1
“Gördün mü, o hesap ve ceza gününü yalanlayanı!
İşte o; yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir.
Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar namazlarını ciddiye almazlar.
Onlar gösteriş yaparlar. Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.”
(Mâûn suresi, 1-7. ayetler)
Aşağıdakilerden hangisi bu ayetlerde eleştirilen tutumlardan biri değildir?
- Bencillik
- Karamsarlık
- Kibir
- Riyakârlık
1. Sorunun Çözümü
Bu soruda, Mâûn suresi 1-7. ayetlerinde eleştirilen tutumlar dikkatlice incelendiğinde, karamsarlık ifadesinin ayet metninde yer almadığı anlaşılmaktadır. Ayetlerde eleştirilen ana temalar arasında; yetimlere yapılan eziyet, yoksullara yardım etmenin ihmal edilmesi, gösteriş amaçlı ibadet ve ufak tefek yardımlara bile mesafe konulması gibi davranışlar bulunmaktadır. Bu noktada, diğer şıklarda yer alan bencillik, kibir ve riyakârlık ifadeleri, ayetin eleştirdiği tutumların içinde değerlendirilebilir. Şimdi, neden karamsarlık dışındaki şıkların eleştirildiğini maddeler halinde inceleyelim:
- Bencillik: Ayet, yetimi itip kakan ifadesiyle, toplumsal duyarsızlık ve kişisel çıkar gözeten davranışları eleştirmektedir. Bu durum, kişinin yalnızca kendi çıkarlarını düşünmesi anlamında bencillik olarak yorumlanabilir.
- Kibir: İbadet ve sosyal davranışlarda gösteriş ve kendini beğenmişlik vurgulanmakta, bu da toplumsal değerlere zarar veren bir nitelik olarak kibir ile ilişkilendirilebilir. Ayetin eleştirdiği bu tutum, insanın kendini üstün görme eğilimine işaret eder.
- Riyakârlık: Ayet, namaz kılanların namazlarını ciddiye almamaları ifadesiyle, içten olmayan ibadet ve sahici davranışlardan uzaklaşmayı eleştirmektedir. Bu durum, gösteriş yapmaya dayalı, samimiyetsiz bir davranış biçimi olan riyakârlık kavramıyla örtüşmektedir.
Buna karşın, karamsarlık terimi, umutsuzluk veya gelecek hakkında olumsuz düşünceler anlamına gelir ve bu ayetlerde ele alınan sosyal adaletsizlik, yardımlaşma eksikliği veya ibadetin samimiyetsizliği gibi konularla doğrudan bağlantılı değildir. Dolayısıyla, soruda eleştirilen tutumlar arasında karamsarlık bulunmadığı için, doğru cevap “B – Karamsarlık” olarak belirlenmiştir. Bu çözüm, ayetlerin temel mesajını doğru yorumlayarak, hangi davranışların eleştirildiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Özetle, ayetlerde ele alınan konular; toplumsal duyarlılık, samimiyet ve ibadetin içtenliği üzerine yoğunlaşmaktadır. Öğrencilerimizden beklenen, metni dikkatle okuyarak, gözlemlenen eleştiri unsurlarını doğru şekilde tespit edebilmeleridir. Bu bağlamda, karamsarlık ifadesinin diğer şıklara nazaran metinde yer almaması, doğru cevabın neden “B” olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
2
“Sadakalar (zekât gelirleri) ancak şunlar içindir: Yoksullar, düşkünler, sadakaların toplanmasında görevli olanlar,
kalpleri kazanılacak olanlar, azat edilecek köleler, borçlular, Allah yolunda (çalışanlar) ve yolda kalmışlar.
İşte Allah’ın kesin buyruğu budur. Allah bilmekte ve hikmetle yönetmektedir.”
(Tevbe suresi, 60. ayet)
Bu ayet aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabıdır?
- Kimler zekâtı verir?
- Zekât kimlere verilir?
- Nelerden zekât verilir?
- Zekât ne zaman verilir?
2. Sorunun Çözümü
Bu soruda, Tevbe suresi 60. ayette, zekâtın kimlere verileceği konusu detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Ayette belirtilen kişiler; yoksullar, düşkünler, sadakaların toplanmasında görevli olanlar, kalpleri kazanılacak olanlar, azat edilecek köleler, borçlular, Allah yolunda (çalışanlar) ve yolda kalmışlar şeklinde sıralanmıştır. Bu liste, zekâtın hangi kesimlere ulaştırılması gerektiğini gösterir. Dolayısıyla, sorunun cevabı “Zekât kimlere verilir?” olarak doğru biçimde seçenek B‘dir.
- A – Kimler zekâtı verir?: Bu şık, zekâtı veren kişiler veya mükelleflerle ilgili bir sorudur. Ancak ayet, zekâtı verenlerin özellikleri yerine, zekâtın ulaşacağı kişileri açıklamaktadır.
- C – Nelerden zekât verilir?: Bu seçenek, zekâtın hangi mal varlıklarından verileceğini sorgular. Ayette ise sadece zekâtın kimlere dağıtılması gerektiği belirtilmiştir.
- D – Zekât ne zaman verilir?: Bu şık, zekâtın veriliş zamanına odaklanırken, ayette zekâtın veriliş zamanı hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
Öğrencilerimizin dikkat etmesi gereken nokta, ayetin içeriğini doğru okuyarak, verilen bilgileri doğru kategorize edebilmek ve soru kökündeki ifadenin, verilen listeyle zekâtın kimlere verileceği konusuna yönelik olduğunu fark etmektir. Bu yaklaşım, sorunun doğru cevabının neden “B – Zekât kimlere verilir?” olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ayette yer alan sıralamanın her bir öğesi, zekâtın verileceği kişi veya grubu işaret ettiğinden, diğer seçeneklerin içerikle uyumsuz olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, zekât uygulamasında temel prensiplerden biri olan yardım ve destek mekanizmasının kime yönelik olduğu sorusuna, ayetin verdiği net bilgiler ışığında cevap verilmelidir.
Sonuç olarak, metinde ele alınan kriterler ve açıklamalar dikkate alındığında, doğru cevap “B” olup, bu ayet zekâtın hangi kişilere verileceğini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu çözüm, ayetin detaylı analizine dayalı olarak hazırlanmış olup, yanlış alternatiflerin neden uygun olmadığını da adım adım açıklamaktadır.
3 Aşağıdaki hadislerin hangisinde sadakanın faydası vurgulanmaktadır?
- “Güzel söz sadakadır.”
- “Sağ elin verdiğini sol el bilmemelidir.”
- “Sadakanın en hayırlısı ihtiyaç fazlası maldan verilendir.”
- “Suyun ateşi söndürdüğü gibi sadaka da kötülükleri yok eder.”
3. Sorunun Çözümü
Bu soruda, hadislerin içeriği dikkatlice incelendiğinde, sadakanın faydası konusunun hangi hadisle vurgulandığını tespit etmemiz gerekmektedir. Her bir hadis farklı bir yönü öne çıkarırken, bu sorunun odak noktası, sadakanın yarattığı olumlu etki ve fayda üzerinedir. Aşağıdaki açıklamalar, her bir seçeneğin neden uygun ya da uygun olmadığını detaylı bir şekilde ele almaktadır:
- A – “Güzel söz sadakadır.”: Bu hadis, güzel söz söylemenin bir sadaka olduğu fikrini öne sürmekte; yani dilin güzelliği ve nezaketi ile yapılan katkıyı ifade etmektedir. Ancak burada asıl vurgu, sadakanın faydası değil, güzel sözün değeri üzerinedir.
- B – “Sağ elin verdiğini sol el bilmemelidir.”: Bu hadis, sadaka verirken gizliliğin önemini vurgular. Yani, yardımın ifşa edilmemesi ve bu yolla samimiyetin korunması hedeflenir. Ancak hadis, doğrudan sadakanın sağladığı faydayı değil, davranış biçimini belirtir.
- C – “Sadakanın en hayırlısı ihtiyaç fazlası maldan verilendir.”: Bu seçenek, sadakanın hangi durumlarda daha hayırlı olduğuna dair bir kıyaslama sunar. Özellikle ihtiyaç fazlası malın paylaşılmasının önemi üzerinde durulsa da, hadis doğrudan fayda kavramını açıklamamaktadır.
- D – “Suyun ateşi söndürdüğü gibi sadaka da kötülükleri yok eder.”: Bu hadis, sadakanın olumlu etkisini vurgulayan en açık örnektir. Burada, suyun ateşi söndürme benzetmesi kullanılarak, sadakanın kötü huy ve davranışları ortadan kaldırma gücü anlatılmaktadır. Bu benzetme, sadakanın toplumsal ve manevi faydalarını öne çıkarır; yani hem bireysel hem de toplumsal düzeyde yararlı bir etkisi olduğu açıkça ifade edilmektedir.
Öğrencilerimizin dikkat etmesi gereken husus, hadisleri yorumlarken hem içerik hem de vurgulanan konunun net olarak anlaşılmasıdır. Seçenek D’de yer alan benzetme, sadakanın sadece bir mali yardım aracı olmadığını, aynı zamanda kötülükleri bertaraf eden ve toplumsal düzeni sağlayan güçlü bir unsur olduğunu ortaya koymaktadır. Diğer seçenekler, sadakanın farklı yönlerini öne sürse de, fayda kavramını doğrudan ele almamaktadır. Bu sebeple, sorunun doğru cevabı “D” olarak belirlenmiştir.
Sonuç olarak, hadisler arasında yapılan incelemede, sadakanın faydası vurgulanan ifade, “Suyun ateşi söndürdüğü gibi sadaka da kötülükleri yok eder.” şeklindeki hadistir. Bu hadis, sadakanın toplumsal ve bireysel yararlarını açıkça ifade eden en net örnektir ve bu nedenle doğru cevap “D” seçeneğidir.
4
“Bir hurmanın yarısı da olsa onu sadaka olarak vererek ateşten korunun!
Kim yarım hurma bulamazsa güzel bir sözle korunsun!”
Bu hadisten aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
- İslam dini yardımlaşmaya çok önem verir.
- Yardımların gizli yapılması daha doğru olur.
- Yapılan iyilikten, iyilik yapan kişi de fayda görür.
- İnsandan gücü oranında yardım etmesi beklenir.
4. Sorunun Çözümü
Bu soruda, hadisin içeriği detaylı olarak incelendiğinde, yardımın ölçüsünün kişiye göre belirlendiği ve hem malî hem de manevi yönlerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Hadis, “Bir hurmanın yarısı da olsa onu sadaka olarak vererek ateşten korunun! Kim yarım hurma bulamazsa güzel bir sözle korunsun!” ifadesiyle, kişinin sahip olduğu imkanlar çerçevesinde yardım etmesi gerektiğini vurgular. Böylece, hem somut (hurma) hem de soyut (güzel söz) yardımlaşma örneklenmektedir.
- A – İslam dini yardımlaşmaya çok önem verir. Bu sonuç, hadisin temel mesajlarından biridir. Çünkü verilen örnek, yardımlaşmanın hem maddi hem manevi düzeyde önem taşıdığını ortaya koyar.
- B – Yardımların gizli yapılması daha doğru olur. Hadiste hiçbir şekilde yardımın gizli yapılması gerektiğine dair bir vurgu ya da talimat bulunmamaktadır. Hadis, yardımın şekli ve ölçüsü ile ilgili esneklik sunarken, gizlilik kavramına değinmemektedir. Dolayısıyla bu sonuca ulaşmak mümkün değildir.
- C – Yapılan iyilikten, iyilik yapan kişi de fayda görür. Hadis, yardım eden kişinin hem kendisini koruyacağına işaret eder. Yani, iyilik yapmanın kişiye manevi ve toplumsal bir fayda sağladığı anlaşılmaktadır.
- D – İnsandan gücü oranında yardım etmesi beklenir. Hadiste, eğer kişi yarım hurma bile bulamazsa, elindeki imkan dahilinde güzel bir söz vererek de yardım edebileceği belirtilir. Bu da yardımı kişinin gücüyle orantılı hale getirir.
Özetle, hadisin ana mesajı, yardımlaşma ve paylaşmanın kişinin imkanlarına göre yapılması gerektiği yönündedir. Bu bağlamda, A, C ve D seçenekleri hadisin ana düşüncesiyle uyumlu sonuçlar ortaya koymaktadır. Ancak, B seçeneğinde yer alan “yardımların gizli yapılması” ifadesi, hadisin içerdiği mesaj arasında yer almamaktadır. Yardımın nasıl yapılacağına dair bir gizlilik kuralı getirilmemiş olup, hadiste esas alınan husus, yardımın kişinin gücüne göre esnek ve ulaşılabilir olmasıdır. Bu nedenle, doğru cevap “B” seçeneğidir.
Öğrencilerimizin bu tür sorularda hadisin mesajını ve içeriğini doğru analiz ederek, hangi sonuçların doğal olarak çıkarılabildiğini ve hangilerinin metinde yer almadığını fark etmeleri gerekmektedir. Hadiste, yardımın ölçüsü, türü ve kişisel imkânlara göre değerlendirilmesi net bir şekilde ifade edilirken, yardımın gizli yapılması gibi ek bir bilgi verilmemiştir. Bu yüzden, yardımların gizli yapılmasının daha doğru olduğu sonucuna varmak metinle uyumsuzdur.
5
“Bir insan öldüğünde şu üç şey dışında amel defteri kapanır: Kalıcı hayır işleri, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.”
Hadisteki altı çizili bölüm aşağıdaki kavramlardan hangisiyle ifade edilir?
- Sadaka-i fıtr
- Sadaka-i cariye
- İnfak
- Zekât
5. Sorunun Çözümü
Bu hadiste, bir kişinin öldükten sonra amel defterinin kapanacağına dair önemli bir uyarı yer almaktadır. Hadisin ifadesine göre, bir kimsenin amel defteri, kalıcı hayır işleri, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat dışında kapanır. Bu ifadeler, kişinin ölüm sonrasında da yarar sağlamaya devam edecek eylemleri işaret eder. Özellikle, kendisine dua eden hayırlı evlat kısmı, vefat sonrası kişinin manevi dünyasına devamlılık kazandıran bir destek mekanizmasını ifade eder. İşte bu destek mekanizması, Sadaka-i cariye kavramıyla özdeşleştirilir.
- A – Sadaka-i fıtr: Bu kavram, oruç sonrası verilen ve bayram öncesinde yapılması zorunlu olan malî bir yardım iken, hadiste bahsi geçen sürekli fayda sağlayan uygulamayı kapsamamaktadır.
- B – Sadaka-i cariye: Sadaka-i cariye, bir kişinin ölümünden sonra bile etkisini sürdüren, sürekli ve kalıcı hayır işlerini ifade eder. Bu, hadiste belirtilen “kalıcı hayır işleri” ve dua eden hayırlı evlat örneğiyle doğrudan örtüşmektedir. Dolayısıyla, doğru cevap bu seçenektir.
- C – İnfak: İnfak, kişinin malından yaptığı cömert harcamaları ifade eder. Ancak bu kavram, vefat sonrası devam eden ve sürekli fayda sağlayan nitelikte değildir; daha ziyade, anlık ve geçici yardımları kapsar.
- D – Zekât: Zekât, İslam’ın farzlarından olup, belirli ölçütlere göre verilen ve toplumdaki ekonomik dengeyi sağlamayı amaçlayan mali bir yükümlülüktür. Fakat zekât, kişinin ölümünden sonra devam eden bir etki sağlamaz; bu yüzden hadisteki sürekli faydayı anlatan kavramla örtüşmez.
Öğrencilerimizin dikkatine: Hadis, bir kimsenin ölümden sonra da bazı eylemlerle yarar sağlamaya devam edeceğini ifade eder. Bu bağlamda, sürekli ve kalıcı fayda sağlayan kavramların seçimi büyük önem taşır. Sadaka-i cariye tam da bu tanıma uymaktadır çünkü; malî veya manevi yardımlaşmanın ötesinde, vefat sonrası bile kişinin üzerindeki etkisini sürdüren ve amel defterine yazılan, sürekli hayırların temsilcisidir. Diğer seçenekler, anlık veya farklı boyutlarda yardımlaşmayı ifade ederken, kalıcılık ve süreklilik açısından hadisin içeriğini tam olarak yansıtamamaktadır.
Sonuç olarak, hadisin altı çizili bölümünde vurgulanan kalıcı fayda kavramı, Sadaka-i cariye terimiyle ifade edilir. Bu sebeple, doğru cevap “B – Sadaka-i cariye” olarak belirlenmiştir.
6
• Bazı ibadetleri yerine getirebilmek için gerekli zenginlik ölçüsüdür.
• Zenginlerin yılda bir kez mallarının belli miktarını vererek yaptıkları ibadettir.
• Gücü yetenlerin Ramazan Ayı’nın sonuna kadar vermekle yükümlü oldukları sadakadır.
Bu cümlelerde aşağıdakilerden hangisinin tanımına yer verilmemiştir?
- Fitre
- Fidye
- Nisap
- Zekât
6. Sorunun Çözümü
Bu soruda verilen üç cümle, farklı ibadetlere ilişkin temel tanımları içermektedir. İlk cümle, bazı ibadetleri yerine getirebilmek için gerekli zenginlik ölçüsünü belirterek, kişinin mal varlığının belirli bir seviyede olması gerektiğini ifade eder; bu tanım Nisap kavramına işaret eder. İkinci cümle ise, zenginlerin yılda bir kez mallarının belli miktarını vererek yaptıkları ibadet ifadesiyle, toplumsal yardımlaşma ve ekonomik adaleti sağlamak amacıyla öngörülen zorunlu yardımı belirtmektedir; bu tanım, Zekât‘ı açıklamaktadır. Üçüncü cümlede ise, gücü yetenlerin Ramazan Ayı’nın sonuna kadar vermekle yükümlü oldukları sadaka kastedilmekte olup, bu durum Fitre ibadetinin özelliğini yansıtmaktadır.
- A – Fitre: Üçüncü cümlede Ramazan ayı ve yükümlülük vurgulanarak, fitre ibadetine ait özellikler açıkça ifade edilmiştir.
- B – Fidye: Fidye, oruç tutamayanların, oruçlarını kaza etmemek için ödedikleri bir tazminattır. Verilen cümlelerde, fidye tanımına dair hiçbir ifade yer almamaktadır. Dolayısıyla, bu kavramın tanımına yer verilmemiştir.
- C – Nisap: İlk cümlede belirtilen, ibadetlerin yerine getirilmesi için gereken zenginlik ölçüsü, nisap kavramını açıkça ifade etmektedir.
- D – Zekât: İkinci cümlede, zenginlerin mallarından verilen belirli miktar, zekât ibadetinin tanımına işaret eder.
Öğrencilerimizin dikkatine: Soru, verilen tanımlar arasında hangi kavramın yer almadığını sormaktadır. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, Fidye tanımına hiçbir cümlede değinilmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, doğru cevap “B – Fidye” seçeneğidir.
Sonuç olarak, ibadetlerin yerine getirilmesi için gerekli şartların ve uygulamaların tanımlandığı bu ifadeler arasında fidyenin yeri olmadığından, Fidye tanımına yer verilmediği net olarak ortaya konulmaktadır.
7
“Öyleyse yetimi sakın ezme. El açıp isteyeni de sakın azarlama ve Rabb’inin nimetini minnet ve şükranla an.”
(Duhâ suresi, 9-11. ayetler)
Bu ayetlerden aşağıdakilerin hangisi çıkarılamaz?
- İhtiyaç sahiplerinin onuru korunmalıdır.
- Güçsüzlere haksızlık etmekten kaçınılmalıdır.
- Allah’ın verdiği nimetlere teşekkür edilmelidir.
- Yardımlaşmaya, en yakın akrabadan başlanmalıdır.
7. Sorunun Çözümü
Bu soruda, Duhâ suresi 9-11. ayetler incelendiğinde, yetimlere karşı kötü muamelede bulunmama, muhtaçlara azarlama yapmama ve Allah’ın nimetlerine şükretme gibi önemli mesajlar yer almaktadır. Ayetler, temel olarak sosyal adalet, merhamet ve şükran duygusunu ön plana çıkarır. Bu bağlamda, her bir seçenek dikkatlice değerlendirildiğinde, hangi sonucun ayetlerden çıkarılamayacağını belirlemek gerekmektedir.
- A – İhtiyaç sahiplerinin onuru korunmalıdır. Ayetin “yetimi sakın ezme. El açıp isteyeni de sakın azarlama” kısmı, ihtiyaç sahiplerine karşı saygılı ve adil davranılması gerektiğini vurgulayarak onların onurunun korunmasını ima eder.
- B – Güçsüzlere haksızlık etmekten kaçınılmalıdır. Bu ifade, ayetlerin temelinde yatan sosyal adalet ve merhamet anlayışını destekler. Yetimlere ve muhtaçlara yapılan haksızlık kesinlikle reddedilmelidir, bu nedenle bu çıkarım ayetlerden yapılabilir.
- C – Allah’ın verdiği nimetlere teşekkür edilmelidir. Ayetin son kısmı, “Rabb’inin nimetini minnet ve şükranla an” ifadesiyle açıkça Allah’ın nimetlerine teşekkür edilmesi gerektiğini belirtmektedir.
- D – Yardımlaşmaya, en yakın akrabadan başlanmalıdır. Bu seçenek ise ayetlerin içerdiği mesaj ile örtüşmemektedir. Ayetlerde, yardım ve merhamet konuları genel olarak tüm toplum kesimlerine yönelik olup, yardımlaşmaya en yakın akrabadan başlanması gibi bir öncelik sıralaması bulunmamaktadır.
Öğrencilerimizin dikkat etmesi gereken husus, ayetlerde verilen mesajların, sosyal ilişkilerde adalet ve şükran duygusunu desteklediğini anlamaktır. Seçenek D’de yer alan “Yardımlaşmaya, en yakın akrabadan başlanmalıdır.” ifadesi, ayetlerde mevcut olan evrensel yardım anlayışıyla bağdaşmadığı için, bu sonuca ulaşmak mümkün değildir. Bu nedenle, ayetlerden çıkarılamayan sonuç “D” seçeneğidir.
Sonuç olarak, Duhâ suresi 9-11. ayetlerinde; ihtiyaç sahiplerinin onurunun korunması, güçsüzlere haksızlık edilmemesi ve Allah’ın nimetlerine şükran duyulması mesajları net bir biçimde verilirken, yardımlaşmaya akrabalık ilişkilerine öncelik verilmesi gibi bir vurgu bulunmamaktadır. Bu nedenle doğru cevap “D – Yardımlaşmaya, en yakın akrabadan başlanmalıdır.” şeklinde belirlenmiştir.
8
Yalnızca Allah rızasını gözeterek, karşılık beklemeksizin bir kişinin yapmış olduğu her türlü maddi veya manevi iyiliğe
sadaka denir.
Buna göre aşağıdakilerden hangisi sadaka kapsamında değerlendirilemez?
- Hastaları ziyaret etmek
- Otobüste yaşlılara yer vermek
- İşçilerin maaşını vaktinde ödemek
- Sokak hayvanlarına yiyecek vermek
8. Sorunun Çözümü
Bu soruda, sadaka kavramının tanımına dikkat çekilmiştir. Tanımda, yalnızca Allah rızasını gözeterek, karşılık beklemeksizin yapılan her türlü maddi veya manevi iyiliğin sadaka sayıldığı belirtilmektedir. Bu çerçevede, hangi uygulamanın sadaka kapsamında değerlendirilemeyeceğini tespit etmemiz istenmektedir.
- A – Hastaları ziyaret etmek: Bu uygulama, manevi anlamda yardım ve teselli sağlama niteliğinde olup, karşılıksız yapılan bir iyilik olarak sadaka kapsamında değerlendirilebilir.
- B – Otobüste yaşlılara yer vermek: Bu davranış, toplumsal yardımlaşmayı ve nezaketi gösterdiği için, Allah rızasını gözeterek yapılan karşılıksız bir iyilik olarak kabul edilir.
- C – İşçilerin maaşını vaktinde ödemek: İşçilerin maaşlarının zamanında ödenmesi, işverenin yasal ve ahlaki bir yükümlülüğüdür. Bu durum, sadaka yerine, bir mesleki ve toplumsal sorumluluğun ifadesidir. Dolayısıyla, bu davranış sadaka kapsamında değerlendirilemez.
- D – Sokak hayvanlarına yiyecek vermek: Bu uygulama, maddi iyilik yaparak canlıların ihtiyaçlarını karşılamayı hedeflediği için, Allah rızasını gözeterek yapılan ve karşılık beklenmeyen bir iyilik örneğidir.
Öğrencilerimizin dikkat etmesi gereken husus, sadaka kavramının yalnızca gönüllü ve karşılıksız iyilikleri kapsadığını anlamaktır. Bu kapsamda, işçilerin maaşlarının zamanında ödenmesi yasal bir zorunluluk ve iş etiğinin parçası olup, sadaka kapsamına girmez. Diğer seçeneklerdeki uygulamalar ise, sosyal yardımlaşma ve manevi değerleri destekleyen örnekler olarak öne çıkmaktadır.
Sonuç olarak, yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, doğru cevap “C – İşçilerin maaşını vaktinde ödemek”tir.
9
Semih Bey’in 100 gr altını bulunmaktadır. Bu malın zekâtını, ihtiyaç sahibi komşusuna 1/50 (%2) oranında vermiştir.
Buna göre Semih Bey, zekât ile ilgili aşağıdakilerden hangisinde yanlışlık yapmıştır?
- Zekât verdiği malın cinsinde
- Zekât verdiği oranda
- Zekât verdiği kişide
- Nisap miktarında
9. Sorunun Çözümü
Bu soruda Semih Bey’in 100 gr altın üzerinden zekât hesabı yapılırken yapılan uygulamada bir hata olup olmadığı sorgulanmaktadır. Zekât, altın gibi değerli mallar için genel olarak 2.5% oranında hesaplanır. Bu oran, matematiksel olarak \( \frac{1}{40} \) oranını ifade eder. Ancak Semih Bey, zekâtı 1/50 oranında, yani yaklaşık %2 olarak vermiştir. Bu durum, zekâtın uygulanması gereken orandan sapma gösterdiğinden doğru uygulamayı yansıtmamaktadır.
- A – Zekât verdiği malın cinsinde: Altın, zekât verilen mallar arasında yer almaktadır. Bu nedenle malın cinsi açısından herhangi bir hata bulunmamaktadır.
- B – Zekât verdiği oranda: Zekât oranı, altın için 2.5% yani \( \frac{1}{40} \) olmalıdır. Semih Bey’in uyguladığı 1/50 (yaklaşık %2) oranı doğru oranın altında kaldığı için, burada bir hata yapılmıştır.
- C – Zekât verdiği kişide: Zekâtın verileceği kişi, ihtiyaç sahibi komşu olarak belirtilmiş; bu da zekâtın verileceği kişiler kriterlerine uygundur.
- D – Nisap miktarında: Nisap, zekâtın farz olabilmesi için malın asgari miktarını ifade eder. Soruda verilen altının miktarı nisap şartını sağladığından, bu konuda da hata bulunmamaktadır.
Öğrencilerimizin dikkat etmesi gereken husus, zekâtın hesaplanmasında kullanılan oranın doğru uygulanmasıdır. Altın gibi değerli malların zekâtı, sabit oranlara dayandığından, oran farkları önemli sonuçlar doğurur. Semih Bey’in zekâtı verirken kullandığı 1/50 oranı, gerekli olan 2.5% oranından düşük olduğundan, burada uygulamada bir hata bulunmaktadır. Dolayısıyla, doğru cevap “B – Zekât verdiği oranda” olarak belirlenmiştir.
Sonuç olarak, Semih Bey’in zekât hesabında en önemli hata, zekât oranının doğru hesaplanmamasıdır. Altın için öngörülen oran olan 2.5% yerine, %2 oranı kullanılması, zekâtın doğru şekilde verilmemesine neden olmuştur.
10
Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinde şehirlerin belirli noktalarına konan
“sadaka taşları”, İslam dininin insanlar arasındaki gelir eşitsizliğini gidermek amacıyla
emrettiği yardımlaşmanın büyük bir incelikle yerine getirilmesini sağlıyordu.
Cami avlularının en kuytu köşesine konan silindir şeklindeki bu taşın üst kısmında
küçük bir oyuk bulunurdu. İmkânı olan insanlar, bu oyuğa bıraktıkları sadakalarla
yoksullara, onları rencide etmeden el uzatıyordu.
Bu metinde sözü edilen gelenek aşağıdaki hadislerden hangisinin mesajıyla örtüşmektedir?
- “Sadaka, malı bereketlendirir.”
- “Sağ elin verdiğini sol el görmesin.”
- “Rızkının bol olmasını isteyen sadaka versin.”
- “Sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları yok eder.”
10. Sorunun Çözümü
Bu soruda, Osmanlı ve Selçuklu dönemlerine ait sadaka taşları geleneği üzerinden, İslam dininin yardımlaşma ve gelir eşitsizliğini gidermeye yönelik uygulamaları değerlendirilmek istenmektedir. Metinde, cami avlularının en kuytu köşesine konan ve silindir şeklinde olan bu taşın, imkânı olanların, yoksullara rencide etmeden ve gizlilik içerisinde yardım etmelerini sağlayan bir mekanizma olduğu vurgulanmıştır. Bu gelenek, yardımlaşmanın belli bir incelikle uygulanmasını ve özellikle yardımı yapanın davranış biçiminin, alıcıya karşı ifşa edilmemesi gerektiğini ön plana çıkarır.
- A – “Sadaka, malı bereketlendirir.”: Bu hadis, sadakanın maddi açıdan bereket getireceği inancını yansıtsa da, metinde bahsi geçen uygulamanın temel amacı gelir eşitsizliğini gidermek ve yardımı gizlilik içerisinde yaparak yoksulun onurunu korumaktır.
- B – “Sağ elin verdiğini sol el görmesin.”: İşte bu hadis, sadaka verirken gizliliğin, ifşadan kaçınmanın ve yardımın rızkın bereketine vesile olacağına işaret eder. Sadaka taşları geleneğinde de, yardımın gizli bir şekilde yapılması esas alınmıştır. İmkânı olan kişilerin, yardım verirken alıcıyı rencide etmeden, adeta gizlilik içinde mal paylaşımı yapmaları bu hadisin mesajıyla birebir örtüşmektedir.
- C – “Rızkının bol olmasını isteyen sadaka versin.”: Bu hadis, sadakanın rızkı artıracağı inancını yansıtsa da, metindeki uygulamada vurgulanan nokta, yardımı gizli ve rencide etmeden yapabilme geleneğidir. Dolayısıyla bu ifade, gelenekle tam olarak örtüşmez.
- D – “Sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları yok eder.”: Bu hadis, sadakanın toplumsal ve manevi faydalarını anlatırken, özellikle hataları ortadan kaldırma yönüne vurgu yapar. Ancak metinde, yardımların gizliliği ve yoksulların onurunun korunması ön plana çıkarılmaktadır.
Öğrencilerimizin dikkat etmesi gereken husus, bu tür gelenek ve uygulamaları değerlendirirken, hem tarihsel arka planı hem de hadislerin mesajını doğru yorumlamaktır. Sadaka taşları uygulaması, yardımın gizliliği ve rencide etmeden yapılması prensibini benimser. Bu durum, “Sağ elin verdiğini sol el görmesin.” hadisiyle örtüşmektedir. Çünkü bu hadis, yardımı yapanın ifşadan kaçınarak yardımını yapması gerektiğini öğütler.
Sonuç olarak, metinde anlatılan gelenek ile en uyumlu olan hadis mesajı, “Sağ elin verdiğini sol el görmesin.” ifadesidir. Bu nedenle doğru cevap “B – Sağ elin verdiğini sol el görmesin.” olarak belirlenmiştir.
11
Meyve ağaçlarının budanma zamanıydı. Babasına yardım eden Ömer, merakla sordu:
“Baba! Dalları neden kesiyorsun, yazık değil mi?” Baba, oğluna gülümseyerek şöyle dedi:
“Budama işlemi, ağaçlarımızın daha iyi gelişmesi ve verimini artırması için kullandığımız bir yöntemdir.
Şöyle ki kestiğimiz yerlerden yeni dallar çıkar, zamanla büyür ve gürleşir. Bu sayede ağaçlarımızdan daha çok ürün alabiliriz.”
Bu metne göre budama işleminin faydaları ile zekât ibadetinin aşağıdaki sonuçlarından hangisi benzeşmektedir?
- Malı bereketlendirmesi
- İnsanın iç huzurunu artırması
- Toplumsal barışa katkı sağlaması
- Toplumdaki gelir dağılımını dengelemesi
11. Sorunun Çözümü
Bu metinde, meyve ağaçlarının budanma sürecinde anlatılan olay, ağaçların gelişimi ve veriminin artırılması amacıyla uygulanan budama işleminin, malın bereketlendirilmesi kavramıyla benzeştiğini göstermektedir. Baba, budama işlemini açıklarken, kestiğimiz dallardan yeni, sağlıklı ve verimli dalların çıkacağını; bunun sonucunda ağaçların daha çok ürün vereceğini ifade etmiştir. Bu durum, doğadaki bir sürecin düzenlenmesiyle malın bereketinin artmasına örnek olarak gösterilebilir.
- A – Malı bereketlendirmesi: Budama, ağaçların daha iyi gelişmesi, veriminin artması ve dolayısıyla üretilen ürün miktarının yükselmesi ile doğrudan ilişkilidir. Zekât ibadetinde de, verilen yardımın malı bereketlendirdiğine dair inanç ve uygulama ön plana çıkar. Bu nedenle, budama işleminin faydaları ile zekât ibadetinin malı bereketlendirmesi arasında benzerlik kurulabilir.
- B – İnsanın iç huzurunu artırması: Bu sonuç, kişinin manevi durumuna hitap eden bir içsel faydayı ifade eder; budama işlemi ise doğanın üretkenliğini artırmaya yöneliktir.
- C – Toplumsal barışa katkı sağlaması: Toplumdaki dayanışma ve huzur konularını kapsayan bu sonuç, metindeki budama işlemiyle doğrudan örtüşmez.
- D – Toplumdaki gelir dağılımını dengelemesi: Bu ifade, sosyal adalet ve gelir eşitliğiyle ilgilidir; budama işlemi ise bireysel veya toplu mal bereketi ile ilgilidir.
Öğrencilerimizin dikkat etmesi gereken nokta budama işleminde, kesilen dallardan yeni ve daha verimli dalların çıkması, ağaçların zamanla daha çok ürün vermesine neden olmasıdır. Bu, doğada malın bereketlenmesine benzetilebilecek önemli bir süreçtir. Zekât uygulamasında da verilen yardımların, hem birey hem de topluma bereket getirdiği inancı hakimdir. Böylece, budama işleminde uygulanan verimliliği artırma prensibi, zekât ibadetinin malı bereketlendirme mesajı ile uyum göstermektedir. Bu nedenle doğru cevap, “A – Malı bereketlendirmesi” olarak belirlenmiştir.
Sonuç olarak, budama işlemi sayesinde ağaçların daha sağlıklı ve verimli hale gelmesi, zekât ibadetinde verilen yardımın malın bereketlendirilmesine benzer etkiler yaratması prensibiyle örtüşmektedir. Bu benzerlik, öğrencilerimizin hem doğadaki düzenlemeleri hem de ibadetler aracılığıyla toplumsal ve bireysel fayda sağlamayı kavramalarına yardımcı olmaktadır.
12
Bu haberin konusu aşağıdaki kavramlardan hangisine örnek oluşturur?
- Sadaka
- Zekât
- Fitre
- Fidye
12. Sorunun Çözümü
Bu haber metninde, yardımlaşma ve toplumsal duyarlılık örneği olarak, yaralı ve felçli durumda olan bir köpeğe sağlanan yürüteç desteği anlatılmaktadır. Haber, sokakta yaralı halde bulunan köpeğin durumunun mahalle sakinleri tarafından fark edilip, yetkililere iletilmesinin ardından, hayvanın tedavi edilip rehabilitasyon sürecine alındığını ve nihayetinde yürüteç yardımıyla yeniden yürümeye başladığını vurgular. Burada yapılan yardım, tamamen gönüllü ve karşılık beklemeden gerçekleştirilen, insani ve merhamet temelli bir davranıştır.
- A – Sadaka: Sadaka, Allah rızasını gözeterek, karşılık beklemeden yapılan maddi veya manevi iyilikleri ifade eder. Bu haber, köpeğe yapılan yardımın da benzer şekilde, toplumsal duyarlılık ve merhametle gerçekleştirildiğini gösterir. Yardımın amacı, köpeğin yaşam kalitesini artırmak ve ona destek olmak olup, bu durum sadaka kavramıyla örtüşmektedir.
- B – Zekât: Zekât, belirli ekonomik şartlara sahip kişilerin, mal varlıklarının belirli oranını ihtiyaç sahiplerine vermekle yükümlü olduğu farz ibadettir. Bu haberde ise, yardımın zorunlu bir ibadet kapsamında yapıldığına dair herhangi bir zorunluluk ya da hesaplama yer almamaktadır.
- C – Fitre: Fitre, Ramazan ayı sonunda verilen, orucun temizlenmesi ve toplumsal dayanışmanın sağlanması amacıyla yapılan mali bir yardımdır. Haberde anlatılan yardımın zamanlaması ve içeriği fitre kavramına uygun değildir.
- D – Fidye: Fidye, oruç gibi ibadetlerin yerine getirilememesi durumunda ödenen tazminat niteliğinde olan bir uygulamadır. Köpeğe yapılan yardımın fidye kavramıyla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.
Öğrencilerimizin dikkat etmesi gereken husus, bu tür haberlerde toplumsal duyarlılık ve gönüllü yardımın, İslam dininde nasıl değer kazandığıdır. Verilen örnekte, yardım eden kişiler, hiçbir beklenti içinde olmadan, tamamen insanî ve hayvanî acılara karşı duyarlılık göstererek destek olmuşlardır. Bu yüzden, haberde anlatılan uygulama, sadaka kavramının en güzel örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir. Yardımın şartı, zorunluluk veya belirli hesaplara bağlı olmaksızın, samimi bir merhametle yapılmış olması, sadakanın temel özelliklerini ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, haberde anlatılan köpeğe verilen yürüteç desteği, “A – Sadaka” kavramıyla en uyumlu örnektir. Yardımlaşmanın, gönüllülük ve karşılıksız iyilik yapmanın önemine vurgu yapan bu uygulama, sadaka kavramını somutlaştırmaktadır.
13 Aşağıdaki tabloda zekât ile ilgili bazı bilgilere yer verilmiştir.
| ? | ? | ? | ||||||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
|
Zengin olan her Müslüman |
|
● Yoksullar ● Düşkünler ● Borçlular ● Yolda kalmış yolcular ● Özgürlüğünü yitirmiş olanlar ● Kalbi, İslam’a ısındırılmak istenen kişiler ● Allah yolunda çalışanlar ● Zekât memurları |
Aşağıdaki sorulardan hangisi bu tabloda “?” ile gösterilen bölümlerden herhangi birine getirilemez?
- Kimlere verilir?
- Kimlere farzdır?
- Ne kadar verilir?
- Nelerden verilmez?
13. Sorunun Çözümü
Bu tabloda zekât ile ilgili bazı temel bilgiler sunulmaktadır. Tablo, üç ana bölümden oluşmaktadır; ilk sütun, zekâtı vermesi gereken kişiyi belirten “Zengin olan her Müslüman” ifadesini içerirken, ikinci sütun zekâtın miktarını detaylı biçimde açıklayan oranlar ve ilgili malları göstermektedir. Üçüncü sütun ise zekâtın verileceği kişilerin listesini sunmaktadır. Bu yapı içinde, tabloda “?” ile işaretlenen alanlar, ilgili bilgilerin hangi sorulara cevap verebileceğini ortaya koymaktadır.
- A – Kimlere verilir?: Tablo, sağ sütunda yoksullar, düşkünler, borçlular, yolcular ve benzeri unsurları sıralayarak, zekâtın kimlere verileceği konusunda net bilgi sunmaktadır.
- B – Kimlere farzdır?: İlk sütun, “Zengin olan her Müslüman” ifadesiyle zekâtın farz kılındığı kişileri belirtmektedir. Bu bilgi, zekât yükümlülüğünün kimlere ait olduğunu açıkça göstermektedir.
- C – Ne kadar verilir?: İkinci sütunda yer alan minitablo, altın, gümüş, ticaret malları gibi çeşitli mal grupları üzerinden zekât oranlarını detaylandırarak, ne kadar verilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
- D – Nelerden verilmez?: Tablo, yalnızca zekâtın hangi mallar üzerinden hesaplandığını ve oranların ne olduğunu belirtmektedir; ancak zekâta tabi olmayan mallar veya nelerden verilmediğine dair hiçbir bilgi içermemektedir.
Öğrencilerimizin dikkat etmesi gereken husus, tabloda sunulan bilgilerin sadece zekâtın kimden, ne kadar ve kimlere verileceğini kapsadığıdır. Zekâtın uygulanmadığı mal türleriyle ilgili herhangi bir açıklama yer almamaktadır. Dolayısıyla, tabloda “Nelerden verilmez?” sorusuna yönelik herhangi bir veri bulunmadığından, bu soruya getirilemeyecek bilgi seçenekleri arasında yer almaktadır.
Sonuç olarak, tabloyla “Kimlere verilir?”, “Kimlere farzdır?” ve “Ne kadar verilir?” sorularına cevap getirilebilmektedir. Ancak “Nelerden verilmez?” ifadesine dair hiçbir bilgi yer almadığından, bu soru tablonun içerdiği verilerle ilişkilendirilemez. Bu sebeple, doğru cevap “D – Nelerden verilmez?” olarak belirlenmiştir.
14
“Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin ondan başka ilahınız yoktur.
Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum.
Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum…”
(Hûd suresi, 84. ayet)
Hz. Şuayb’ın halkına seslenişini içeren bu ayet;
I. tevhit,
II. tevekkül,
III. dürüstlük
kavramlarından hangileriyle ilişkilendirilebilir?
- Yalnız I
- Yalnız II
- I ve III
- II ve III
14. Sorunun Çözümü
Bu ayet, Hz. Şuayb’ın halkına hitaben yapılan uyarı ve öğütlerin yer aldığı önemli bir mesaj içermektedir. Ayette, öncelikle “Allah’a kulluk edin. Sizin ondan başka ilahınız yoktur.” ifadesi yer almaktadır. Bu ifade, İslam dininin temel inancı olan tevhit yani Allah’ın birliğini vurgular. Allah’a kulluk etmenin, O’nun yegâne ilah olduğunu kabul etmekle mümkün olduğunun altını çizer. Dolayısıyla, ayetin bu kısmı kesinlikle tevhit kavramıyla ilişkilendirilebilir.
Ayrıca, ayette “Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın.” denilerek toplumsal adaletin ve dürüstlüğün önemi vurgulanmaktadır. Ölçü ve tartı konusundaki titizlik, haksızlık yapılmaması ve adaletin sağlanması açısından büyük önem taşır. Bu da dürüstlük kavramının ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Yani, verilen talimat, hem bireysel hem de toplumsal ilişkilerde dürüst ve adil davranışın gerekliliğini ifade eder.
Öte yandan, ayette tevekkül yani Allah’a tam bir güven duyulması kavramı doğrudan ele alınmamıştır. Tevekkül, genellikle işlerin sonuçlarını Allah’ın takdirine bırakma anlayışını ifade ederken, bu ayette esas olarak Allah’ın birliğine iman ve dürüst davranışın önemi ön plana çıkarılmıştır.
Öğrencilerimizin dikkat etmesi gereken husus, ayetin mesajında hangi kavramların net olarak vurgulandığını iyi analiz etmektir. Burada, tevhit ve dürüstlük kavramları açıkça ortaya konulmuş olup, tevekkül kavramına ise doğrudan yer verilmemiştir. Bu nedenle doğru seçenek “C – I ve III” yani tevhit ve dürüstlük kavramlarıdır.
15
Bu sabah sağa sola kayarak ilerleyen bir otomobil geçti yanımızdan.
O an yüreğimiz ağzımıza geldi âdeta. Yolun buzlu olması nedeniyle hâkimiyetini kaybeden sürücü,
kaldırıma çarparak durabildi. O esnada yolda başka bir araç veya yayanın olmaması muhtemel bir kazayı önledi.
Hemen kaza yapan aracın yanına gittik. Neyse ki sürücünün durumu iyiydi.
Babam sürücüye “Geçmiş olsun, verilmiş sadakanız varmış.” dedi.
Aşağıdaki hadislerden hangisi bu metindeki altı çizili sözle anlamca aynı doğrultudadır?
- “Az sadaka, çok belayı önler.”
- “Her iyilik ve güzel iş, sadakadır.”
- “Sadaka vererek rızkınızı bollaştırın.”
- “Yoldaki rahatsızlık veren şeyi kaldırmak sadakadır.”
15. Sorunun Çözümü
Bu soruda, yaşanan kaza anındaki gelişmeler ve sürücünün durumu sonrasında babanın sürücüye söylediği “verilmiş sadakanız varmış.” ifadesi, aslında önceden yapılmış, karşılık beklenmeden gerçekleştirilmiş bir iyiliğin, kazanın veya belaların önlenmesinde etkili olduğunu ima eder. Bu tür ifadeler, İslam ahlakında yapılan küçük iyiliklerin büyük sıkıntıları önleyebileceğine işaret eder.
Seçenekler incelendiğinde:
- A – “Az sadaka, çok belayı önler.”: Bu hadis, yapılan küçük bir sadakanın bile pek çok belayı önleyebileceği, yani karşılık beklenmeden yapılan iyiliklerin önemini vurgular. Babamızın ifadesi ile anlamca uyumlu olup, doğru cevaptır.
- B – “Her iyilik ve güzel iş, sadakadır.”: Bu hadis genel anlamda her iyiliğin sadaka olduğunu ifade eder, ancak metinde anlatılan durum, yapılmış küçük bir iyiliğin belaları önleyici etkisini öne çıkaran bir durumu anlatmaktadır.
- C – “Sadaka vererek rızkınızı bollaştırın.”: Bu hadis, sadakanın kişinin rızkını artıracağına vurgu yapar. Metindeki vurgu ise yapılan iyiliğin belaların önlenmesi yönündedir.
- D – “Yoldaki rahatsızlık veren şeyi kaldırmak sadakadır.”: Bu hadis, özellikle yol üzerindeki sorunlara karşı yapılan iyilikleri anlatır. Ancak metindeki vurgu, kazanın önlenmesinde etkili olan küçük bir iyiliğin belaları önleyici gücüdür.
Öğrencilerimizin dikkat etmesi gereken husus, her hadis ifadesinin kendi bağlamında yorumlanmasıdır. Bu soruda, babanın sürücüye söylediği söz, önceden yapılmış küçük bir iyiliğin (sadakanın) büyük felaketleri önleyebileceğini ima etmektedir. Dolayısıyla, “Az sadaka, çok belayı önler.” hadisi, metindeki altı çizili ifadenin anlamı ile birebir örtüşmektedir.
Sonuç olarak, doğru cevap “A – Az sadaka, çok belayı önler.” ifadesidir.
16
Hz. Ömer, aldığı bir arazi için “Ömrüm boyunca böyle güzel ve kıymetli araziye sahip olmamıştım.” diyerek
ona verdiği değeri belirtmiş ve daha sonra bu arazinin gelirini ihtiyaç sahiplerine bırakmıştır.
Hz. Ömer’in bu davranışı aşağıdaki ayetlerden hangisinde verilmek istenen mesajla örtüşmektedir?
- “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın…” (Bakara suresi, 264. ayet.)
- “Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır.” (Nahl suresi, 11. ayet)
- “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz…” (Âl-i İmrân suresi, 92. ayet)
- “Öyleyse sakın yetimi ezme! El açıp isteyeni de sakın azarlama!” (Duhâ suresi, 9 ve 10. ayetler)
16. Sorunun Çözümü
Öncelikle, Hz. Ömer’in arazisine verdiği değer ve sonrasında bu arazinin gelirini ihtiyaç sahiplerine bırakma kararı, maddi dünyadan ziyade manevi değerlere önem verildiğini açıkça göstermektedir. Bu davranış, sahip olunan zenginliğin sadece bireysel çıkarlar için kullanılmaması, aynı zamanda toplumsal yardımlaşma ve dayanışmanın bir gereği olduğunu ortaya koyar.
Aşağıdaki maddelerde, her bir şıkkın incelenmesi ve Hz. Ömer’in davranışıyla ilişkilendirilme nedeni açıklanmıştır:
- A şıkkı: Bu ayet, malını gösteriş amaçlı harcamanın ve sadakaların boşa çıkmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Ancak Hz. Ömer’in tutumu, sadece gösterişten kaçınmakla kalmayıp, aynı zamanda samimi bir fedakarlık örneğidir. Bu nedenle bu şık, davranışın özüyle tam örtüşmemektedir.
- B şıkkı: Burada, Allah’ın nimetlerinin ve bunların ibret alınması gereken yönlerinin altı çizilir. Ayet, daha çok doğanın mucizelerini ve nimetlerin büyüklüğünü anlatır. Hz. Ömer’in davranışı ise maddi nimetlerin toplumsal fayda için kullanılması üzerine kuruludur. Bu sebeple, B şıkkı Hz. Ömer’in örneğiyle doğrudan ilişkilendirilemez.
- C şıkkı: Bu ayet, “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz…” ifadesiyle, malın Allah yolunda harcanmasının gerçek iyilik ve hayırseverliğe ulaşmada temel olduğunu belirtir. Hz. Ömer’in araziden elde ettiği geliri ihtiyaç sahiplerine bırakması, işte tam bu mesajı yansıtmaktadır. Dolayısıyla, C şıkkı Hz. Ömer’in davranışıyla en doğru şekilde örtüşmektedir.
- D şıkkı: Bu ayette yetimlere ve fakirlere yönelik adaletin sağlanması gerekliliği vurgulanır. Ancak, Hz. Ömer’in verdiği değer ve gerçekleştirdiği fedakarlık, doğrudan bu ayetin içeriğiyle uyumlu değildir. D şıkkı, sosyal adalet kavramını işlerken, Hz. Ömer’in malı Allah yolunda kullanma iradesini ifade edemez.
Sonuç olarak, Hz. Ömer’in davranışı, malını sadece kendisi için değil, toplum yararına kullanma bilincinin ve Allah yolunda harcamanın önemini vurgulayan C şıkkındaki ayetle tamamen uyum içindedir. Bu nedenle, doğru cevap “C” şıkkıdır.
17
Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde hayırsever bir vatandaş, bir bakkala girerek
ihtiyaç sahibi ailelerin, veresiye defterindeki borçlarını ödedi ve bu ailelere verilmek üzere birer torba un parası bıraktı.
Bakkal sahibi, olayla ilgili şunları anlattı: “Genç bir adam bakkala geldi ve borcunu ödemekte zorlanan müşterimin olup olmadığını sordu.
Söylediğim kişilerin borçlarını hesaplatıp ödedi. Kim olduğunu sorduğumda ise
‘Sağ elin verdiğini sol el bilmemelidir.’ hadisini hatırlatarak ismini söylemekten kaçındı.”
Metindeki yardımlaşma şeklinin,
I. İhtiyaç sahipleri tespit edilmelidir.
II. Yardım edilen kimselerin onuru zedelenmemelidir.
III. Yardım etmeye akraba ve yakınlardan başlanmalıdır.
ilkelerinden hangileriyle ilgili olduğu söylenebilir?
- Yalnız I
- I ve II
- II ve III
- I, II ve III
17. Sorunun Çözümü
Öncelikle, Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde yaşanan olayda, hayırsever vatandaşın gösterdiği davranış; yardımın ifadesi ve uygulanma şekli bakımından toplumsal değerlere verdiğimiz önemi gözler önüne sermektedir. Vatandaş, ihtiyacı olan kişilerin borçlarını ödeyerek ve ihtiyaç sahiplerine torba un parası bırakarak, yardım etme sürecinde hem ihtiyaç sahiplerinin durumunu tespit etmiş hem de onların onurunu korumaya özen göstermiştir. Bu davranış, yardımlaşmanın esas ilkelerinden olan “İhtiyaç sahiplerinin tespit edilmesi” (Madde I) ve “Yardım edilen kimselerin onurunun korunması” (Madde II) ilkesine uygun hareket ettiğini göstermektedir.
Şimdi, her bir maddenin değerlendirilmesi şu şekilde yapılabilir:
- Madde I: Olayda, vatandaş bakkalda bulunan ve borç ödemekte zorlanan müşterilerin belirlenmesi için öncelikle durum tespiti yapmıştır. Bu durum, yardımın doğru kişilere ulaştırılabilmesi için hayati önem taşır. Dolayısıyla, madde I kesinlikle olayın ana unsurlarından biridir.
- Madde II: Yardımın onurunu korumak, yardım edilen kişilerin sosyal statüsünün ve kişisel gururunun zarar görmemesini sağlamak açısından önemlidir. Olayda, vatandaşın ismini gizli tutarak “Sağ elin verdiğini sol el bilmemelidir.” hadisini hatırlatması, yardım edilen ailelerin onurunu koruma amacını da açıkça ortaya koymaktadır.
- Madde III: Bu madde, yardımın aile veya yakın çevreden başlanması gerektiğini ifade eder. Ancak, söz konusu olayda yardımın dağıtımında herhangi bir akraba ya da yakın çevreye öncelik tanınması söz konusu değildir. Yardım, tamamen ihtiyaç sahibi olanlar göz önünde bulundurularak gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle, madde III olayın içeriğiyle uyumlu değildir.
Sonuç olarak, olayda vurgulanan yardımın esas unsurları; ihtiyaç sahiplerinin doğru şekilde tespit edilmesi ve yardım edilen kişilerin onurunun korunmasıdır. Bu yüzden, “I ve II” maddeleri olayın genel yapısını ve anlatmak istediği mesajı en doğru biçimde yansıtmaktadır. Doğru cevap “B” şıkkıdır.
18
Bir hükümdar, arkadaşlarıyla birlikte gezmeye çıkmıştı. Yolu üzerindeki bir köyde çok yaşlı bir adamın,
tarlasına fidan dikmekle meşgul olduğunu gördü, gayretini takdir etti ve yanına gidip şöyle dedi:
– Baba, sen ne diye fidan dikmeye uğraşıyorsun? Maşallah yaşını yaşamışsın, bu diktiğin fidanların meyvesinden belki
de yiyemeyeceksin!
İhtiyar şöyle cevap verdi:
– Diktiğim fidanların meyvesini benim yemem şart değil, evlat! Biz nasıl bizden öncekilerin diktiği fidanların meyvesinden
yiyorsak bizim diktiğimiz fidanların meyvesini de bizden sonrakiler yer.
Bu metindeki yaşlı adamın davranışı aşağıdaki kavramlardan hangisinin kapsamında değerlendirilir?
- Sadaka-i cariye
- Fıtır sadakası
- Zekât
- Fidye
18. Sorunun Çözümü
Öncelikle, bu soruda yaşlı adamın verdiği cevap, onun yaşam süresi boyunca değil, gelecek nesillerin da yararlanacağı bir davranışı benimsediğini ortaya koymaktadır. Hükümdarın eleştirisine rağmen, adamın fidan dikmesi, aslında kalıcı ve sürekli fayda sağlayan bir iyilik örneği olarak değerlendirilebilir. Bu yaklaşım, sadaka-i cariye kavramının temelini oluşturur.
Aşağıdaki maddelerde, her bir şık detaylı şekilde incelenmiştir:
- A şıkkı: Sadaka-i cariye – Bu kavram, kişinin yapmış olduğu hayır işlerinin, ömrünü tamamladıktan sonra bile devam eden ve toplumda kalıcı bir fayda yaratan yardımları ifade eder. Yaşlı adamın fidan dikmesi, sadece kendisi için değil, ondan sonra gelecek nesillerin de yararlanacağı bir miras bırakma amacını taşır. Dolayısıyla, bu davranış kalıcı yardım sağlama prensibiyle uyumlu olup doğru cevaptır.
- B şıkkı: Fıtır sadakası – Fıtır sadakası, Ramazan ayı sonrasında verilen, fakirlerin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bir sadakadır. Bu uygulama, belirli bir zaman dilimiyle sınırlıdır ve yaşlı adamın eylemiyle ilişkilendirilmez.
- C şıkkı: Zekât – Zekât, Müslümanların mal varlıklarının belirli bir kısmını, yılda bir defa vermeleri gereken farz bir ibadettir. Zekât, bireysel maddi yükümlülüklerle ilgilidir ve fidan dikmek gibi kalıcı bir yatırım ve gelecek nesillere bırakılan miras kavramıyla örtüşmez.
- D şıkkı: Fidye – Fidye, genellikle oruç tutamayanların yerine kılınması gereken ibadet ya da ceza olarak ödenen bir bedeldir. Bu kavram, yaşlı adamın yaptığı sürekli ve yararlı yatırımın doğasıyla alakasızdır.
Sonuç olarak, yaşlı adamın fidan dikerek gelecek nesillerin de bu meyveden yararlanmasını sağlama düşüncesi, sürekli bir hayır işinin örneğini teşkil eder. Bu nedenle, verilen seçenekler arasında “Sadaka-i cariye” kavramı en doğru değerlendirmeyi yapmamızı sağlar. Soruda bahsedilen davranış, kalıcı yardım ve sürekli iyilik prensiplerine dayandığı için doğru cevap “A” şıkkıdır.
19 Aşağıda verilen ayetlerden hangisi zekâtın kimlere, nasıl veya nelerden verilmesi gerektiği ile ilgili bilgi içermez?
- “Sadakalar (zekâtlar)… ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlar, (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihat edenler ve yolda kalmış yolcular içindir…” (Tevbe suresi, 60. ayet)
- “Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rabb’leri katında mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.” (Bakara suresi, 262. ayet)
- “Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Bakara suresi, 261. ayet)
- “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın…” (Bakara suresi, 267. ayet)
19. Sorunun Çözümü
Öncelikle, verilen ayetlerden hangisinin zekâtın kimlere, nasıl veya nelerden verilmesi gerektiği ile ilgili bilgi içermediğini anlamak için her bir ayetin içeriğini dikkatlice incelemek gerekmektedir.
Aşağıdaki maddelerde her bir şık detaylıca ele alınmıştır:
- A şıkkı: Bu ayette, zekâtın kimlere verileceği açıkça belirtilmiştir; örneğin fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda cihat edenler ve yolda kalmış yolcular şeklinde ayrıntılı kategoriler sunulmuştur. Dolayısıyla bu ayet, zekâtın dağıtım kriterlerini içerir.
- B şıkkı: Bu ayet, mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden başa kakmayan kişilerin mükâfatlarına değinmektedir. Her ne kadar doğrudan dağıtım detaylarına odaklanmasa da, zekâtın ifasıyla ilgili davranışsal özelliklere işaret ettiği için dolaylı olarak açıklayıcı niteliktedir.
- C şıkkı: Burada, mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum benzetmesiyle anlatılmaktadır. Bu benzetme, harcamanın fazlasıyla mükafatlandırılacağına dair bir teşvik ifadesidir; ancak, zekâtın kimlere verileceği, nasıl verileceği veya nelerden verileceği ile ilgili hiçbir bilgi içermez. Yani, dağıtım esaslarıyla ilgili somut bir açıklama sunmamaktadır.
- D şıkkı: Bu ayet, kazandıklarımızın iyilerinden ve yerden çıkardıklarımızdan hayra harcanması gerektiğini ifade ederek, zekâtın hangi nitelikteki mallardan verileceğine dair ipuçları sunar. Böylece, dağıtım esaslarından bahsedilen bir içeriğe sahiptir.
Sonuç olarak, verilen ayetler arasında zekâtın dağıtımına ilişkin kriterler açıkça belirtilirken, C şıkkı yalnızca bir benzetme yaparak harcamanın mükafatlandırılacağına değinmekte, ancak zekâtın kimlere, nasıl veya nelerden verileceğine dair hiçbir bilgi sunmamaktadır. Bu nedenle, soruda aranan bilgi eksikliğini “C” şıkkı sağlamaktadır.
Doğru cevap “C” şıkkıdır.
20
İslam dininin beş temel şartından biri olan zekâtın; kimler tarafından, nelerden, ne kadar, kimlere ve nasıl verileceği
Kur’an-ı Kerim’de belirtilmiştir.
Bu cümleden hareketle zekâtla ilgili,
I. Farz bir ibadettir.
II. Sistemli bir yardımlaşma şeklidir.
III. Malın bereketlenmesine sebep olur.
yargılarından hangilerine ulaşılabilir?
- Yalnız I
- I ve II
- II ve III
- I, II ve III
20. Sorunun Çözümü
Öncelikle, İslam dininin beş temel şartından biri olan zekâtın, Kur’an-ı Kerim’de detaylı olarak belirtilmesi, bu ibadetin hem farz oluşunu hem de yardımlaşma ve toplumsal dayanışma yönünü ortaya koymaktadır. Bu durumda, zekâtla ilgili verilen yargılardan hangilerine ulaşılabileceğini değerlendirmek önem taşımaktadır.
Aşağıdaki maddelerde her bir yargı ayrı ayrı incelenmiştir:
- I. Farz bir ibadettir: Kur’an-ı Kerim’de zekâtın, malın belirli oranlarda verilmesi gerektiği açıkça belirtildiği için bu ibadet, zorunlu kılınmıştır. Bu durum, zekâtın farz oluşunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, bu yargıya kesinlikle ulaşılır.
- II. Sistemli bir yardımlaşma şeklidir: Zekât, belirli kriterlere göre (kimler, ne kadar, nelerden, nasıl) verildiği gibi, toplumsal yardımlaşmayı düzenleyen sistematik bir yapı içerir. Bu da, zekâtın sistemli bir yardımlaşma biçimi olduğunu göstermektedir. Yani, bu yargı da doğru kabul edilmelidir.
- III. Malın bereketlenmesine sebep olur: Zekâtın temel amacı, toplumsal yardımlaşma ve gelir dağılımındaki adaleti sağlamak olarak ifade edilirken, malın bereketlenmesi konusu daha ziyade bireysel inanç ve tefekkür alanına girmektedir. Kur’an-ı Kerim’de zekâtın farz oluşu ve toplumsal yararına dair açıklamalar ön planda olduğundan, doğrudan malın bereketlenmesi yargısına varmak mümkün görülmemektedir.
Sonuç olarak, Kur’an-ı Kerim’de zekâtın kimler tarafından, nelerden, ne kadar, kimlere ve nasıl verileceği açıkça belirtildiği için zekâtın farz bir ibadet olduğu (Madde I) ve sistemli bir yardımlaşma şekli olarak uygulandığı (Madde II) sonucuna varılabilir. Ancak, malın bereketlenmesi konusuna ilişkin doğrudan bir vurgu bulunmadığından, Madde III’den kesin bir yargıya varılamamaktadır. Bu nedenle, doğru cevap “I ve II” yani “B” şıkkıdır.
⭐⭐⭐⭐⭐
çok zordu
çok zordu
mükemmeldi
.
cok kolay dıger sıtelerle aynı sorular yanı ortalama kullanın