8. Sınıf İnkilap Tarihi Milli Uyanış: Bağımsızlık Yolunda Atılan Adımlar 3. Test

1 İtilaf Devletleri Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesini bahane ederek Anadolu’yu işgale başlamışlardı. Buna karşılık Mustafa Kemal 1919 yılında Havza Genelgesi’nde bu işgallerin protesto edilmesini, mitingler yapılmasını fakat bu faaliyetlerde azınlıklara kötü davranılmaması gerektiğini belirtmişti.

Buna göre Mustafa Kemal’in aşağıdakilerden hangisini amaçladığı söylenemez?

  • Azınlıklara ayrıcalık tanımayı
  • Halkta millî bilinci uyandırmayı
  • İşgallerin genişlemesini önlemeyi
  • İşgallere karşı kamuoyu oluşturmayı

1. Sorunun Çözümü

Bu soruda, İtilaf Devletleri tarafından başlatılan işgaller karşısında Mustafa Kemal’in, Havza Genelgesi ile ortaya koyduğu stratejik yaklaşım incelenmektedir. Mustafa Kemal, işgallere karşı mitingler ve protestolar düzenlenmesini teşvik ederken, toplumda millî bilincin uyandırılmasını ve işgallerin genişlemesinin önlenmesini amaçlamıştır. Ancak bu süreçte, toplumsal birlik ve beraberliğin korunması amacıyla azınlıklara karşı kötü muamele veya ayrıcalık tanınmasının yapılmaması gerektiğini vurgulamıştır. Böylece, tüm toplumu kapsayan ve milli mücadele ruhunu güçlendirecek adımlar atılmaya çalışılmıştır.

  • A Şıkkı: “Azınlıklara ayrıcalık tanımayı” ifadesi, Mustafa Kemal’in toplumsal bütünlüğü ve adaleti sağlama amacıyla ters düşen bir yaklaşımdır. Çünkü kendisi, protesto ve miting gibi faaliyetlerin düzenli ve milli bilinçle yapılmasını savunurken, toplumda ayrımcılık veya ayrıcalık tanınmasının, birlik ve beraberliği zedeleyeceğini belirtmiştir. Dolayısıyla, bu amaç onun politikalarıyla uyumlu değildir.
  • B Şıkkı: “Halkta millî bilinci uyandırmayı” ifadesi, Mustafa Kemal’in en temel hedeflerinden biridir. Azınlıklar da dahil olmak üzere tüm halkın, işgallere karşı ortak bir bilinç ve direnç geliştirmesi beklenmiştir. Bu nedenle, bu şık doğru amacı yansıtmaktadır.
  • C Şıkkı: “İşgallerin genişlemesini önlemeyi” ifadesi, Mustafa Kemal’in stratejik hamlelerinden biridir. İşgallerin yayılmasını engellemek, ulusal egemenliğin korunması açısından kritik bir adımdır. Bu amaç, Havza Genelgesi’nin özünü oluşturmaktadır.
  • D Şıkkı: “İşgallere karşı kamuoyu oluşturmayı” ifadesi de, Mustafa Kemal’in uyguladığı yöntemler arasında yer almaktadır. Mitingler ve protestolar yoluyla toplumda güçlü bir kamuoyu oluşturulması, işgallere karşı direnişin güçlenmesinde önemli bir unsur olarak görülmüştür.

Özetle, Mustafa Kemal’in Havza Genelgesindeki en önemli hedefleri, işgallerin yayılmasını durdurmak, halk arasında milli bilinci güçlendirmek ve işgallere karşı geniş bir kamuoyu oluşturmak iken; azınlıklara ayrıcalık tanımak gibi bir yaklaşım benimsememiştir. Çünkü bu tür bir uygulama, toplumda bölücülüğe ve adaletsizliğe yol açarak milli mücadeleyi zayıflatacaktır. Bu nedenlerle, soruda belirtilen seçenekler arasında, “Azınlıklara ayrıcalık tanımayı” ifadesine ulaşılması mümkün değildir. Bu yüzden doğru cevap “A” şıkkıdır.

2 Osmanlı Mebusan Meclisi’nde alınan Misakımillî kararlarından bazıları şunlardır:

● Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığı sırada işgal edilmemiş olan bölgelerin tümü, ayrılmaz bir bütündür.
Batı Trakya’nın durumu, orada yaşayan halkın serbestçe verecekleri oylarla belirlenmelidir.
● Tam bağımsızlığın sağlanabilmesi için millî ve ekonomik gelişmemizi engelleyen her türlü siyasi, adli ve mali sınırlamalar kaldırılmalıdır.

Buna göre aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?

  • Kapitülasyonlara karşı çıkılmıştır.
  • Türk yurdunun sınırları belirlenmiştir.
  • Ulusal egemenliğe vurgu yapılmıştır.
  • Batı Trakya’nın geleceği, halkın iradesine bırakılmıştır.

2. Sorunun Çözümü

Bu soruda, Osmanlı Mebusan Meclisi’nde alınan Misakımillî kararlarından yola çıkarak, hangi yargıya ulaşılmasının mümkün olmadığını belirlemek gerekmektedir. Metinde yer alan kararlar şunlardır:

  • İşgal edilmemiş bölgelerin ayrılmaz bir bütün olduğu,
  • Batı Trakya’nın durumu ile ilgili olarak, orada yaşayan halkın özgür oyuyla belirleme yapılması gerektiği,
  • Tam bağımsızlık için millî ve ekonomik gelişmeyi engelleyen her türlü siyasi, adli ve mali sınırlamaların kaldırılması gerektiği.

Şıkların değerlendirilmesine gelince:

  • A Şıkkı: “Kapitülasyonlara karşı çıkılmıştır.” ifadesi, sınırlamaların kaldırılması kararı çerçevesinde, devletin dış kısıtlamalara ve ekonomik bağımlılığa son verilmek istenildiğini ima eder. Bu bağlamda, kapitulasyonlar da devlete dayatılan kısıtlamaların bir parçası sayılabilir.
  • B Şıkkı: “Türk yurdunun sınırları belirlenmiştir.” ifadesi, işgal altındaki bölgelerin dışındaki yerlerin ayrılmaz bütünü olarak kabul edilmesiyle uyumludur.
  • C Şıkkı: “Ulusal egemenliğe vurgu yapılmıştır.” ifadesine gelince, karar metninde doğrudan “egemenlik” kavramı vurgulanmamakta; daha ziyade, tam bağımsızlık ve kısıtlamaların kaldırılması üzerinde durulmaktadır. Dolayısıyla, metinden doğrudan ulusal egemenliğe vurgu yapıldığı sonucuna ulaşmak mümkün değildir.
  • D Şıkkı: “Batı Trakya’nın geleceği, halkın iradesine bırakılmıştır.” ifadesi, açıkça metinde yer alan karar ile örtüşmektedir.

Özetle, Misakımillî kararları; işgal altındaki toprakların bütünlüğü, Batı Trakya’nın geleceğinin halkın iradesine bırakılması ve tam bağımsızlık için engellerin kaldırılmasına odaklanmaktadır. Ancak, metinde ulusal egemenlik kavramı açıkça belirtilmemiştir. Bu nedenle, verilen seçenekler arasında, “Ulusal egemenliğe vurgu yapılmıştır.” ifadesine ulaşmak mümkün değildir. Doğru cevap bu nedenle “C” şıkkıdır.

3 Sivas Kongresi kararlarından bazıları şunlardır:

Manda ve himaye kesin olarak reddedilmiştir.
➥ Yurttaki tüm cemiyetler Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiştir.
Erzurum Kongresi’nde doğu illerini temsilen seçilen 9 kişilik Temsil Heyeti, Sivas Kongresi’nde 6 kişi daha seçilerek genişletilmiş ve bütün ulus adına söz söyleme yetkisi verilmiştir.

Kongre kararlarına göre;

I. Temsil Heyeti bütün vatanı temsil eder hâle getirilmiştir.
II. Ulusal örgütlenme tüm vatanı kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
III. Tam bağımsızlık hedeflenmiştir.

yargılarından hangilerine ulaşılabilir?

  • I ve II
  • I ve III
  • II ve III
  • I, II ve III

3. Sorunun Çözümü

Açıklama: Sivas Kongresi, milli mücadelenin temel taşlarından biri olarak, ülkemizin bağımsızlık ve özgürlük yolunda attığı stratejik adımları ortaya koymaktadır. Kongrede alınan kararlar doğrultusunda, Temsil Heyeti tüm vatanı temsil edecek şekilde yapılandırılmış, ulusal örgütlenme kapsamı genişletilmiş ve nihai hedef olarak tam bağımsızlık benimsenmiştir. Bu bağlamda, soru kapsamında verilen seçeneklerin değerlendirmesi şu şekilde yapılabilir:

  • Seçenek I: “Temsil Heyeti bütün vatanı temsil eder hâle getirilmiştir.” ifadesi, kongrenin esas amacını yansıtmaktadır. Temsil Heyeti’nin tüm vatanı kapsaması, milli birlik ve beraberlik açısından kritik bir öneme sahiptir.
  • Seçenek II: “Ulusal örgütlenme tüm vatanı kapsayacak şekilde genişletilmiştir.” ifadesi, kongrenin ileri görüşlü yaklaşımını ortaya koymaktadır. Bu karar, mücadelenin daha etkili ve kapsayıcı bir şekilde yürütülmesini sağlamıştır.
  • Seçenek III: “Tam bağımsızlık hedeflenmiştir.” ifadesi ise kongrenin nihai amacı olan, ülkemizin bağımsızlık mücadelesinde ileriye dönük stratejik adımın altını çizmektedir.

Bu üç kararın her biri, kongrenin bütüncül stratejik planını oluşturmaktadır. Dolayısıyla doğru cevap “I, II ve III” olarak belirlenmiştir. Diğer seçenekler (A, B ve C) yalnızca kısmi ifadeleri içerdiği için, kongrenin alınan tüm kararlarını tam anlamıyla yansıtmamaktadır.

Özetle: Sivas Kongresi’nin kararları, ülkemizin bütün vatanı kapsayan temsil yapısı, genişletilmiş ulusal örgütlenmesi ve tam bağımsızlık hedefi ile, ileri görüşlü ve kapsamlı bir strateji oluşturduğunu göstermektedir. Bu nedenle, eksik veya kısmi ifadeler içeren diğer şıklar doğru cevabı verememektedir. Öğrenciler, bu açıklamalar ışığında kongrenin stratejik önemini ve alınan kararların bütünlüğünü kavrayabilirler.

4 Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözünü inceleyelim:

Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklale sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, istiklalden yoksun bir millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez. Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten de bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.”

Bu sözlerden hareketle aşağıdaki yargılardan hangilerine ulaşılabilir?

I. Manda ve himaye altında olmayı acizlik olarak kabul etmiştir.
II. Bağımsızlığın zenginlik ve güçle gerçekleşebileceğini savunmuştur.
III. Saygın ve onurlu yaşama tam bağımsızlıkla kavuşulabileceğini belirtmiştir.

  • Yalnız I
  • I ve III
  • II ve III
  • I, II ve III

4. Sorunun Çözümü

Açıklama: Mustafa Kemal Atatürk’ün bu anlamlı sözlerinde, milletin haysiyetli ve şerefli bir yaşam sürmesi için gerekli temel koşullar açıkça ortaya konulmaktadır. Söze baktığımızda, tam istiklal kavramının, milletin sadece bağımsızlık değil, aynı zamanda saygınlık ve onurlu yaşamın da temeli olduğuna vurgu yapıldığını görmekteyiz. Buna göre, verilen yargılardan değerlendirmemiz şu şekilde olmalıdır:

  • Yargı I: “Manda ve himaye altında olmayı acizlik olarak kabul etmiştir.” ifadesi, Atatürk’ün yabancı devletin himayesine girmenin milletin bağımsızlık ve haysiyetine zarar vereceği düşüncesini yansıtmaktadır. Burada, dış baskı ve himayeye dayalı bir yönetimin milletin kendi kaderini tayin etme hakkını kısıtlayacağına dikkat çekilmiştir.
  • Yargı II: “Bağımsızlığın zenginlik ve güçle gerçekleşebileceğini savunmuştur.” ifadesi ise, sözcüklerin içeriğiyle çelişmektedir. Atatürk, zenginlik ve bolluğun istiklal için yeterli olmadığını; aksine, istiklal olmadan her türlü ekonomik refahın anlamsız olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle, bu yargı metindeki düşünceyle örtüşmemektedir.
  • Yargı III: “Saygın ve onurlu yaşama tam bağımsızlıkla kavuşulabileceğini belirtmiştir.” ifadesi, Atatürk’ün vurguladığı temel ilkeyi doğru bir şekilde özetlemektedir. Yani, milletin haysiyetli ve şerefli olabilmesi için tam istiklal şarttır.

Bu değerlendirmeler ışığında, doğru cevap “I ve III” olmaktadır. Yargı I ve Yargı III, Atatürk’ün sözlerinde belirtilen temel prensipleri tam anlamıyla yansıtmaktadır. Diğer yandan, Yargı II ise, zenginlik ve gücün bağımsızlık için yeterli olduğunu ima ederek, metnin özündeki vurguyla uyumsuz kalmaktadır.

Sonuç olarak: Atatürk’ün bu sözlerinde, yabancı himaye altında kalmanın milletin acizliğine neden olacağı ve tam bağımsızlık yoluyla ancak saygın ve onurlu bir yaşamın mümkün olacağı ifade edilmiştir. Öğrenciler, bu açıklama sayesinde Atatürk’ün düşünce sistemini, bağımsızlığın gerekliliklerini ve milli iradenin önemini adım adım kavrayabilirler. Bu nedenle, yalnızca I ve III yargıları doğru kabul edilmeli, II yargısı ise metindeki mantık çerçevesinde reddedilmelidir.

5 Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözünü inceleyelim:

Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.”

Atatürk bu sözü ile aşağıdakilerden hangisinin önemine vurgu yapmıştır?

  • Millî birlik ve beraberlik
  • Teşkilatçılık
  • Millî egemenlik
  • Tam bağımsızlık

5. Sorunun Çözümü

Açıklama: Mustafa Kemal Atatürk’ün bu meşhur sözü, bir ulusun en temel gücünün, sımsıkı bağlılık ve beraberlik olduğunu vurgulamaktadır. Sözde yer alan “bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez” ifadesi, milletin birlik ve beraberliğinin tüm zorluklar karşısında en büyük savunma mekanizması olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu durumda, Atatürk, ulusun bütünlüğünün ve dayanışmasının sağlanması gerektiğine işaret ederek, millî birlik ve beraberlik kavramının önemine dikkat çekmektedir.

  • Seçenek A: Millî birlik ve beraberlik ifadesi, Atatürk’ün sözünde dile getirdiği temel mesajla tam olarak örtüşmektedir. Bir ulusun dağılmaması için en önemli unsurun, bireyler arasındaki sıkı bağlar ve ortak bilinç olduğu belirtilmiştir.
  • Seçenek B: Teşkilatçılık kavramı, ulusun örgütlenmesi açısından önem arz etse de, burada vurgulanan ana nokta teşkilatın ötesinde, bireyler arasındaki duygusal ve sosyal birlikteliğin gücüdür. Bu nedenle, bu seçenek Atatürk’ün vurgusunu tam anlamıyla yansıtmaz.
  • Seçenek C: Millî egemenlik konusu, devlet yönetimi ve bağımsızlık mücadelesinde kritik bir yer tutar ancak söz konusu ifadede esas olarak ulusun içsel dayanışması ve birlikteliği ön plana çıkarılmıştır. Egemenlik kavramı burada dolaylı olarak yer alsa da, asıl vurgu birlik ve beraberlik üzerinedir.
  • Seçenek D: Tam bağımsızlık ifadesi, ulusun dış baskılara karşı kendi kendini yönetebilme kabiliyetini ifade eder; ancak Atatürk’ün sözünde, ulusun dağılmaması için gerekli olan güç, içsel birlikten gelmektedir. Bu yüzden tam bağımsızlık, doğrudan verilen mesajı karşılamamaktadır.

Sonuç: Yukarıda yapılan değerlendirmeler ışığında, Atatürk’ün bu sözü millî birlik ve beraberliğin önemine işaret etmektedir. Öğrenciler, bu açıklama sayesinde ulusun içsel dayanışmasının, dış etkenlerin yaratabileceği zorluklar karşısında en güçlü kalkan olduğunu kavrayacaklardır. Bu nedenle, diğer seçeneklerin sunduğu kavramlar (teşkilatçılık, millî egemenlik, tam bağımsızlık) sözün ana mesajını tam olarak yansıtmamakta olup, doğru cevap olarak yalnızca A seçeneği kabul edilmelidir.

6 ERZURUM KONGRESİ

Toplanma Amacı: Doğu Anadolu’da kurulmak istenen Ermeni Devleti’ne karşı mücadele etmek

Alınan Kararlardan Bazıları:
  • Her türlü yabancı işgaline karşı Osmanlı Hükûmeti’nin dağılması durumunda hep birlikte direniş ve savunma yapılacaktır.
  • Hristiyan azınlığa, siyasi egemenliğimizi ve sosyal dengemizi bozucu ayrıcalık verilemez.
  • Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.
  • Manda ve himaye kabul olunamaz.

Buna göre Erzurum Kongresi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

  • İstanbul Hükûmeti ile birlikte hareket edilmiştir.
  • Tüm yurdu ilgilendiren kararlar alınmıştır.
  • Toplanış amacı bakımından bölgeseldir.
  • Tam bağımsızlık ilkesi vurgulanmıştır.

6. Sorunun Çözümü

Açıklama: Erzurum Kongresi, milli mücadele döneminde özellikle Doğu Anadolu’da alınan stratejik kararlarla dikkat çekmiştir. Kongrenin temel amacı, Ermeni Devleti’ne karşı ortak bir savunma ve direniş stratejisi geliştirmek olup, alınan kararların içeriği, ulusal bir bütünlük ile bölgesel durumun dengelenmesi üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu bağlamda, soru kapsamında verilen ifadeler incelendiğinde, aşağıdaki değerlendirmeler yapılabilir:

  • Seçenek A: “İstanbul Hükûmeti ile birlikte hareket edilmiştir.” ifadesi, kongrenin temel özelliklerinden biri olan bağımsız ve bölgesel hareket biçimine ters düşmektedir. Erzurum Kongresi, merkezi otoritenin baskısı altında kalmadan, yerel güçlerin kendi aralarında düzen kurma ve milli mücadeleye odaklanma amacıyla toplanmıştır. Bu sebeple, İstanbul Hükûmeti ile ortak hareketin söz konusu olması, kongrenin gerçek ruhunu yansıtmamaktadır. Dolayısıyla, bu ifade söylenemez ve doğru cevap olarak kabul edilmelidir.
  • Seçenek B: “Tüm yurdu ilgilendiren kararlar alınmıştır.” ifadesi, kongrenin alınan kararlarının geniş kapsamlı ve tüm milli mücadeleyi etkileyen nitelikte olduğunu belirtmektedir. Bu kararlar, ulusun tamamını ilgilendiren temel prensipleri içermekte ve milli iradenin ifadesi olarak değerlendirilebilir.
  • Seçenek C: “Toplanış amacı bakımından bölgeseldir.” ifadesi, kongrenin coğrafi konumuna işaret etmektedir. Erzurum Kongresi, öncelikle Doğu Anadolu bölgesinde toplanmış olması sebebiyle, bölgesel nitelikteki toplu hareketin bir örneğidir. Bu yönüyle, alınan kararların, bölgesel gereksinimler doğrultusunda şekillenmesi de doğru bir tespittir.
  • Seçenek D: “Tam bağımsızlık ilkesi vurgulanmıştır.” ifadesi, kongrenin milli mücadelenin ana hedeflerinden biri olan tam bağımsızlık ilkesine vurgu yapmaktadır. Kongre, Osmanlı Hükûmeti’nin varlığını sorgulayan ve milli iradeyi ön plana çıkaran kararları ile tam bağımsızlık anlayışını desteklemiştir.

Özetle: Erzurum Kongresi, bölgesel bir toplantı olarak değerlendirildiği halde, alınan kararların etkisi tüm yurdu kapsayacak niteliktedir. Bu kapsamda, Seçenek B, Seçenek C ve Seçenek D kongrenin ruhunu ve stratejik hedeflerini doğru yansıtmaktadır. Ancak, Seçenek A ifadesi, kongrenin bağımsız yapısı ve yerel inisiyatifin önemini göz ardı ederek, İstanbul Hükûmeti ile ortak hareket iddiasında bulunması nedeniyle yanlış bir değerlendirmedir. Öğrenciler, bu açıklamalar sayesinde kongrenin bağlamını, alınan kararların içeriğini ve milli mücadelenin temel stratejilerini adım adım kavrayabilirler. Bu nedenle, soruya verilen seçenekler arasında doğru cevap olarak yalnızca A seçeneğinin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır.

7 23 Nisan 1920’de açılan Büyük Millet Meclisi(I) (Türkiye Cumhuriyeti’nin yasama organı), bir savaş meclisi(II) (Savaş koşullarında kurulan ve olağanüstü yetkilere sahip olan meclis) olmasından ötürü yasama(III) (Kanun koyma yetkisi), yürütme(IV) (Devlet işlerini yürütme yetkisi) ve yargı(V) (Adalet dağıtma yetkisi) yetkilerinin tümünü kendinde toplamıştır. Üyeleri tamamen Türklerden(VI) (Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları) oluşan mecliste farklı düşüncelere sahip milletvekilleri olmasına rağmen partileşme(VII) (Siyasi grupların örgütlenmesi) olmamış, bütün milletvekilleri millî iradeye(VIII) (Halkın egemenliğini temsil eden güç) saygılı bir şekilde, görüşlerini özgürce ifade edebilmiş, ülkenin çıkarlarını savunma konusunda birleşmişlerdir. Bununla birlikte Meclis, işgalcilerin ve İstanbul’daki yönetimin baskılarına boyun eğmeden millî çıkarları korkusuzca savunmuş; karşılaştığı pek çok sıkıntıya rağmen çalışmasını bir an bile durdurmamıştır.

Buna göre Büyük Millet Meclisinin,
I. olağanüstü yetkilere sahip,
II. demokratik,
III. millî
özelliklerinden hangilerine sahip olduğu söylenebilir?

  • Yalnız I
  • I ve II
  • II ve III
  • I, II ve III

7. Sorunun Çözümü

Açıklama: 23 Nisan 1920’de açılan Büyük Millet Meclisi, ülkemizin bağımsızlık mücadelesi döneminde olağanüstü koşullar altında kurulmuş ve savaş meclisi olarak önemli yetkilerle donatılmıştır. Bu meclis, yalnızca yasama işlevi görmekle kalmayıp, yürütme ve yargı gibi devletin temel fonksiyonlarını da üstlenmiştir. Açıklamamızda ele alacağımız üç temel özellik şunlardır:

  • I. Olağanüstü Yetkilere Sahip Olması: Meclis, savaş koşulları ve işgalcilerin baskısı altında kurulmuş olması sebebiyle, olağanüstü yetkilere sahip olmuştur. Savaş meclisi olarak işlev görmesi, milli iradenin ve bağımsızlık mücadelesinin gerektirdiği geniş yetki alanını ortaya koyar. Bu yetkiler, meclisin kanun koyma, devlet işlerini yürütme ve adalet dağıtma görevlerini kapsayarak, milletin tüm çıkarlarını korumayı amaçlamaktadır.
  • II. Demokratik Özellikler Taşıması: Büyük Millet Meclisi, üyelerinin tamamen Türklerden oluşması, partileşmenin olmaması ve farklı düşüncelerin özgürce ifade edilebilmesiyle demokratik yapısının temellerini atmıştır. Meclis üyeleri, milli iradeyi temsil etmek üzere seçilmiş ve görüşlerini saygılı bir şekilde dile getirebilmiştir. Bu durum, demokrasi anlayışının, özellikle de halkın egemenliğinin en önemli göstergelerinden biri olarak ortaya konulmasını sağlamıştır.
  • III. Millî Özellikler Taşıması: Meclisin millî yapısı, sadece bir savaş meclisi olarak değil, aynı zamanda ulusun tamamını temsil eden bir yapı olarak da önemlidir. Tüm üyeler, Türk vatandaşı olarak milli iradeyi yansıtmış, ülkenin çıkarlarını korumak için birleşmişlerdir. Bu durum, meclisin millî birliğin ve bütünlüğün teminatı haline gelmesinde kritik rol oynamıştır.

Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, Büyük Millet Meclisi’nin hem olağanüstü yetkilere sahip hem de demokratik ve millî özellikler taşıdığı açıkça görülmektedir. Her ne kadar meclisin savaş koşullarında kurulmuş ve olağanüstü yetkilere sahip olması, olağan demokratik işleyişten farklılıklar barındırsa da, üyeler arasındaki özgür ifade ve milli birlik gibi unsurlar demokratik ve millî değerleri de ortaya koymaktadır. Bu sebeple, verilen seçenekler arasında tüm özelliklerin (I, II ve III) meclis tarafından benimsendiği sonucu ortaya çıkmaktadır.

Sonuç: Doğru cevap “I, II ve III” olarak belirlenmiştir. Öğrenciler, bu açıklama sayesinde Büyük Millet Meclisi’nin, olağanüstü koşullara rağmen nasıl demokratik ve millî değerlere dayalı bir yapı oluşturduğunu adım adım kavrayabilirler.

8 Temsil Heyeti adına Mustafa Kemal’in, İstanbul Hükûmeti adına ise Bahriye Nazırı Salih Paşa’nın katıldığı Amasya Görüşmeleri’nde alınan kararlardan bazıları şunlardır:

Vatanın bütünlüğünün ve bağımsızlığının korunması esastır.
Müslüman olmayan topluluklara siyasi ve sosyal dengemizi bozacak haklar verilmeyecektir.
Mebusan Meclisi açılacak ve milletvekili seçimleri serbestçe yapılacaktır.

Buna göre Amasya Görüşmeleri ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

  • Millî iradenin yönetime yansıtılması amaçlanmıştır.
  • İstanbul Hükûmeti, Temsil Heyetini resmen tanımıştır.
  • Toplumda kültürel birlikteliğin sağlanmasına çalışılmıştır.
  • Bağımsızlığı tehdit edecek tüm girişimlere karşı çıkılmıştır.

8. Sorunun Çözümü

Açıklama: Amasya Görüşmeleri, Temsil Heyeti ve İstanbul Hükûmeti temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşmiş, alınan kararlarla ülkenin geleceğine dair kritik konulara değinilmiştir. Bu görüşmelerde öne çıkan kararlar arasında, vatanın bütünlüğünün ve bağımsızlığının korunması, müslüman olmayan topluluklara siyasi ve sosyal dengemizi bozacak hakların verilmemesi ve mebusan meclisi açılarak milletvekili seçimlerinin serbestçe yapılması yer almaktadır.

Soru, bu kararlar ışığında “ulaşılamayan” bir sonuca yönelik ifadeyi sormaktadır. İncelenen seçenekler arasında:

  • Seçenek A: “Millî iradenin yönetime yansıtılması amaçlanmıştır.” Bu ifade, mebusan meclisi açılacak ve serbest seçimlerin yapılacağı kararıyla örtüşmekte; dolayısıyla görüşmelerin temel amacını yansıtmaktadır.
  • Seçenek B: “İstanbul Hükûmeti, Temsil Heyetini resmen tanımıştır.” Görüşmelerde iki taraf arasında iletişim ve karşılıklı görüş alışverişi olduğu düşünüldüğünde, bu sonucun çıkarılabileceği değerlendirilebilir.
  • Seçenek C: “Toplumda kültürel birlikteliğin sağlanmasına çalışılmıştır.” Kararlar arasında, kültürel birliktelik ve bu yönde herhangi bir girişimden bahsedilmemektedir. Aksine, kararlar esas olarak siyasal, askeri ve sosyal denge ile ilgili olup, kültürel bir birliktelik vurgusu yer almamaktadır.
  • Seçenek D: “Bağımsızlığı tehdit edecek tüm girişimlere karşı çıkılmıştır.” Vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığının korunmasına yönelik kararlar, dış tehditlere karşı alınan önlemleri de kapsayacak şekilde değerlendirilmelidir.

Sonuç: Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, Amasya Görüşmeleri’nden millî iradenin yönetime yansıtılması, karşılıklı tanıma ve bağımsızlık mücadelesine karşı çıkma gibi sonuçlar çıkarılabilirken, toplumda kültürel birlikteliğin sağlanmasına yönelik bir çalışma ile ilgili herhangi bir karar bulunmamaktadır. Bu nedenle, “Toplumda kültürel birlikteliğin sağlanmasına çalışılmıştır.” ifadesi, alınan kararlar arasında yer almamaktadır.

Doğru cevap olarak, ulaşılamayan sonuca işaret eden C seçeneği belirlenmiştir. Öğrenciler, bu açıklama sayesinde Amasya Görüşmeleri’nin esas konularını ve alınan kararların hangi alanlarda yoğunlaştığını daha iyi kavrayabilirler.

9 Mustafa Kemal, Millî Mücadele Dönemi’nde basın-yayın kuruluşlarına ayrı bir ehemmiyet veriyordu. Özellikle halkın Millî Mücadele etrafında teşkilatlanmasında basın-yayın kuruluşları ayrı bir önem arz ediyordu. Millî Mücadele’ye karşı olan azınlıklar ve İstanbul Hükûmeti ellerindeki basın gücünü sonuna kadar kullanıyor ve Millî Mücadele’yi yıpratmak için her türlü yalan haberi Anadolu’nun en ücra kasabalarına kadar ulaştırıyordu.

Bu ortamda halkın Millî Mücadele etrafında birleşmesi için doğru haber alması gerekiyordu. Bu nedenle Mustafa Kemal, ilk olarak 14 Eylül 1919’da İrade-i Millîye gazetesinin, 10 Ocak 1920’de Hâkimiyet-i Millîye gazetesinin, 6 Nisan 1920’de ise Anadolu Ajansı’nın kurulmasına katkı sağladı.

Mustafa Kemal bu girişimleri ile hem milleti ortak düşünceler etrafında birleştirmiş hem de Millî Mücadele Dönemi’nde alınmış olan bazı kararların halka ulaşmasını sağladı.

Buna göre basın-yayın kuruluşlarının Millî Mücadele’ye katkıları ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

  • Millî Mücadele lehine kamuoyu oluşturmuşlardır.
  • Halkın örgütlenmesini sağlamak için çalışmışlardır.
  • Millî birlik ve beraberliğin sağlanmasında etkili olmuşlardır.
  • Millî Mücadele’nin haklılığını uluslararası yayınlarla savunmuşlardır.

9. Sorunun Çözümü

Açıklama: Millî Mücadele döneminde basın-yayın kuruluşları, halkın doğru bilgiye ulaşmasını sağlayarak milli iradenin oluşumunda hayati rol oynamıştır. Mustafa Kemal’in öncülüğünde kurulan İrade-i Millîye, Hâkimiyet-i Millîye ve Anadolu Ajansı gibi kuruluşlar, millî mücadele lehine kamuoyu oluşturulması, halkın örgütlenmesi ve millî birlik ve beraberliğin sağlanması gibi önemli işlevler üstlenmiştir. Bu kurumlar sayesinde, halk arasında milli mücadeleye destek artmış, yanlış bilginin önüne geçilerek doğru haberlerin yayılması sağlanmıştır.

  • Seçenek A: Basın-yayın kuruluşları, Millî Mücadele lehine kamuoyu oluşturmuşlardır. Bu, doğru haberin halka ulaştırılması ve milli iradenin güçlendirilmesi açısından temel bir işlevdir.
  • Seçenek B: Bu kuruluşlar, halkın örgütlenmesine katkıda bulunarak milli mücadele etrafında toplumsal dayanışmayı güçlendirmiştir.
  • Seçenek C: Millî birlik ve beraberliğin sağlanmasında basın-yayın kuruluşlarının etkili olduğu, halkın ortak bir bilinçle hareket etmesine yardımcı olmuşlardır.
  • Seçenek D: Millî Mücadele’nin haklılığını uluslararası yayınlarla savunmuşlardır ifadesi ise, metinde belirtilen kuruluşların temel işlevleri arasında yer almamaktadır. Bu kurumlar esas olarak yerel kamuoyunu bilgilendirmek ve milli dayanışmayı pekiştirmek amacıyla kurulmuş olup, uluslararası arenada savunma amacı gütmekten ziyade, milli mücadelenin iç dinamizmini sağlamaya yönelik faaliyetler yürütmüştür.

Sonuç: Yukarıdaki açıklamalar ışığında, basın-yayın kuruluşlarının Millî Mücadele’ye katkıları arasında kamuoyu oluşturulması, halkın örgütlenmesi ve millî birlik ve beraberliğin sağlanması yer almaktadır. Ancak, Seçenek D ifadesinde belirtilen uluslararası yayınlarla savunma yönü, bu kuruluşların faaliyet alanına girmez. Dolayısıyla, doğru cevap “D” seçeneğidir.

10 Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası yaşanan işgaller karşısında İstanbul Hükûmeti ve Türk halkı farklı tepkiler vermiştir:

İstanbul Hükûmeti’nin Görüşü:
Damat Ferit Hükûmeti’ne göre işgaller geçiciydi. Bu nedenle işgallere karşı sessiz kalınmalıydı.
İtilaf Devletleri’ni kızdıracak tutum ve davranışlardan kaçınılmalıydı.
● Barış antlaşması imzalanıncaya kadar İtilaf Devletleri’ne karşı uzlaşmacı bir politika izlenmeliydi.

Halkın Görüşü:
Türk halkı, vatanını korumak ve bağımsızlığını elde etmek için harekete geçti.
● Ülkenin çeşitli yerlerinde halk, cemiyetler kurarak işgalleri protesto etmeye başladı.
● Aynı zamanda işgalcilere karşı silahlı direniş kuvvetleri oluşturuldu.

Verilen bilgilerden hareketle aşağıdaki yargılardan hangisi söylenemez?

  • İstanbul Hükûmeti ile halk arasında görüş ayrılığı vardır.
  • Türk halkı vatan topraklarını korumak için teşkilatlanmıştır.
  • Ülkenin kurtuluşu için bağımsızlık anlayışından uzak fikirler vardır.
  • İstanbul Hükûmeti’ne göre milletin istiklalini milletin kararı kurtaracaktır.

10. Sorunun Çözümü

Açıklama: Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında yaşanan işgaller karşısında, İstanbul Hükûmeti ile Türk halkı arasında belirgin görüş farklılıkları ortaya çıkmıştır. İstanbul Hükûmeti, Damat Ferit Hükûmeti önderliğinde, işgallerin geçici olduğunu düşünerek sessiz kalma ve uzlaşmacı bir politika benimsemiş; İtilaf Devletleri’ni kızdıracak davranışlardan kaçınmayı hedeflemiştir. Buna karşın, Türk halkı vatanını koruma ve bağımsızlığını elde etme amacıyla, cemiyetler kurarak örgütlenmiş, hatta silahlı direniş kuvvetleri oluşturmuştur.

  • Seçenek A: “İstanbul Hükûmeti ile halk arasında görüş ayrılığı vardır.” ifadesi, iki tarafın tepkileri arasında gözlemlenen farklılıkları yansıttığından doğru kabul edilebilir.
  • Seçenek B: “Türk halkı vatan topraklarını korumak için teşkilatlanmıştır.” ifadesi, halkın örgütlenerek işgallere karşı direniş göstermesi gerçeğini ifade ettiği için doğrudur.
  • Seçenek C: “Ülkenin kurtuluşu için bağımsızlık anlayışından uzak fikirler vardır.” ifadesi, her iki tarafın da nihai hedefi olan bağımsızlık düşüncesine ters düşer. İstanbul Hükûmeti uzlaşmacı bir politika izlemiş olsa da, temel hedefi yine bağımsızlıktır; bu nedenle ifade kısmen yanıltıcı olsa da sorunun kapsamı içinde değerlendirildiğinde kesin bir yanlışlık olarak görülmemektedir.
  • Seçenek D: “İstanbul Hükûmeti’ne göre milletin istiklalini milletin kararı kurtaracaktır.” ifadesi, İstanbul Hükûmeti’nin izlediği uzlaşmacı ve antlaşma temelli yaklaşım ile çelişmektedir. Hükûmet, işgallere karşı pasif kalmayı ve müzakerelerle barış antlaşması imzalanmasını savunmuş; bu bağlamda, doğrudan milletin kararıyla istiklalin kurtarılacağına dair bir inanç yer almamaktadır.

Sonuç: Yukarıdaki değerlendirmelerden, İstanbul Hükûmeti’nin stratejisi ile Türk halkının aksiyonları arasında belirgin farklar olduğu; ancak İstanbul Hükûmeti’nin yaklaşımında, milletin kararıyla istiklalin kurtarılacağı şeklinde bir görüşün yer almadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, soruya verilen seçenekler arasında D seçeneği, söylenemez ifadesini karşılamaktadır. Öğrenciler, bu açıklama sayesinde iki tarafın yaklaşım farkını ve İstanbul Hükûmeti’nin uzlaşmacı politikasının temelinde yatan düşünceyi adım adım kavrayabilirler.

11 Aşağıda Birinci Dünya Savaşı sırasında devletlerin durumunu gösteren harita verilmiştir:

Birinci Dünya Savaşı haritası

Verilen haritadan,

I. Askerî üstünlük İtilaf Devletlerindedir.
II. Devletler arasında bloklaşmalar görülmektedir.
III. Denizlerde hâkimiyet, İttifak Devletlerinin elindedir.

yargılarından hangilerine ulaşılabilir?

  • Yalnız I
  • Yalnız II
  • I ve II
  • I, II ve III

11. Sorunun Çözümü

Açıklama: Birinci Dünya Savaşı sırasında devletlerin durumunu gösteren haritaya baktığımızda, çeşitli askeri ve siyasi dengeler ile oluşan ittifak blokları ön plana çıkmaktadır. Bu harita, devletlerin hangi cephelerde ve hangi alanlarda üstünlük sağladığına dair bilgiler içerir. İncelediğimiz yargılar şu şekilde değerlendirilebilir:

  • Yargı I: “Askerî üstünlük İtilaf Devletlerindedir.” ifadesi, haritanın sunduğu bilgilerle doğrudan ilişkilendirilememektedir. Çünkü askeri üstünlük konusu, yalnızca coğrafi bloklaşma veya ittifak yapıları üzerinden net olarak yorumlanamaz. Harita, askeri taktiklerin, kuvvet yoğunluklarının ve stratejik hamlelerin detaylarını sunmadığından, bu yargıya varmak için yeterli delil bulunmamaktadır.
  • Yargı II: “Devletler arasında bloklaşmalar görülmektedir.” ifadesi, haritada açıkça gözlemlenmektedir. Birinci Dünya Savaşı’nda devletlerin oluşturduğu iki ana blok (İtilaf Devletleri ve İttifak Devletleri) haritada net bir şekilde belirtilmiş olup, ittifak ilişkileri ve bloklaşma yapısı, devletlerin askeri, siyasi ve ekonomik bağlarıyla kendini göstermektedir.
  • Yargı III: “Denizlerde hâkimiyet, İttifak Devletlerinin elindedir.” ifadesi ise tarihsel gerçeklerle çelişir. Gerçekte, Birinci Dünya Savaşı’nda denizlerde hâkimiyeti büyük ölçüde İtilaf Devletleri (özellikle Birleşik Krallık ve müttefikleri) sağlamıştır. Bu nedenle, haritadan denizlerde İttifak Devletlerinin hâkimiyetine dair bir sonuç çıkarılamaz.

Yukarıdaki değerlendirmeler sonucunda, yalnızca Yargı II (Devletler arasında bloklaşmalar görülmektedir) ifadesi haritadan ulaşılabilir bir bilgi olarak öne çıkmaktadır. Diğer yargılar, ya yetersiz bilgi sunmakta ya da tarihsel gerçeklerle uyumsuzluk göstermektedir. Bu nedenle doğru cevap “Yalnız II” yani B seçeneğidir. Öğrenciler, bu açıklama sayesinde haritanın sunduğu bloklaşma yapısını ve devletler arası ittifak ilişkilerini adım adım kavrayabilirler.

12 Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, Sivas Valisi Reşit Paşa’nın eşi Melek Reşit Hanım ve arkadaşları tarafından Sivas’ta kurulmuş, kısa sürede Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde merkeze bağlı birçok şubesi açılmıştır.

Cemiyet, düşman işgallerini büyük bir hassasiyet ve dikkatle izleyerek İtilaf Devletleri ve İstanbul Hükûmeti’ne karşı zaman zaman protestonameler yayımlamış, millî orduya para ve mal yardımı kampanyaları açmış, Millî Mücadele için Anadolu’ya geçenlere kutlama mesajları göndermiştir. Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, Türk kadınlığının iftihar edeceği büyük hizmetler görmüş ve bu çalışmalarıyla Atatürk’ün büyük takdirini kazanmıştır.

Buna göre Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

  • Bölgesel kurtuluşu hedeflemiştir.
  • Millî Mücadele’ye katılımı teşvik etmiştir.
  • Örgütlü bir şekilde faaliyette bulunmuştur.
  • Ordunun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmıştır.

12. Sorunun Çözümü

Açıklama: Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, Sivas’ta kurulmuş ve kısa sürede Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde şubeleri açılmış, Millî Mücadele döneminde düşman işgallerine karşı aktif olarak mücadele eden, protestonameler yayımlayan, milli orduya para ve mal yardımı kampanyaları düzenleyen, ayrıca Anadolu’ya geçenlere kutlama mesajları göndererek Türk kadınlığının iftihar edeceği hizmetler sunan önemli bir oluşumdur. Bu faaliyetler, cemiyetin Millî Mücadele’ye olan katılımı teşvik ettiği, örgütlü bir şekilde çalıştığı ve orduya destek sağladığı gerçeğini ortaya koyar.

  • Seçenek A: “Bölgesel kurtuluşu hedeflemiştir.” ifadesi, cemiyetin kuruluş amacı ve yürüttüğü faaliyetlerle tam olarak örtüşmemektedir. Cemiyetin temel amacı, bölgesel bağımsızlık ya da kurtuluş değil; aksine, ulusal mücadeleye destek vererek Millî Mücadele ruhunu bütün ulusa yaymak ve milli iradenin güçlenmesine katkı sağlamaktır. Bu nedenle, bu ifade söylenemez.
  • Seçenek B: “Millî Mücadele’ye katılımı teşvik etmiştir.” Cemiyetin, Anadolu’ya geçenlere kutlama mesajları göndererek ve çeşitli destek faaliyetleri düzenleyerek halkın örgütlenmesini sağlaması bu ifadeyi doğrulamaktadır.
  • Seçenek C: “Örgütlü bir şekilde faaliyette bulunmuştur.” Sivas’ta kurulup Anadolu’nun farklı şehirlerine şube açması, örgütlü çalışma biçimini ortaya koymaktadır.
  • Seçenek D: “Ordunun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmıştır.” Millî orduya para ve mal yardımı kampanyaları düzenlemesi, bu ifadenin de doğru olduğunu göstermektedir.

Sonuç: Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’nin faaliyetleri arasında Millî Mücadele’ye katılımı teşvik etme, örgütlü çalışma ve ordunun ihtiyaçlarını karşılama yer almaktadır. Ancak, “Bölgesel kurtuluşu hedeflemiştir.” ifadesi, cemiyetin ulusal mücadele çerçevesinde yürüttüğü faaliyetlerle çelişmekte, çünkü hedef sadece belirli bir bölgenin kurtuluşu değil, tüm ulusun bağımsızlığı ve milli mücadele ruhunun güçlendirilmesidir. Bu nedenle doğru cevap “A” seçeneğidir.

13 Aşağıda I. Dünya Savaşı Öncesi Avrupa (1914) ve I. Dünya Savaşı Sonrası Avrupa (1918) haritaları verilmiştir:

I. Dünya Savaşı Öncesi ve Sonrası Avrupa Haritası

Bu görsellerden hareketle I. Dünya Savaşı sonrası durumla ilgili,

I. Avrupa’nın siyasi haritası değişmiştir.
II. Almanya sınırlarını genişletmiştir.
III. Yeni devletler kurulmuştur.

yargılarından hangilerine ulaşılabilir?

  • Yalnız I
  • Yalnız II
  • I ve III
  • I, II ve III

13. Sorunun Çözümü

Açıklama: I. Dünya Savaşı öncesi (1914) ve sonrası (1918) Avrupa haritaları incelendiğinde, savaşın Avrupa’nın siyasi düzeninde köklü değişikliklere yol açtığı açıkça gözlemlenmektedir. Öncelikle, Avrupa’nın siyasi haritası değişmiştir ifadesi, savaş sonrası imzalanan barış antlaşmaları ve ortaya çıkan yeni siyasi durumlar sebebiyle tamamen geçerlidir. Savaş, eski imparatorlukların dağılmasına ve yeni devletlerin kurulmasına yol açmıştır. Dolayısıyla, yeni devletlerin kurulması ifadesi de bu değişimin en önemli göstergelerindendir.

  • Yargı I: “Avrupa’nın siyasi haritası değişmiştir.” ifadesi, savaş sonrası imparatorlukların çöküşü ve yeni sınırların belirlenmesi nedeniyle doğrudur.
  • Yargı II: “Almanya sınırlarını genişletmiştir.” ifadesi ise tarihsel gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Aksine, Almanya savaş sonunda toprak kaybetmiş, sınırları daralmıştır.
  • Yargı III: “Yeni devletler kurulmuştur.” ifadesi, özellikle Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması sonucunda ortaya çıkan yeni siyasi oluşumları göstermektedir.

Bu değerlendirmeler doğrultusunda, yalnızca Yargı I ve Yargı III ifadesi haritalardan ulaşılabilen sonuçlardır. Almanya’nın sınırlarını genişletmesi iddiası ise, savaşın sonuçları arasında yer almamaktadır. Dolayısıyla doğru cevap “I ve III” olup, seçenekler arasında C seçeneği kabul edilmelidir. Öğrenciler, bu açıklama sayesinde I. Dünya Savaşı’nın Avrupa siyasi düzeninde yarattığı derin etkileri, imparatorlukların çöküşü ve yeni devletlerin ortaya çıkışı gibi önemli değişimleri adım adım kavrayabilirler.

14 Aşağıdaki metinde Amiral Bristol Raporu’ndan bir kesit yer almaktadır:

“…İngiliz Hükûmeti liderlerinin kamuoyu önünde verdikleri demeçlerde, İzmir ve çevresindeki bölge nüfusunun çoğunluğunun Rum olduğu, dolayısıyla Yunan koruyuculuğu altında bulunması gerektiği ile ilgili iddialar, gerçeklerle bağdaşmamaktadır.

Bazı kıyı kentlerinde, örneğin Ayvalık ve benzeri yerlerde yaşayanların çoğu Rum’du ama bunların çevresindeki bölgeler neredeyse tamamen Türk’tü. İzmir kentinde bile en yetkili kişiler ahali çoğunluğunun Rum olduğunu söyleyemezler. İzmir çevresinde, iç bölgelerde halk tamamen Türk’tür.

Yunan işgalinden sonra Aydın demir yoluyla Balçık’tan Ormalı’ya kadar boşalmış bölgeyi görmek, bu durumun açık bir örneğidir. Yunan kuvvetleri tarafından buralarda ayakta bir ev, köy bırakılmamıştır. Tarlalarda ürün toplayan bir kişi görülmemektedir. Ürün terk edilmiş ve çürümektedir. Bölge halkı, evlerini bırakıp bölgeyi terk etmiştir.”

Bu metinden,

I. Rapor, Türklerin haklılığını ortaya koymuştur.
II. İngiliz Hükûmeti, kamuoyunu yanlış yönlendirmiştir.
III. Yunanlar Wilson Prensiplerine uygun hareket etmiştir.

yargılarından hangilerine ulaşılabilir?

  • Yalnız I
  • I ve II
  • II ve III
  • I, II ve III

14. Sorunun Çözümü

Öncelikle, verilen metinde yer alan ifadeleri dikkatlice incelediğimizde iki temel yargıya ulaşmamız gerektiğini görüyoruz. Metinde, Türk nüfusunun yoğunluğu vurgulanmakta ve “İzmir çevresinde, iç bölgelerde halk tamamen Türk’tür” ifadesiyle, “Rapor, Türklerin haklılığını ortaya koymuştur.” yargısına işaret edilmektedir. Bu durum, o bölgede yaşayan halkın demografik yapısının net bir biçimde ortaya konulduğunu ve Türklerin haklılığının altını çizdiğini göstermektedir.

İkinci olarak, metinde İngiliz Hükûmeti‘nin liderlerinin kamuoyuna verdikleri demeçlerin gerçeklerle bağdaşmadığı belirtilmiştir. “İngiliz Hükûmeti liderlerinin kamuoyu önünde verdikleri demeçler, gerçeklerle bağdaşmamaktadır.” ifadesi, kamuoyunun yanıltıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu sebeple, “İngiliz Hükûmeti, kamuoyunu yanlış yönlendirmiştir.” yargısı da metinden çıkarılabilecek önemli bir sonuçtur.

Buna karşılık, üçüncü yargı olan “Yunanlar Wilson Prensiplerine uygun hareket etmiştir.” ifadesi, metinde yer alan diğer bilgilerle desteklenmemektedir. Metinde Yunan kuvvetlerinin bölgeye dair yıkıcı etkileri anlatılırken, herhangi bir ilke ya da prensibe atıf yapılmamıştır. Dolayısıyla, bu yargı reddedilmesi gereken ve desteklenmeyen bir iddia olarak değerlendirilmelidir.

Özetle;

  • Adım 1: Metinde, Türk nüfusunun baskın olduğuna dair açık ifadeler yer almaktadır.
  • Adım 2: İngiliz Hükûmeti’nin kamuoyunu yanıltıcı demeçleri, metinde net bir şekilde vurgulanmaktadır.
  • Adım 3: Yunanların Wilson Prensiplerine uygun hareket ettiğine dair herhangi bir kanıt veya ifade bulunmamaktadır.
Bu analizler ışığında, doğru cevap “B” şıkkıdır (I ve II). Öğrenciler, metni dikkatle inceleyerek her bir yargının dayanağını saptamalı, destekleyen ifadeleri tespit etmeli ve eksik kalan noktaları belirlemelidir.

Bu çözüm sürecinde, adım adım ilerleyerek metindeki her bir ifadenin detaylı analizini yapmak, doğru cevaba ulaşmanın en önemli yöntemlerinden biridir. Eleştirel düşünce ve sorgulayıcı bir bakış açısıyla, her yargının dayanağına ve eksikliklerine değinmek, benzer sorularda da başarıyı artıracaktır. Her adımın mantığını anlamak, sınavlarda ve uygulamalı çalışmalarınızda büyük katkı sağlayacaktır.

15 Erzurum Kongresi kararlarından bazıları şunlardır:

  • Kuvâ-yı Millîye’yi etken, millî iradeyi egemen kılmak esastır.
  • Manda ve himaye kabul olunamaz.
  • Mebusan Meclisinin bir an önce toplanması ve hükûmet işlerinin meclis denetiminde sürdürülmesini sağlamak için çalışılacaktır.
  • Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.

Buna göre Erzurum Kongresi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

  • Ülke bütünlüğünün korunacağı belirtilmiştir.
  • Millî iradenin yönetime yansıması hedeflenmiştir.
  • Bağımsızlığın kayıtsız şartsız sağlanacağı ifade edilmiştir.
  • İstanbul Hükûmeti’nin temsil gücünün artırılması amaçlanmıştır.

15. Sorunun Çözümü

Öncelikle, Erzurum Kongresi kararları, vatan bütünlüğü, millî irade ve bağımsızlık gibi konulara odaklanmaktadır. Kongrede alınan kararlarda, Ülke bütünlüğünün korunacağı ve millî iradenin yönetime yansıması gibi ifadeler yer alırken; manda ve himaye gibi kavramların reddedilmesi, bağımsızlık ilkesine vurgu yapmaktadır.

Detaylı İnceleme:

  • A Şıkkı: “Ülke bütünlüğünün korunacağı belirtilmiştir.” ifadesi, kongrenin millî sınırlar içinde vatanın bir bütün olduğu kararını yansıttığı için doğru kabul edilmektedir.
  • B Şıkkı: “Millî iradenin yönetime yansıması hedeflenmiştir.” ifadesi de, Kuvâ-yı Millîye’yi etken kılmak kararıyla desteklenmektedir.
  • C Şıkkı: “Bağımsızlığın kayıtsız şartsız sağlanacağı ifade edilmiştir.” seçeneği, manda ve himaye gibi dış müdahalelere yer verilmemesiyle, bağımsızlık ilkesini savunan kararları ortaya koymaktadır.
Ancak,
  • D Şıkkı: “İstanbul Hükûmeti’nin temsil gücünün artırılması amaçlanmıştır.” ifadesi ise, Erzurum Kongresi’nin hedefleri arasında yer almamaktadır. Kongre, yerel ve millî iradeyi esas alarak, merkezi otoritenin baskısını azaltmayı ve milli mücadeleyi desteklemeyi amaçlamıştır. Bu bağlamda İstanbul Hükûmeti’nin temsil gücünün artırılması gibi bir hedef, kongre kararlarıyla bağdaşmamaktadır.

Sonuç: Yapılan değerlendirmeler sonucunda, A, B ve C şıkları kongre kararlarının ruhuna uygun bir şekilde desteklenirken, D şıkkı kararlarla çelişen ve anlatılmayan bir yaklaşımı temsil etmektedir. Bu sebeple, Erzurum Kongresi ile ilgili D şıkkı söylenemez ifadesi, doğru cevaptır. Öğrenciler, bu tarz sorularda verilen bilgileri dikkatle analiz ederek hangi ifadenin kararlarla örtüşmediğini tespit edebilmelidir.

Özetle: Kongre kararları, milli irade ve bağımsızlık gibi temel prensipler etrafında şekillenmekte, dış müdahaleye kapalı bir duruş sergilemektedir. Bu yüzden, İstanbul Hükûmeti’nin temsil gücünü artırma hedefi, kongrenin temel vizyonuyla uyumlu değildir. Bu ayrım, sorunun doğru cevabını belirlemede kilit rol oynamaktadır.

16 İtilaf Devletleri ile İstanbul Hükûmeti arasında imzalanan Sevr Antlaşması’nın bazı maddeleri şunlardır:

  • Boğazlar, uluslararası bir komisyonun denetiminde olacak ve bütün devletlerin gemilerine açık bulundurulacaktır.
  • Antalya, Burdur, Konya ve Isparta çevreleri İtalya’ya verilecektir.
  • Irak, Ürdün, Filistin ve Hicaz, İngiliz mandasına bırakılacaktır.

Buna göre Sevr Antlaşması ile ilgili,

I. Türk tarafının Boğazlar üzerindeki egemenlik hakları kısıtlanmıştır.
II. Türk milletinin bağımsızlığının korunması amaçlanmıştır.
III. Misak-ı Millî’ye aykırı maddeler içermektedir.

çıkarımlarından hangileri yapılabilir?

  • Yalnız I
  • I ve III
  • II ve III
  • I, II ve III

16. Sorunun Çözümü

Öncelikle, Sevr Antlaşması, Türk milletinin uluslararası arenadaki konumunu ciddi şekilde kısıtlayan ve Misak-ı Millî prensiplerine aykırı maddeler içeren bir antlaşmadır. Bu antlaşmada, özellikle Boğazlar konusundaki düzenleme, Türk tarafının egemenlik haklarını kısıtlamış, çünkü Boğazlar uluslararası bir komisyonun denetimine bırakılarak bütün devletlerin gemilerine açık hale getirilmiştir. Bu durum, I. Türk tarafının Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarının kısıtlanmıştır ifadesini desteklemektedir.

İkinci olarak, antlaşmanın diğer maddeleri, Antalya, Burdur, Konya ve Isparta çevrelerinin İtalya’ya verilmesi ve Irak, Ürdün, Filistin ile Hicaz’ın İngiliz mandasına bırakılması gibi uygulamalar, Sevr Antlaşması’nın Misak-ı Millî sınırlarına aykırı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sebeple, III. Misak-ı Millî’ye aykırı maddeler içermektedir yorumu kesinlikle doğrudur.

Ancak, II. Türk milletinin bağımsızlığının korunması amaçlanmıştır ifadesi antlaşmanın genel yapısına ters düşmektedir. Sevr Antlaşması, Türk milletinin varlığını ve bağımsızlık mücadelesini güvence altına almak yerine, ülkenin parçalanmasına ve egemenlik haklarının ciddi ölçüde kısıtlanmasına neden olmuştur. Bu bağlamda, antlaşma Türk milletinin bağımsızlığını korumayı hedefleyen bir belge değildir, aksine uluslararası baskılar altında kalmayı öngörmektedir.

Adım Adım Değerlendirme:

  • Adım 1: Boğazlar’ın uluslararası komisyon denetimine bırakılması, Türk egemenliğinin sınırlı kalmasına neden olduğundan I. ifade doğrudur.
  • Adım 2: Antlaşmanın Misak-ı Millî prensipleriyle çelişen diğer maddeleri, ülkenin parçalanmasını öngörmekte; bu yüzden III. ifade de doğrudur.
  • Adım 3: Türk milletinin bağımsızlığını korumaya yönelik bir amaç güdülmediği, antlaşmanın aksine dış müdahalelere izin vermesi nedeniyle II. ifade yanlıştır.

Sonuç: Yukarıda yapılan değerlendirmeler ışığında, Sevr Antlaşması ile ilgili I ve III çıkarımları yapılabilir. Bu sebeple, doğru cevap B şıkkıdır. Öğrenciler, bu tür sorularda antlaşmanın maddelerini detaylıca inceleyerek, hangi ifadelerin antlaşmanın ruhu ve içeriği ile uyumlu olduğunu, hangilerinin ise çeliştiğini net bir şekilde saptamalıdır.

Öğretici Not: Eleştirel düşünme ve analitik yaklaşımla, özellikle tarihsel belgelerdeki ifadelerin arka planı ve sonuçları hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmak, benzer sınav sorularında başarıyı artıracaktır. Sevr Antlaşması’nın getirdiği kısıtlamalar ve uluslararası baskı ortamı, bu sorunun çözümünde kilit rol oynar.

17 Aşağıda Pontus Rum Cemiyeti ile ilgili bilgi verilmiştir:

Pontus Rum Cemiyeti, Karadeniz Bölgesi’nde Samsun merkez olmak üzere bir Pontus Rum Devleti kurmayı amaçlamaktaydı. Bu doğrultuda kurdukları çetelerle Türk köylerini basarak Türklerin göç etmeleri için çalışıyor ve Yunanistan’dan getirdikleri göçmenleri bölgeye yerleştiriyorlardı.

Cemiyetin bu çalışmaları Wilson İlkeleri’nin,

  • Yenilen devletlerden savaş tazminatı ve toprak alınmayacak.
  • Osmanlı Devleti’nin Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerine kesin egemenlik hakkı tanınacak, Türk olmayan milletlere ise kendi kendini yönetme hakkı verilecek.
  • Denizlerin karasuları dışında kalan bölümleri, savaşta ve barışta herkesin özgür ve serbest kullanımına açık olacak.

maddelerinden hangilerini gerçekleştirmeye yöneliktir?

  • Yalnız II
  • I ve II
  • I ve III
  • I, II ve III

17. Sorunun Çözümü

Öncelikle, verilen bilgilerden Pontus Rum Cemiyeti‘nin Karadeniz Bölgesi‘nde, özellikle Samsun merkezli bir Pontus Rum Devleti kurma amacı güttüğü anlaşılmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, cemiyetin uyguladığı yöntemler arasında, Türk köylerine yönelik yapılan baskılar ile Türk nüfusunun bölgede bulunmasını engellemek ve yerine Yunanistan’dan getirilen göçmenleri yerleştirmek yer almaktadır. Bu strateji, nüfus yapısında köklü değişiklik yapmayı ve mevcut etnik dengeleri değiştirmeyi hedeflemektedir.

Wilson İlkeleri çerçevesinde verilen maddelerden:

  • I. Madde: Yenilen devletlerden savaş tazminatı alınmayacağı ve toprak kaybı yaşanmayacağı belirtilmektedir. Bu madde, doğrudan nüfus yapısının değiştirilmesiyle ilişkili değildir.
  • II. Madde: Osmanlı Devleti’nin Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerine kesin egemenlik hakkı tanınacağı, Türk olmayan milletlere ise kendi kendini yönetme hakkı verileceği ifade edilmektedir. Bu ilke, etnik yapının korunması ve yerli halkın egemenliğinin sürdürülmesi yönündedir.
  • III. Madde: Denizlerin karasuları dışındaki bölümlerinin savaşta ve barışta herkesin özgür kullanımına açık olacağı belirtilmektedir. Bu madde, coğrafi ve deniz hukuku ile ilgilidir, nüfus ve etnik yapı konularıyla doğrudan bağdaşmamaktadır.

Analiz:

  • Madde I ile ilgili olarak, Pontus Rum Cemiyeti‘nin hedefinde savaş tazminatı veya toprak kaybını önlemek gibi bir unsur bulunmamaktadır.
  • Madde II ise, Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerde Türk egemenliğinin korunmasını öngörmektedir. Ancak cemiyetin eylemleri, bu prensibi alt üst ederek Türk nüfusunu bölgeden çıkarmaya ve yerine başka bir etnik grubun yerleşmesini sağlamaya yöneliktir. Bu nedenle, yapılan eylemler madde II ilkesine karşıt bir durumu ortaya koymaktadır.
  • Madde III ise, denizlerin kullanımı ile ilgilidir; bu konuda yapılan müdahaleler veya yer değiştirme eylemleri söz konusu değildir.
Bu değerlendirmeler ışığında, Pontus Rum Cemiyeti‘nin eylemleri, Wilson İlkeleri arasında yalnızca II. maddeye yöneliktir. Diğer maddelerle herhangi bir bağlantı kurulmamaktadır.

Sonuç: Öğrenciler, soruyu değerlendirirken, verilen maddelerin her birinin içeriğini dikkatlice incelemeli ve Pontus Rum Cemiyeti‘nin eylemlerinin hangi maddeyle örtüştüğünü tespit etmelidir. Bu analiz sonucunda, doğru cevabın “Yalnız II” olduğu anlaşılmaktadır.

Bu tür sorularda, tarihi belgelerin ve uygulamaların hangi ilkelere dayandığını detaylıca incelemek, doğru sonuca ulaşmanın anahtarıdır. Eleştirel düşünce ve detaylara dikkat etmek, özellikle tarihsel konularda sınav başarınızı artıracaktır.

18 Aşağıda İngiliz ve Rus hükümdarlarının I. Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti ile ilgili görüşlerine yer verilmiştir:

İngiltere Kralı V. George:
“Sanayi İnkılabı’nı ilk gerçekleştiren ve en fazla sömürgeye sahip olan devletiz, ‘üzerinde güneş batmayan ülke’ olarak tanındık. Sömürgelerimizi diğer devletlere kaptırmamak için güçlü bir donanmamız vardı. Osmanlı’nın elindeki Orta Doğu petrol alanları, oldukça ilgimizi çekiyordu.”

Rus Çarı II. Nikola:
“En büyük amacımız Osmanlı yönetimindeki Boğazları ele geçirip sıcak denizlere inmekti. Balkanlarda hâkimiyet kurmaya çalıştık. Osmanlı topraklarında yaşayan ve soydaşlarımız olan Slavları kendi amaçlarımız doğrultusunda yönlendirdik.”

Buna göre aşağıdakilerden hangisi İngiltere ve Rusya’nın Osmanlı Devleti üzerindeki amaçlarından biri değildir?

  • Balkanlarda isyanlar çıkarmak
  • Yer altı kaynaklarını ele geçirmek
  • Kendi yanlarında savaşa çekmek
  • Panslavizm politikasını gerçekleştirmek

18. Sorunun Çözümü

Öncelikle, verilen soruda İngiliz ve Rus hükümdarlarının Osmanlı Devleti ile ilgili görüşlerine yer verilmiş ve her iki tarafın amaçları çerçevesinde farklı stratejiler izledikleri belirtilmiştir. Bu bağlamda, İngiltere Kralı V. George’un ifadesinde, sanayi devrimi ve sömürgecilik kavramları öne çıkarken, özellikle Orta Doğu petrol alanları gibi yer altı kaynaklarına duyulan ilgi vurgulanmaktadır. Diğer yandan, Rus Çarı II. Nikola’nın konuşmasında ise Boğazların ele geçirilmesi, Balkanlarda hâkimiyet kurulması ve Panslavizm kapsamında Osmanlı topraklarındaki Slavların kendi amaçlarına yönlendirilmesi gibi stratejik hedefler ön plandadır.

Adım Adım Değerlendirme:

  • A Şıkkı: “Balkanlarda isyanlar çıkarmak” ifadesi, Rusların Balkanlarda hâkimiyet kurma çabasıyla kısmen örtüşmektedir. Her ne kadar doğrudan “isyan” kelimesi geçmese de, Slav nüfusunun kendi amaçlarına yönlendirilmesi, dolaylı olarak benzer yöntemlere işaret edebilmektedir.
  • B Şıkkı: “Yer altı kaynaklarını ele geçirmek” ifadesi, özellikle İngiltere’nin petrol alanlarına yönelik ilgisiyle açıkça desteklenmektedir. Bu nedenle bu amaç, her iki ülkenin stratejileri arasında yer almaktadır.
  • D Şıkkı: “Panslavizm politikasını gerçekleştirmek” ise, Rus Çarı’nın ifadesinde açıkça görüldüğü üzere, Slav halkı üzerinden yürütülmek istenen etki ve yönlendirme politikasıyla doğrudan ilişkilidir.

Ancak, C Şıkkı: “Kendi yanlarında savaşa çekmek” ifadesi, hem İngiltere hem de Rusya’nın stratejilerinde yer almamaktadır. İki ülkenin de amaçları, Osmanlı Devleti’nin zayıflatılması, belirli kaynak ve bölgelerin kontrol altına alınması ile ilgilidir; fakat Osmanlı Devleti’ni kendi saflarına çekmek veya doğrudan yanında savaşa dahil etmek gibi bir hedef söz konusu değildir. Bu nedenle, bu ifade diğer amaçlarla örtüşmemekte ve sorunun doğru cevabı olarak değerlendirilmelidir.

Sonuç: Yapılan değerlendirmeler sonucunda, İngiltere ve Rusya‘nın Osmanlı Devleti üzerindeki amaçları arasında yer alan hedefler incelendiğinde, C şıkkı “Kendi yanlarında savaşa çekmek” ifadesi diğerlerine kıyasla hiçbir görüşle örtüşmediğinden, doğru cevap olarak belirlenmiştir. Öğrenciler, bu tarz sorularda her bir ifadenin neyi hedeflediğini dikkatlice analiz ederek, hangi politikalara dayandığını saptamalıdır.

Bu çözüm sürecinde, tarihsel bağlamı ve iki ülkenin stratejik hedeflerini incelemek, doğru cevaba ulaşmada kritik rol oynamaktadır. Eleştirel düşünce ve ayrıntılı analiz, benzer sınav sorularında başarıyı artıracak önemli becerilerdir.

19 Mustafa Kemal, halkı işgallere karşı bilinçlendirmek amacıyla yayımladığı Havza Genelgesi’yle:

  • İzmir’in işgali başta olmak üzere mitingler düzenlenerek işgallerin protesto edilmesini,
  • Gösteriler sırasında Hristiyan halka karşı herhangi bir saldırı ve düşmanlık yapılmamasını,
  • İstanbul Hükûmeti ve büyük devletlerin temsilcilerine protesto telgrafları çekilmesini,
  • Askerî ve millî teşkilatların hiçbir şekilde kapatılmamasını, komutaların devredilmemesini, silah, cephane ve diğer araçların hiçbir şekilde elden çıkarılmamasını istedi.

Buna göre Mustafa Kemal’in, Havza Genelgesi ile aşağıdakilerden hangisini amaçladığı söylenemez?

  • Osmanlı ordusunun dağıtılmasını önlemeyi
  • Mebusan Meclisi seçimlerinin güvenli bir ortamda yapılmasını
  • İşgallerin haksızlığı konusunda halkın bilinçli hareket etmesini
  • Halkın toplumsal karışıklığa meydan verecek girişimlerden uzak durmasını

19. Sorunun Çözümü

Öncelikle, Havza Genelgesi‘nde Mustafa Kemal, işgallere karşı halkı bilinçlendirme, düzenli protesto ve birlik ruhunun korunması gibi temel hedefleri ortaya koymuştur. Bu genelgede; İzmir’in işgali başta olmak üzere, işgallere karşı miting ve gösteriler düzenlenmesi, aynı zamanda gösteriler sırasında Hristiyan halka yönelik saldırıların yapılmaması, İstanbul Hükûmeti ve büyük devlet temsilcilerine protesto telegramı çekilmesi, ve en önemlisi askerî ve millî teşkilatların kapatılmaması, komutaların devredilmemesi ve silah ile cephane gibi unsurların elden çıkarılmamasını talep etmiştir.

Adım Adım Değerlendirme:

  • A Şıkkı: “Osmanlı ordusunun dağıtılmasını önlemeyi” ifadesi, askerî teşkilatların korunması yönündeki talebi yansıttığından, hedeflenen amaçlar arasındadır.
  • B Şıkkı: “Mebusan Meclisi seçimlerinin güvenli bir ortamda yapılmasını” ifadesi ise, genelgede yer alan talepler arasında bulunmamaktadır. Mustafa Kemal, seçimlerin güvenliğiyle ilgili herhangi bir düzenleme veya talepte bulunmamıştır.
  • C Şıkkı: “İşgallerin haksızlığı konusunda halkın bilinçli hareket etmesini” ifadesi, işgallere karşı düzenlenen miting ve gösterilerle halkın bilinçlendirilmesine yönelik direkt bir amaçtır.
  • D Şıkkı: “Halkın toplumsal karışıklığa meydan verecek girişimlerden uzak durmasını” ifadesi, gösteriler sırasında asılsız saldırı ve kargaşanın önüne geçilmesi amacıyla, barışçıl bir düzenin korunması hedefiyle örtüşmektedir.

Sonuç: Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, Havza Genelgesi‘nde Mustafa Kemal; ordu ve teşkilatların dağılmasını önlemek, halkı bilinçlendirmek ve toplumsal düzeni sağlamak gibi hedefleri benimserken, Mebusan Meclisi seçimlerinin güvenli ortamda yapılması gibi bir amacı bulunmamaktadır. Bu sebeple, doğru cevap B şıkkıdır.

Öğrenciler, tarihi belgeleri incelerken, verilen taleplerin hangi stratejik amaçlarla ilişkili olduğunu detaylıca analiz etmeli; bu yaklaşım, benzer soruların çözümünde başarıyı artıracaktır.

20 Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra Osmanlı ordusunun dağıtılması, ülkenin dört bir yandan işgal edilmesi ve Osmanlı Hükûmeti’nin işgallere sessiz kalması üzerine Türk halkı bir araya gelerek oluşturduğu bölgesel direniş kuvvetlerine Kuvâ-yı Millîye adı verilmiştir.

Bu düzensiz birlikler, aslında Türk halkının işgalcilere ve İstanbul Hükûmeti’ne karşı en doğal tepkisi sonucunda ortaya çıkmıştır.

Kuvâ-yı Millîye’yi oluşturan gruplar şunlardır:

  • Subaylar ve bürokratlar
  • Efeler ve zeybekler
  • Çeşitli mesleklere mensup gönüllüler
  • Din adamları ve halkın ileri gelenleri
  • Köylüler

Buna göre Kuvâ-yı Millîye birlikleri için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

  • İşgalci güçlerin Anadolu’dan çıkarılmasını sağlamıştır.
  • Türk halkının içinde bulunduğu koşullar sonucunda oluşmuştur.
  • Toplumun farklı kesimlerinden insanların katılımıyla kurulmuştur.
  • Ortaya çıkmasında Türk halkının vatanseverlik ve milliyetçilik duyguları etkili olmuştur.

20. Sorunun Çözümü

Öncelikle, Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında Osmanlı ordusunun dağıtılması, ülkenin dört bir yanından işgallerin gerçekleşmesi ve İstanbul Hükûmeti‘nin bu durum karşısında harekete geçememesi, Türk halkının kendi kendini savunma amacıyla organize olması sonucunda Kuvâ-yı Millîye adlı direniş kuvvetlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu kuvvetler; subaylar, bürokratlar, efeler, zeybekler, gönüllüler, din adamları, halkın ileri gelenleri ve köylüler gibi toplumun çeşitli kesimlerinden oluşmaktadır.

Adım Adım İnceleme:

  • B Şıkkı: “Türk halkının içinde bulunduğu koşullar sonucunda oluşmuştur.” ifadesi, işgal, dağılmış ordu ve İstanbul Hükûmeti’nin pasif tutumu gibi faktörlerin sonucu olarak direnişin ortaya çıkmasını anlatmaktadır. Bu durum kesinlikle gerçeği yansıtmaktadır.
  • C Şıkkı: “Toplumun farklı kesimlerinden insanların katılımıyla kurulmuştur.” ifadesi, Kuvâ-yı Millîye’nin oluşumunda, subaylar, gönüllüler, din adamları ve köylülerin birlikte hareket ettiğini belirtir; bu da tarihle uyumlu bir ifadedir.
  • D Şıkkı: “Ortaya çıkmasında Türk halkının vatanseverlik ve milliyetçilik duyguları etkili olmuştur.” ifadesi, Kuvâ-yı Millîye’nin ruhunu oluşturan temel değerleri vurgular. Halkın vatan sevgisi ve milliyetçiliği, bu direnişin oluşumundaki ana itici güçtür.

Ancak, A Şıkkı: “İşgalci güçlerin Anadolu’dan çıkarılmasını sağlamıştır.” ifadesi gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır. Çünkü Kuvâ-yı Millîye düzensiz ve yerel bir direniş hareketi olmakla birlikte, tüm işgalci güçlerin Anadolu’dan tamamen çıkarılmasını sağlayacak kadar merkezi ve koordineli bir yapı değildi. Bu kuvvetler, daha ziyade işgallere karşı halkın bilinçlenmesi ve yerel direnişin simgesi olmuştur. Dolayısıyla bu ifade, Kuvâ-yı Millîye’nin niteliklerini yanlış yansıtmaktadır.

Sonuç: Yapılan detaylı inceleme sonucunda, Kuvâ-yı Millîye‘nin oluşum ve işleyiş özellikleri göz önüne alındığında, A şıkkı olan “İşgalci güçlerin Anadolu’dan çıkarılmasını sağlamıştır.” ifadesi, diğerleriyle uyumlu olmayan ve doğru olmayan bir değerlendirme olarak öne çıkmaktadır. Bu sebeple doğru cevap A şıkkıdır.

Bu çözüm sürecinde, tarihsel belgelerin ve olayların arka planının dikkatlice incelenmesi, hangi ifadenin eksik veya hatalı olduğunu belirlemede büyük önem taşımaktadır. Öğrenciler, bu tür sorularda eleştirel düşünce ve detaylara odaklanarak başarılı bir analiz yapabilirler.

21 Anadolu Ajansının İlk Haberi!
12 Nisan 1920

Devlet merkezimizin düşman işgali altına geçmesi üzerine Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin azim ve kararlılığı içinde yiğitçe harekete geçtiği şu sıralarda din ve vatan kardeşlerimizin en doğru haber ve bilgiler alabilmelerini sağlamak için kurulan Anadolu Ajansı, bugünden itibaren göreve başlıyor.”

Anadolu Ajansının bu ilk haberine göre;

I. Halkın işgallere karşı direniş gösterdiği,
II. Bağımsızlık mücadelesine katılımın artırılmak istendiği,
III. Millî Mücadele’nin haklılığının anlatılmaya çalışıldığı

çıkarımlarından hangileri yapılabilir?

  • I ve II
  • I ve III
  • II ve III
  • I, II ve III

21. Sorunun Çözümü

Öncelikle, Anadolu Ajansı‘nın ilk haberinde, devlet merkezimizin düşman işgali altına geçmesi nedeniyle, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti‘nin azim ve kararlılık ile harekete geçtiği vurgulanmaktadır. Bu durum, halkın işgallere karşı direnç gösterdiğinin açık bir göstergesidir. Haberin ifadesinde, “din ve vatan kardeşlerimizin en doğru haber ve bilgiler alabilmelerini sağlamak için” denilmesi, millî mücadelenin haklılığının ve halkın bu mücadeleye katılımının artırılmak istendiğine işaret etmektedir.

Adım Adım İnceleme:

  • I. Madde: “Halkın işgallere karşı direniş gösterdiği” ifadesi, haber metnindeki “devlet merkezimizin düşman işgali altına geçmesi” ve bunun sonucunda halkın harekete geçmesiyle doğrudan ilişkilidir.
  • II. Madde: “Bağımsızlık mücadelesine katılımın artırılmak istendiği” yorumu, haberin amacı olan doğru bilgi akışının sağlanması, halkın bilinçlendirilmesi ve milli mücadelenin desteklenmesiyle uyum içindedir.
  • III. Madde: “Millî Mücadele’nin haklılığının anlatılmaya çalışıldığı” yorumu da, haber metninde “Anadolu Ajansı’nın” göreve başlama amacının, millî mücadeleye moral ve destek sağlamak olduğu yönünde anlaşılmaktadır.

Sonuç: Yukarıda belirtilen tüm değerlendirmeler göz önünde bulundurulduğunda, haberin hem halkın direnişini, hem mücadelenin genişletilmesini hem de millî mücadele ruhunun ve haklılığının vurgulanmasını amaçladığı görülmektedir. Bu nedenle, çıkarımlar arasında I, II ve III maddeleri yer almalı ve doğru cevap D şıkkıdır.

Öğrenciler, bu tür sorularda metnin ana temasını ve verilen bilgilerin ardındaki stratejiyi detaylıca analiz ederek, hangi ifadelerin haberin ruhunu yansıttığını belirleyebilirler. Tarihsel belgelerde yer alan bu tür ifadeleri dikkatle okumak, eleştirel düşünme becerilerini geliştirmek açısından önemlidir.

22 Milliyetçilik düşüncesinin etkisiyle Osmanlı Devleti ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun yönetimi altında yaşayan milletler, kendi devletlerini kurmak için isyan etmişti.

Bu isyanlar Balkanlardaki Slavları kendi yönetimi altında birleştirmek isteyen Rusya tarafından da destekleniyordu. Bunun yanı sıra Rusya’nın sıcak denizlere inmek için Boğazları ve İstanbul’u ele geçirme gibi projeleri de vardı. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı Devleti ise Rusya’nın bu hayallerinin önüne geçebilmek için Almanya ile yakınlaşmak zorunda kalmıştı.

Bu duruma göre milliyetçilik fikrinin aşağıdaki gelişmelerden hangisine neden olduğu söylenemez?

  • Devletler arasında ittifakların oluşmasına
  • Sömürgecilik hareketlerinin başlamasına
  • Balkanlarda hâkimiyet mücadelesinin yaşanmasına
  • Çok uluslu devletlerde bağımsızlık hareketlerinin ortaya çıkmasına

22. Sorunun Çözümü

Öncelikle, milliyetçilik fikri, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında Avrupa’da ve özellikle çok uluslu devletlerde önemli değişimlere yol açmıştır. Bu fikir, Osmanlı Devleti ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi imparatorlukların içindeki farklı etnik grupların, kendi kimliklerini ve bağımsızlıklarını ön plana çıkarmalarına zemin hazırlamıştır. Bu bağlamda, Balkanlarda hâkimiyet mücadelesi, çok uluslu devletlerde bağımsızlık hareketlerinin ortaya çıkması ve devletler arası ittifakların kurulması gibi gelişmeler milliyetçilikten doğrudur.

Adım Adım İnceleme:

  • A Şıkkı: “Devletler arasında ittifakların oluşması” milliyetçilik akımının, ortak düşmanlara karşı birleşmeyi ve güç dengesini sağlama amacıyla ortaya çıkardığı stratejilerden biridir.
  • C Şıkkı: “Balkanlarda hâkimiyet mücadelesinin yaşanması” ifadesi, özellikle Balkanlardaki etnik ve siyasi çekişmelerin milliyetçi düşüncelerle alevlenmesiyle doğrudur.
  • D Şıkkı: “Çok uluslu devletlerde bağımsızlık hareketlerinin ortaya çıkması” ise milliyetçilik akımının en temel sonuçlarından biridir; etnik grupların kendi devletlerini kurma arzusu bu hareketlere yol açmıştır.

Ancak, B Şıkkı: “Sömürgecilik hareketlerinin başlaması” milliyetçilik akımının doğrudan bir sonucu olarak değerlendirilemez. Milliyetçilik, esas olarak mevcut çok uluslu imparatorlukların dağılmasına ve etnik grupların bağımsızlık taleplerine odaklanırken, sömürgecilik ise devletlerin, genellikle ekonomik ve stratejik çıkarlar doğrultusunda başka kıtalarda koloniler kurma sürecidir. Bu süreç, milliyetçilikten ziyade emperyalist stratejilerin ve Avrupa’nın dış politikasının bir parçası olarak ortaya çıkmıştır.

Sonuç: Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, milliyetçilik fikrinin etkisiyle ortaya çıkan gelişmeler arasında; devletler arası ittifakların kurulması, Balkanlardaki hâkimiyet mücadelesi ve çok uluslu devletlerde bağımsızlık hareketlerinin başlaması yer alırken, sömürgecilik hareketlerinin başlaması doğrudan milliyetçiliğin bir sonucu değildir. Bu sebeple, doğru cevap B şıkkıdır.

Öğrenciler, bu tür sorularda tarihsel süreçleri ve kavramları ayırt ederek, hangi olayların birbirinden farklı dinamiklerle ortaya çıktığını belirleyebilirler. Milliyetçilik akımının iç dinamiklerini anlamak, bu akımın doğurduğu sonuçlar ile emperyalist uygulamalar arasındaki farkı kavramak açısından önemlidir.

23 Aşağıda Millî Mücadele sürecindeki bazı önemli kararlar verilmiştir:

  • Havza Genelgesi (28 Mayıs 1919): Anadolu’daki işgaller protesto edilmelidir.
  • Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919): Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
  • Erzurum Kongresi (23 Temmuz – 7 Ağustos 1919): Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez.
  • Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919): Kuvâ-yı Millîye’yi tek kuvvet tanımak ve millî iradeyi hâkim kılmak esastır.
  • Misak-ı Millî (28 Ocak 1920): Siyasi, adli ve mali gelişmemize engel olacak sınırlamalar kaldırılacaktır.
  • Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (20 Ocak 1921): Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.

Bu bilgilere göre aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?

  • Tam bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü amaçlayan kararlar alınmıştır.
  • Mücadelede halkın iradesine ve katılımına önem verilmiştir.
  • İşgalci kuvvetlere karşı uzlaşmacı bir tavır sergilenmiştir.
  • Yeni bir Türk devletinin temelleri atılmıştır.

23. Sorunun Çözümü

Öncelikle, Millî Mücadele sürecinde alınan kararlar, halkın direnişi, bağımsızlık mücadelesi ve yeni bir Türk devletinin kurulması gibi önemli hedefleri yansıtmaktadır. Verilen zaman çizelgesinde yer alan kararlar, Havza Genelgesi, Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi, Misak-ı Millî ve Teşkilat-ı Esasiye Kanunu gibi temel belgeleri içermekte ve her biri, millî irade, bağımsızlık, toprak bütünlüğü ve ulusal egemenlik konularında net ifadeler sunmaktadır.

Adım Adım İnceleme:

  • A Şıkkı: “Tam bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü amaçlayan kararlar alınmıştır.” ifadesi, Erzurum Kongresi ve Misak-ı Millî gibi belgelerle açıkça desteklenmektedir. Bu kararlar, vatan bütünlüğü ve tam bağımsızlık ideallerini ön plana çıkarmaktadır.
  • B Şıkkı: “Mücadelede halkın iradesine ve katılımına önem verilmiştir.” yorumu, Amasya Genelgesi ve Sivas Kongresi‘nde halkın iradesi ve milli kararlılığın vurgulanmasıyla uyumludur.
  • D Şıkkı: “Yeni bir Türk devletinin temelleri atılmıştır.” ifadesi, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ve diğer belgelerde yer alan ulusal egemenlik anlayışı ile örtüşmektedir; yeni devletin kuruluş sürecinin başlangıcı olarak da değerlendirilebilir.

Ancak, C Şıkkı: “İşgalci kuvvetlere karşı uzlaşmacı bir tavır sergilenmiştir.” ifadesi, mevcut belgelerde yer alan kararlarda kesinlikle bulunmamaktadır. Alınan kararlar, işgalci güçlere karşı direnç ve mücadeleye dayalı bir yaklaşımı yansıtırken, uzlaşmacı bir tavırdan söz edilemez. Tüm kararlar, mücadele ve bağımsızlık temelli olup, işgalci güçlerle uzlaşma yönünde herhangi bir yaklaşım sergilememiştir.

Sonuç: Yapılan detaylı analizde, A, B ve D şıkları belgelerin ruhu ile uyumlu sonuçlar verirken; C şıkkı millî mücadelenin temel prensipleriyle çelişmektedir. Bu sebeple, işgalci kuvvetlere karşı uzlaşmacı bir tavır sergilenmiştir ifadesine ulaşılamaz. Doğru cevap C şıkkıdır.

Öğrenciler, bu tür sorularda her bir belgenin ana temasını ve ardındaki stratejiyi dikkatlice analiz ederek, hangi yargının diğerleriyle uyumsuz olduğunu belirlemelidir. Bu analiz, tarihsel süreçlerin ve kararların bağlamını doğru kavramak açısından büyük önem taşır.

24 Nutuk’ta Havza Genelgesi ile ilgili şu bilgilere yer verilmiştir:

İzmir’in ve ne yazık ki Manisa ve Aydın’ın işgali, gelecekteki tehlikeyi daha açık hissettirmiştir. Ülke bütünlüğümüzün korunması için ulusal coşkunun daha canlı olarak gösterilmesi ve devam ettirilmesi gerekmektedir. Yaşayışımızda ve ulusal bağımsızlığımızda gedikler açan işgal ve kendi topraklarına katma gibi olaylar bütün ulusa kan ağlatmaktadır. Üzüntüler ve acılar dindirilemiyor.

Sindirilemez ve katlanılamaz olan bu durumun derhâl giderilmesinin bütün uygar uluslarla büyük devletlerin adalet ve etkisinden sabırsızlıkla beklendiğini göstermek amacıyla, önümüzdeki hafta içinde büyük ve heyecanlı mitingler yapılarak ulusal gösterilerde bulunulması ve düzenlenen ulusal gösterilerde terbiye ve ağırbaşlılığın titizlikle korunması ve Hristiyan halka karşı saldırı, gösteri ve düşmanlık gibi tavırlar alınmaması zorunludur.”

Bu bilgiden aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?

  • İşgallerin artacağına dair endişe duyulmaktadır.
  • Yeni bir devletin kurulması gerektiği ifade edilmiştir.
  • Vatanın bağımsızlığının tehlikede olduğu belirtilmiştir.
  • Düzenlenecek mitinglerle millî bilinç uyandırılmak istenmiştir.

24. Sorunun Çözümü

Öncelikle, Nutuk‘ta yer alan Havza Genelgesi ile ilgili pasajda, işgallerin yarattığı tehlike, ulusal bütünlüğün korunması ve halkın yaşadığı acılar vurgulanmaktadır. Metinde, özellikle İzmir, Manisa ve Aydın’ın işgali sonucu gelecekteki tehlikenin daha belirgin hale geldiği, bu durumun ulusun yaşamı ve bağımsızlığı üzerinde derin izler bıraktığı belirtilmiştir.

Adım Adım İnceleme:

  • A Şıkkı: “İşgallerin artacağına dair endişe duyulmaktadır.” ifadesi, metinde işgallerin yarattığı tehdit ve gelecek kaygısı cümleleriyle desteklenmektedir.
  • C Şıkkı: “Vatanın bağımsızlığının tehlikede olduğu belirtilmiştir.” yorumu, işgallerin ulusal bağımsızlık ve bütünlüğe zarar verdiğini anlatan ifadelerle örtüşmektedir.
  • D Şıkkı: “Düzenlenecek mitinglerle millî bilinç uyandırılmak istenmiştir.” ifadesi, metinde ulusal gösteriler ve mitingler yapılarak halkın bilinçlendirilmesi gerektiği vurgusuyla açıkça ortaya konulmuştur.

Ancak, B Şıkkı: “Yeni bir devletin kurulması gerektiği ifade edilmiştir.” ifadesine dair metinde hiçbir bilgiye rastlanmamaktadır. Nutuk’taki pasaj, mevcut devletin işgal karşısında direnişini, ulusal bilincin ve bütünlüğün korunmasını ön plana çıkarmakta; yeni bir devlet kurma ihtiyacından ziyade mevcut yapının savunulması ve güçlendirilmesi üzerinde durmaktadır.

Sonuç: Yapılan değerlendirme sonucunda, B şıkkı olan “Yeni bir devletin kurulması gerektiği” ifadesi metinde yer alan diğer bilgilerle desteklenmediği için ulaşılamaz. Doğru cevap B şıkkıdır.

Bu çözüm sürecinde, metnin ana temasını ve verilen detayları dikkatle incelemek, hangi yargıların desteklendiğini ve hangilerinin metinde yer almadığını tespit etmek açısından önemlidir. Öğrenciler, tarihsel belgeleri analiz ederken ifadelerin içeriklerine odaklanmalı ve hangi sonuçların metinden çıkarılabileceğini sorgulamalıdır.

25 Mustafa Kemal’in işgaller karşısındaki düşünceleri şöyledir:

“…Türk ata yurduna ve Türk’ün bağımsızlığına saldıranlar kimler olursa olsun onlara bütün ulusça silahlı olarak karşı çıkmak ve onlarla savaşmak gerekiyordu. Bu önemli kararın bütün gereklerini ilk gününde açıklamak elbette yerinde olamazdı. Uygulamayı birtakım evrelere ayırmak ve olaylardan yararlanarak ulusun duygu ve düşüncelerini hazırlamak ve adım adım ilerleyerek amaca ulaşmaya çalışmak gerekiyordu…”

Buna göre Mustafa Kemal ile ilgili aşağıdaki yargılardan hangilerine ulaşılabilir?

  • I. Vatanın bir bütün olarak savunulması gerektiğini belirtmiştir.
  • II. Egemenliğin millete ait olduğunu vurgulamıştır.
  • III. Mücadelenin belirli bir plan dâhilinde yürütülmesi gerektiğini savunmuştur.
  • IV. Türk halkının işgaller karşısında bilinçlenmesini amaçlamıştır.
  • I, II ve III
  • I, II ve IV
  • I, III ve IV
  • II, III ve IV

25. Sorunun Çözümü

Öncelikle, Mustafa Kemal’in işgaller karşısındaki düşüncelerini ifade ettiği bu pasajda, iki önemli boyut ön plana çıkmaktadır. İlk olarak, Türk ata yurduna ve Türk’ün bağımsızlığına yapılan saldırılara karşı, ulusun bütün olarak savunulması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu durum, I. Vatanın bir bütün olarak savunulması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

İkinci olarak, metinde kararı hemen açıklamamanın, uygulamanın evrelere ayrılarak adım adım ilerletilmesinin gerekliliği belirtilmektedir. Bu yaklaşım, III. Mücadelenin belirli bir plan dâhilinde yürütülmesi gerektiğini savunur. Mustafa Kemal, olayların seyrinden yararlanarak, halkın duygu ve düşüncelerini hazırlamayı amaçladığını ifade eder.

Ayrıca, uygulamanın evrelere ayrılması ve ulusun bilinçli hale getirilmesinin hedeflendiği açıklaması, IV. Türk halkının işgaller karşısında bilinçlenmesini amaçladığını göstermektedir.

Ancak, metinde egemenliğin millete ait olduğuna dair doğrudan bir vurgu bulunmamaktadır. Dolayısıyla, II. Egemenliğin millete ait olduğunu vurgulamıştır yorumu, verilen ifadeler arasında yer almamaktadır.

Sonuç: Mustafa Kemal’in düşüncelerinde, I, III ve IV yargılarına ulaşılabilirken, egemenliğin millete ait olduğuna dair bir ifade yer almadığından, doğru cevap C şıkkı: I, III ve IV olarak belirlenmiştir.

Bu çözüm sürecinde, metnin ana teması olan ulusun bütünlüğünü savunma, mücadele planını evrelere ayırma ve halkın bilinçlendirilmesinin stratejik önemini anlamak, doğru yorumu yapmada kritik rol oynamaktadır. Öğrenciler, bu tür metin analizlerinde ifadelerin hangi yönlere işaret ettiğini detaylıca inceleyerek, hangi sonuçların çıkarılabileceğini belirlemelidir.

26 Aşağıda millî varlığa düşman cemiyetlerden bazıları verilmiştir:

Cemiyet Görüşleri
İngiliz Muhipleri Cemiyeti Osmanlı Devleti’nin İngiltere’nin koruması altında varlığını devam ettirmesi gerektiğini savunmuştur.
Wilson Prensipleri Cemiyeti ABD gibi güçlü bir devletin koruyuculuğunda Osmanlı Devleti’nin kurtulabileceği düşüncesini savunmuştur.

Verilen bilgilere göre bu cemiyetlerin;

I. bağımsızlık,
II. manda ve himaye,
III. sömürgecilik

düşüncelerinden hangilerine ters düştüğü söylenebilir?

  • Yalnız I
  • I ve II
  • II ve III
  • I, II ve III

26. Sorunun Çözümü

Öncelikle, verilen bilgilerde yer alan İngiliz Muhipleri Cemiyeti ve Wilson Prensipleri Cemiyeti, Osmanlı Devleti’nin varlığını, dış bir gücün koruması altında sürdürme görüşünü savunmaktadır. Bu yaklaşımlar, devletin tam bağımsız olarak kendi kaderini tayin etmesinden ziyade, bir tür manda ve himaye sistemini destekleyen düşünceyle örtüşmektedir.

Adım Adım İnceleme:

  • I. Bağımsızlık: Bağımsızlık, bir devletin dış müdahale olmaksızın, kendi kendine yetebilmesi ve kararlarını özgürce alabilmesi anlamına gelir. Ancak, iki cemiyet de Osmanlı Devleti’nin bağımsız kalması yerine, İngiltere’nin ya da ABD gibi güçlü bir devletin koruması altında varlığını sürdürmesini savunarak, bağımsızlık ilkesine ters düşen bir görüş ortaya koymaktadır.
  • II. Manda ve Himaye: Manda ve himaye anlayışı, bir devletin doğrudan bağımsızlık yerine, dış bir gücün gözetiminde varlığını sürdürmesini öngörür. Bu düşünce, İngiliz Muhipleri Cemiyeti ve Wilson Prensipleri Cemiyeti‘nin savunduğu görüş ile uyum içerisindedir. Dolayısıyla, bu cemiyetler manda ve himaye düşüncesiyle çelişmemektedir.
  • III. Sömürgecilik: Sömürgecilik, bir devletin ekonomik, siyasi veya kültürel anlamda başka bir devlet tarafından tamamen egemenlik altına alınması ve sömürülmesidir. Verilen bilgilere göre, cemiyetler sömürgecilik anlayışını benimsememekte, yalnızca dış koruma altında kalmayı öngörmektedir. Bu nedenle, sömürgecilik düşüncesiyle de doğrudan bir çelişki bulunmamaktadır.

Sonuç: Yapılan bu değerlendirmeler ışığında, İngiliz Muhipleri Cemiyeti ve Wilson Prensipleri Cemiyeti‘nin savunduğu görüş, bağımsızlık ilkesine ters düştüğü anlaşılmaktadır. Diğer yandan, manda ve himaye görüşü, bu cemiyetlerin esasını oluşturduğundan ve sömürgecilik kavramı ile de örtüşmediğinden, yalnızca I. bağımsızlık düşüncesiyle çelişir.

Bu sebeple, doğru cevap Yalnız I‘dir. Öğrenciler, bu tür sorularda cemiyetlerin savunduğu görüş ile karşılaştırılan kavramların özünü iyi ayırt ederek, hangi fikirlerin birbirleriyle çeliştiğini belirlemelidir. Bu analiz, tarihsel düşünceyi ve kavramlar arasındaki farkları anlamada kritik öneme sahiptir.


İşlemler

Geçmiş Sonuçlar

    Bir Yorum Yaz