1 Mustafa Kemal Milli Mücadeleye hazırlık çalışmaları için hangi şehirlere gitmemiştir?
- Sivas
- Amasya
- Diyarbakır
- Erzurum
1. Sorunun Çözümü
Bu soru, Mustafa Kemal’in Milli Mücadeleye hazırlık çalışmaları kapsamında hangi şehre gitmediğini belirlememizi ister. 1919 yılı, Samsun’a çıkıştan sonra milli direnişin teşkilatlanma safhasıdır. Mustafa Kemal, Samsun → Havza → Amasya → Erzurum → Sivas hattında ilerleyerek bildiriler yayımlamış, kongrelere başkanlık etmiş ve milli iradeyi örgütlemiştir. Bu rota; Amasya’da genelge, Erzurum ve Sivas’ta kongrelerle somutlaşmıştır. Buna karşılık Diyarbakır, onun daha önceki askeri görevleri sırasında bulunduğu bir bölge olmakla birlikte, 1919’daki hazırlık turunun resmî durakları arasında yer almaz.
- Doğru Seçenek: C) Diyarbakır — Mustafa Kemal’in 1919’daki hazırlık faaliyetlerinin ana güzergâhında Diyarbakır bulunmaz. Diyarbakır, önceki yıllarda (ör. 1916 Doğu Cephesi görevleri) temas ettiği bir yer olsa da, Milli Mücadeleye hazırlık kapsamındaki ziyaretleri içinde değildir. Bu yüzden sorunun “gitmemiştir” ölçütünü karşılar.
- A) Sivas — 4–11 Eylül 1919’da yapılan Sivas Kongresi milli teşkilatlanmanın ülke geneline yayılmasını sağlayan kritik bir dönüm noktasıdır. Mustafa Kemal burada bizzat bulunmuş, kongreyi yönetmiştir; bu seçenek yanlıştır.
- B) Amasya — 22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi ile “milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” ilkesi ilan edilmiştir. Amasya, hazırlık safhasının başlangıç belgesinin yayımlandığı merkezdir; bu nedenle yanlıştır.
- D) Erzurum — 23 Temmuz–7 Ağustos 1919 tarihli Erzurum Kongresi vatanın bütünlüğü ve milli iradeyi esas almıştır. Mustafa Kemal kongrede yer almış ve başkanlık yapmıştır; bu seçenek de yanlıştır.
Sonuç: Hazırlık dönemi rotasında yer almayan şehir Diyarbakır olduğundan, doğru cevap “C” şıkkıdır.
2 Mustafa Kemal I. Dünya Savaşı’nda hangi cephede savaşmamıştır?
- Kafkas
- Çanakkale
- Suriye
- Kanal
2. Sorunun Çözümü
Soru, Mustafa Kemal Paşa’nın I. Dünya Savaşı sırasında hangi cephede savaşmadığını bulmamızı ister. O yıllarda Mustafa Kemal; birlik komutanlıkları, kolordu kumandanlığı ve ordu seviyesinde görevler almış, özellikle Çanakkale, Kafkas ve Suriye–Filistin sahalarında fiilen savaşmıştır. Buna karşılık, Osmanlı’nın Süveyş’e yönelik teşebbüsleri Kanal (Süveyş) Cephesi olarak bilinse de bu hatta Mustafa Kemal görev yapmamıştır. Dolayısıyla doğru seçenek, “D) Kanal” olur.
- Doğru: D) Kanal — Kanal Harekâtı (Sina–Süveyş hattına yönelik teşebbüsler) ağırlıkla 1915’te Cemal Paşa komutasında yürütülmüştür. Mustafa Kemal bu cephede görevlendirilmemiş; savaşın diğer sahalarında kritik roller üstlenmiştir. Bu nedenle “savaşmamıştır” ölçütünü en net karşılayan seçenek Kanaldır.
- A) Kafkas — Mustafa Kemal 1916’da Kafkas Cephesinde (16. Kolordu ve ardından 2. Ordu bünyesinde) Muș–Bitlis hattında başarılı taarruzlar yürütmüştür. Fiilen muharebe idare ettiği için bu seçenek yanlıştır.
- B) Çanakkale — 1915’te Arıburnu ve Conkbayırı’nda gösterdiği liderlikle Çanakkale savunmasının sembol isimlerinden olmuştur. Burada fiilen savaştığı tartışmasızdır; bu yüzden yanlıştır.
- C) Suriye — 1917–1918’de Suriye–Filistin cephesinde (Yıldırım Orduları Grubu içinde 7. Ordu Komutanı olarak) görev yapmış; bölgenin tahliyesi ve geri çekilme düzeninde kritik sorumluluklar üstlenmiştir. Bu nedenle yanlıştır.
Özetle: Mustafa Kemal Paşa, I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale, Kafkas ve Suriye–Filistin sahalarında fiilen görev yapmış; Kanal (Süveyş) Cephesinde ise görev almamıştır. Bu nedenle doğru cevap “D” şıkkıdır.
3 İşgallere karşı çeşitli bölgelerde düşmana direnmek, düşmanı oyalamak ve durdurmak amacıyla kurulan bölgesel, silahlı halk kuvvetlerine ne denir?
- Mebuslar Meclisi
- Temsil Heyeti
- Düzenli Ordu
- Kuva-yi Milliye
3. Sorunun Çözümü
Soru, İşgallere karşı halkın kendi imkânlarıyla oluşturduğu, belirli bölgelerde düşmanı oyalamak, durdurmak ve direniş sağlamak amacıyla kurulan silahlı birliklerin adını sormaktadır. Bu tanım, Milli Mücadele’nin ilk döneminde düzenli ordunun henüz kurulmadığı süreçte ortaya çıkan Kuva-yi Milliye hareketini ifade eder. Kuva-yi Milliye, çoğunlukla yerel halktan oluşmuş, gönüllülük esasına dayalı ve bölgesel savunma yapan birliklerdir. İşgal kuvvetlerinin ilerleyişini yavaşlatarak düzenli orduya zaman kazandırmışlardır.
- Doğru: D) Kuva-yi Milliye — 1919–1920 yıllarında Batı Anadolu’da Yunan ilerleyişine karşı, Güney Cephesi’nde Fransız kuvvetlerine karşı ve Doğu’da Ermenilere karşı halk tarafından örgütlenen bu birlikler, düşmanı oyalayarak milli direnişin ilk askeri gücü olmuşlardır. Tanım tamamen bu yapıya uygundur.
- A) Mebuslar Meclisi — Meclis, milletvekillerinden oluşan yasama organıdır. Silahlı mücadele veren bir yapı olmadığı için tanıma uymaz; bu yüzden yanlıştır.
- B) Temsil Heyeti — Milli Mücadele’nin siyasi lider kadrosu olup Erzurum ve Sivas Kongreleri ile oluşturulmuştur. Silahlı birlik değil, siyasi karar organıdır; bu nedenle yanlıştır.
- C) Düzenli Ordu — 1920’de kurulan, disiplinli ve merkezi komutaya bağlı ordudur. Kuva-yi Milliye’den farklı olarak ülke genelinde örgütlü, modern askeri yapıya sahiptir. Soru, düzenli ordu öncesi yerel direnişleri sorduğu için bu seçenek de yanlıştır.
Sonuç: İşgallere karşı yerel halkın gönüllü katılımıyla kurulan bölgesel silahlı birlikler Kuva-yi Milliye olarak adlandırılır. Bu nedenle doğru cevap “D” şıkkıdır.
4 Balkan Savaşları sonucunda yapılan antlaşmalarla Edirne ve Kırklareli Türkiye’ye, Kavala Bulgaristan’a, Yanya, Selanik ve Girit Adası Yunanistan’a verilmiştir. Bu durumun yol açtığı ve günümüze kadar süre gelen sorun aşağıdakilerden hangisidir?
- Ege hava sahası
- Batı Trakya’da kalan Türklerin durumu
- Ege denizi kıta sahanlığı
- Anadolu’ya yakın olan Yunan Adalarının durumu
4. Sorunun Çözümü
Soru, Balkan Savaşları sonucunda imzalanan antlaşmalarla ortaya çıkan ve günümüze kadar süregelen bir sorunu sormaktadır. 1912–1913 Balkan Savaşları sonunda Osmanlı Devleti toprak kayıpları yaşamış; Edirne ve Kırklareli yeniden Osmanlı’ya verilmiş, ancak Kavala Bulgaristan’a, Yanya, Selanik ve Girit Yunanistan’a bırakılmıştır. Bu sınır düzenlemeleriyle Batı Trakya bölgesi Osmanlı hâkimiyetinden çıkmış ve önemli bir Türk nüfus Yunanistan sınırları içinde kalmıştır. Günümüzde hâlâ tartışma konusu olan mesele, bu bölgede yaşayan Türk azınlığın haklarıdır.
- Doğru: B) Batı Trakya’da kalan Türklerin durumu — Antlaşmalar sonrası Batı Trakya’daki Türk nüfus Yunanistan yönetimi altında kalmıştır. Lozan Antlaşması’nda azınlık hakları garanti altına alınsa da uygulama sürecinde eğitim, din özgürlüğü, müftülük seçimleri gibi konularda günümüze kadar süren sorunlar yaşanmıştır.
- A) Ege hava sahası — Bu, daha çok II. Dünya Savaşı sonrası ve özellikle 1970’lerden itibaren gündeme gelen, Ege’deki hava kontrol sahası anlaşmazlığıdır. Balkan Savaşları ile doğrudan ilişkili değildir; bu yüzden yanlıştır.
- C) Ege Denizi kıta sahanlığı — Bu konu, Türkiye ile Yunanistan arasında deniz yetki alanları ve doğal kaynak arama hakları üzerine gelişmiş modern bir sorundur. Balkan Savaşları’nın sonucu olarak ortaya çıkmamıştır; dolayısıyla yanlıştır.
- D) Anadolu’ya yakın olan Yunan adalarının durumu — Bu adalar meselesi, Osmanlı’nın 1914 sonrası dönemde ve Lozan görüşmeleri sırasında gündeme gelmiştir. Balkan Savaşları sonrası antlaşmalarla doğrudan bağlantılı değildir; bu nedenle yanlıştır.
Sonuç: Balkan Savaşları sonucunda imzalanan antlaşmalarla Osmanlı sınırları dışında kalan Batı Trakya Türkleri meselesi, uluslararası hukuk ve ikili ilişkilerde hâlâ süren bir konudur. Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.
5 Aşağıdakilerden hangisi I. Dünya Savaşı’nı hazırlayan sebeplerden değildir?
- Sömürgecilik yarışı
- İtalya’nın Habeşistan’a saldırması
- Hızlı silahlanma
- Siyasi bloklaşma
5. Sorunun Çözümü
Soru, I. Dünya Savaşı’nı hazırlayan sebeplerden hangisinin olmayan seçeneği bulmamızı istemektedir. 1914’te patlak veren savaşın arka planında birçok uzun vadeli siyasi, ekonomik ve askeri gerilim bulunmaktaydı. Bunlar arasında sömürgecilik yarışı, hızlı silahlanma ve siyasi bloklaşma gibi faktörler doğrudan savaşın zeminini hazırlayan etkenlerdir. Ancak İtalya’nın Habeşistan’a saldırması olayı, savaş öncesi Avrupa’daki büyük güçler arasındaki gerilimin temel sebeplerinden biri değildir; bu olay farklı bir döneme ve bölgesel çatışmaya aittir.
- Doğru: B) İtalya’nın Habeşistan’a saldırması — Bu olay 1935’te gerçekleşmiş, yani I. Dünya Savaşı’ndan çok sonra meydana gelmiştir. II. Dünya Savaşı’na giden süreçteki İtalya’nın yayılmacı politikalarıyla ilgilidir. Dolayısıyla savaşın hazırlık sebepleri arasında yer almaz.
- A) Sömürgecilik yarışı — 19. yüzyıl sonlarında Avrupa devletleri arasında Afrika ve Asya’da sömürgeler elde etme yarışı hızlanmış, özellikle İngiltere–Fransa–Almanya arasında ciddi rekabet doğmuştur. Bu rekabet savaşın ana nedenlerinden biridir; bu yüzden yanlıştır.
- C) Hızlı silahlanma — 20. yüzyıl başında sanayileşme ve teknolojik gelişmelerle orduların büyümesi, yeni silahların geliştirilmesi (makineli tüfek, zırhlı gemi vb.) büyük güçler arasında güven bunalımı yaratmıştır. Bu durum doğrudan savaş hazırlık sürecinin parçasıdır; bu nedenle yanlıştır.
- D) Siyasi bloklaşma — İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya) ile İttifak Devletleri (Almanya, Avusturya–Macaristan, İtalya) arasındaki kutuplaşma, küçük bir olayın bile büyük savaşa dönüşmesini kolaylaştırmıştır. Bu da temel sebeplerden biridir; dolayısıyla yanlıştır.
Sonuç: I. Dünya Savaşı’nın çıkışında rol oynamayan olay İtalya’nın Habeşistan’a saldırmasıdır. Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.
6 Almanya I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’ni niçin kendi tarafına çekmek istemiştir?
- Teknolojik gücünden yararlanmak için
- Ekonomik gücünden yararlanmak için
- Halifenin dinsel gücünden yararlanmak için
- Fransa’ya yardım ulaştırmak için
6. Sorunun Çözümü
Soru, Almanya’nın I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’ni kendi yanında savaşa çekme isteğinin asıl nedenini sormaktadır. 1914’te Osmanlı Devleti siyasi, askeri ve ekonomik açıdan zayıflamış olsa da sahip olduğu Halifelik makamı, dünya üzerindeki milyonlarca Müslüman üzerinde önemli bir dini ve manevi nüfuz sağlıyordu. Almanya, özellikle İngiltere, Fransa ve Rusya’nın sömürgelerinde yaşayan Müslüman halkların halifenin cihad çağrısına uyarak isyan etmelerini ve böylece İtilaf Devletleri’nin gücünün içeriden zayıflamasını amaçlıyordu.
- Doğru: C) Halifenin dinsel gücünden yararlanmak için — Osmanlı padişahı aynı zamanda İslam dünyasının halifesiydi. Almanya, bu dini otoriteyi kullanarak düşmanlarının sömürgelerindeki Müslüman tebaayı ayaklandırmak ve cephe gerisinde karışıklık çıkarmak istiyordu. Bu, Osmanlı’nın savaşa girişinde Almanya’nın en önemli motivasyonuydu.
- A) Teknolojik gücünden yararlanmak için — Osmanlı, savaş öncesinde teknolojik açıdan geri kalmış bir devletti; bu nedenle Almanya’nın böyle bir beklentisi olamazdı. Bu seçenek yanlıştır.
- B) Ekonomik gücünden yararlanmak için — Osmanlı ekonomisi savaş öncesinde ciddi dış borç yükü altındaydı ve üretim kapasitesi sınırlıydı. Almanya için ekonomik bir avantaj sağlayacak güçte değildi; bu nedenle yanlıştır.
- D) Fransa’ya yardım ulaştırmak için — Almanya, Fransa ile zaten düşman konumundaydı. Osmanlı’nın Fransa’ya yardım ulaştırması gibi bir durum söz konusu olamaz; bu seçenek de yanlıştır.
Sonuç: Almanya’nın Osmanlı’yı kendi yanında savaşa çekme temel nedeni, Halifenin dini otoritesini kullanarak İtilaf Devletleri’nin sömürgelerindeki Müslüman halkları isyana teşvik etmekti. Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.
7 Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girme nedenleri arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?
- İngiltere ve Fransa’nın kışkırtmaları
- İttihat ve Terakki Partisinin Almanya’ya hayranlık duyması
- Osmanlı Devleti’nin kaybettiği yerleri geri almak istemesi
- Almanya’nın savaşı kazanacağına inanılması
7. Sorunun Çözümü
Soru, Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na giriş nedenleri arasında yer almayan seçeneği bulmamızı istemektedir. Osmanlı, savaş öncesinde siyasi ve askeri bakımdan zayıf olmasına rağmen, kaybettiği toprakları geri alma arzusu, Almanya’nın savaşı kazanacağına duyulan inanç ve İttihat ve Terakki liderlerinin Almanya’ya olan yakınlığı gibi nedenlerle bu savaşa katılmıştır. Ancak İngiltere ve Fransa’nın kışkırtmaları böyle bir neden değildir; tam tersine bu iki devlet Osmanlı’nın savaşa girmesini istememiştir çünkü cephelerin genişlemesini istemiyorlardı.
- Doğru: A) İngiltere ve Fransa’nın kışkırtmaları — Osmanlı’nın savaşa girmesinde İngiltere ve Fransa’nın bir teşviki olmamıştır. Aksine, Osmanlı’nın tarafsız kalması bu devletlerin çıkarına daha uygundu. Dolayısıyla bu seçenek savaşa girme nedeni değildir.
- B) İttihat ve Terakki Partisinin Almanya’ya hayranlık duyması — Enver Paşa başta olmak üzere parti liderleri, Almanya’nın askeri disiplinini ve teknolojisini örnek alıyorlardı. Bu, Osmanlı’nın Almanya ile ittifak kurmasında etkili olmuştur; bu nedenle doğru bir nedendir.
- C) Osmanlı Devleti’nin kaybettiği yerleri geri almak istemesi — Balkan Savaşları’nda ve öncesinde kaybedilen toprakların geri alınması, özellikle Kafkasya ve Kuzey Afrika’daki eski Osmanlı topraklarının yeniden kazanılması önemli bir motivasyondu; bu yüzden doğru bir nedendir.
- D) Almanya’nın savaşı kazanacağına inanılması — 1914’te Almanya, askeri ve teknolojik gücüyle çok güçlü görünüyordu. Bu inanç Osmanlı’yı ittifaka yönelten sebeplerden biridir; bu da doğru bir nedendir.
Sonuç: Osmanlı’nın savaşa girişinde İngiltere ve Fransa’nın kışkırtmaları hiçbir rol oynamamıştır. Bu nedenle doğru cevap “A” şıkkıdır.
8 TBMM Ankara’da açıldıktan sonra meclise karşı yurdun çeşitli yerlerinde ayaklanmalar çıktı. Mustafa Kemal ve arkadaşları idama mahkûm edildi. Bunun üzerine TBMM, ayaklanmalara karşı bazı tedbirler aldı. Buna göre aşağıdakilerden hangisi TBMM’nin ayaklanmalara karşı aldığı tedbirlerden biri değildir?
- Hıyanet-i vataniye kanununun çıkartılması
- İstiklal mahkemelerinin kurulması
- Sevr antlaşmasının kabul edilmesi
- Anadolu ajansının kurulması
8. Sorunun Çözümü
Soru, TBMM’nin Ankara’da açıldıktan sonra çıkan ayaklanmalara karşı aldığı tedbirlerden hangisinin yer almadığını bulmamızı istemektedir. TBMM, 23 Nisan 1920’de açıldıktan sonra hem işgal kuvvetlerinin desteklediği ayaklanmalar hem de iç karışıklıklarla mücadele etmek zorunda kaldı. Bu dönemde milli mücadeleyi yıpratacak hareketlere karşı sert ve caydırıcı önlemler alındı. Ancak Sevr Antlaşması’nın kabul edilmesi TBMM’nin değil, İstanbul Hükûmeti’nin yaptığı bir eylemdi ve TBMM’nin mücadele anlayışına tamamen aykırıydı.
- Doğru: C) Sevr antlaşmasının kabul edilmesi — 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını ortadan kaldıran ağır maddeler içeriyordu. TBMM, bu antlaşmayı kesinlikle tanımamış ve mücadeleye devam etmiştir. Bu nedenle bu seçenek, TBMM’nin ayaklanmalara karşı aldığı bir tedbir değildir.
- A) Hıyanet-i vataniye kanununun çıkartılması — 29 Nisan 1920’de çıkarılan bu kanun ile milli mücadeleye karşı çıkanlar vatan haini ilan edilmiş ve ağır cezalara çarptırılmıştır. Bu, ayaklanmalara karşı doğrudan bir tedbirdir.
- B) İstiklal mahkemelerinin kurulması — 1920’de kurulan bu mahkemeler, özellikle ayaklanmalara katılan veya milli mücadeleyi engelleyen kişileri yargılamak amacıyla faaliyet göstermiştir. Bu da doğrudan bir tedbirdir.
- D) Anadolu ajansının kurulması — 6 Nisan 1920’de kurulan ajans, halkın doğru bilgilendirilmesi ve işgale karşı milli bilincin güçlendirilmesi için önemli bir araç olmuştur. Dolayısıyla ayaklanmalara karşı dolaylı bir tedbir niteliği taşır.
Sonuç: TBMM’nin ayaklanmalara karşı aldığı tedbirler arasında Sevr Antlaşması’nın kabul edilmesi yer almaz. Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.
9 Sevr Antlaşması’nın amacı neydi?
- Osmanlı Devleti’nin ve Türk milletinin bağımsızlığını sağlamak.
- Boğazların egemenliğini Osmanlı Devleti’ne bırakmak.
- Mondros Ateşkes Antlaşmasıyla başlayan haksız işgalleri Osmanlı Devleti’ne kabul ettirmek.
- Osmanlı Devleti’nin yeni sınırlarını belirlemek.
9. Sorunun Çözümü
Sevr Antlaşması, I. Dünya Savaşı sonrasında İtilaf Devletleri’nin Osmanlı Devleti’ne dayattığı, devletin siyasi egemenliğini ve toprak bütünlüğünü fiilen ortadan kaldırmayı hedefleyen bir barış metnidir. Antlaşmanın ruhu; işgal edilmiş bölgeleri meşrulaştırmak, Osmanlı’ya ağır siyasi, askerî ve ekonomik sınırlamalar getirerek Anadolu’daki millî iradeyi etkisizleştirmektir. Bu yüzden Sevr’in temel amacı, Mondros Ateşkes Antlaşması’yla başlayan haksız işgalleri Osmanlı Devleti’ne kabul ettirmektir. Dolayısıyla “C” şıkkı doğrudur.
- Neden C doğru? Sevr; (1) işgalleri hukuken onaylatmak, (2) ordunun mevcudunu ve silahlanmayı asgari seviyeye indirmek, (3) kapitülasyonları genişletmek ve (4) Boğazlar ve önemli bölgeleri uluslararası/işgalci denetimine bırakmak gibi maddelerle işgal düzenini kalıcılaştırmayı amaçlamıştır. Bu maddeler, Mondros’la fiilen başlayan işgalleri siyasal bir çerçeveye oturtur.
Diğer şıklar neden yanlış?
- A) “Osmanlı Devleti’nin ve Türk milletinin bağımsızlığını sağlamak.” — Sevr, bağımsızlığı sağlamak bir yana; siyasi egemenliği kısıtlayıp ekonomik ve askerî bakımdan tam bağımlılık yaratır. Bu, antlaşmanın özüne aykırıdır.
- B) “Boğazların egemenliğini Osmanlı Devleti’ne bırakmak.” — Sevr’de Boğazlar Osmanlı denetiminde değildir; uluslararası bir komisyon ve fiilî işgalci güçlerin kontrolü öngörülür. Yani Osmanlı’nın egemenliği devredilir.
- D) “Osmanlı Devleti’nin yeni sınırlarını belirlemek.” — Evet, Sevr çok ağır sınır düzenlemeleri içerir; ancak nihai hedef yalnızca harita çizmek değildir. Asıl amaç, işgalleri kabul ettirmek ve Anadolu’nun iktisadî-siyasî iradesini etkisizleştirmektir. Sınır değişiklikleri bu amaca hizmet eden birer araçtır.
Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.
10 Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli nedeninin aşağıdakilerden hangisinin sonuçlarında aramak gerekir?
- Fransız Devrimi’nin
- Endüstri Devrimi’nin
- Coğrafi Keşiflerin
- Viyana Kongresi’nin
10. Sorunun Çözümü
Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli nedenini anlamak için, savaş öncesinde dünya güç dengelerini derinden sarsan gelişmelere bakmamız gerekir. Bu bağlamda, Endüstri Devrimi (18. yüzyılın sonlarından itibaren) devletler arasında ciddi ekonomik, teknolojik ve askerî rekabet başlatmıştır. Endüstri Devrimi; seri üretim, ucuz maliyet ve yüksek üretim kapasitesi ile büyük sanayi güçleri yaratmış, bu güçlerin ise hammaddeye ve pazara olan ihtiyacını katbekat artırmıştır. Sonuç olarak, Avrupa devletleri arasında sömürgecilik yarışı hızlanmış, siyasi ittifaklar sertleşmiş ve siyasi–ekonomik rekabet kaçınılmaz olarak küresel bir çatışmaya zemin hazırlamıştır. Bu nedenle doğru cevap B) Endüstri Devrimi’dir.
Neden B doğru?
- Ekonomik rekabet: Sanayileşmiş devletler hammadde kaynaklarını ele geçirmek ve pazar alanlarını genişletmek için birbirleriyle kıyasıya yarıştılar.
- Askerî teknoloji: Seri üretim ve mühendislik gelişmeleri, modern silahların ve donanmaların hızla gelişmesini sağladı.
- Sömürgecilik yarışı: Afrika ve Asya’nın paylaşımı, büyük güçler arasında diplomatik krizlere ve silahlanma yarışına yol açtı.
Diğer şıklar neden yanlış?
- A) Fransız Devrimi: Milliyetçilik ve özgürlük fikirlerini yaymış olsa da, doğrudan I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin ana nedeni değildir; etkisi daha çok siyasi ve ideolojik boyuttadır.
- C) Coğrafi Keşifler: 15. ve 16. yüzyılda gerçekleşmiş, Avrupa’ya yeni ticaret yolları ve sömürge imkânları kazandırmıştır. Ancak I. Dünya Savaşı’ndan yaklaşık 400 yıl önceki bir gelişmedir ve doğrudan bağlantısı yoktur.
- D) Viyana Kongresi: 1815’te Napolyon Savaşları sonrası Avrupa’da güç dengelerini kurmak amacıyla yapılmıştır. Kısa vadede barışı sağlamış olsa da, Endüstri Devrimi’nin yarattığı ekonomik rekabet gibi kalıcı ve güçlü bir çatışma nedeni değildir.
Özetle, sanayi üretiminin yaygınlaşması, sömürge rekabeti ve silahlanma yarışı gibi unsurlar Endüstri Devrimi’nin sonuçlarıdır ve bunlar doğrudan I. Dünya Savaşı’na giden sürecin ana dinamiğini oluşturmuştur. Bu yüzden doğru cevap “B” şıkkıdır.
11 Rusya’nın I. Dünya Savaşı’ndan çekilmesi ve Doğu Avrupa’daki savaşların durması hangi antlaşma ile gerçekleşmiştir?
- Mondros
- Nöyyi
- Moskova
- Brest-Litovsk
11. Sorunun Çözümü
I. Dünya Savaşı sırasında 1917 Bolşevik Devrimi ile iktidara gelen Sovyet yönetimi, “barış, ekmek, toprak” sloganıyla savaşa son vermeyi hedefledi. Bu hedef doğrultusunda, Rusya ile İttifak Devletleri (özellikle Almanya) arasında imzalanan Brest–Litovsk Antlaşması (3 Mart 1918) Rusya’nın savaştan resmen çekilmesini sağladı ve Doğu Cephesi’ndeki muharebeler fiilen sona erdi. Antlaşma; Rus ordusunun cepheden çekilmesini, Rusya’nın bazı Doğu Avrupa ve Baltık topraklarından vazgeçmesini ve savaş esirlerinin iadesi gibi hükümleri içeriyordu. Böylece, Doğu Avrupa’daki savaşın ana kaynağı olan Rusya–Almanya/Avusturya-Macaristan çatışması ortadan kalktı. Bu nedenle doğru seçenek D) Brest–Litovsktur.
Neden D doğru?
- Rusya’nın resmen çekildiği antlaşmadır: Savaşın doğu cephesini kapatmış, cepheyi hukuken ve fiilen durdurmuştur.
- Doğu Avrupa’daki etkisi: Baltıklar, Polonya hattı ve Ukrayna çevresindeki çatışmaların sona ermesinde belirleyici olmuştur.
- Siyasi sonuç: Sovyet yönetimi iç barış ve konsolidasyona yönelmiş, Almanya ise batı cephesine kuvvet kaydırabilmiştir.
Diğer şıklar neden yanlış?
- A) Mondros: 30 Ekim 1918’de Osmanlı Devleti ile imzalanmış bir ateşkes antlaşmasıdır; Rusya’nın çekilmesiyle ilgili değildir.
- B) Nöyyi (Neuilly): 27 Kasım 1919’da Bulgaristan ile imzalanmış Barış antlaşmasıdır; Doğu cephesindeki Rusya kaynaklı savaşların bitişiyle ilişkili değildir.
- C) Moskova: 16 Mart 1921’de TBMM Hükûmeti ile Sovyet Rusya arasında imzalanmış olup Türk–Sovyet ilişkilerini ve sınır düzenlemelerini içerir; I. Dünya Savaşı’nın doğu cephesini durduran antlaşma değildir.
Sonuç olarak, Rusya’nın I. Dünya Savaşı’ndan çekilmesi ve Doğu Avrupa’daki savaşların durması Brest–Litovsk Antlaşması ile gerçekleşmiştir. Bu nedenle doğru cevap “D” şıkkıdır.
12 Aşağıdakilerden hangisi Yunan işgalinden hemen önce İzmir’de vatansever gençler tarafından kurulan cemiyettir?
- Milli Kongre Cemiyeti
- Redd-i İlhak Cemiyeti
- İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
- Mavri Mira Cemiyeti
12. Sorunun Çözümü
Yunan işgalinden hemen önce İzmir’de oluşan gerginlik ortamında, vatansever gençler ve şehir halkı, işgalin önlenmesi ve milli direnişin örgütlenmesi amacıyla çeşitli cemiyetler kurmuşlardır. Bunların en önemlilerinden biri İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’dir. Bu cemiyet, İzmir’in Yunanistan’a verilmesi ihtimaline karşı halkı bilinçlendirmek, mitingler düzenlemek ve ulusal direnişi örgütlemek için faaliyet göstermiştir. Kuruluş amacı tamamen ulusal bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü savunmak olduğundan, sorunun doğru cevabı C) İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’dir.
Neden C doğru?
- Kuruluş amacı: İzmir’in işgal edilmesini önlemek ve Türk halkının iradesini ulusal ölçekte duyurmak.
- Kuruluş zamanı: Yunan işgalinden hemen önce, tehditlerin yoğunlaştığı bir dönemde ortaya çıkması.
- Faaliyetleri: Mitingler, bildiriler, basın yoluyla bilgilendirme ve diğer milli cemiyetlerle iş birliği.
Diğer şıklar neden yanlış?
- A) Milli Kongre Cemiyeti: İstanbul merkezli olup, Türk milletinin haklarını savunmak için uluslararası kamuoyuna yönelik çalışmalar yapmıştır. İzmir işgali öncesinde doğrudan İzmir’de faaliyet gösteren bir cemiyet değildir.
- B) Redd-i İlhak Cemiyeti: İzmir’in işgalinden sonra kurulmuş, işgale karşı halkı örgütleyen bir yapıdır. Soruda ise “işgalden hemen önce kurulan” cemiyet sorulmaktadır, bu nedenle doğru değildir.
- D) Mavri Mira Cemiyeti: Yunanistan’ın desteklediği, Megali İdea (Büyük Yunanistan) ülküsünü gerçekleştirmek isteyen Rum cemiyetidir. Türklerin değil, Rumların çıkarlarını savunur; dolayısıyla vatansever bir kuruluş değildir.
Sonuç olarak, İzmir’de Yunan işgaline karşı halkı örgütlemek ve bağımsızlığı savunmak amacıyla işgalden hemen önce kurulan cemiyet İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olduğundan, doğru cevap “C” şıkkıdır.
13 Aşağıdakilerden hangisi hem toplanma şekli ve amacı, hem de aldığı kararlar yönünden milli bir kongredir?
- Sivas Kongresi
- Erzurum Kongresi
- Amasya Görüşmeleri
- Havza Genelgesi
13. Sorunun Çözümü
Sivas Kongresi (4–11 Eylül 1919), hem toplanma şekli, hem amacı, hem de aldığı kararlar açısından tamamen milli nitelik taşıyan bir kongredir. Tüm yurttan seçilen delegelerle toplanması, Türk milletinin ortak iradesini yansıtması ve alınan kararların ülke genelini kapsaması, onu ulusal bir kongre haline getirmiştir. Bu kongrede, ulusal direnişin tek çatı altında toplanması kararlaştırılmış, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuş ve Misak-ı Milli’ye giden yolda temel ilkeler belirlenmiştir. Bu nedenle doğru cevap A) Sivas Kongresi’dir.
Neden A doğru?
- Toplanma şekli: Ülkenin dört bir yanından gelen temsilcilerle, ulusal katılım sağlanmıştır.
- Amacı: Vatanın bütünlüğünü ve milletin bağımsızlığını sağlamak, işgale karşı birleşik mücadele yürütmek.
- Kararlar: Tüm direniş cemiyetleri tek çatı altında birleştirilmiş, manda ve himaye kesin olarak reddedilmiştir.
Diğer şıklar neden yanlış?
- B) Erzurum Kongresi: Önemli ve bölgesel bir kongredir. Kararları milli nitelik taşısa da toplanma şekli bölgesel (Doğu illeri delegeleri) olduğu için hem şekli hem de kararları açısından tamamen ulusal bir kongre sayılmaz.
- C) Amasya Görüşmeleri: Bir kongre değil, TBMM’nin temellerini atan siyasi görüşmelerdir; kararlar sınırlı sayıda temsilci tarafından alınmıştır.
- D) Havza Genelgesi: Mustafa Kemal Paşa’nın yayımladığı bir genelgedir; halkı mitinglere çağırır ancak bir kongre niteliği taşımaz.
Sonuç olarak, hem ulus çapında toplanan, hem ulusal amaçlarla hareket eden hem de milli kararlar alan kongre Sivas Kongresi olduğu için doğru cevap “A” şıkkıdır.
14 Son Osmanlı Mebusan Meclisinde hangi kararlar alınmıştır?
- Düzenli ordu
- Kuvayi Milliye
- Yeni Türk harfleri
- Misak-ı milli
14. Sorunun Çözümü
Son Osmanlı Mebusan Meclisi, 12 Ocak 1920’de İstanbul’da toplanmış ve kısa sürede, Türk milletinin bağımsızlık iradesini yansıtan en önemli belge olan Misak-ı Milli kararlarını almıştır. Bu kararlar, Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası işgallere karşı ulusal sınırları belirleyen ve milli bağımsızlığı esas alan ilkelerden oluşur. Misak-ı Milli; vatanın bölünmezliği, azınlık haklarında karşılıklılık, kapitülasyonların kaldırılması ve ekonomik-siyasi bağımsızlık gibi maddeleri kapsayarak Türk milletinin milli hedeflerini ortaya koymuştur. Bu nedenle doğru cevap D) Misak-ı Milli’dir.
Neden D doğru?
- Tarihsel bağlam: İşgaller karşısında, milletin bağımsızlık ve sınırlarını tanımlayan belge hazırlanmıştır.
- İçerik: Milli sınırlar, ekonomik bağımsızlık, halkın kendi kaderini tayin hakkı gibi prensipler karara bağlanmıştır.
- Sonuç: İtilaf Devletleri bu kararlardan rahatsız olmuş, İstanbul’u 16 Mart 1920’de resmen işgal etmiştir.
Diğer şıklar neden yanlış?
- A) Düzenli ordu: Düzenli ordunun kurulması kararı TBMM döneminde, özellikle 1920’nin sonlarında Kuva-yi Milliye’nin yetersizliği üzerine alınmıştır; Mebusan Meclisi’nin görevi değildir.
- B) Kuvayi Milliye: Kuvayi Milliye yerel direniş güçlerinin adıdır, mecliste alınan resmi bir karar değil; halkın kendi örgütlenmesiyle oluşmuştur.
- C) Yeni Türk harfleri: Harf inkılabı 1928’de Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilmiştir; Mebusan Meclisi’nin gündeminde değildir.
Kısacası, Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin tarihi önemi, Misak-ı Milli kararlarını alarak Türk milletinin bağımsızlık hedeflerini tüm dünyaya ilan etmesidir. Bu nedenle doğru cevap “D” şıkkıdır.
15 Birinci Dünya Savaşı öncesi birliğini geç tamamlayan devletler aşağıdakilerden hangisidir?
- Almanya – İtalya
- İtalya – Fransa
- İngiltere – Fransa
- Almanya – Avusturya
15. Sorunun Çözümü
Birinci Dünya Savaşı öncesinde, Avrupa’daki büyük devletlerin çoğu siyasi birliklerini çok önceden tamamlamıştı. Ancak Almanya ve İtalya 19. yüzyılın ikinci yarısında siyasi birliklerini kurabilmiş, bu nedenle sömürge yarışına geç katılmışlardır. Almanya, 1871’de Otto von Bismarck liderliğinde Alman İmparatorluğu’nu kurarak birleşmiş, İtalya ise 1870’te Roma’nın da katılmasıyla siyasi birliğini tamamlamıştır. Geç birliğin sonucu olarak bu iki ülke, sömürge alanlarının büyük kısmının İngiltere ve Fransa tarafından paylaşıldığını görmüş ve bu durum, I. Dünya Savaşı öncesi sömürgecilik rekabetini kızıştırmıştır. Bu nedenle doğru cevap A) Almanya – İtalya’dır.
Neden A doğru?
- Almanya: 1871’de siyasi birliğini tamamladı, güçlü sanayisini hızla geliştirdi ancak sömürge yarışında geç kaldı.
- İtalya: 1870’te siyasi birliğini sağladı, Afrika’da ve Akdeniz’de sömürge alanı elde etmeye çalıştı ancak geç kalmıştı.
- Sonuç: Her iki devlet de sömürge paylaşımında daha fazla pay istemek için agresif dış politika izledi.
Diğer şıklar neden yanlış?
- B) İtalya – Fransa: Fransa siyasi birliğini çok daha önce tamamlamış, 18. ve 19. yüzyıllarda sömürge imparatorluğu kurmuştu.
- C) İngiltere – Fransa: Her iki ülke de yüzyıllardır siyasi birliklerini sağlamış ve geniş sömürge imparatorluklarına sahipti.
- D) Almanya – Avusturya: Avusturya çok uluslu bir imparatorluk olarak varlığını sürdürmüş, siyasi birliği geç tamamlayan devletler arasında sayılmaz.
Sonuç olarak, I. Dünya Savaşı öncesi birliğini geç tamamlayan devletler Almanya ve İtalya olup, bu durum onların dış politikada daha agresif olmalarına ve savaşın nedenlerinden biri olan sömürge rekabetini körüklemelerine yol açmıştır. Bu nedenle doğru cevap “A” şıkkıdır.
16 12 Ocak 1920’de Mebusan Meclisi İstanbul’da çalışmalarına başlamış ve 17 Şubat 1920’de Misak-ı Millî Kararları tüm dünyaya ilan edilmiştir. Ancak İtilaf Devletleri bu kararların kabulünden rahatsız olmuştur. 16 Mart 1920’de İngilizler, toplantı halinde olan Mebusan Meclisi’ni basmış ve dağıtmıştır. Bu metinde verilen bilgilere göre İtilaf Devletlerinin aşağıdakilerden hangisini amaçladığı söylenebilir?
- İstanbul Hükûmeti’ne yardım etmeyi
- Millî iradeyi ortadan kaldırmayı
- Misak-ı Millî’yi kabul ettirmeyi
- Yeni bir meclis oluşturmayı
16. Sorunun Çözümü
12 Ocak 1920’de toplanan Son Osmanlı Mebusan Meclisi, 17 Şubat 1920’de Misak-ı Milli kararlarını ilan ederek Türk milletinin bağımsızlık hedeflerini tüm dünyaya duyurmuştur. Bu kararlar, ulusal sınırların korunmasını, kapitülasyonların kaldırılmasını, azınlık haklarında karşılıklılığı ve halkın kendi geleceğini belirleme hakkını içeriyordu. İtilaf Devletleri bu kararlardan son derece rahatsız olmuş, çünkü Misak-ı Milli onların işgal ve paylaşım planlarıyla doğrudan çelişiyordu. Bu nedenle 16 Mart 1920’de İngilizler, Mebusan Meclisi’ni basarak dağıtmış ve çok sayıda milletvekili tutuklayarak Malta’ya sürmüştür. Bu olay, millî iradeyi ortadan kaldırma girişimidir. Dolayısıyla doğru cevap B) Millî iradeyi ortadan kaldırmaktır.
Neden B doğru?
- Hedef: Milletin temsil organını dağıtarak, ulusal bağımsızlığı savunan kararların uygulanmasını engellemek.
- Sonuç: Halkın seçtiği temsilcilerin söz hakkı elinden alınmış, yasama yetkisi fiilen ortadan kaldırılmıştır.
- Siyasi amaç: Misak-ı Milli’nin uluslararası platformda savunulmasını önlemek ve İstanbul’daki direnişi kırmak.
Diğer şıklar neden yanlış?
- A) İstanbul Hükûmeti’ne yardım etmek: Meclisi basmak, İstanbul Hükûmeti’ni de güçsüzleştirmiştir; yardım etme amacı yoktur.
- C) Misak-ı Milli’yi kabul ettirmek: Tam tersine, amaç bu kararların uygulanmasını engellemek olmuştur.
- D) Yeni bir meclis oluşturmak: İtilaf Devletlerinin böyle bir niyeti yoktu; asıl hedef mevcut meclisin direniş ruhunu kırmaktır.
Sonuç olarak, İtilaf Devletleri, Misak-ı Milli kararlarının hayata geçmesini engellemek ve millî iradeyi susturmak amacıyla meclisi dağıtmıştır. Bu yüzden doğru cevap “B” şıkkıdır.
17 Misak-ı Millî’de alınan maddelerden hareketle aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
- Kapitülasyonlara karşı çıkıldığına
- Halkın kararına saygı duyulduğuna
- Uluslararası eşitlik ilkesine vurgu yapıldığına
- Türk yurdunun sınırlarının çizildiğine
17. Sorunun Çözümü
Misak-ı Millî kararları, Türk milletinin bağımsızlık ve ulusal egemenlik anlayışını esas alan temel ilkelerden oluşur. Bu kararlar arasında; vatanın bölünmezliği, azınlık haklarında karşılıklılık, kapitülasyonların kaldırılması ve halkın kendi geleceğini belirleme hakkı gibi hükümler yer alır. Özellikle, halkın kendi kaderini tayin hakkı maddesi, milletlerin geleceği konusunda karar verme yetkisinin doğrudan halka ait olduğunu ortaya koyar. Bu yönüyle, “Halkın kararına saygı duyulduğu” sonucuna ulaşmak mümkündür. Dolayısıyla doğru cevap B) Halkın kararına saygı duyulduğuna’dır.
Neden B doğru?
- Halk iradesi vurgusu: Misak-ı Millî, geleceğe yönelik tüm kararlarda halkın özgür iradesine başvurulacağını belirtmiştir.
- Siyasi ilke: Ulusal egemenliğin, yabancı müdahalesi olmadan, doğrudan halkın kararıyla şekillenmesi esas alınmıştır.
- Uygulama örneği: Bu anlayış, daha sonra TBMM’nin kuruluş felsefesinin de temelini oluşturmuştur.
Diğer şıklar neden yanlış?
- A) Kapitülasyonlara karşı çıkıldığına: Evet, Misak-ı Millî’de bu vurgu vardır; ancak soru doğrudan metinden çıkarılabilecek tek yargıyı sormaktadır ve halk iradesi maddesi daha belirgin bir sonuçtur.
- C) Uluslararası eşitlik ilkesine vurgu yapıldığına: Kararlarda eşitlikten bahsedilse de, doğrudan bir ilke olarak belirtilmemiştir.
- D) Türk yurdunun sınırlarının çizildiğine: Sınırlar genel hatlarıyla tanımlanmıştır; ancak metinden çıkarılabilecek en net sonuç halkın iradesine saygı ilkesidir.
Sonuç olarak, Misak-ı Millî kararları, milletin geleceğini belirleyecek en yüksek otoritenin halkın kendisi olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu yüzden doğru cevap “B” şıkkıdır.
18 Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar dikkate alındığında aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- Yönetim sisteminin değiştirileceğine işaret edilmiştir.
- “Vatanın bütünlüğü” ilkesine vurgu yapılmıştır.
- Osmanlı Hükûmeti’nin denetlenmesi amaçlanmıştır.
- “Tam bağımsızlık” ilkesi dile getirilmiştir.
18. Sorunun Çözümü
Erzurum Kongresi (23 Temmuz – 7 Ağustos 1919), Doğu illerinin temsilcileriyle toplanan bölgesel bir kongre olmakla birlikte aldığı kararlar bakımından ulusal niteliktedir. Kongrede “Vatan bir bütündür, bölünemez”, “Her türlü yabancı işgale karşı millet birlikte savunma yapacaktır” ve “Milli iradeye dayalı yönetim” gibi kararlar alınmıştır. Ayrıca, manda ve himaye kesin olarak reddedilmiş, tam bağımsızlık anlayışı açıkça ifade edilmiştir. Ancak kongrede Osmanlı Hükûmeti’ni denetleme gibi bir amaç yer almamıştır. Bu nedenle, soruda istenen “söylenemez” ifadesine uygun seçenek C’dir.
Neden C doğru?
- Erzurum Kongresi’nin amacı: Doğu Anadolu’nun savunulması, ülke bütünlüğünün korunması ve milli egemenlik anlayışının güçlendirilmesidir.
- Hükûmet denetimi: Kongre, Osmanlı Hükûmeti’ni denetlemek amacıyla toplanmamış; yalnızca hükümetin ulusal çıkarlar doğrultusunda hareket etmesini temenni etmiştir.
- Odak noktası: Ülke savunması, bağımsızlık ve milli irade esaslı yönetimdir.
Diğer şıklar neden yanlış?
- A) Yönetim sisteminin değiştirileceğine işaret edilmiştir: “Milli iradeye dayalı yönetim” ifadesi, mevcut yönetim anlayışının değişeceğine işaret eder.
- B) “Vatanın bütünlüğü” ilkesine vurgu yapılmıştır: “Vatan bir bütündür, bölünemez” maddesiyle bu ilke açıkça vurgulanmıştır.
- D) “Tam bağımsızlık” ilkesi dile getirilmiştir: Manda ve himaye reddedilerek tam bağımsızlık anlayışı net bir biçimde ortaya konmuştur.
Sonuç olarak, Erzurum Kongresi kararlarında Osmanlı Hükûmeti’ni denetleme amacı yoktur. Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.
19 Sevr Antlaşması’nın maddelerinden hareketle Osmanlı Devleti ile ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
- Azınlıklar müslüman halk ile eşit hale getirilmiştir.
- Ekonomik bağımsızlığı yok sayılmıştır.
- Askerî gücü yok edilmek istenmiştir.
- Egemenlik hakları zedelenmiştir.
19. Sorunun Çözümü
Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920), Osmanlı Devleti’ne dayatılan ve onun siyasi, askerî ve ekonomik varlığını fiilen sona erdirmeyi amaçlayan ağır bir barış metnidir. Antlaşmanın maddelerine bakıldığında; toprakların büyük kısmının işgal edilmesi, ordunun küçültülmesi, kapitülasyonların genişletilmesi ve Boğazlar’ın uluslararası komisyona bırakılması gibi hükümler görülür. Bu maddeler Osmanlı’nın egemenliğini, askerî gücünü ve ekonomik bağımsızlığını açıkça zedelemiştir. Ancak Sevr’de, azınlıkların Müslüman halkla “tam eşit” hale getirildiğini söylemek doğru değildir; antlaşma azınlıklara ayrıcalıklar tanımış, bu durum eşitlik değil özel hak ve imtiyazlar yaratmıştır. Dolayısıyla doğru cevap A) Azınlıklar Müslüman halk ile eşit hale getirilmiştir olur.
Neden A doğru?
- Azınlık politikası: Sevr, azınlıklara uluslararası koruma altında özel haklar tanımış, bu da eşitlikten ziyade ayrıcalık anlamına gelmiştir.
- Eşitlik meselesi: Antlaşmanın amacı azınlıkları Müslüman halkla eşitlemek değil, onları Osmanlı yönetiminden bağımsızlaştırmaktır.
- Sonuç: Bu madde Osmanlı’nın iç işlerine müdahale ve bölünmeyi kolaylaştırma amacını taşır.
Diğer şıklar neden yanlış?
- B) Ekonomik bağımsızlığı yok sayılmıştır: Kapitülasyonlar genişletilmiş ve maliye yabancı denetimine verilmiştir; bu kesinlikle doğrudur.
- C) Askerî gücü yok edilmek istenmiştir: Osmanlı ordusu sınırlandırılmış, ağır silahlar yasaklanmıştır.
- D) Egemenlik hakları zedelenmiştir: Boğazların ve bazı bölgelerin uluslararası yönetim altına alınması egemenliğe açık bir müdahaledir.
Özetle, Sevr Antlaşması Osmanlı Devleti’nin bağımsızlığını tamamen ortadan kaldırmayı amaçlamış, ancak azınlıklar konusunda eşitlik değil, ayrıcalıklı bir statü getirmiştir. Bu nedenle doğru cevap “A” şıkkıdır.
20 I. Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri, Çanakkale Cephesi’ni açarak;
2. Rusya’ya yardım ulaştırmak,
3. Osmanlı’yı savaş dışı bırakmak
amaçlarından hangilerini gerçekleştirmeyi hedeflemişlerdir?
- Yalnız 1
- Yalnız 2
- 2 ve 3
- 1, 2 ve 3
20. Sorunun Çözümü
İtilaf Devletleri’nin Çanakkale Cephesi’ni açmasındaki temel stratejik hedefler şunlardır:
- 2. Öncül (Doğru): Zor durumda olan müttefikleri Çarlık Rusyası’na Boğazlar üzerinden gerekli askeri ve ekonomik yardımı ulaştırmak istemişlerdir.
- 3. Öncül (Doğru): Başkent İstanbul’u ele geçirerek Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak amaçlanmıştır.
Neden 1. Öncül Yanlış?
İtilaf Devletleri’nin amacı savaşı uzatmak değil, tam tersine Osmanlı’yı ekarte ederek savaşı kısa sürede bitirmektir. Bu nedenle 1. öncül, bu cephenin amaçları arasında gösterilemez.
Sonuç olarak, ulaşılabilir hedefler 2 ve 3 olduğundan doğru cevap C seçeneğidir.
20. soru hatalı lütfen düzeltin.
İnkilap Tarihi Hocamıza konuyu ilettik. En kısa süre içinde bizlere dönüş sağlayacaktır. Dönüşünüz için teşekkür eder başarılar dileriz.
Mahmut Hocam 20. soruda sorunun öncüllerini eklemeyi unutmuşuz. Gerekli güncelleme yapılmıştır. Kolaylıklar diliyorum. Diğer sorularda yeniden gözden geçirilmiştir aynı zamanda.
Kolaydı.