8. Sınıf İnkilap Tarihi Milli Bir Destan : Ya İstiklal Ya Ölüm 2. Test

1 Maarif Kongresi, 16-21 Temmuz 1921 tarihleri arasında, askeri, siyasi ve ekonomik alanlarda pek çok sorunla baş edilmeye çalışılan bir süreçte toplanmıştır.

Dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Meclis’te yaptığı konuşmada, kongreye katılacak delegeler için iki bin lira bütçe kullanıldığı, üç dört delegenin birlikte seyahat ettiği durumlarda yol giderlerinin karşılandığı, ancak konaklama giderlerine karışılmadığı bilgisini vermiştir.

Buna göre;
I. Eğitim konusuna önem verildiği,
II. Kongrenin zor şartlar altında toplandığı,
III. Kongreye yönelik tasarruf önlemlerinin alındığı

İfadelerinden hangilerine ulaşılabilir?
  • I ve II
  • I ve III
  • II ve III
  • I, II ve III

1. Sorunun Çözümü

Maarif Kongresi, 16-21 Temmuz 1921 tarihleri arasında, askeri, siyasi ve ekonomik alanlarda pek çok zorlukla mücadele edilerek gerçekleştirilmiştir. Dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi (Tanrıöver)’nin Meclis’te yaptığı açıklamada, kongreye katılacak delegeler için iki bin lira bütçe kullanıldığı, üç dört delegenin birlikte seyahat ettiği durumlarda yol giderlerinin karşılandığı ancak konaklama giderlerine müdahale edilmediği ifade edilmiştir.

Bu bilgiler ışığında, aşağıdaki yargılar değerlendirilebilir:

  • I. Eğitim konusuna önem verildiği: Kongre, eğitim alanındaki sorunlara çözüm üretmek ve gelişmeyi sağlamak amacıyla toplanmıştır. Bu, kongrenin temel amaçlarından biri olup, eğitim konusuna verilen önemi göstermektedir.
  • II. Kongrenin zor şartlar altında toplandığı: Belirtilen bütçe kısıtlamaları, ulaşım ve konaklama giderlerine müdahale edilmemesi, kongrenin zorlu mali ve lojistik şartlar altında gerçekleştirildiğini açıkça ortaya koymaktadır.
  • III. Kongreye yönelik tasarruf önlemlerinin alındığı: Delegelerin seyahat giderlerinin karşılanması, ancak konaklama giderlerine müdahale edilmemesi, tasarruf sağlandığını ve kaynakların kısıtlı olduğunun altını çizmektedir.

Yukarıdaki değerlendirmeler göz önüne alındığında, kongreye ilişkin I, II ve III numaralı yargılara ulaşılabilir. Bu nedenle doğru cevap D şıkkıdır.

Öğrenciler, bu tür tarihsel metinlerde verilen bütçe ve lojistik bilgiler üzerinden, o dönemdeki maddi kısıtlamaları, alınan tasarruf önlemlerini ve kongrenin gerçekleştirilme koşullarını dikkatlice analiz ederek doğru sonuçlara ulaşmalıdır.

2 Millî Mücadele Dönemi’nde Antep, Urfa ve Maraş; Fransızlar ve Fransızların silahlandırdığı Ermeniler tarafından işgal edilmiştir. Düzenli bir ordu bulunmadığı için Güney Cephesi’nde Kuvâ-yı Millîye birlikleri işgallere karşı direnmiştir.

Buna göre Güney Cephesi ile ilgili;
I. Bölgesel direniş güçlerinin etkili olduğu,
II. Kuvâ-yı Millîye’nin işgallere son verdiği,
III. Fransızların azınlıklar ile iş birliği yaptığı

Yargılarından hangilerine ulaşılabilir?
  • Yalnız III
  • I ve II
  • I ve III
  • I, II ve III

2. Sorunun Çözümü

Millî Mücadele döneminde Antep, Urfa ve Maraş’ın işgali, Fransızların ve onların silahlandırdığı Ermeniler tarafından gerçekleştirilmiştir. Düzenli bir ordu bulunmaması nedeniyle, Güney Cephesi’nde Kuvâ-yı Millîye birlikleri örgütlü ve bölgesel bir direniş sergilemiştir. Bu bağlamda, bölgedeki yerel direnişin etkin olduğu ve Fransızların bölgedeki bazı azınlık unsurlarıyla iş birliği yaptığı görülmektedir.

Şıkları adım adım değerlendirelim:

  • I. “Bölgesel direniş güçlerinin etkili olduğu” ifadesi, Kuvâ-yı Millîye’nin bölgedeki yerel kuvvetleri organize ederek işgallere karşı direnmesiyle doğrudan örtüşmektedir.
  • II. “Kuvâ-yı Millîye’nin işgallere son verdiği” ifadesi ise, kuvvetlerin direnişiyle işgallere karşı mücadele verdiğini gösterse de, işgalleri tamamen sona erdirdiği anlamına gelmemektedir. Bu nedenle tam anlamıyla doğru çıkarılamaz.
  • III. “Fransızların azınlıklar ile iş birliği yaptığı” ifadesi, Fransızların bölgedeki bazı unsurları, özellikle Ermeni unsurları silahlandırarak destek vermesi şeklinde yorumlanabilir. Bu iş birliği, bölgedeki gücün dengesini etkilemiştir.

Yukarıdaki değerlendirmeler doğrultusunda, Güney Cephesi hakkında I ve III numaralı yargılara ulaşılabilir. Bu nedenle doğru cevap C şıkkıdır.

Öğrenciler, tarihi metinleri ve belgeleri incelerken, bölgesel direnişin ve dış güçlerin iş birliği gibi unsurların ne anlama geldiğini dikkatle analiz etmelidir. Bu yaklaşım, olayların derinlemesine anlaşılmasına ve tarihsel bağlamın doğru yorumlanmasına yardımcı olacaktır.

3 Kütahya-Eskişehir Savaşları’nda mağlup olan Türk ordusu Sakarya Irmağı’nın doğusuna çekilince, Türk ordusunun savaşı kaybedeceği yönünde TBMM’de büyük tartışmalar yaşanmıştır. Bunun üzerine başarıdan emin ve kararlı olan Mustafa Kemal, tüm sorumluluğu ve yetkiyi üzerine almıştır.

Sakarya Meydan Muharebesi öncesi Tekâlif-i Millîye Emirleri yayınlanmıştır. Buna karşılık Türk halkı, maddi ve manevi tüm imkânlarıyla ordusunun yanında yer almıştır.

Buna göre;
I. Tekâlif-i Millîye Emirleri ile ordunun ihtiyaçları halk tarafından karşılanmıştır.
II. Türk halkı millî birlik ve beraberlik anlayışı içinde hareket etmiştir.
III. TBMM’de Millî Mücadele’nin başarıya ulaşıp ulaşmayacağına yönelik farklı görüşler vardır.

Yargılarından hangilerine ulaşılabilir?
  • Yalnız I
  • I ve II
  • II ve III
  • I, II ve III

3. Sorunun Çözümü

Değerli öğrenciler, bu soruda verilen metin incelendiğinde, Türk milletinin Milli Mücadele dönemindeki birlik ve beraberliğinin, aynı zamanda çeşitli görüş ayrılıklarının da ortaya konduğu görülmektedir. Aşağıda, her bir ifadeyi adım adım değerlendirelim:

  • I. Tekâlif-i Millîye Emirleri ile ordunun ihtiyaçları halk tarafından karşılanmıştır.
    Bu ifade, metinde Türk halkının maddi ve manevi tüm imkânlarıyla ordusunun yanında yer almasıyla doğrulanmaktadır. Bu durum, halkın ordunun ihtiyaçlarını karşılamada gösterdiği destekle açıkça ifade edilmiştir.
  • II. Türk halkı millî birlik ve beraberlik anlayışı içinde hareket etmiştir.
    Metinde halkın tüm imkanlarıyla destek verdiği ve birlik ruhu içinde hareket ettiği belirtilerek, bu ifadenin de geçerli olduğu görülmektedir.
  • III. TBMM’de Millî Mücadele’nin başarıya ulaşıp ulaşmayacağına yönelik farklı görüşler vardır.
    Savaşın seyrine dair TBMM’de yaşanan tartışmalar, metinde vurgulanan “büyük tartışmalar” ifadesiyle desteklenmektedir. Bu tartışmalar, farklı görüşlerin mevcut olduğunu göstermektedir.

Yukarıdaki açıklamalara göre, hem I hem II hem de III ifadeleri metindeki bilgileri desteklediğinden, “D” şıkkı yani I, II ve III doğru cevaptır. Diğer şıklar tek tek değerlendirildiğinde, herhangi biri ya da ikisinin yeterli olmadığı anlaşılmaktadır:

  • A şıkkı: Yalnızca I. ifade, halkın desteğini ve ordunun ihtiyaçlarının karşılanmasını belirtirken, birlik ruhu ve TBMM tartışmaları gibi önemli unsurlar göz ardı edilmiştir.
  • B şıkkı: I ve II ifadelerini içermektedir, ancak TBMM’deki farklı görüşlerin varlığı hususu atlanmıştır.
  • C şıkkı: II ve III ifadelerini içerir; fakat ordunun ihtiyaçlarının halk tarafından karşılandığı önemli detay eksik bırakılmıştır.

Sonuç olarak, tüm maddelerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Metindeki her bir ifade, Milli Mücadele dönemindeki toplumsal dayanışma, birlik ve farklı görüşlerin varlığı bağlamında açıklanmış olup, “D” şıkkı en kapsamlı ve doğru olan cevaptır. Bu örnek, tarihsel olayların çok boyutlu değerlendirilmesi gerektiğini ve her bir bilginin bütün resmi oluşturduğunu göstermektedir. Unutmayın, sınavlarda detayları gözden kaçırmadan tüm ifadeleri titizlikle analiz etmek büyük önem taşır.

Başarılar dilerim!

4 İtilaf Devletleri, I. İnönü Savaşı’ndan sonra toplanacak olan Londra Konferansı’na, Osmanlı Hükûmetinin yanında TBMM Hükûmetini de çağırmıştır.

Bu konferansa Osmanlı Hükûmeti adına Tevfik Paşa, TBMM Hükûmeti adına Bekir Sami Bey katılmıştır.

Tevfik Paşa, söz sırası kendisine geldiğinde “Ben sözü Türk milletinin hakiki temsilcisi olan TBMM delegesine bırakıyorum.” diyerek konuşma hakkını Bekir Sami Bey’e devretmiştir.

Tevfik Paşa bu sözü ile İtilaf Devletleri’nin hangi amacını boşa çıkarmıştır?
  • Anadolu topraklarını işgale başlama
  • Türk delegeler arasında ikilik çıkarma
  • Düzenli ordunun kurulmasını engelleme
  • Türk milletini Millî Mücadele’den vazgeçirme

4. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, bu soruda, Tevfik Paşa’nın konuşma sırasında yaptığı devirmenin, İtilaf Devletleri’nin amaçladığı stratejik bölücülük politikası üzerindeki etkisini değerlendireceğiz. İtilaf Devletleri, Osmanlı Hükûmeti ile TBMM Hükûmeti arasında fark yaratarak, Türk delegeleri arasında ikilik oluşturmak ve böylece görüş ayrılığı yaratmak niyetindeydiler. Tevfik Paşa’nın, sözü TBMM delegesine bırakması, işin aslına bakıldığında bu stratejinin etkisiz kalmasına neden olmuştur.

  • A şıkkı: Anadolu topraklarını işgale başlama
    Bu şık, İtilaf Devletleri’nin hedeflerinden biri olmasa da, asıl amaç, askeri ya da coğrafi bir müdahale değil, siyasi temsilde bölücülük yapmaktı. Dolayısıyla bu seçenek doğru değildir.
  • B şıkkı: Türk delegeler arasında ikilik çıkarma
    Doğru cevap olan bu şık, Tevfik Paşa’nın sözünün etkisiyle ortaya çıkan durumu en iyi açıklamaktadır. Çünkü, kendisine ait olan sözü TBMM delegesine devretmesi, iki farklı yönetim arasındaki net sınırları belirsizleştirip, aslında Türk delegeleri arasında bölünmeyi önlemiştir. Böylece İtilaf Devletleri’nin, farklı temsilciler arasında çekişme yaratma girişimi boşa çıkmıştır.
  • C şıkkı: Düzenli ordunun kurulmasını engelleme
    Bu şık, Osmanlı’nın askeri yapısıyla ilgili bir konuyu işaret ederken, sorunun konusu siyasi temsil ve delegeler arası bölünmedir. Dolayısıyla, bu seçenek konuyla örtüşmemektedir.
  • D şıkkı: Türk milletini Millî Mücadele’den vazgeçirme
    Bu seçenek, Türk milletinin genel direnişi ve milli mücadele ruhunu hedef alan bir iddiayı öne sürmektedir. Ancak, Tevfik Paşa’nın devri, delegeler arası çekişmeyi önlemek üzerine odaklanmıştır; bu yüzden milli mücadeleden vazgeçme gibi bir etki yaratmamıştır.

Özetle, Tevfik Paşa’nın yaptığı bu söz devri, iki farklı temsil grubunu birbirinden ayırma çabalarına karşı etkili bir tepki olarak değerlendirilmelidir. İtilaf Devletleri’nin amacı, farklılık yaratıp Türk delegeleri arasında çatlaklar oluşturarak siyasi etkilerini artırmaktı. Ancak, bu devir sayesinde tek ve bütüncül bir temsil sağlanmış; böylece ikilik çıkarma girişimi etkisiz hale gelmiştir. Bu analiz ışığında, doğru cevap “B” şıkkı yani Türk delegeler arasında ikilik çıkarma olarak netleşmektedir.

Sınavlarda detaylı analiz yapmak ve her bir seçeneği titizlikle değerlendirmek, başarılı olmanın anahtarıdır. Başarılar dilerim!

5 16 Mart 1921’de TBMM Hükûmeti ile Sovyetler Birliği arasında imzalanan Moskova Dostluk Antlaşması’na göre:

  • Doğu sınırı büyük ölçüde çizilmiş ve belirlenmiştir.
  • Batum, Misak-ı Millî sınırları içinde olmasına rağmen Gürcistan’a bırakılmıştır.
  • • Taraflar, bu antlaşmadan sonra birbirlerine zarar verecek faaliyetlerde bulunmayacaklarını kararlaştırmıştır.
  • Sovyetler Birliği, kapitülasyonların kaldırıldığını kabul etmiştir.
  • Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusya arasında yapılan bütün antlaşmaların geçersiz olduğu ilan edilmiştir.


Buna göre Moskova Antlaşması ile ilgili;
I. Misak-ı Millî’den taviz verilmiştir.
II. Ekonomik bağımsızlığa katkı sağlanmıştır.
III. Sovyetler Birliği TBMM’nin varlığını tanımıştır.

Yargılarından hangilerine ulaşılabilir?
  • Yalnız I
  • I ve II
  • II ve III
  • I, II ve III

5. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, bu soruda 16 Mart 1921 tarihinde imzalanan Moskova Dostluk Antlaşması‘nın maddeleri ışığında, antlaşmanın hangi yönlerden Türk milletine ve TBMM Hükûmeti’ne katkı sağladığını değerlendireceğiz. Antlaşma, hem misak-ı milli sınırları hem de ekonomik bağımsızlık gibi önemli konularda değişiklikler getirmiştir. Ayrıca, Sovyetler Birliği’nin TBMM Hükûmeti ile yapılan bu antlaşma sonucu, siyasi tanıma konusunda da bir adım attığı gözlemlenmektedir.

  • I. Misak-ı Millî’den taviz verilmiştir.
    Antlaşmada, Batum gibi sınırlar içinde yer alan ancak Misak-ı Millî kapsamında olan bir bölgenin Gürcistan’a bırakılması kararı, net bir şekilde Misak-ı Millî’den taviz verildiğini göstermektedir. Bu durum, ulusal bütünlüğün ve sınırların yeniden değerlendirilmesine işaret eder.
  • II. Ekonomik bağımsızlığa katkı sağlanmıştır.
    Antlaşmanın bir diğer önemli maddesi, kapitülasyonların kaldırıldığının kabul edilmesidir. Bu karar, Osmanlı Devleti’nin ekonomik bağımsızlık mücadelesinde büyük bir adım olup, ekonomik ilişkilerin yeniden yapılandırılmasına zemin hazırlamıştır. Böylece, dış borçlanma ve ekonomik müdahale gibi unsurların etkisi azaltılmıştır.
  • III. Sovyetler Birliği TBMM’nin varlığını tanımıştır.
    Antlaşmanın Sovyetler Birliği ile TBMM Hükûmeti arasında imzalanmış olması, Sovyetler Birliği’nin TBMM’yi resmi bir yönetim olarak tanıdığı anlamına gelmektedir. Bu durum, Türkiye’nin bağımsızlık ve egemenlik mücadelesinde uluslararası arenada bir meşruiyet kazanmasına yardımcı olmuştur.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, her üç yargı da antlaşmanın içeriğine ve uygulanan maddelere uygun olarak değerlendirilmelidir. Misak-ı Millî’den taviz verilmesi, ekonomik bağımsızlığın güçlendirilmesi ve Sovyetler Birliği’nin TBMM Hükûmeti’ni tanıması gibi unsurlar, antlaşmanın kapsamlı etkilerini ortaya koymaktadır. Diğer şıklar tek başına bu yönlerden herhangi birini veya ikisini izole şekilde değerlendirirken, tüm bu maddelerin birlikte ele alınması, antlaşmanın çok yönlü etkisini daha iyi anlamamızı sağlamaktadır.

Sonuç olarak, soruda verilen tüm ifadeler metindeki bilgilere ve antlaşmanın sonuçlarına uygun düşmektedir. Bu sebeple, doğru cevap “D” şıkkı yani I, II ve III‘tür. Her bir ifadenin, antlaşmanın farklı boyutlarını aydınlattığını görmekteyiz; bu da antlaşmanın, hem ulusal sınırlar hem de ekonomik ve siyasi alanda kapsamlı etkileri olduğunu göstermektedir.

Unutmayın, sınavlarda her detayı dikkatlice inceleyip, tüm seçeneklerin arkasındaki mantığı anlamak başarınız için kritik öneme sahiptir. Başarılar dilerim!

6 İkinci İnönü Savaşı sonucunda yaşanan gelişmelerden bazıları şunlardır:

  • İngiltere, tutumunu değiştirmiş ve İtilaf Devletleri savaşta tarafsız olduklarına dair bir bildiri yayımlamıştır.
  • Fransa, TBMM Hükûmeti’ni fiilen tanımış ve temsilcileriyle görüşmeye başlamıştır.
  • • Halkın TBMM Hükûmeti ve ordusuna olan güveni artmış, Millî Mücadele ruhu pekişmiştir.
  • İtalya, Anadolu’dan kademeli olarak çekilmeye başlamıştır.


Bu bilgilerden hareketle;
I. İtilaf Devletleri arasında görüş ayrılıkları yaşanmaya başlamıştır.
II. Yunanistan, barış antlaşması istemek zorunda kalmıştır.
III. TBMM’nin ulusal ve uluslararası saygınlığı artmıştır.

Yargılarından hangilerine ulaşılabilir?
  • Yalnız I
  • Yalnız II
  • I ve III
  • I, II ve III

6. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, İkinci İnönü Savaşı’nın ardından yaşanan gelişmeler, ülkemizin hem iç hem de dış politikasında önemli dönüşümlere işaret etmektedir. Bu gelişmeleri dikkatlice incelediğimizde, bazı sonuçlara ulaşabiliyoruz. Aşağıda, verilen her bir yargıyı detaylı bir şekilde ele alıp, hangi ifadenin neden doğru ya da yanlış olduğunu adım adım açıklayacağım.

  • I. İtilaf Devletleri arasında görüş ayrılıkları yaşanmaya başlamıştır.
    Metinde, İngiltere’nin tutumunun değişmesi ve Fransa’nın TBMM Hükûmeti’ni fiilen tanıması, İtilaf Devletleri arasında stratejik farklılıkların ortaya çıkabileceğine işaret eder. Bu durum, ülkeler arasında belirli görüş ayrılıklarının başlamış olabileceğini gösterir.
  • II. Yunanistan, barış antlaşması istemek zorunda kalmıştır.
    Verilen gelişmeler arasında, Yunanistan’ın barış antlaşması istemesi ile ilgili herhangi bir bilgi yer almamaktadır. Bu nedenle, bu yargı metinde belirtilen olaylar ışığında desteklenmemektedir.
  • III. TBMM’nin ulusal ve uluslararası saygınlığı artmıştır.
    Halkın TBMM Hükûmeti ve ordusuna olan güveninin artması, ulusal mücadele ruhunun pekişmesi ve Fransa’nın TBMM’yi tanıması, TBMM’nin hem ulusal hem de uluslararası arenada saygınlığının arttığının açık göstergesidir.

Yukarıdaki analizlere göre, I. ifadesiyle İtilaf Devletleri arasında ortaya çıkan görüş ayrılıkları ve III. ifadesiyle TBMM’nin saygınlığının artması, gelişmelerle doğrudan ilişkilidir. Ancak, II. numaralı yargı, verilen bilgiler arasında desteklenmemektedir. Dolayısıyla, doğru değerlendirme “C” şıkkı yani I ve III yargılarına ulaşılmasıdır.

Unutmayın, her soruyu analiz ederken, verilen bilgileri detaylı inceleyip, hangi ifadelerin doğrudan desteklendiğine dikkat etmek sınav başarınız için kritik öneme sahiptir. Başarılar dilerim!

7 Millî Mücadele Dönemi’nde Türk kadını, işgallere karşı çeşitli dernekler kurmuş, mitingler düzenlemiş, yardım dernekleri aracılığıyla ordu, göçmenler ve kimsesizler için yardımlar toplamış, cephane imalathanelerinde çalışmış ve kağnı kollarında cepheye erzak ve cephane taşımıştır.

Buna göre Millî Mücadele Dönemi’nde Türk kadınının yapmış olduğu faaliyetler ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
  • Anadolu’daki azınlıkların haklarını savunmuşlardır.
  • Cephe gerisinde faaliyetlerde bulunmuşlardır.
  • Millî bilincin uyandırılması için çalışmışlardır.
  • İşgallere karşı örgütlenmişlerdir.

7. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, Millî Mücadele Dönemi’nde Türk kadını, vatan savunması ve milli mücadelenin her alanında aktif rol almıştır. Kadınlarımız, cephe gerisinde çalışmak, cephane imalathanelerinde emeğini ortaya koymak, yardım dernekleri ve mitinglerle milli bilinci güçlendirmek gibi önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu etkinlikler, ülkenin kurtuluş mücadelesine destek sağlamak adına hem maddi hem manevi boyutta büyük katkılar sunmuştur.

  • B Şıkkı: Cephe gerisinde faaliyetlerde bulunmaları, kadınların işgale karşı örgütlenmelerinin ve destek mekanizmaları kurmalarının en belirgin örneklerinden biridir.
  • C Şıkkı: Millî bilincin uyandırılması için gösterdikleri çaba, dernek kurma, miting düzenleme ve yardımlar toplama faaliyetleriyle net bir şekilde ortaya konmuştur.
  • D Şıkkı: İşgallere karşı örgütlenmeleri, milletin savunması ve direnişi adına atılan kararlı adımlardan biri olarak tarih sahnesinde yer almıştır.

Buna karşın, A Şıkkı: “Anadolu’daki azınlıkların haklarını savunmuşlardır” ifadesi, verilen metinde belirtilen faaliyetler arasında yer almamaktadır. Türk kadınının öne çıkan etkinlikleri, vatanı koruma, örgütlenme, milli bilincin güçlendirilmesi ve yardımların organize edilmesi üzerine odaklanmıştır. Azınlık haklarının savunulması konusu ise farklı politik ve sosyal dinamiklerle ilişkilendirilebilir; bu nedenle, soruda bahsedilen faaliyetler arasında sayılmamaktadır.

Özetle, Millî Mücadele döneminde Türk kadını, ülkenin kurtuluş mücadelesine destek veren, dayanışma ve örgütlenme yönüyle tarihimize altın harflerle yazılan önemli bir rol üstlenmiştir. Ancak, azınlıkların haklarını savunma faaliyetinde bulunmalarıyla ilgili bir bilgi metinde yer almadığından, bu şık diğerlerine göre desteklenmemektedir. Bu sebeple doğru cevap “A” şıkkıdır.

8 Şevket Süreyya Aydemir’in “Tek Adam” adlı eserinde şu ifadeler yer almaktadır:

“Mustafa Kemal, Erzurum Kongresi’ne katılmak üzere Sivas üzerinden Erzurum’a ulaştı. Mustafa Kemal’e padişahın saray başkatipliğinden memuriyetine son verildiği için İstanbul’a dönmesi bildirildi. Mustafa Kemal ise aynı gün görevlerinden ve askerlik görevinden istifa ettiğini bildirdi. Diğer bir deyişle ‘Sine-i millete döndü.’ Mustafa Kemal artık bir sivildir. Bu durumda onun en büyük destekçisi Kâzım (Karabekir) Paşa olur. ‘Emrinizdeyim paşam. Ben, subaylarım, erlerim, kolordum hepimiz emrinizdeyiz.’ diyerek Mustafa Kemal’e bağlılığını bildirir. O an hem Mustafa Kemal’in hem de Millî Mücadele’nin tarihinde kader tayin edici bir andır.”


Bu metne göre aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
  • Kâzım Karabekir, askeri görev ve yetkilerini Mustafa Kemal’e devretmiştir.
  • Yaşanan gelişmeler nedeniyle Erzurum Kongresi toplanamamıştır.
  • Mustafa Kemal’in liderlik özelliği ön plana çıkmıştır.
  • Millî Mücadele süreci Erzurum’da başlamıştır.

8. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, bu soruda, Şevket Süreyya Aydemir’in “Tek Adam” adlı eserinde yer alan metni detaylıca inceleyerek, Mustafa Kemal’in kişiliği ve liderlik özellikleri üzerine odaklanacağız. Metinde, Mustafa Kemal’in Erzurum Kongresi’ne katılmak üzere Sivas üzerinden Erzurum’a ulaşması, askerî ve resmi görevlerinden istifa ederek “Sine-i millete döndü” ifadesiyle kendisini sivile çevirme kararı, onun liderlik vasıflarını ve milli mücadeleye olan inancını ortaya koymaktadır. Bu dönüşüm, onun sadece askeri bir komutan olarak değil, aynı zamanda halkın temsilcisi ve milli mücadelenin ruhani lideri olarak ortaya çıkmasını simgelemektedir.

  • A Şıkkı: Kâzım Karabekir’in askeri görev ve yetkilerini Mustafa Kemal’e devrettiği iddiası, metinde yer almamaktadır. Karabekir’in desteği, liderlik anlayışına olan inancını ve bağlılığını ifade ederken, askeri görevlerin devri şeklinde yorumlanamaz.
  • B Şıkkı: Erzurum Kongresi’nin toplanamamış olması ifadesi, metindeki gelişmelerle uyumlu değildir. Metin, Mustafa Kemal’in Erzurum’a varışını ve Kongre’nin yapılacağı süreci anlatmaktadır; bu durum, Kongre’nin iptal edildiğine işaret etmez.
  • C Şıkkı: Mustafa Kemal’in liderlik özelliği ön plana çıkmıştır. Doğru cevabı işaret eden bu seçenek, metinde vurgulanan istifa kararı ve Kâzım Karabekir’in kendisine olan bağlılık ifadesiyle desteklenmektedir. Bu durum, onun cesaret ve kararlılık örneği olarak öne çıktığını göstermektedir.
  • D Şıkkı: Millî Mücadele sürecinin Erzurum’da başladığı yorumu, metinde belirtilmemektedir. Mustafa Kemal’in Erzurum’a ulaşması, Kongre sürecinin bir parçasıdır; ancak bu durum, sürecin başlangıcının Erzurum’da olduğu anlamına gelmez.

Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, metinde Mustafa Kemal’in liderlik özellikleri ve onun milli mücadeleye olan katkısı açıkça ön plana çıkmaktadır. Diğer seçenekler metinde yer alan ifadelere dayandırılamayarak, doğru cevabı desteklememektedir. Bu sebeple, doğru cevap “C” şıkkı yani Mustafa Kemal’in liderlik özelliği ön plana çıkmıştır.

Sınavlarda metinlerde verilen ipuçlarını dikkatlice analiz etmek ve her bir seçeneği mantıklı bir şekilde değerlendirmek büyük önem taşır. Başarılar dilerim!

9 16 Mart 1921 tarihinde Sovyet Rusya ile TBMM Hükûmeti arasında imzalanan Moskova Antlaşması’nın hükümlerinden bazıları şunlardır:

  • Sovyet Rusya, Misak-ı Millî’yi tanıyacak ve kapitülasyonlardan vazgeçecektir.
  • • İki ülke arasında ticaretin serbest olması için gerekli tedbirler alınacaktır.
  • Kars, Ardahan ve Artvin TBMM Hükûmeti’ne; Batum Gürcistan’a; Nahcivan Azerbaycan’a bırakılacaktır.


Buna göre aşağıdakilerden hangileri Sovyet Rusya’nın ekonomik çıkarlarından vazgeçtiğini gösterir?
  • Yalnız I
  • I ve II
  • II ve III
  • I, II ve III

9. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, Bu soruda, 16 Mart 1921 tarihinde Sovyet Rusya ile TBMM Hükûmeti arasında imzalanan Moskova Antlaşması’nın hükümleri üzerinden, Sovyet Rusya’nın ekonomik çıkarlarından vazgeçtiğini gösteren maddeyi belirleyeceğiz. Antlaşmada yer alan üç madde arasında, hangi maddenin ekonomik çıkarların terk edilmesine işaret ettiğini detaylı olarak inceleyelim.

  • I.Sovyet Rusya, Misak-ı Millî’yi tanıyacak ve kapitülasyonlardan vazgeçecektir.” ifadesi, ekonomik alanda önemli bir adımı göstermektedir. Kapitülasyonlar, dış ülkelere tanınan ticari ve mali ayrıcalıklardır. Bu ayrıcalıkların kaldırılması, Sovyet Rusya’nın ekonomik çıkarlarına doğrudan etki eden bir fedakârlık anlamına gelmektedir. Bu madde, ekonomik çıkarlarından vazgeçildiğini net olarak ortaya koymaktadır.
  • II.İki ülke arasında ticaretin serbest olması için gerekli tedbirler alınacaktır.” ifadesi ise ticaretin serbestleşmesi yönünde atılan bir adımı ifade etmektedir. Burada ekonomik ilişkilerin kolaylaştırılması amaçlanmış olup, bir ekonomik çıkarın bırakılması ya da vazgeçilmesi anlamı taşımamaktadır.
  • III.Kars, Ardahan ve Artvin TBMM Hükûmeti’ne; Batum Gürcistan’a; Nahcivan Azerbaycan’a bırakılacaktır.” ifadesi ise esasen bölgesel ve toprakla ilgili düzenlemeleri içermektedir. Bu madde, Sovyet Rusya’nın ekonomik çıkarlarıyla doğrudan ilişkilendirilemez.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, ekonomik çıkarların terk edildiğini net biçimde ortaya koyan madde I. ifadesidir. Diğer maddeler, ticari serbestlik ve bölgesel düzenlemeler gibi farklı konulara değinmekte olup, ekonomik fedakârlığı işaret etmemektedir. Bu nedenle, doğru değerlendirme “Yalnız I” seçeneğidir.

Sınavlarda her maddeyi dikkatlice analiz edip, hangi ifadenin istenen ekonomik fedakârlığı yansıttığını belirlemek büyük önem taşır. Başarılar dilerim!

10 Lozan Antlaşması’nın Osmanlı borçları ile ilgili olan hükmü şu şekildedir:

“Osmanlı Devleti’nin gelir kaynaklarını denetim altına alan Düyun-u Umumiye İdaresi kaldırıldı. Osmanlı borçları, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla ortaya çıkan yeni devletler ve Türkiye arasında paylaştırıldı. Borçların altın yerine kâğıt para ve Fransız frangı ile ödenmesi kararlaştırıldı.”


Buna göre aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
  • Ekonomik bağımsızlığa ters düşen kurum kaldırılmıştır.
  • Osmanlı’dan kalan borçlar çözüme kavuşmuştur.
  • Türk lirasının değeri korunmaya çalışılmıştır.
  • Türkiye, dış borç yükünü hafifletmiştir.

10. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, Lozan Antlaşması’nın Osmanlı borçlarına ilişkin hükmü, antlaşmanın önemli maddelerinden birini oluşturmaktadır. Metinde, Düyun-u Umumiye İdaresinin kaldırılarak, Osmanlı borçlarının yeni devletler ve Türkiye arasında paylaştırıldığı; borçların ise altın yerine kâğıt para ve Fransız frangı ile ödenmesinin kararlaştırıldığı ifade edilmiştir. Bu kapsamda, antlaşma ekonomik bağımsızlık, dış borç düzenlemesi ve uluslararası finansal ilişkiler bağlamında önemli adımlar atılmıştır.

  • A Şıkkı: “Ekonomik bağımsızlığa ters düşen kurum kaldırılmıştır.”
    Bu ifade, Düyun-u Umumiye İdaresi’nin kaldırılmasıyla ekonomik bağımsızlık adına olumlu bir adım atıldığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla bu yargı, metinden ulaşılabilir.
  • B Şıkkı: “Osmanlı’dan kalan borçlar çözüme kavuşmuştur.”
    Antlaşmada borçların yeniden paylaştırılması ve ödeme şeklinin belirlenmesi, borç sorununa çözüm getirilmiş olduğu anlamına gelmektedir. Bu madde de metinden çıkarılabilir.
  • C Şıkkı: “Türk lirasının değeri korunmaya çalışılmıştır.”
    Ancak, borçların altın yerine kâğıt para ve Fransız frangı ile ödenmesi kararı, Türk lirasının değeri üzerinde koruyucu bir tedbir alındığına işaret etmez. Bu durumda, metinde Türk lirasının değerinin korunmasına yönelik bir uygulama söz konusu değildir.
  • D Şıkkı: “Türkiye, dış borç yükünü hafifletmiştir.”
    Borçların yeniden düzenlenmesi ve yeni ödeme şekillerinin belirlenmesi, Türkiye’nin dış borç yükünü hafifletme amacı güden önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.

Yukarıdaki analizlerden de anlaşılacağı üzere, Lozan Antlaşması’nın hükmü doğrultusunda A, B ve D şıkları metindeki bilgilere dayalı olarak çıkarılabilirken, C şıkkı, yani Türk lirasının değeri korunmaya çalışılmıştır ifadesi, antlaşmanın uygulanan maddeleri arasında yer almamaktadır. Bu nedenle, soruda ulaşılamayan yargı “C” şıkkıdır.

Unutmayın, sınavlarda her maddeden çıkarılabilecek sonuçları dikkatle inceleyerek hangi yargının desteklenmediğini belirlemek, başarıya ulaşmanız için kritik bir adımdır. Başarılar dilerim!

11 Urfa’da Millî Mücadele’nin önde gelen isimlerinden biri olan Ali Saip Bey, “Kuvayımilliye Kumandanı Namık” imzasıyla Fransızlara şu uyarıda bulunmuştur:

“Asırlardan beri hür ve bağımsız yaşamış bir millet, istila ve esareti kabul edemez. Urfa’daki misafirliğinize daha fazla müsaade etmemize imkân yoktur. Antlaşmaya aykırı işgalinizi şiddetle reddeder, 24 saat içinde Urfa’yı terk ve tahliye etmediğiniz takdirde kesin hareketlere başvurulacağını ve dökülecek kanların sorumluluğunun size ait olacağını üzüntü ile bildiririz. Hristiyan vatandaşlarımızın her türlü hakkı korunacaktır. Urfa’yı boşaltmaya onay verdiğiniz takdirde sınırımızın dışına kadar serbestçe gidebileceğinizi temin ederiz.”


Buna göre Ali Saip Bey ile ilgili aşağıdakilerden hangilerine ulaşılabilir?
I. Gayrimüslim halka güvence vermiştir.
II. Bağımsızlık duygusuyla hareket etmiştir.
III. Gerekirse savaşı göze alacağını vurgulamıştır.
  • I ve II
  • I ve III
  • II ve III
  • I, II ve III

11. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, bu soruda, Urfa’da Millî Mücadele’nin önde gelen isimlerinden Ali Saip Bey’in Fransızlara gönderdiği uyarı mektubunu inceleyerek, onun tutum ve davranışlarıyla ilgili hangi yargılara ulaşılabileceğini adım adım değerlendireceğiz. Mektupta, Ali Saip Bey; hür ve bağımsız yaşam anlayışını, işgale karşı sert uyarıları ve özellikle Hristiyan vatandaşların haklarının korunacağı ifadesiyle, farklı din ve topluluklara yönelik güvence verme çabasını ortaya koymaktadır.

  • I. Gayrimüslim halka güvence vermiştir.
    Mektupta “Hristiyan vatandaşlarımızın her türlü hakkı korunacaktır.” ifadesi yer almaktadır. Bu durum, Ali Saip Bey’in, işgal karşısında yalnızca Müslüman toplumu değil, farklı inançlara sahip vatandaşların da haklarını güvence altına aldığını göstermektedir.
  • II. Bağımsızlık duygusuyla hareket etmiştir.
    “Asırlardan beri hür ve bağımsız yaşamış bir millet” ifadesi, onun ulusal egemenlik ve bağımsızlık konusundaki kararlılığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, Urfa’nın işgali konusunda sabrının kalmadığını ve artık müdahaleye izin verilmeyeceğini belirtmesi, bu duygunun net göstergesidir.
  • III. Gerekirse savaşı göze alacağını vurgulamıştır.
    Mektubun son kısmında yer alan “24 saat içinde Urfa’yı terk etmediğiniz takdirde kesin hareketlere başvurulacağını ve dökülecek kanların sorumluluğunun size ait olacağını” ifadesi, Ali Saip Bey’in kararlılığını ve gerektiğinde askeri güç kullanımından çekinmeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Ali Saip Bey’in mektubu, hem farklı topluluklara yönelik güvence vermesi, hem bağımsızlık duygusuyla hareket etmesi hem de gerektiğinde savaşı göze alacağını belirtmesi bakımından kapsamlı bir duruş sergilediğini göstermektedir. Bu sebeple, verilen yargıların hepsi desteklenmektedir. Dolayısıyla, doğru cevap “D” şıkkı yani I, II ve III‘tür.

Unutmayın, her bir ifadeyi titizlikle incelemek ve metindeki ipuçlarını doğru yorumlamak, sınavlarda başarılı olmanız için kritik öneme sahiptir. Başarılar dilerim!

12 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, Sivas’ta temelleri atılmış olan “Kuvayımilliyeyi etkin ve millî iradeyi hâkim kılmak” ilkesinin anayasal metin haline dönüştürülmesidir. Bunu sağlayan iradenin sahibi TBMM’dir.

Bu bilgide Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
  • Millî egemenlik ilkesini güvence altına aldığına
  • Halkın temsilcileri tarafından yapıldığına
  • Olağanüstü şartlar altında hazırlandığına
  • Millî Mücadele’nin hazırlık döneminden izler taşıdığına

12. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, bu soruda 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun hangi özelliğine değinilmediğini tespit edeceğiz. Verilen bilgilerde, Sivas’ta temelleri atılan ve “Kuvayımilliyeyi etkin ve millî iradeyi hâkim kılmak” ilkesinin anayasal metin haline dönüştürülmesinden bahsedilmiş ve bu süreci sağlayan iradenin sahibi olarak TBMM belirtilmiştir.

  • A Şıkkı: “Millî egemenlik ilkesini güvence altına aldığına” ifadesi, TBMM’nin ulusal iradeyi temsil etmesi ve bu ilkenin anayasal metne yansıtılması ile ilgili olarak dolaylı şekilde aktarılmıştır.
  • B Şıkkı: “Halkın temsilcileri tarafından yapıldığına” ifadesi, TBMM’nin kurulmuş olması ve halkın temsilcilerinin iradesine dayalı olması bakımından öne çıkarılmıştır.
  • C Şıkkı: “Olağanüstü şartlar altında hazırlandığına” ifadesi, verilen bilgilerde yer almamaktadır. Yani, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun olağanüstü şartlar altında hazırlandığına dair herhangi bir vurgu bulunmamaktadır.
  • D Şıkkı: “Millî Mücadele’nin hazırlık döneminden izler taşıdığına” ifadesi, Sivas’ta temellerinin atılmış olmasıyla dolaylı olarak ilişkilendirilebilir.

Yukarıdaki değerlendirmelerden, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile ilgili verilen bilgiler arasında “Olağanüstü şartlar altında hazırlandığına” ifadesinin yer almadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, soruda değinilmeyen özellik “C” şıkkıdır.

Unutmayın, metindeki anahtar ifadeleri dikkatlice inceleyerek hangi bilgilerin verildiğini ve hangilerinin verilmediğini tespit etmek sınavlarda başarıya ulaşmanız için kritik önem taşır. Başarılar dilerim!

13 Mehmet Akif Ersoy, İstiklâl Marşı’nın yazıldığı o günleri şöyle anlatmaktadır:

“– İstiklâl Marşı… O günler, ne samimi ne heyecanlı günlerdi. O şiir, milletin o günkü heyecanının ifadesidir. Binbir facia karşısında bunalan ruhların, ızdıraplar içinde kurtuluş dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin bir hatırasıdır. O şiir, bir daha yazılamaz. Onu kimse yazamaz. Onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir. O, milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur. – Allah, bir daha bu millete İstiklâl Marşı yazdırmasın.”


Buna göre İstiklâl Marşı’nın yazıldığı dönemle ilgili aşağıdaki çıkarımlardan hangisi yapılamaz?
  • Ülkenin işgal altında olduğu
  • Millî Mücadele’nin sona erdiği
  • Türk halkının var olma mücadelesi verdiği
  • Ulusal bağımsızlığın gerçekleştirildiği

13. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, bu soruda Mehmet Akif Ersoy’un İstiklâl Marşı’nın yazıldığı günleri anlatan metnine dayanarak, o döneme ilişkin hangi çıkarımın yapılamayacağını değerlendireceğiz. Metinde, o günlerin ruh hali; samimiyetsizlik, heyecanın yetersizliği, binbir facia karşısında umudun ve kurtuluş bekleyişinin hâkim olduğu vurgulanmaktadır. Bu ifadeler, ülkenin zor zamanlar geçirdiğini, halkın var olma mücadelesi verdiğini ve işgal altında kaldığını açıkça ortaya koymaktadır.

  • A Şıkkı: “Ülkenin işgal altında olduğu” ifadesi, metinde yaşanan facia, ızdırap ve kurtuluş umudunun arayışıyla örtüşmektedir. Dolayısıyla bu çıkarım yapılabilir.
  • B Şıkkı: “Millî Mücadele’nin sona erdiği” ifadesi ise metnin anlattığı ruh haliyle bağdaşmamaktadır. Çünkü şiirin yazıldığı dönem, milletin kurtuluş dakikalarını beklediği, henüz mücadeleye devam edilen zorlu günleri yansıtmaktadır. Bu yüzden bu çıkarım yapılamaz.
  • C Şıkkı: “Türk halkının var olma mücadelesi verdiği” ifadesi, metindeki umutsuzluk ve ızdırap karşısında halkın mücadele ruhunu ortaya koyan unsurlar ile uyum göstermektedir.
  • D Şıkkı: “Ulusal bağımsızlığın gerçekleştirildiği” çıkarımı da metinde vurgulanan acı, bekleyiş ve mücadele ruhuyla örtüşmez. Ancak, seçenekler arasında hangisinin yapılamayacağını sorulduğunda, verilen doğru cevap “B” şıkkıdır.

Yukarıdaki değerlendirmelere göre, Millî Mücadele’nin sona erdiği çıkarımının yapılamayacağı görülmektedir. Çünkü metin, o günlerin milletin zorlu mücadelesinin, acı ve ızdırap dolu bekleyişinin ifadesi olarak sunulmaktadır. Bu nedenle, İstiklâl Marşı’nın yazıldığı dönemle ilgili olarak, “B” şıkkı yani Millî Mücadele’nin sona erdiği çıkarımında bulunulamaz.

Unutmayın, metni dikkatlice analiz etmek ve dönemin ruhunu yansıtan ifadeleri doğru yorumlamak, tarih sorularında başarılı olmanız için çok önemlidir. Başarılar dilerim!

14 Mustafa Kemal Atatürk’ün İstiklâl Marşı hakkındaki sözleri şu şekildedir:

“İstiklâl Marşı bizim inkılabımızı anlatır, inkılabımızın ruhunu anlatır. İstiklâl davamızın anlatılması açısından da büyük manası olan mısralar vardır. Benim en beğendiğim yeri de burasıdır:

Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.


Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar bunlardır. Hürriyet ve istiklâl aşkı bu milletin ruhudur. Bu demektir ki efendiler Türk’ün hürriyetine dokunulamaz.”


Bu sözleri ile Atatürk aşağıdakilerden hangisinin vazgeçilmez olduğunu vurgulamıştır?
  • Eğitim ve öğretimde birliğin
  • Akılcılık ve bilimselliğin
  • Özgürlük ve bağımsızlığın
  • Toplumsal eşitliğin

14. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, Atatürk’ün İstiklâl Marşı hakkındaki sözleri incelendiğinde, bu marşın milli inkılabı, hürriyet ve bağımsızlık gibi temel değerleri yansıttığı görülmektedir. Sözlerinde, “Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal” mısralarıyla, milletimizin özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinin vazgeçilmez olduğunu açıkça dile getirmiştir.

  • A Şıkkı: Eğitim ve öğretimde birliğin ön planda tutulması, Atatürk’ün bu sözlerinde yer almamaktadır.
  • B Şıkkı: Akılcılık ve bilimselliğe vurgu, söz konusu mısralarda ifade edilmemiştir.
  • C Şıkkı: Özgürlük ve bağımsızlık kavramları, Atatürk’ün marş sözleriyle en net biçimde vurguladığı değerlerdir.
  • D Şıkkı: Toplumsal eşitliğe dair bir vurgu bulunmamaktadır.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Atatürk, İstiklâl Marşı aracılığıyla Türk milletinin özgürlük ve bağımsızlığını kutsal ve vazgeçilmez bir değer olarak ön plana çıkarmaktadır. Bu sebeple, doğru cevap “C” şıkkıdır.

Özgürlük ve bağımsızlık, milletimizin temel değerleridir; bu değerler, her türlü baskıya ve müdahaleye karşı en büyük kalkanımızdır. Başarılar dilerim!

15 20 Ocak 1921’de kabul edilen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun maddelerinden bazıları şunlardır:

  • Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yönetim şekli, milletin geleceğini doğrudan kendisinin belirlemesi esasına dayanır.
  • Yürütme gücü ve yasama yetkisi, milletin tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisinde belirir ve toplanır.
  • Büyük Millet Meclisi seçimleri iki yılda bir yapılır. Seçilen üyelerin üye kalma süresi iki yıldır.


Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun bu maddelerine göre aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
  • Kişi hak ve özgürlükleri garanti altına alınmıştır.
  • Büyük Millet Meclisinin görev süresi belirlenmiştir.
  • Güçler birliği ilkesiyle meclisin yetkileri arttırılmıştır.
  • Millet egemenliğine dayalı bir yönetim şekli benimsenmiştir.

15. Sorunun Çözümü

Bu soruda Teşkilat-ı Esasiye Kanunu‘nun bazı maddeleri verilmiş olup, hangi şıkkın bu maddelerden ulaşılamayacağı sorulmaktadır. Soruda verilen maddeler şu şekilde sıralanmıştır:

  • Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir: Bu ifade, devletin temelinin millet egemenliğine dayandığını ortaya koyar.
  • Yürütme gücü ve yasama yetkisi: Milletin gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi‘nde toplanması, gücün meclis çatısı altında birleştiğini göstermektedir.
  • Büyük Millet Meclisi seçimlerinin iki yılda bir yapılması ve üyelerin üye kalma süresinin belirlenmiş olması: Bu madde, meclisin görev süresini net olarak ortaya koymaktadır.

Şimdi her bir şık için durumu inceleyelim:

  • Şık A: Kişi hak ve özgürlükleri garanti altına alınmıştır.
    Açıklama: Verilen maddelerde kişisel haklar ve özgürlükler ile ilgili herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Kanunun maddeleri esas olarak millet egemenliği, meclisin görev yapısı ve yürütme ile yasama yetkilerinin meclis çatısı altında toplanması üzerine kuruludur. Bu nedenle, doğru cevap A şıkkıdır çünkü kişisel hak ve özgürlüklerin korunmasına dair bir hüküm bulunmamaktadır.
  • Şık B: Büyük Millet Meclisinin görev süresi belirlenmiştir.
    Açıklama: Soru metninde, meclis üyelerinin üye kalma süresinin iki yıl olduğu açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla, bu bilgi kanun maddelerinden elde edilebilir.
  • Şık C: Güçler birliği ilkesiyle meclisin yetkileri arttırılmıştır.
    Açıklama: İkinci madde, yürütme gücü ve yasama yetkisinin meclis çatısı altında toplanması şeklinde ifade edilmiştir. Bu durum, güçler arasında bir birleşme veya konsolidasyon anlamına gelmektedir. Bu sebeple, güçler birliği ilkesi, maddenin içeriği ile uyumlu görülmektedir.
  • Şık D: Millet egemenliğine dayalı bir yönetim şekli benimsenmiştir.
    Açıklama: İlk maddede, egemenliğin kayıtsız şartsız millet olduğu belirtilmiştir. Bu, millet egemenliğine dayalı bir yönetim şeklini açıkça ortaya koymaktadır.

Sonuç: Yukarıdaki açıklamalara göre, verilen maddeler arasında kişi hak ve özgürlüklerinin garanti altına alındığına dair herhangi bir düzenleme bulunmadığından, bu bilgiye ulaşılamaz. Dolayısıyla, sorunun doğru cevabı “A” şıkkıdır.

Bu çözümde adım adım tüm maddeler değerlendirildi, her şıkkın neden veya nasıl doğru ya da yanlış olduğu açıkça belirtildi. Öğrenciler, bu şekilde soruyu çözerek, ilgili maddenin içeriğini ve kanunun temel ilkelerini daha iyi kavrayabilirler. Unutmayın ki, kanun maddelerini okurken detaylara dikkat etmek ve hangi bilgilerin verildiğini iyi analiz etmek, benzer sorularda size büyük avantaj sağlayacaktır.

16 1921 yılının Temmuz ayları… Bunalımlı ve kaygı dolu günler… Yunan ordusu taarruza geçmiş, ordumuz kayıplar veriyor ve geri çekiliyordu. Durum bir ölüm kalım savaşı hâlini almıştı.

Ama bu mücadeleyi yürütenler, sonunda galip geleceklerine öyle kalpten inanmışlardı ki yarının Türkiye’si için planlar dahi yapıyorlardı.

“Memleketimizi gerçek hedefe ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletin geleceğini yoğuran irfan ordusu.”

Mustafa Kemal, millî ve çağdaş bir eğitim sistemiyle geleceğin aydınlık Türkiye’sinin temellerini atmak istiyordu. Bu nedenle milletin geleceğini şekillendirecek, modern ve güçlü bir ülke kuracak irfan ordusunun Ankara’da toplanması talimatını verdi.

Mustafa Kemal’in aşağıdaki sözlerinden hangisi bu metinde anlatılanları desteklemektedir?
  • Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk hâlinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder.
  • Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple millî bağımsızlık bence bir hayat meselesidir.
  • Siyasi, askerî zaferler -ne kadar büyük olursa olsunlar- iktisadi zaferlerle desteklenmezse meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner.
  • Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki gelişimi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.

16. Sorunun Çözümü

Bu soruda, Mustafa Kemal’in millî ve çağdaş bir eğitim sistemi vizyonuyla ilgili sözlerinden hangisinin, verilen metinde anlatılan mücadele ruhu ve gelecek için yapılan planları en iyi desteklediği sorulmaktadır. Metinde, ölüm kalım savaşı atmosferinde Yunan ordusunun taarruzu ve ülkenin içinde bulunduğu zor durum vurgulanırken, Mustafa Kemal’in geleceğin aydınlık Türkiye’si için irfan ordusu kurulmasına dair verdiği talimat dikkat çekmektedir.

  • Şık A: Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk hâlinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder.
    Açıklama: Bu ifade, eğitim sisteminin toplumun geleceği ve özgürlüğü açısından ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır. Mustafa Kemal’in, eğitim yoluyla milletin geleceğini şekillendirme arzusu, metinde yer alan “irfan ordusu” kavramıyla doğrudan örtüşmektedir. Dolayısıyla, metindeki eğitim vurgusu ve modern Türkiye’nin inşası hedefiyle en uyumlu olan seçenektir.
  • Şık B: Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple millî bağımsızlık bence bir hayat meselesidir.
    Açıklama: Bu söz, millî bağımsızlığın kişisel bir yaşam meselesi olduğunu vurgular; ancak metindeki vurgu, eğitim ve geleceğin inşası üzerinedir. Dolayısıyla, bu şık metnin temel mesajını desteklememektedir.
  • Şık C: Siyasi, askerî zaferler -ne kadar büyük olursa olsunlar- iktisadi zaferlerle desteklenmezse meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner.
    Açıklama: Bu ifade, zaferlerin sürdürülebilirliğini ekonomik destekle ilişkilendirir. Metinde ise eğitim ve modernleşme vurgulanmaktadır; bu nedenle, bu şık da sorunun ana fikrini desteklemez.
  • Şık D: Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki gelişimi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
    Açıklama: Bu söz, Türk medeniyetinin potansiyelini ve gelecekteki yükselişini betimler ancak eğitim sisteminin rolü ve irfan ordusunun önemi gibi somut detaylara değinmemektedir.

Sonuç: Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, metinde Mustafa Kemal’in millî ve çağdaş bir eğitim sistemiyle ülkenin geleceğini inşa etme arzusu öne çıkmaktadır. Bu bağlamda, eğitimin milletin özgürlüğü ve refahı için belirleyici bir unsur olduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenle, metinde anlatılanları en iyi destekleyen söz Şık A olup, doğru cevap bu şıktır. Öğrenciler, bu tür sorularda metnin temel vurgularını ve ana fikrini analiz ederek hangi seçeneğin en uygun olduğunu belirlemelidir.

Bu çözümde, adım adım her bir şıkkın metinle olan uyumu değerlendirilmiş, doğru şıkkın neden en uygun olduğu detaylandırılmıştır. Öğrencilerin, metni dikkatlice okuyarak hangi ana fikrin desteklendiğini tespit etmeleri ve her şıkkın içerdiği mesajları karşılaştırmaları önem arz etmektedir.

17 Mudanya Ateşkes Antlaşması ile çatışmalar sona ermiş ve sıra barış antlaşması için yapılacak konferansa gelmişti. İtilaf Devletleri’ne göre konferansta Sevr Antlaşması görüşülecek ve bu antlaşma üzerinde bazı düzeltmeler yapılacaktı. Bu gerekçeyle İtilaf Devletleri konferansa Ankara Hükûmeti’nin yanında Sevr Antlaşması’na imza atan Osmanlı Hükûmetini de davet ettiler.

İtilaf Devletleri, böylece Türk tarafını ikiye bölmeyi ve taraflar arasında çıkacak anlaşmazlıktan faydalanmayı planlıyorlardı. Bunun üzerine 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılarak Osmanlı Hükûmeti’nin varlığı resmen sona erdi. 20 Kasım 1922’de toplanan Lozan Konferansı’na TBMM Hükûmeti, Türk milletinin tek temsilcisi olarak katıldı.

Buna göre;
I. Millî egemenlik yolunda önemli bir adım atılmıştır.
II. Meclis, milletin menfaatlerini korumak için yargı yetkisini kullanmıştır.
III. İtilaf Devletleri, Türk tarafında ikilik çıkararak amaçlarına ulaşmaya çalışmışlardır.

Yargılarından hangilerine ulaşılabilir?
  • Yalnız I
  • I ve II
  • II ve III
  • I, II ve III

17. Sorunun Çözümü

Bu soruda, Mudanya Ateşkes Antlaşması sonrasında gelişen süreçte, Türk tarafında yaşanan siyasi dönüşümler ve ulusal egemenliğin pekiştirilmesi çerçevesinde ortaya konulan üç yargıdan hangilerine ulaşılabileceği incelenmektedir. Soruda verilen olaylar zincirinde, Osmanlı Hükûmeti’nin saltanatının kaldırılması, Lozan Konferansı‘nda TBMM Hükûmeti’nin tek temsilci olarak yer alması ve İtilaf Devletleri’nin Türk tarafını bölme girişimleri yer almaktadır.

  • Yargı I: Millî egemenlik yolunda önemli bir adım atılmıştır.
    Açıklama: Lozan Konferansı’nda TBMM Hükûmeti‘nin Türk milletinin tek temsilcisi olarak yer alması, millet egemenliğinin tesis edildiğinin açık göstergesidir. Bu durum, ulusal iradenin ve bağımsızlık mücadelesinin sonucunda alınan önemli bir karar olarak değerlendirilebilir.
  • Yargı II: Meclis, milletin menfaatlerini korumak için yargı yetkisini kullanmıştır.
    Açıklama: TBMM’nin Lozan Konferansı’na katılması ve ülkenin geleceğini belirleyecek antlaşmada tek taraflı temsil yetkisini kullanması, milletin menfaatlerini korumaya yönelik bir stratejik hamle olarak yorumlanabilir. Böylece, meclisin yetkisinin siyasi arenada da etkin şekilde kullanıldığına işaret edilmektedir.
  • Yargı III: İtilaf Devletleri, Türk tarafında ikilik çıkararak amaçlarına ulaşmaya çalışmışlardır.
    Açıklama: Metinde, İtilaf Devletleri’nin konferansta hem Ankara Hükûmeti’ni hem de Osmanlı Hükûmeti’ni davet etme girişimiyle Türk tarafını bölme niyetinde oldukları belirtilmiştir. Ancak bu yaklaşım, ülke içindeki tekli temsilin sağlanması ve ulusal egemenliğin tesis edilmesi sürecinde engellenmiştir. Dolayısıyla, bu yargı metindeki olayların mantıksal akışı içinde yer alsa da, sorunun doğru cevabında yer almamaktadır.

Sonuç: Olayların analizi neticesinde, TBMM’nin Lozan Konferansı’nda tek temsilci olarak yer almasıyla millî egemenlik yolunda önemli bir adım atıldığı (Yargı I) ve meclisin milletin menfaatlerini korumak için yetkisini etkin biçimde kullanmış olduğu (Yargı II) söylenebilir. Buna karşılık, İtilaf Devletleri’nin Türk tarafını bölme girişimi (Yargı III) amaçlarına ulaşamamıştır. Bu nedenle, sorunun doğru cevabı “B” (I ve II) şıkkıdır.

Bu çözümde, her bir yargı tek tek incelenmiş, metinde yer alan olaylar ve alınan siyasi kararlar çerçevesinde neden Yargı I ve Yargı II‘nin geçerli olduğu detaylı olarak açıklanmıştır. Öğrenciler, benzer sorularda olayların ardındaki mantığı kavrayarak hangi bilgilerin doğru sonuçlara götürdüğünü adım adım analiz edebilirler.

18 Antep’te sayıca fazla olan Fransız askerî kuvvetleri karşısında sonuna kadar kahramanca direnen Şahin Bey şehit düştü. Bu olay üzerine Mustafa Kemal, Kılıç Ali Bey’i Antep savunması için görevlendirdi.

Şehri kuşatan ve halkı aylarca aç ve susuz bırakan Fransızlara karşı Antepliler, on bir ay boyunca kahramanca direndi. Fransızlar, Antep’e ancak 9 Şubat 1921 tarihinde girebildi.

Fransızlar, Batı Cephesi’nde Sakarya Savaşı’nın kazanılması ile savaşa son verip barış masasına oturmaya karar verdi. Güney Cephesi’ndeki savaş, TBMM Hükûmeti’nin Fransa ile imzaladığı 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Antlaşması ile sona erdi, Fransa işgal ettiği topraklardan çekildi ve Güney Cephesi kapandı.

Buna göre;
I. TBMM, Güney Cephesi’nde siyasi başarı elde etmiştir.
II. Mustafa Kemal, Güney Cephesi’ndeki direnişi teşkilatlandırmıştır.
III. Batı Cephesi’nde kazanılan zafer, Fransa’yı politika değişikliğine zorlamıştır.

Yargılarından hangilerine ulaşılabilir?
  • Yalnız I
  • I ve II
  • II ve III
  • I, II ve III

18. Sorunun Çözümü

Bu soruda, Antep savunması sürecinde yaşanan olaylar ve Fransa’nın tutumundaki değişim analiz edilerek üç yargıdan hangilerine ulaşılabileceği sorgulanmaktadır. Metinde, Fransız askerî kuvvetlerinin Antep’teki operasyonları ve şehri kuşatmaları, Anteplilerin gösterdiği uzun süreli direniş ve sonunda Fransızların Batı Cephesi’ndeki Sakarya Savaşı zaferi sonrası politika değişikliğine gidilmesi anlatılmıştır. Bu bilgiler ışığında, aşağıdaki yargıları adım adım inceleyelim:

  • Yargı I: TBMM, Güney Cephesi’nde siyasi başarı elde etmiştir.
    Açıklama: TBMM Hükûmeti’nin 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Antlaşması ile Güney Cephesi’nde elde ettiği başarı, Fransızların işgal ettiği topraklardan çekilmesi ve savunmanın organize edilmesi sürecinde açıkça görülmektedir. Bu durum, TBMM’nin ulusal çıkarlar doğrultusunda atmış olduğu önemli adımlardan biri olarak değerlendirilebilir.
  • Yargı II: Mustafa Kemal, Güney Cephesi’ndeki direnişi teşkilatlandırmıştır.
    Açıklama: Mustafa Kemal, Antep savunması için Kılıç Ali Bey‘i görevlendirerek, bölgedeki direnişin etkin bir şekilde organize edilmesini sağlamıştır. Bu karar, askeri strateji ve moral açısından büyük önem taşımakta, direnişin sistematik bir yapıya kavuşmasına vesile olmuştur.
  • Yargı III: Batı Cephesi’nde kazanılan zafer, Fransa’yı politika değişikliğine zorlamıştır.
    Açıklama: Metinde, Sakarya Savaşı zaferinin ardından Fransızların barış masasına oturması ve savunmayı sonlandırması, Batı Cephesi’nde elde edilen askeri başarının diplomatik sonuçlara da yansıdığını göstermektedir. Bu zafer, Fransa’nın politikasında radikal bir değişikliğe gitmesine sebep olmuştur.

Sonuç: Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; TBMM’nin Güney Cephesi’nde siyasi başarı elde ettiği (Yargı I), Mustafa Kemal’in direnişi etkin şekilde teşkilatlandırdığı (Yargı II) ve Batı Cephesi zaferinin Fransızları politika değişikliğine ittiği (Yargı III) söylenebilir. Tüm bu nedenlerle, soruda belirtilen üç yargıya da ulaşılabilir. Bu durumda, sorunun doğru cevabı “D” (I, II ve III) şıkkıdır.

Bu çözümde, her bir yargı detaylıca analiz edilmiş, olayların tarihsel bağlamı ve askeri stratejiler dikkate alınarak neden geçerli oldukları adım adım açıklanmıştır. Öğrenciler, bu tür sorularda olayların arka planını ve elde edilen sonuçların hangi yargılarla örtüştüğünü dikkatlice incelemelidir. Bu yaklaşım, hem tarihi olayların neden-sonuç ilişkisini kavramalarına hem de sınavlarda benzer soruları doğru yanıtlamalarına yardımcı olacaktır.

19 İsmet Bey, Birinci İnönü Savaşı ile ilgili meclise şu telgrafı göndermiştir:

“Askerlerimiz bugün de aralıksız devam eden düşman taarruzlarını, bir an gerilemeksizin göğüslüyorlar; Yunanların ilerlemesine imkân bırakmıyorlardı. Şüphesiz ki ordumuz, bu taarruzlar karşısında ağır zayiat veriyor; ama canından aziz bildiği kutsal vatan topraklarını her ne pahasına olursa olsun müdafaa etmekten geri kalmıyordu. En nihayet tükenen, gücü kırılan düşman oldu. İki gündür devam eden taarruzlarından bir başarı elde edemediğini, edemeyeceğini anladı. Artık bu safhada onlar için yapılacak bir şey vardı: Geri çekilmek!”


Verilen bilgiye göre aşağıdaki çıkarımlardan hangisi yapılabilir?
  • Millî Mücadele’nin askerî safhası sona ermiştir.
  • Yunan ordusu Anadolu’yu boşaltma kararı almıştır.
  • Başarılı bir savunma yapan Türk ordusu zafer kazanmıştır.
  • Türk ordusu kısa sürede kayıplarını telafi etmiştir.

19. Sorunun Çözümü

Bu soruda, İsmet Bey‘in Birinci İnönü Savaşı sırasında gönderdiği telgrafın içeriği analiz edilerek, hangi çıkarımın yapılabileceği sorgulanmaktadır. Telgrafda, askerlerin aralıksız düşman taarruzlarını göğüslediği, geri adım atmadan savunmayı sürdürdükleri ve düşmanın sürekli taarruzlarına rağmen, en nihayetinde düşmanın tükenip geri çekilmek zorunda kaldığı vurgulanmaktadır. Bu durum, Türk ordusunun zorlu koşullara rağmen disiplinli ve cesur bir savunma sergileyerek zafer kazanmasına zemin hazırladığını göstermektedir.

  • Şık A: Millî Mücadele’nin askerî safhası sona ermiştir.
    Açıklama: Telgrafda, savaşın henüz sona erdiğine dair bir ifade yer almamaktadır. Askerlerin savunma mücadelesi devam etmekte olup, savaşın dinamikleri halen aktif durumdadır. Bu nedenle, bu şık mevcut durumu yansıtmaz.
  • Şık B: Yunan ordusu Anadolu’yu boşaltma kararı almıştır.
    Açıklama: Telgrafda, Yunan ordusunun Anadolu’yu boşaltma kararı aldığına dair herhangi bir bilgi verilmemektedir. Sadece düşmanın tükenip geri çekilme zorunluluğu belirtilmiştir; dolayısıyla bu çıkarım desteklenmemektedir.
  • Şık C: Başarılı bir savunma yapan Türk ordusu zafer kazanmıştır.
    Açıklama: Telgrafda, askerlerin düşman taarruzlarını başarıyla püskürttükleri, geri adım atmadan savunmayı sürdürdükleri ve düşmanın sonunda geri çekilmek zorunda kaldığı belirtilmektedir. Bu durum, Türk ordusunun başarılı bir savunma sergilediğini ve dolayısıyla zafer kazandığını göstermektedir. Bu nedenle doğru çıkarım olarak kabul edilmelidir.
  • Şık D: Türk ordusu kısa sürede kayıplarını telafi etmiştir.
    Açıklama: Telgrafda, kayıpların nasıl karşılandığı veya telafi edildiği hakkında herhangi bir bilgi yer almamaktadır. Savunmanın başarıya ulaşması, doğrudan kayıpların hızlıca telafi edildiğini göstermemektedir.

Sonuç: Telgrafdaki ifadeler, askerlerin cesaret, disiplin ve fedakârlık ile savunma sergilediklerini ve düşmanın tükenerek geri çekilmek zorunda kaldığını net olarak ortaya koymaktadır. Bu nedenle, başarılı bir savunma yapan Türk ordusunun zafer kazanmış olduğu çıkarımı en doğru yorumdur. Öğrenciler, metindeki detaylara dikkat ederek her şıkkı analiz etmeli ve hangi bilginin doğrudan desteklendiğini belirlemelidir. Bu tür analizler, tarihsel olayların neden-sonuç ilişkilerini kavramalarında önemli rol oynar.

20 Sovyetler Birliği ile TBMM Hükümeti arasında imzalanan Moskova Antlaşması’na göre:

  • Uluslar kendi geleceğine kendisi karar verecektir.
  • Sovyetler Birliği, kapitülasyonların kaldırıldığını kabul edecektir.
  • • Taraflardan birinin tanımadığı uluslararası bir antlaşmayı diğeri de tanımayacaktır.


Buna göre TBMM Hükümeti ile ilgili,

I. Uluslararası diplomaside Sovyetler Birliği ile ortak hareket etmeyi kabul etmiştir.
II. Ekonomik bağımsızlık yolunda önemli bir adım atılmasını sağlamıştır.
III. Sovyetler Birliği’nin iç işlerine karışmamayı taahhüt etmiştir.

Yargılarından hangilerine ulaşılabilir?

  • Yalnız I
  • I ve II
  • II ve III
  • I, II ve III

20. Sorunun Çözümü

Moskova Antlaşması’nın temel maddelerinden biri, ulusların kendi geleceğine kendilerinin karar vereceği prensibidir. Bu, TBMM Hükümeti’nin kendi ulusal iradesini ortaya koyma ve uluslararası diplomaside meşru bir aktör olarak yer alma kararlılığını simgeler. Ayrıca, antlaşmada yer alan diğer bir madde, Sovyetler Birliği’nin kapitülasyonların kaldırıldığını kabul edeceğini öngörür; bu durum, ekonomik bağımsızlık yönünde önemli bir adım olarak değerlendirilir. Son olarak, “Taraflardan birinin tanımadığı uluslararası bir antlaşmayı diğeri de tanımayacaktır” ifadesi, taraflar arasında karşılıklı saygı ve müdahaleden kaçınma ilkesinin benimsendiğini göstermektedir. Bu ilke, her iki tarafın da birbirinin iç işlerine karışmama konusunda taahhütte bulunduğu anlamına gelebilir.

Şimdi verilen yargıları değerlendirelim:

  • I. TBMM Hükümeti, uluslararası diplomaside Sovyetler Birliği ile ortak hareket etmeyi kabul etmiştir. Antlaşma, TBMM’nin Sovyetler Birliği ile kurduğu ilişkiler çerçevesinde, iki ülke arasında iş birliğini ve karşılıklı saygıyı ortaya koymaktadır.
  • II. Ekonomik bağımsızlık yolunda önemli bir adım atılması, kapitülasyonların kaldırılması maddesiyle desteklenmektedir. Bu madde, Türkiye’nin ekonomik bağımlılıktan kurtulması ve ulusal ekonomik politikalarını bağımsız olarak yürütebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
  • III. Sovyetler Birliği’nin iç işlerine karışmamayı taahhüt etmesi, antlaşmanın karşılıklı tanımama prensibiyle yorumlanabilir. Bu durum, iki tarafın da birbirinin iç işlerine müdahale etmeyeceklerine dair dolaylı bir taahhüt olarak değerlendirilebilir.

Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, Moskova Antlaşması’nın hükümleri doğrultusunda TBMM Hükümeti ile ilgili I, II ve III numaralı yargılara ulaşılabilir. Bu nedenle doğru cevap D şıkkıdır.

Öğrenciler, antlaşma maddelerinin içeriğini incelerken, diplomasi, ekonomik bağımsızlık ve müdahale etmeme gibi ilkelere nasıl yer verildiğini anlamalı; bu ilkelere dayanarak, her iki taraf arasında kurulmak istenen karşılıklı saygı ve iş birliğinin önemini kavramalıdır.


İşlemler

Geçmiş Sonuçlar

    Bir Yorum Yaz