindeyim. Onun için bir millî eğitim programından söz ederken eski devirlerdeki hurafelerden, yaradılışımıza hiç de uymayan yabancı fikirlerden, Doğu’dan ve Batı’dan gelen etkilerden tamamen uzak, millî ve tarihî yapımıza uygun bir kültürü kastediyorum. Çünkü millî dehanın gerçek gelişmesi ancak böyle bir kültürle sağlanabilecektir.”

Mustafa Kemal’in 1921’de Maarif Kongresi’nde yaptığı bu konuşmadan aşağıdaki yargılardan hangilerine ulaşılabilir?

I. Geri kalışın nedeni olarak eğitim programlarını göstermiştir.
II. Eğitim programlarında farklı toplumların taklit edilmesine karşı çıkmıştır.
III. Gelişmenin ancak millî kültüre uygun bir eğitim programıyla mümkün olabileceğini düşünmüştür.

  • Yalnız I
  • I ve II
  • II ve III
  • I, II ve III

7. Sorunun Çözümü

Bu soruda, Mustafa Kemal’in 1921’deki Maarif Kongresi’nde yaptığı konuşmada, eğitim ve öğretim yöntemlerinin milli gerilemede önemli rol oynadığını ifade etmesi temel alınmıştır. Konuşmada, eski hurafeler ve yabancı fikirlerden uzak, millî ve tarihî yapımıza uygun bir eğitim modelinin gerekliliği vurgulanmıştır. Bu bağlamda, konuşmada yer alan ifadelerden üç temel yargıya ulaşılabilir.

Şıkları detaylıca değerlendirelim:

  • I. Geri kalışın nedeni olarak eğitim programlarını göstermiştir. Konuşmanın başında, “Şimdiye kadar uygulanan eğitim ve öğretim yöntemlerinin, milletimizin gerilemesinde en önemli nedenlerden biri” olduğu ifadesiyle, mevcut eğitim sisteminin milli gerilemede belirleyici rol oynadığı açıkça ortaya konmuştur. Bu nedenle I numaralı yargı geçerlidir.
  • II. Eğitim programlarında farklı toplumların taklit edilmesine karşı çıkmıştır. Mustafa Kemal, “eski devirlerdeki hurafelerden, yaradılışımıza hiç de uymayan yabancı fikirlerden, Doğu’dan ve Batı’dan gelen etkilerden tamamen uzak” bir kültürden söz ederek, yabancı ve taklit edilen eğitim anlayışlarına eleştirel yaklaşımını ortaya koymuştur. Bu nedenle II numaralı yargı da doğru kabul edilmelidir.
  • III. Gelişmenin ancak millî kültüre uygun bir eğitim programıyla mümkün olabileceğini düşünmüştür. Konuşmanın son kısmında, “millî dehanın gerçek gelişmesi ancak böyle bir kültürle sağlanabilecektir” ifadesiyle, gelişmenin millî kültüre dayalı bir eğitimle mümkün olacağına vurgu yapılmıştır. Bu nedenle III numaralı yargı da metinle uyumludur.

Sonuç olarak, konuşmadan ulaşılan tüm üç yargı da geçerli olup, I, II ve III ifadeleri birbirini tamamlayarak Mustafa Kemal’in eğitimde millîyenin ve yerel değerlerin önemini ne kadar ön plana çıkardığını ortaya koymaktadır. Öğrenciler, bu tür tarihsel metinleri analiz ederken, hem metindeki vurguları hem de kullanılan dilin altında yatan ideolojik ve kültürel mesajları dikkatlice değerlendirerek doğru sonuca ulaşmalıdır. Bu şekilde, hem tarihsel olayların arka planı hem de ideolojik yaklaşımlar hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmaları sağlanacaktır.

8 “Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât; Türk ordusunun(I) (Bir ülkenin silahlı kuvvetlerinin kara birlikleri), Türk subay ve komuta heyetinin(II) (Bir ordunun veya askerî birliğin yönetici kadrosu) yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir kere daha yazdıran muazzam bir eser(III) (Büyük bir emek veya ustalıkla ortaya konmuş sanat, bilim veya mühendislik ürünü) dir…”

Mustafa Kemal’in, Büyük Taarruz’un önemini ifade ettiği bu sözlerinden aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

  • Büyük Taarruz başarıyla neticelendirilmiştir.
  • Yunanlılara karşı büyük bir savunma savaşı verilmiştir.
  • Harekât planı hazırlanırken her detay gözden geçirilmiştir.
  • Türk ordusu daha önce de böyle kahramanlıklar göstermiştir.

8. Sorunun Çözümü

Bu soruda Mustafa Kemal’in Büyük Taarruz’un önemini vurgulayan ifadesi dikkatlice analiz edilmiştir. İfadede, harekâtın her safhasının düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olması, Türk ordusunun, subay ve komuta heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını ortaya koyan muazzam bir eser olarak nitelendirilmiştir. Bu bağlamda, söz konusu ifadeden çıkarılabilecek bazı yargılar net bir şekilde ortaya konulurken, bazıları ise metinde yer almamaktadır.

Şıkları detaylıca değerlendirelim:

  • A şıkkı: Büyük Taarruz başarıyla neticelendirilmiştir. İfade, harekâtın zaferle sonuçlandırılmış olduğunu belirttiğinden, bu şıkkı metinden çıkarılabilir.
  • B şıkkı: Yunanlılara karşı büyük bir savunma savaşı verilmiştir. Metinde, harekâtın planlanışı, yönetimi ve zaferle sonuçlanması vurgulanırken, savunma savaşı verildiğine dair herhangi bir bilgi yer almamaktadır. Büyük Taarruz, saldırı niteliğinde ve kararlı bir taarruz olarak anlatılmaktadır; bu nedenle Yunanlılara karşı savunma savaşı yapıldığına dair bir çıkarım yapılamaz.
  • C şıkkı: Harekât planı hazırlanırken her detay gözden geçirilmiştir. İfadede, “her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş” denilerek planlama aşamasındaki titizlik açıkça ortaya konulmuştur.
  • D şıkkı: Türk ordusu daha önce de böyle kahramanlıklar göstermiştir. Metinde, Türk ordusunun bu seferki harekâtında yüksek kudret ve kahramanlık sergilediği belirtilirken, geçmişteki benzer örneklere gönderme yapılmış olması, bu şıkkın çıkarılabilir olduğu anlamına gelir.

Sonuç olarak, “Yunanlılara karşı büyük bir savunma savaşı verilmiştir” ifadesi, verilen sözden çıkarılamaz. Mustafa Kemal’in vurguladığı hususlar, harekâtın planlanma ve uygulama sürecindeki üstünlüğe, titizliğe ve zaferle sonuçlanmış oluşuna yöneliktir. Bu nedenle, seçenekler arasında metinde yer almayan ve çıkarılamayan yargı B şıkkıdır. Öğrenciler, bu tür sorularda metindeki ifadenin hangi unsurları içerdiğine ve hangi unsurların eklenmediğine dikkat ederek, doğru sonuca ulaşabilirler.

9 Lozan Barış Antlaşması’na göre Ege adalarından Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adaları Türkiye’ye; Limni, Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikerya adaları ise Yunanistan’a bırakılacaktı. Fakat Türkiye antlaşmaya Yunanistan’ın bu adalarda deniz üssü kuramayacağına dair bir madde ekletmiştir.

Türkiye bu maddeyi antlaşmaya ekleterek, aşağıdaki amaçlardan hangilerini hedeflemiştir?

I. Ege Adalarını silahsızlandırmayı
II. Diplomatik ilişkileri geliştirmeyi
III. Sınırlarını güvence altına almayı

  • Yalnız I
  • Yalnız II
  • I ve III
  • I, II ve III

9. Sorunun Çözümü

Bu soruda, Lozan Barış Antlaşması’nda Ege adalarının dağılımı ve Türkiye’nin antlaşmaya eklettiği deniz üssü kurulamaması maddesi incelenmektedir. Anlaşma gereği bazı adalar Türkiye’ye, bazı adalar ise Yunanistan’a bırakılmıştır. Ancak Türkiye, Yunanistan’ın bu adalarda deniz üssü kuramayacağına dair bir madde ekleterek, stratejik güvenlik ve savunma unsurlarını ön plana çıkarmıştır.

İlgili amaçları detaylıca değerlendirelim:

  • I. Ege Adalarını silahsızlandırmayı hedeflemek: Türkiye, antlaşmaya bu maddeyi ekleyerek Ege’deki adaların askeri unsurlar tarafından kullanılmasını engellemek istemiştir. Böylece adaların silahsız kalması, hem bölgedeki askeri gerilimi azaltacak hem de Türkiye’nin savunma stratejisini destekleyecektir.
  • II. Diplomatik ilişkileri geliştirmeyi hedeflemek: Bu madde, doğrudan diplomatik ilişkilerin geliştirilmesi amacı taşımamaktadır. Türkiye’nin asıl gayreti, Yunanistan’ın adaları askeri üs haline getirmesini engelleyerek, bölgedeki stratejik dengeyi korumaktır. Diplomatik ilişkiler bu kapsamda dolaylı sonuçlar doğurabilir; ancak temel hedef diplomatik iş birliği değil, güvenliktir.
  • III. Sınırlarını güvence altına almayı hedeflemek: Adaların askeri unsurlardan uzak tutulması, Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlamada önemli bir rol oynar. Özellikle Ege’deki adaların askeri hale gelmemesi, Türkiye’nin denizden gelecek tehditlere karşı daha kontrollü bir ortam oluşturmasını sağlar.

Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, Türkiye’nin eklettiği maddeyle hedeflediği unsurlar arasında I ve III yer almaktadır. Bu madde sayesinde, adaların silahsızlandırılması ve sınır güvenliğinin sağlanması amaçlanırken, diplomatik ilişkiler ana hedef olarak öne çıkmamaktadır. Dolayısıyla, doğru cevap “I ve III” olarak belirlenmiştir.

Öğrenciler, bu tür sorularda antlaşma maddelerinin arkasındaki stratejik düşünceyi kavrayarak, verilen seçeneklerin hangi amaçlara yönelik olduğunu detaylıca analiz etmelidir. Böylece tarihsel belgelerde yer alan maddelerin, ulusal güvenlik ve stratejik çıkarlar açısından nasıl yorumlanması gerektiğini daha iyi anlayacaklardır.

10 1935 Milletvekili Seçimlerinde vatandaşlar oy kullanırken çekilmiş aşağıdaki fotoğraf incelendiğinde,

1935 Milletvekili Seçimlerinde vatandaşların oy kullanma görüntüsü

Cumhuriyetin ilk yılları için aşağıdaki yargılardan hangilerine ulaşılamaz?

I. Türk kadınına seçme hakkının verildiği
II. Ülke yönetiminde halkın söz sahibi olduğu
III. Tek dereceli seçim sisteminin uygulandığı

  • Yalnız I
  • Yalnız III
  • I ve II
  • II ve III

10. Sorunun Çözümü

Bu soruda, 1935 Milletvekili Seçimlerinde vatandaşların oy kullanırken çekilmiş fotoğrafı üzerinden Cumhuriyetin ilk yıllarıyla ilgili üç temel yargı değerlendirilmiştir. Fotoğraf, seçime katılan vatandaşların görüntülerini içermekte olup, o dönemin demokrasiye dair bazı önemli unsurlarını gözler önüne sermektedir.

Şıkları detaylı şekilde inceleyelim:

  • I. Türk kadınına seçme hakkının verildiği: Fotoğrafta, kadın vatandaşların oy kullandığına dair açık izler bulunmaktadır. Bu durum, 1935 seçimlerinin kadınlara seçme hakkı tanıyan Cumhuriyet dönemi uygulamalarının bir göstergesidir. Dolayısıyla bu yargı, fotoğraf üzerinden çıkarılabilir.
  • II. Ülke yönetiminde halkın söz sahibi olduğu: Seçim, halkın doğrudan oy kullanması ile yönetimde söz sahibi olma ilkesini yansıtmaktadır. Vatandaşların oy kullanma eylemi, demokrasinin temel taşlarından biri olarak halkın yönetime katılımını simgeler. Bu yüzden bu yargı da fotoğraf ile desteklenebilmektedir.
  • III. Tek dereceli seçim sisteminin uygulandığı: Fotoğrafta, oy kullanma eylemi ve seçimin demokratik yapısı gözlemlense de, seçim sisteminin dereceli veya tek dereceli olup olmadığını gösteren somut bir veri bulunmamaktadır. Seçim sisteminin detayları, kullanılan oy pusulası, sandık düzeni gibi unsurlar fotoğraf üzerinden net olarak yorumlanamaz.

Bu değerlendirmeler ışığında, Fotoğraftan yalnızca III numaralı yargıya ulaşılamaz sonucuna varılır. Çünkü; Türk kadınına seçme hakkının verilmiş olması ve halkın yönetimde etkin rol alması fotoğraftan çıkarılabilirken, seçim sisteminin türü ile ilgili bilgi, görselden tespit edilemez. Bu sebeple doğru cevap, yalnız III yargısının fotoğraf üzerinden yorumlanamayacağı yönündedir.

Öğrenciler bu tür soruları çözerken, görsel materyallerde yer alan detayların hangi konuları desteklediğini ve hangi konularda yetersiz kaldığını dikkatle analiz etmelidir. Böylece, görsel veriler üzerinden tarihsel ve demokratik yapıların yorumlanması konusunda daha sağlam ve eleştirel düşünme becerileri geliştirilebilir.

11 Aşağıda Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Yaban” adlı eserinden alınan bazı bölümler verilmiştir:

“… Onlara İstanbul’un dört devletin askerî işgali altında olduğunu, İzmir’in ta Bursa’ya kadar Yunanlılar tarafından istila edildiğini, Adana’dan Fransızların henüz el çekmediğini, Urfa’da, Antep’te kanlı olayların cereyan etmekte olduğunu haber veriyor, her birinin yüzüne ayrı ayrı bakıyordum.

… İstanbul’da ne padişahın ne devletin ne hükûmetin itibarı kaldı. Yüzbaşı rütbesinde yabancı subaylar, sadrazamlara emir veriyor, padişaha filan adamı filan yere tayin et diye akıl veriyor. Memleketin büyüklerini, akıllı adamlarını Malta Adası’na sürdüler. Kimseye göz açtırmıyor, söz söyletmiyorlar…”

Yukarıdaki metinden hareketle aşağıdaki yargılardan hangilerine ulaşılabilir?

I. Yunanlılar ve Fransızlar Anadolu’da işgal faaliyetlerinde bulunmuştur.
II. Toplumdaki aydın insanlar İtilaf Devletleri tarafından baskıya maruz kalmıştır.
III. Osmanlı Devleti’nin otoritesi sarsılmıştır.

  • Yalnız I
  • Yalnız II
  • II ve III
  • I, II ve III

11. Sorunun Çözümü

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Yaban” adlı eserinden alınan metinler, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yaşanan kaos, işgal faaliyetleri ve otoritenin zayıflamasını gözler önüne sermektedir. Metinde, İstanbul’un dört devletin askerî işgali altında olması, İzmir’in Yunanlılar tarafından istila edilmesi, Adana’dan Fransızların henüz el çekmemesi gibi ifadeler yer alarak, ülke genelinde dış güçlerin müdahalesinin açıkça vurgulandığı görülmektedir.

Şıkları adım adım değerlendirelim:

  • I. Yunanlılar ve Fransızlar Anadolu’da işgal faaliyetlerinde bulunmuştur. Metinde, İstanbul, İzmir ve Adana örnekleriyle bu işgal faaliyetlerinin somut delilleri sunulmuştur. Dolayısıyla, bu yargı doğrudur.
  • II. Toplumdaki aydın insanlar İtilaf Devletleri tarafından baskıya maruz kalmıştır. “Memleketin büyüklerini, akıllı adamlarını Malta Adası’na sürdüler” ifadesi, aydın ve önemli şahsiyetlere yönelik baskı ve dışlanmayı ortaya koymaktadır. Bu nedenle, bu yargı da metinden çıkarılabilir.
  • III. Osmanlı Devleti’nin otoritesi sarsılmıştır. “İstanbul’da ne padişahın ne devletin ne hükûmetin itibarı kaldı” şeklindeki ifade, devlet otoritesinin tamamen çöktüğünü ve otoritenin sarsıldığını göstermektedir.

Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, metinden hem I, hem II hem de III numaralı yargılara ulaşılabilir. Bu nedenle, doğru cevap “I, II ve III” olarak belirlenmiştir. Öğrenciler, bu tür metinlerde yer alan ifadelerin alt metinlerini analiz ederek, tarihsel bağlamda hangi yargılara ulaşılabileceğini adım adım değerlendirmelidir. Böylece, hem metindeki detayları doğru yorumlar hem de eleştirel düşünme becerilerini geliştirirler.

12 Aşağıda İsmet Bey’in Doğu Cephesi’nde kazanılan zaferden sonra Kâzım Karabekir Paşa’ya yazdığı mektuba yer verilmiştir:

“Sevgili Kardeşim! Şark Harekâtı bizi ve davamızı ihya etti. O kadar sıkılmış idik, o kadar daralmış idik ki nefes alacak bir korunağa ihtiyacımız vardı. Allah’ın yardımıyla bunu büyük bir zaferle sen başardın. Sen, milletimize daha büyük hizmetler edeceksin. Allah seni milletimize bağışlasın.”

Bu mektuba göre aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?

  • Kazanılan zafer ile Milli Mücadele tamamlanmıştır.
  • Kâzım Karabekir Paşa’nın askerî rütbesi yükselmiştir.
  • Doğu’daki zafer kurtuluş mücadelesine umut olmuştur.
  • Elde edilen başarının sonucunda Yunanlılar geri çekilmiştir.

12. Sorunun Çözümü

Bu soruda, İsmet Bey’in Kâzım Karabekir Paşa’ya yazdığı mektupta, Doğu Cephesi’nde kazanılan zaferin, Mücadele’ye yeni bir soluk, bir umut kaynağı olarak yansıtıldığı görülmektedir. Mektupta, “Şark Harekâtı bizi ve davamızı ihya etti. O kadar sıkılmış idik, o kadar daralmış idik ki nefes alacak bir korunağa ihtiyacımız vardı.” ifadesi, zaferin yalnızca askeri bir başarı değil, aynı zamanda moral ve motivasyon açısından da kritik bir önem taşıdığını göstermektedir.

Şıkları adım adım değerlendirelim:

  • A şıkkı: “Kazanılan zafer ile Milli Mücadele tamamlanmıştır.” ifadesi, mektupta bahsedilen zaferin Mücadele’ye can ve umut getirdiği düşüncesiyle çelişmektedir. Zaferin, mücadeleyi sonlandırmak yerine ona yeni bir ivme kazandırdığı anlatılmaktadır.
  • B şıkkı: “Kâzım Karabekir Paşa’nın askerî rütbesi yükselmiştir.” ifadesi, mektubun asıl odak noktasını oluşturan zaferin moral ve umut verici etkisini yansıtmamaktadır. Mektupta rütbe yükselmesiyle ilgili bir vurgu bulunmamaktadır.
  • C şıkkı: “Doğu’daki zafer kurtuluş mücadelesine umut olmuştur.” ifadesi, mektubun içeriğiyle doğrudan örtüşmektedir. İsmet Bey, zaferin yorgun düşen mücadelenin canlanmasında önemli bir rol oynadığını, mücadeleye taze bir nefes kattığını vurgulamaktadır.
  • D şıkkı: “Elde edilen başarının sonucunda Yunanlılar geri çekilmiştir.” ifadesi, mektupta bahsedilen duygusal ve manevi kazanımın ötesinde, askeri stratejiyle ilgili bir bilgi vermemektedir. Dolayısıyla bu çıkarım metinden desteklenmemektedir.

Sonuç olarak, mektuptan en net şekilde çıkarılabilecek yargı, Doğu Cephesi’nde kazanılan zaferin mücadeleye umut olma işlevini yerine getirdiğidir. Bu durum, yazarın zaferin, moral ve motivasyon açısından ne kadar değerli olduğunu vurgulamak amacıyla kullanılmıştır. Öğrenciler, bu tür metinlerde, zaferin askeri başarının ötesinde, toplumsal ve manevi yönlerini de değerlendirmeleri gerektiğini unutmamalıdır. Böylece, tarihsel belgelerde yer alan ifadelerin alt metinlerini analiz ederek, metnin asıl vermek istediği mesajı doğru bir şekilde yorumlayabilirler.

13 Aşağıda “İstiklal Yolu” Yeniden Canlanıyor başlıklı bir gazete haberine yer verilmiştir:

İstiklal Yolu Yeniden Canlanıyor

12-16 Haziran 2019 tarihleri arasında “İstiklal Yolu Yürüyüşü” etkinliğinin 11.si gerçekleştirildi. Yürüyüş öncesi yapılan konuşmada vatandaşlara şu bilgiler verildi:

“İstiklal Yolu, milli mücadele yıllarında gemilerle İstanbul ve Rusya’dan İnebolu’ya gelen cephanenin, kağnılarla Ankara’ya ulaştırıldığı yoldur. 340 km’lik bu yolda karınca ordusu gibi çalışan vatanseverlerin yüzde doksanını kadınlarımız oluşturmuştur. Tekalif-i Milliye Emirleri’nin yayınlanmasının ardından daha da hareketlenen yolun önemini Mustafa Kemal şu sözleriyle anlatmaktadır:

“Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’da, kulağım İnebolu’da.”

Yukarıda verilen gazete haberinden hareketle aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

  • Halk birlik ve beraberlik içinde hareket etmiştir.
  • İstanbul Hükümeti ile Türk halkı güç birliği yapmıştır.
  • Türk kadını cephe gerisinde önemli işler başarmıştır.
  • Cephe gerisindeki çalışmalar, cephedeki kadar önemli görülmüştür.

13. Sorunun Çözümü

Bu soruda, “İstiklal Yolu Yeniden Canlanıyor” başlıklı gazete haberinde, milli mücadele döneminde önemli rol oynayan İstiklal Yolu’nun, halkın ve özellikle kadınların çalışma gücünü nasıl ortaya koyduğunu anlatan ifadeler yer almaktadır. Haber metninde, İstiklal Yolu’nun cephanenin İstanbul ve Rusya’dan İnebolu’ya, kağnılarla da Ankara’ya taşındığı, 340 km’lik bu yolda karınca ordusu gibi çalışan vatanseverlerin yüzde doksanını kadınlarımızın oluşturduğu belirtilmiştir. Ayrıca, Tekalif-i Milliye Emirleri’nin etkisiyle yolun hareketlendiği ve Mustafa Kemal’in “Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’da, kulağım İnebolu’da” sözüyle bu durumun önemi vurgulanmıştır.

Şıkları adım adım inceleyelim:

  • A şıkkı: “Halk birlik ve beraberlik içinde hareket etmiştir.” Haber metninde, halkın ortak bir gayretle, örgütlü bir şekilde hareket ettiği izlenimi net olarak verilmiştir. Bu nedenle bu yargı metinden çıkarılabilir.
  • B şıkkı: “İstanbul Hükümeti ile Türk halkı güç birliği yapmıştır.” Metinde, milli mücadele ruhunu ve halkın birlikteliğini ortaya koyan unsurlar vurgulansa da, İstanbul Hükümetine dair herhangi bir işbirliği veya güç birliği ifadesi bulunmamaktadır. İstanbul Hükümeti, o dönem farklı siyasi konumda yer almış olup, bu haberin içeriğinde yer alan bir unsur değildir. Bu nedenle bu yargı söylenemez.
  • C şıkkı: “Türk kadını cephe gerisinde önemli işler başarmıştır.” Metinde, İstiklal Yolu üzerinde yürütülen faaliyetlerde kadınların %90 oranında yer aldığı belirtilerek, onların cephe gerisinde ne denli önemli roller üstlendiği ifade edilmiştir. Bu yargı da metinle uyumludur.
  • D şıkkı: “Cephe gerisindeki çalışmalar, cephedeki kadar önemli görülmüştür.” Haberde, milli mücadele sürecinde cephe gerisindeki etkinliklere ve desteğe verilen önem vurgulanmıştır. Bu nedenle, bu yargı da metinden çıkarılabilir.

Sonuç olarak, haber metninden İstanbul Hükümeti ile Türk halkı güç birliği yapmıştır ifadesine ulaşılamaz. Dolayısıyla, doğru cevap B şıkkıdır. Öğrenciler, metinlerde yer alan bilgileri dikkatle değerlendirerek, hangi unsurların yer aldığını ve hangilerinin yer almadığını belirlemelidir. Bu analiz, tarihsel belgelerin ve haberlerin eleştirel okunması konusunda önemli bir beceridir.

14 Aşağıda, halk tarafından kendilerine “Onikiler” adı verilen bir grup vatanseverin Fransız işgal komutanına gönderdiği uyarı mektubundan bir bölüm verilmiştir:

“…Biz Onikiler; şehirli ve köylü, Türk ve Kürt, yerleşik ve göçebe bütün Urfa halkının hislerine tercümanız. Bizi esir alamazsınız. Alsanız bile bu mücadeleyi durduramazsınız…”

Bu metne göre aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

  • Düzenli orduya katılım sağlanacağına
  • Onikiler’in Batı illerinden destek aldığına
  • Millî Mücadele’nin başarıya ulaşacağına
  • Onikiler’in Urfa halkını temsil ettiğine

14. Sorunun Çözümü

Bu soruda, “Onikiler” adı verilen vatansever grubun, Fransız işgal komutanına gönderdiği uyarı mektubundaki ifadeler dikkatlice incelenmiştir. Mektupta, “Biz Onikiler; şehirli ve köylü, Türk ve Kürt, yerleşik ve göçebe bütün Urfa halkının hislerine tercümanız.” ifadesi yer almaktadır. Bu cümlede, Onikiler kendilerini Urfa halkının genelini temsil eden, onların duygularını ve isteklerini yansıtan bir araç olarak tanımlamaktadır. Bu durum, grubun sadece belirli bir kesime değil, tüm Urfa toplumuna hitap ettiğini göstermektedir.

Şıkları detaylıca değerlendirelim:

  • A şıkkı: “Düzenli orduya katılım sağlanacağına” ifadesi mektupta yer almamakta; asıl vurgu halkın temsil edilmesi üzerinedir.
  • B şıkkı: “Onikiler’in Batı illerinden destek aldığına” dair herhangi bir bilgi mektupta bulunmamaktadır.
  • C şıkkı: “Millî Mücadele’nin başarıya ulaşacağına” yönelik bir yorum, metnin ana mesajı ile doğrudan ilişkili değildir.
  • D şıkkı: “Onikiler’in Urfa halkını temsil ettiğine” ifadesi, metinde açıkça dile getirilmektedir. Onikiler, farklı kesimlerden oluşan Urfa halkının ortak sesini yansıtmakta ve bu nedenle onların temsilcisi olarak konumlandırılmaktadır.

Sonuç olarak, mektuptan en net şekilde çıkarılabilecek yargı, Onikiler’in Urfa halkını temsil ettiğidir. Bu yorum, grubun kendisini farklı sosyal ve etnik kesimlerden oluşan geniş bir kitleye hitap eden bir temsilci olarak tanımlamasıyla desteklenmektedir. Öğrenciler, metinleri analiz ederken kullanılan dil ve vurguları dikkatle inceleyerek, hangi bilgilerin somut olarak verildiğini ve hangi çıkarımların yapılabileceğini belirlemelidirler.

15 Sakarya Savaşı’ndan önce Türk ordusu, Kütahya-Eskişehir Savaşları’ndaki kayıp sayısını azaltmak, ihtiyaçlarını gidermek, zaman kazanmak ve savunma için daha elverişli koşullar sağlamak üzere, Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmiştir.

Buna göre aşağıdaki haritalardan hangisi Sakarya Savaşı’ndan önce Türk ve Yunan ordusunun durumunu göstermektedir?

  • Şık A - Harita
  • Şık B - Harita
  • Şık C - Harita
  • Şık D - Harita

15. Sorunun Çözümü

Bu soruda, Sakarya Savaşı öncesinde Türk ordusunun savunma stratejileri çerçevesinde nerelere çekildiğini anlamamız istenmektedir. Soruda verilen metinde, Türk ordusunun Kütahya-Eskişehir Savaşları’ndaki kayıpları azaltmak, ihtiyaçlarını gidermek, zaman kazanmak ve savunma için daha elverişli koşullar sağlamak amacıyla Sakarya Nehri’nin doğusuna çekildiği belirtilmiştir. Bu stratejik çekilme, ordunun yeni konumda yeniden toparlanması ve savunma hattını güçlendirmesi için kritik bir öneme sahiptir.

Şıklardaki haritalar incelendiğinde:

  • A Şıkkı: Haritada, Türk ordusunun ve Yunan ordusunun yerleşimleri, Sakarya Savaşı sonrası düzenlemeleri yansıtacak şekilde gösterilmiş olabilir ancak çekilme öncesi durumu tam olarak ifade etmemektedir.
  • B Şıkkı: Bu haritada, iki ordu arasındaki konum farklılıkları bulunmakla birlikte, Türk ordusunun Sakarya Nehri’nin doğusuna çekildiğini belirten detaylar eksiktir.
  • C Şıkkı: Haritada, Sakarya Savaşı öncesi Türk ordusunun savunma hattını oluşturacak şekilde, Sakarya Nehri’nin doğusunda konumlandığı; Yunan ordusunun ise saldırı unsuru olarak diğer bölgelerde yer aldığı net biçimde gösterilmektedir. Bu durum, metinde belirtilen stratejik çekilme amacını açıkça yansıtmaktadır.
  • D Şıkkı: Bu harita, askeri harekâtın ilerleyen dönemlerine ait bir düzenlemeyi gösteriyor olabilir; ancak Türk ordusunun çekilme stratejisiyle ilgili detayları tam olarak ortaya koymamaktadır.

Yukarıdaki değerlendirmeler doğrultusunda, Sakarya Savaşı’ndan önce Türk ordusunun durumunu ve çekilme stratejisini en doğru şekilde yansıtan harita Şık C‘dir.

Öğrenciler, bu tür sorularda haritaların işaret ettiği askeri stratejileri dikkatlice analiz ederek, hangi detayların metindeki ifadelerle örtüştüğünü belirlemelidir. Böylece, tarihsel ve coğrafi verilerin yorumlanması konusundaki eleştirel düşünme becerilerini geliştirebilirler.

16

I. Durum
I. İnönü Zaferi’nden sonra İtilaf Devletleri Londra’da toplanan barış konferansına TBMM heyeti ile beraber İstanbul Hükümeti’ni de davet ettiler. Ancak konferansta İstanbul Hükümeti adına söz alan Tevfik Paşa “Ben sözü Türk milletinin hakiki temsilcisi olan TBMM delegesine bırakıyorum.” diyerek İtilaf Devletleri’nin Türk tarafını ikiye bölme planlarını sonuçsuz bıraktı.

II. Durum
Lozan’da yapılacak barış görüşmelerine İtilaf Devletleri TBMM ile beraber İstanbul Hükümeti’ni de davet edince TBMM, 1 Kasım 1922’de aldığı kararla saltanatı kaldırdı. Lozan görüşmelerinde de Türk halkını yalnızca TBMM temsil etti. Böylece İtilaf Devletleri’nin Türk tarafını ikiye bölme ve Sevr Antlaşması’nı kısmen de olsa Türklere kabul ettirme planları sonuçsuz kaldı.


Verilen durumlar birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

  • TBMM Misak-ı Millî hedeflerini taviz vermeden gerçekleştirmiştir.
  • Ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik mücadelesi birlikte yürütülmüştür.
  • İtilaf Devletleri farklı zamanlarda benzer politikaları uygulamak istemiştir.
  • TBMM Türk halkının tek temsilcisi olduğunu göstermiştir.

16. Sorunun Çözümü

Verilen iki durum kutusundaki açıklamalarda, TBMM’nin ulusal mücadelenin meşru temsilcisi olarak ön plana çıktığı, İstanbul Hükümeti ile İtilaf Devletleri’nin Türk tarafını bölme çabalarının etkisiz kaldığı görülmektedir. I. Durum‘da, İnönü Zaferi sonrasında Londra’daki barış konferansında Tevfik Paşa’nın, sözün TBMM delegesine bırakılması ifadesi, TBMM’nin Türk milletinin hakiki temsilcisi olarak öne çıkmasını sağlamıştır. II. Durum‘da ise Lozan görüşmelerinde saltanatın kaldırılması kararıyla TBMM, Türk halkını tek temsil eden merci olarak konumlanmıştır.

Bu iki durum birlikte değerlendirildiğinde şu yargılar çıkarılabilir:

  • B: Ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik mücadelesinin birlikte yürütüldüğü, zira TBMM’nin hem diplomatik arenada hem de iç politikada aktif rol alması net olarak görülmektedir.
  • C: İtilaf Devletleri’nin farklı zamanlarda benzer politikaları uygulayarak Türk tarafını ikiye bölme girişiminde bulunduğu, yani hem Londra’da hem de Lozan’da benzer stratejiler izlediği ortaya konmuştur.
  • D: TBMM’nin Türk halkının tek temsilcisi olduğunu göstermesi, her iki durumda da TBMM’nin meşruiyetinin pekiştirilmesiyle ortaya çıkmaktadır.

Ancak A: “TBMM Misak-ı Millî hedeflerini taviz vermeden gerçekleştirmiştir” yargısına ulaşmak mümkün değildir. Çünkü, saltanatı kaldırma kararı gibi bazı uygulamalar, milli hedeflere ulaşmada stratejik dönüşümlere gidilmesinin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Bu durum, hedeflere ulaşılırken belirli tavizlerin verildiği izlenimini oluşturabilir. Dolayısıyla, taviz vermeden ifadesi metinlerden çıkarılamaz.

Sonuç olarak, verilen durumlar birlikte değerlendirildiğinde, TBMM Misak-ı Millî hedeflerini taviz vermeden gerçekleştirmiştir yargısına ulaşılamaz. Bu nedenle doğru cevap A şıkkıdır.

17

Türkiye, Lozan Konferansı’nda birtakım isteklerde bulunmuştur. Bu istekler şunlardır:
  • • Kapitülasyonlar ve Düyun-u Umumiye İdaresi’nin kaldırılması
  • İstanbul’un ve Boğazların boşaltılması
  • Musul ve Kerkük’ün Türkiye’ye bağlanması
  • Yunanistan’ın tazminat ödemesi


Türkiye’nin bu isteklerle aşağıdakilerden hangisini amaçladığı söylenemez?

  • Savaşın neden olduğu ekonomik zararı telafi etmeyi
  • Ekonomik bağımlılığın ortadan kaldırılmasını
  • Toprak bütünlüğünün sağlanmasını
  • Mevcut sınırlarını genişletmeyi

17. Sorunun Çözümü

Lozan Konferansı’nda Türkiye’nin sunduğu istekler, ülkenin ekonomik bağımsızlığını sağlamak, savaşın neden olduğu ekonomik zararı telafi ettirmek ve milli toprak bütünlüğünü korumak amacıyla şekillenmiştir. İstekler arasında; kapitülasyonların ve Düyun-u Umumiye İdaresi’nin kaldırılması, İstanbul’un ve Boğazların boşaltılması, Musul ve Kerkük’ün Türkiye’ye bağlanması ve Yunanistan‘ın tazminat ödemesi yer almaktadır.

Bu çerçevede, seçenekleri adım adım değerlendirelim:

  • A: “Savaşın neden olduğu ekonomik zararı telafi etmeyi” – Yunanistan’dan tazminat istenmesiyle ekonomik zararın telafisi amaçlanmıştır.
  • B: “Ekonomik bağımlılığın ortadan kaldırılmasını” – Kapitülasyonların ve Düyun-u Umumiye İdaresi’nin kaldırılması, ekonomik bağımlılığa son verilmesini hedefler.
  • C: “Toprak bütünlüğünün sağlanmasını” – Musul ve Kerkük’ün Türkiye’ye bağlanması, tarihsel toprak bütünlüğünün sağlanması ve eksik kalan milli sınırların tamamlanması amacı güder.
  • D: “Mevcut sınırlarını genişletmeyi” – Türkiye’nin bu istekleri, mevcut haklı sınırlarını restoratif nitelikte olup, keyfi bir sınır genişlemesi amacı taşımamaktadır. Yani, Türkiye tarihsel olarak sahip olduğu ve hak ettiği toprakları yeniden temin etmeye çalışırken, mevcut sınırlarını genişletmek gibi bir amaç gütmemiştir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin bu isteklerle “Mevcut sınırlarını genişletmeyi” amaçladığı söylenemez. Diğer seçeneklerde belirtilen ekonomik zararların telafisi, bağımlılığın sona erdirilmesi ve toprak bütünlüğünün sağlanması ise açıkça hedeflenmiştir. Bu nedenle doğru cevap D şıkkıdır.

18 Sovyetler Birliği ile TBMM Hükümeti arasında imzalanan Moskova Antlaşması’na göre:

  • Uluslar kendi geleceğine kendisi karar verecektir.
  • Sovyetler Birliği, kapitülasyonların kaldırıldığını kabul edecektir.
  • • Taraflardan birinin tanımadığı uluslararası bir antlaşmayı diğeri de tanımayacaktır.


Buna göre TBMM Hükümeti ile ilgili,

I. Uluslararası diplomaside Sovyetler Birliği ile ortak hareket etmeyi kabul etmiştir.
II. Ekonomik bağımsızlık yolunda önemli bir adım atılmasını sağlamıştır.
III. Sovyetler Birliği’nin iç işlerine karışmamayı taahhüt etmiştir.

Yargılarından hangilerine ulaşılabilir?

  • Yalnız I
  • I ve II
  • II ve III
  • I, II ve III

18. Sorunun Çözümü

Moskova Antlaşması’nın temel maddelerinden biri, ulusların kendi geleceğine kendilerinin karar vereceği prensibidir. Bu, TBMM Hükümeti’nin kendi ulusal iradesini ortaya koyma ve uluslararası diplomaside meşru bir aktör olarak yer alma kararlılığını simgeler. Ayrıca, antlaşmada yer alan diğer bir madde, Sovyetler Birliği’nin kapitülasyonların kaldırıldığını kabul edeceğini öngörür; bu durum, ekonomik bağımsızlık yönünde önemli bir adım olarak değerlendirilir. Son olarak, “Taraflardan birinin tanımadığı uluslararası bir antlaşmayı diğeri de tanımayacaktır” ifadesi, taraflar arasında karşılıklı saygı ve müdahaleden kaçınma ilkesinin benimsendiğini göstermektedir. Bu ilke, her iki tarafın da birbirinin iç işlerine karışmama konusunda taahhütte bulunduğu anlamına gelebilir.

Şimdi verilen yargıları değerlendirelim:

  • I. TBMM Hükümeti, uluslararası diplomaside Sovyetler Birliği ile ortak hareket etmeyi kabul etmiştir. Antlaşma, TBMM’nin Sovyetler Birliği ile kurduğu ilişkiler çerçevesinde, iki ülke arasında iş birliğini ve karşılıklı saygıyı ortaya koymaktadır.
  • II. Ekonomik bağımsızlık yolunda önemli bir adım atılması, kapitülasyonların kaldırılması maddesiyle desteklenmektedir. Bu madde, Türkiye’nin ekonomik bağımlılıktan kurtulması ve ulusal ekonomik politikalarını bağımsız olarak yürütebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
  • III. Sovyetler Birliği’nin iç işlerine karışmamayı taahhüt etmesi, antlaşmanın karşılıklı tanımama prensibiyle yorumlanabilir. Bu durum, iki tarafın da birbirinin iç işlerine müdahale etmeyeceklerine dair dolaylı bir taahhüt olarak değerlendirilebilir.

Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, Moskova Antlaşması’nın hükümleri doğrultusunda TBMM Hükümeti ile ilgili I, II ve III numaralı yargılara ulaşılabilir. Bu nedenle doğru cevap D şıkkıdır.

Öğrenciler, antlaşma maddelerinin içeriğini incelerken, diplomasi, ekonomik bağımsızlık ve müdahale etmeme gibi ilkelere nasıl yer verildiğini anlamalı; bu ilkelere dayanarak, her iki taraf arasında kurulmak istenen karşılıklı saygı ve iş birliğinin önemini kavramalıdır.

19 Osmanlı’nın son dönemlerinde Avrupa devletleri birçok bahane ile devletin iç işlerine müdahale etmişlerdir. TBMM Heyeti, Lozan Barış Antlaşması’nda alınacak kararlarla, yeni kurulan Türk Devleti’nin iç işlerine müdahaleyi engellemeye çalışmıştır.

Lozan Antlaşması’nın aşağıdaki maddelerinden hangisi bu doğrultuda alınan kararlardan biri değildir?

  • Kapitülasyonlar kaldırılacaktır.
  • Düyun-u Umumiye Teşkilatı kaldırılacaktır.
  • Anadolu’daki bütün gayrimüslimler Türk vatandaşı kabul edilecektir.
  • Boğazlar “Uluslararası Boğazlar Komisyonu” tarafından yönetilecektir.

19. Sorunun Çözümü

Osmanlı’nın son dönemlerinde Avrupa devletlerinin iç işlere müdahaleleri, Türk milletinin bağımsızlık ve egemenlik mücadelesi açısından son derece kritik bir konu olmuştur. TBMM Heyeti, Lozan Barış Antlaşması sürecinde, yeni kurulan Türk Devleti’nin iç işlerine dış müdahaleyi engellemek amacıyla önemli kararlar alınmasını savunmuştur. Bu bağlamda, antlaşmada yer alan bazı maddeler, Türkiye’nin bağımsızlık ve iç düzenine müdahaleyi önlemeye yönelik olarak düzenlenmiştir.

Şimdi maddeleri tek tek değerlendirelim:

  • A: “Kapitülasyonlar kaldırılacaktır.” – Bu madde, Osmanlı döneminde Avrupa devletlerine tanınan ekonomik ayrıcalıkları kaldırarak, Türk Devleti’nin ekonomik bağımsızlığını pekiştirmeyi hedefler. Böylece iç işlere müdahale engellenmiş olur.
  • B: “Düyun-u Umumiye Teşkilatı kaldırılacaktır.” – Bu düzenleme de, yabancı devletlerin mali baskılarını ve iç işlere müdahalelerini ortadan kaldırmayı amaçlayan önemli bir karardır.
  • C: “Anadolu’daki bütün gayrimüslimler Türk vatandaşı kabul edilecektir.” – Bu madde, ulusal birlik ve beraberliği sağlamak amacıyla, vatandaşlık esaslarını yeniden düzenleyerek, devletin iç işlerinde bütünlüğü korumayı hedefler.
  • D: “Boğazlar ‘Uluslararası Boğazlar Komisyonu’ tarafından yönetilecektir.” – Bu madde ise, Boğazların uluslararası denetim ve yönetim altında olmasını öngörmekte olup, devletin egemenlik alanına dış müdahale imkânı tanımaktadır. Dolayısıyla, iç işlere müdahaleyi engelleme amacıyla alınan kararlar arasında yer almaz.

Sonuç olarak, Lozan Antlaşması’nın iç işlere müdahaleyi engelleme yönündeki kararları arasında, “Boğazlar ‘Uluslararası Boğazlar Komisyonu’ tarafından yönetilecektir.” maddesi yer almamaktadır. Bu nedenle doğru cevap D şıkkıdır.

Öğrenciler, antlaşma maddelerinin her birinin hangi stratejik hedefe hizmet ettiğini dikkatle inceleyerek, hangi maddelerin Türk Devleti’nin egemenliğini korumaya yönelik olduğunu ve hangisinin bu hedefle çeliştiğini belirlemelidirler.

20 1 Mart 1921 tarihinde Türkiye ile Afganistan arasında imzalanan dostluk antlaşmasına göre:

Türkiye, Afganistan’ın bağımsızlığını tanımış ve taraflar Doğu uluslarının bağımsızlığını onaylamıştır. Ayrıca, taraflardan birine emperyalist güçlerce yapılacak saldırıya karşı ortak tepki verileceği, taraflardan birine düşman olan devletlerle anlaşma imzalanmayacağı ve herhangi bir devletle anlaşma yapmadan önce tarafların birbirlerine bilgi vereceği vurgulanmıştır.



Buna göre aşağıdakilerden hangisi dostluk antlaşmasının hedeflerinden biri değildir?
  • Sömürgeciliğe karşı ortak bir tavır almak
  • İç politikadaki sorunları çözüme kavuşturmak
  • İş birliğine dayalı bir yaklaşım ortaya koymak
  • Taraf devletlerin bağımsızlık mücadelesini desteklemek

20. Sorunun Çözümü

1 Mart 1921 tarihinde Türkiye ile Afganistan arasında imzalanan dostluk antlaşması, iki ülke arasında karşılıklı bağımsızlık tanıma, emperyalist güçlere karşı ortak tepki verme ve Doğu uluslarının bağımsızlığını onaylama gibi prensipleri içermektedir. Bu antlaşma, bölgedeki devletlerin dış müdahalelere karşı birlik olmasını ve bağımsızlık mücadelesinin desteklenmesini hedeflemektedir.

Şimdi, verilen seçenekleri tek tek inceleyelim:

  • A: “Sömürgeciliğe karşı ortak bir tavır almak” – Antlaşma, emperyalist güçlerin müdahalelerine karşı ortak tepki verilmesini öngörmektedir. Bu nedenle sömürgeciliğe karşı ortak tavır almak antlaşmanın hedeflerinden biridir.
  • B: “İç politikadaki sorunları çözüme kavuşturmak” – Antlaşma, iki ülke arasında dış politikaya yönelik iş birliği, bağımsızlık onayı ve emperyalist saldırılara karşı ortak duruş sergilemeyi amaçlamaktadır. İç politika ile ilgili herhangi bir düzenleme veya çözüm öngörülmemektedir. Bu nedenle, bu seçenek antlaşmanın hedeflerinden biri değildir.
  • C: “İş birliğine dayalı bir yaklaşım ortaya koymak” – Taraflar arasındaki anlaşmanın, bilgi paylaşımı ve ortak tepki mekanizmalarını içermesi, iş birliğine dayalı bir yaklaşım ortaya koyduğunu göstermektedir.
  • D: “Taraf devletlerin bağımsızlık mücadelesini desteklemek” – Türkiye’nin Afganistan’ın bağımsızlığını tanıması ve Doğu uluslarının bağımsızlığını onaylaması, taraf devletlerin bağımsızlık mücadelesini desteklemeye yönelik net bir ifadedir.

Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, dostluk antlaşmasının hedeflerinden “İç politikadaki sorunları çözüme kavuşturmak” ifadesi yer almamaktadır. Bu nedenle, doğru cevap B şıkkıdır.

Öğrenciler, antlaşmanın metnini incelerken, hangi maddelerin dış ilişkiler, bağımsızlık ve emperyalist güçlere karşı ortak hareket etme gibi stratejik hedefleri içerdiğini, hangisinin ise devletin iç meselelerine yönelik olduğunu dikkatle analiz etmelidirler.


İşlemler

Geçmiş Sonuçlar

    One Comment

    Bir Yorum Yaz