1
“Kim bir Müslümanın sıkıntılarından birini giderirse Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir.
Kim darda kalan bir kimsenin işini kolaylaştırırsa Allah da dünya ve ahirette onun işlerini kolaylaştırır.
Kim bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da dünya ve ahirette onun ayıplarını örter.
Kul, kardeşine yardım ettiği sürece Allah da onun yardımcısı olur.”
Bu hadiste aşağıdakilerden hangisinin önemine vurgu yapılmıştır?
- İbadet etmenin
- Dünya ve ahiret ilişkisinin
- Yardımlaşma ve dayanışmanın
- Birey ve toplum arasındaki iletişimin
1. Sorunun Çözümü
Öncelikle, bu hadiste vurgulanan temel mesaj, yardımlaşma ve dayanışmanın önemidir. Hadis, bir Müslümanın sıkıntısını gidermenin, darda kalan bir kişinin işini kolaylaştırmanın ve ayıplarını örtmenin karşılığında Allah’ın da kullarına yardım edeceğini bildirir. Bu durum, toplum içinde birbirine destek olmanın, insan ilişkilerinde sıcaklık ve samimiyetin ne kadar hayati olduğunu gözler önüne sermektedir.
Aşağıdaki maddelerde, her bir seçeneğin neden değerlendirilip, hangi noktada eksik kaldığı detaylıca açıklanmıştır:
- A şıkkı: İbadet etmenin – Hadis, ibadet ve bireysel ibadetlerin yanı sıra toplumsal yardımlaşmayı ön plana çıkarmaktadır. Bu nedenle, ibadet etmenin kendisi hadis kapsamında asıl vurgu konusu değildir.
- B şıkkı: Dünya ve ahiret ilişkisinin – Hadisin ifadelerinde, yardım eden kişiye dünya ve ahirette kolaylık sağlanacağı belirtilmektedir. Ancak bu, esasen yardım edenin yaptığı davranışın sonuçları olarak verilmektedir; temel odak noktasında ise yardımlaşma ve dayanışma yer almaktadır.
- C şıkkı: Yardımlaşma ve dayanışmanın – İşte hadis, bir Müslümanın sıkıntısını gidermek, darda kalanların işini kolaylaştırmak ve ayıpları örterek birbirine destek olmak gibi yardımlaşma ve dayanışma örneklerini ön plana çıkarmaktadır. Bu nedenle, toplumun bireyleri arasında güçlü bir bağ ve karşılıklı yardım anlayışı oluşturulması vurgulanmaktadır.
- D şıkkı: Birey ve toplum arasındaki iletişimin – Bu ifade, hadis kapsamında dolaylı olarak yer alsa da, temel olarak vurgu yapılan konu bireyler arasındaki yardımlaşma ve destek mekanizmasıdır. İletişim burada ikinci plandadır.
Sonuç olarak, hadisin ana mesajı yardımlaşma ve dayanışmanın önemine işaret etmektedir. Bir Müslümanın başka bir Müslümanın sıkıntısını gidermesi, darda kalanın işini kolaylaştırması ve ayıplarını örtmesi suretiyle, toplumsal dayanışma örneği sergilemesi, toplumun genel refahına katkı sağlar. Bu nedenle, doğru cevap “Yardımlaşma ve dayanışmanın” ifadesini içeren “C” şıkkıdır.
2
Zekât fakirin hakkı,
Zenginin imtihanı,
– – – –
Budur sadakadan farkı.
Bu dörtlükte boş bırakılan yere konusu bağlamında aşağıdaki dizelerin hangisi getirilmelidir?
- Beden ile yapılır.
- Ramazan’da verilir.
- Nisap miktarı vardır.
- Her Müslümana farzdır.
2. Sorunun Çözümü
Sevgili öğrenciler, bu soruda verilen dörtlükte eksik bırakılan dizeyi belirlerken hem şiirin anlam bütünlüğü hem de İslami kavramların doğru yorumlanması açısından dikkatli olmamız gerekmektedir. Öncelikle dizelerin teması incelendiğinde, zekâtın fakirin hakkı olduğu, zenginin ise imtihanı olduğu vurgulanmaktadır. Bu bağlamda, boş bırakılan dize, zekâtın belirli bir şart veya miktar üzerinden uygulandığını anlatan, aynı zamanda sadaka ile arasındaki farkı ortaya koyan nitelikte olmalıdır.
Neden “Nisap miktarı vardır” doğru cevaptır? Çünkü İslam hukukunda zekâtın verilebilmesi için öncelikle kişinin sahip olduğu malın nisap miktarına ulaşması gerekmektedir. \( nisap \) miktarı, zekâtın uygulanabilmesi için bir eşiğin varlığını ifade eder. Bu şart, zekâtın farz kılınmasının temel kriterlerinden biridir ve zengin ile fakir arasındaki farkı, aynı zamanda imtihan ve sınav kavramlarını da pekiştirir. İşte bu yüzden dizenin devamında zekâtın sadece bir yardım değil, aynı zamanda ölçülü ve şartlı bir ibadet olduğunu vurgulamak amacıyla “Nisap miktarı vardır” ifadesi kullanılmaktadır.
Diğer şıkların neden doğru olmadığını açıklayalım:
- Beden ile yapılır. – Bu ifade, zekâtın maddi ve manevi boyutlarını yansıtmakta yetersiz kalır. Zekât, malın belirli bir miktara ulaşması durumunda verilen parasal bir ibadet olup, beden ile yapılması ifadesi kavramsal olarak hatalıdır.
- Ramazan’da verilir. – Ramazan, oruç ibadetinin yoğun olarak yaşandığı bir dönemdir; ancak zekâtın farz kılınması ve hesaplanması tüm yıl geçerlidir. Yalnızca Ramazan ayı ile sınırlı tutulması, İslam hukukunun genel prensipleri ile uyuşmamaktadır.
- Her Müslümana farzdır. – Bu ifade, zekâtın herkes için zorunlu olduğu anlamına gelir; fakat gerçek durum, ancak belirli mal varlığına sahip olan Müslümanlar için geçerlidir. Dolayısıyla, genel bir ifade yerine şartların belirtilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, dizenin akışı ve İslami prensipler göz önünde bulundurulduğunda “Nisap miktarı vardır.” ifadesi, zekâtın uygulanabilmesi için gerekli şartları açıkça ortaya koyduğu için en uygun seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu açıklamalar ışığında, diğer seçeneklerin kavramsal eksiklikleri net bir şekilde anlaşılmaktadır. Umarım bu adım adım açıklama, konuyu daha iyi kavramanıza yardımcı olmuştur.
3 Zekât verilecek bazı mallar ve miktarları tabloda gösterilmiştir.
| Mal Türü | Zekât Miktarı |
|---|---|
| Altın, gümüş, nakit para, menkul değerler, ticaret malları | 1/40 yani %2.5 |
| Koyun ve keçi | 40’tan 120’ye kadar 1 koyun veya keçi 121’den 200’e kadar 2 koyun veya keçi |
| Sığır ve manda | 1/30 30’dan 40’a kadar 1 tane iki yaşında buzağı 41’den 59’a kadar 1 tane üç yaşına basmış buzağı |
Kerem; 48 keçi, 38 inek ve 30.000 TL paranın zekâtını vermek istemektedir.
Buna göre vermesi gereken zekât miktarı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- Parasının zekâtı 1000 TL’dir.
- İnekleri için 2 buzağı vermelidir.
- Vermesi gereken keçi sayısı 1’dir.
- Keçilerin zekâtını 2 koyun olarak da verebilir.
3. Sorunun Çözümü
Sevgili öğrenciler, bu soruda Kerem’in zekât hesaplamasında üç farklı mal grubu dikkate alınmıştır: keçi, inek ve nakit para. Öncelikle, tabloda verilen bilgilere göre, zekâtın oranı ve miktarları her mal için ayrı ayrı belirlenmiştir. Kerem’in sahip olduğu 30.000 TL para için zekât oranı \( \frac{1}{40} \) yani %2.5’tir. Bu durumda zekâtı hesaplamak için \( 30000 \times \frac{1}{40} = 750 \) TL bulunur. Bu değeri seçeneklerde göremiyoruz; dolayısıyla A şıkkı olan “Parasının zekâtı 1000 TL’dir” yanlıştır.
İkinci olarak, inekler söz konusu olduğunda tabloda 30’dan 40’a kadar inek için 1 tane iki yaşında buzağı zekâtı verileceği belirtilmiştir. Kerem’in 38 inek sahibi olması bu aralıkta kaldığından, zekât olarak sadece 1 tane buzağı vermesi gerekir. B şıkkı “İnekleri için 2 buzağı vermelidir” ifadesi ise bu hesaplamaya uymadığından yanlıştır.
Asıl dikkat edilmesi gereken nokta keçiler üzerinedir. Tabloda, 40’tan 120’ye kadar koyun veya keçi için 1 adet zekât verileceği belirtilmiştir. Kerem’in 48 keçisi, bu aralığa girdiği için vereceği zekât miktarı 1 keçi şeklinde belirlenmiştir. Bu nedenle C şıkkı “Vermesi gereken keçi sayısı 1’dir” doğru cevaptır.
Son olarak, D şıkkı “Keçilerin zekâtını 2 koyun olarak da verebilir” ifadesi, tabloda belirtilen miktar ve şartlarla uyuşmadığından yanlıştır. Her mal grubu için zekât miktarı sabit oranlar ve sayılarla belirlenmiş olup, keçiler için alternatif bir uygulama söz konusu değildir.
Özetle, Kerem’in zekât hesaplamasında her malın belirlenen oran ve miktarlarına uygun hareket etmesi gerekmektedir. Parası için 750 TL zekât vermeli, inekleri için 1 tane buzağı, keçileri için ise 1 adet zekât verecektir. Bu açıklamalar ışığında, doğru cevap C şıkkıdır.
4
Seyahat eden bir bilge, dere kenarında değerli bir taş bulur. Sonraki gün, ihtiyaç sahibi biriyle karşılaşır ve beğendiği bu taşı tereddüt etmeden ona verir. Sevinçle oradan ayrılan adam, ertesi gün bu taşı bilgeye geri getirir ve şöyle der:
“Bana verdiğin taşın ne kadar değerli olduğunun farkındayım. Ama düşündüm ki sende bu taştan daha değerli bir şey var. Bu mücevheri verebilmeni mümkün kılan bir şey… Bana onu verir misin?”
Bu metinde vurgulanan ahlaki tutum aşağıdakilerden hangisidir?
- Hoşgörü
- Cömertlik
- Dürüstlük
- Çalışkanlık
4. Sorunun Çözümü
Sevgili öğrenciler, bu soruda verilen metinde vurgulanan ahlaki tutumu anlamaya yönelik önemli ipuçları bulunmaktadır. Hikayede, seyahat eden bilge, dere kenarında bulduğu değerli taşı ihtiyaç sahibi birine tereddütsüz vermiştir. Bu davranış, onun insanlara yardım etme ve fedakârlık duygusunun bir göstergesidir. Daha sonra, taşı alan kişinin ise bu taşın değerini anladığını fakat asıl olarak bilgenin bu taşı vermesine olanak sağlayan daha değerli bir mücevherin varlığını ima etmesi, davranışın altında yatan cömertlik anlayışını pekiştirmektedir.
Neden “Cömertlik” doğru cevaptır? Çünkü bu olayda bilgenin malını hiçbir tereddüt olmaksızın, karşısındakinin ihtiyacını gözeterek vermesi, cömertliğin temel özelliklerinden biridir. Cömertlik, sadece maddi paylaşım değil, aynı zamanda manevi değerin de paylaşılması anlamına gelir. Bu nedenle, bilgenin davranışı, kendisini fazlasıyla düşünmeyip, başkasının ihtiyaçlarını kendi çıkarının önüne koymasıyla öne çıkar.
Diğer şıkların neden doğru olmadığını kısaca değerlendirelim:
- A şıkkı: Hoşgörü – Hoşgörü, farklı görüş ve düşüncelere saygı duymak anlamına gelir, ancak burada verilen davranış, yardımseverlik ve fedakârlık üzerine kuruludur.
- C şıkkı: Dürüstlük – Dürüstlük, doğruyu söyleme ve davranışlarda samimiyet gerektirir. Ancak metinde, dürüstlükten ziyade başkalarına yardım etme ve malını paylaşma vurgulanmaktadır.
- D şıkkı: Çalışkanlık – Çalışkanlık, kişinin işine ve sorumluluklarına verdiği özeni ifade eder. Bu durum, verilen örnekte hiçbir şekilde ele alınmamaktadır.
Sonuç olarak, metinde bilgenin ve karşısındaki kişinin davranışları, Cömertlik kavramının en güzel örneklerini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, doğru cevap B şıkkıdır. Umarım bu açıklama, ahlaki tutumları değerlendirirken dikkat etmeniz gereken noktaları anlamanıza yardımcı olmuştur.
5
Bir gün, Hz. Muhammed (sav.) “Her Müslümanın sadaka vermesi gerekir.” buyurdu. “Ya bulamayan olursa?” diye sorulunca “Elinin emeğiyle çalışır, hem kendi için harcar hem de sadaka olarak verir.” dedi. “Peki bunu yapamazsa?” diye tekrar sorulunca “Bu durumda, sıkışmış bir ihtiyaç sahibine yardım eder.” cevabını verdi. “Buna da gücü yetmezse?” diye yine bir soru sorulunca da “İyiliği veya hayrı tavsiye eder.” dedi. “Bunu da yapamazsa?” denerek yeniden sorulunca “Kötülük yapmaktan uzak durur. Bu da onun için sadakadır.” cevabını verdi.
Bu hadiste sadaka ile ilgili aşağıdakilerden hangisi anlatılmaktadır?
- Bireye manevi katkılar sağladığı
- Gönül kırmadan verilmesi gerektiği
- Toplumsal dayanışmayı güçlendirdiği
- Çeşitli koşullarda yerine getirilebileceği
5. Sorunun Çözümü
Sevgili öğrenciler, bu hadiste Hz. Muhammed (sav.) tarafından verilen örneklerde, sadakanın sadece maddi anlamda sabit bir işlem olmadığını; aksine, kişinin durumuna, imkanına ve gücüne göre farklı şekillerde yerine getirilebileceğini görmekteyiz. Hadisin anlatımında, eğer bir Müslüman sadaka vermeye imkan bulamazsa önce elinin emeğiyle çalışarak hem kendi harcaması hem de sadaka olarak vermesi, daha sonra bunu gerçekleştiremiyorsa ihtiyaç sahibiye yardım etmesi, bunun da mümkün olmadığı durumlarda iyiliği veya hayrı tavsiye etmesi ve en nihayetinde kötülük yapmaktan uzak durmasının sadaka sayılması örnekleri verilmektedir.
Neden “Çeşitli koşullarda yerine getirilebileceği” doğru cevaptır? Çünkü hadiste verilen örnekler, sadakanın sabit bir uygulama değil, bireyin içinde bulunduğu şartlara göre esneklik gösterdiğini ortaya koymaktadır. Yani, sadaka vermek için tek bir yol bulunmamaktadır; kişinin gücüne, imkanlarına ve durumuna göre farklı uygulamalara yer verilebilmektedir. Bu yönüyle, sadaka kavramı farklı koşullarda yerine getirilebilen, çok yönlü bir ibadet olarak ifade edilmektedir.
Diğer şıkların neden doğru olmadığını açıklayalım:
- A şıkkı: Bireye manevi katkılar sağladığı – Hadiste manevi katkıdan ziyade, sadakanın uygulanabilirliğindeki farklı seçenekler vurgulanmaktadır.
- B şıkkı: Gönül kırmadan verilmesi gerektiği – Gönül kırmadan verme durumu önemli olsa da, hadisin esas vurgusu kişinin durumuna göre sadaka yönteminin değişken olabilmesidir.
- C şıkkı: Toplumsal dayanışmayı güçlendirdiği – Toplumsal dayanışma elbette önemli bir kavramdır, ancak bu hadiste toplumsal dayanışma yerine, bireysel imkanlara göre sadaka vermenin farklı yolları üzerinde durulmuştur.
Sonuç olarak, bu hadiste sadaka kavramının, kişilerin mevcut durumlarına göre çeşitli koşullarda yerine getirilebileceği açıkça ortaya konulmaktadır. Bu nedenle doğru cevap D şıkkıdır. Umuyorum ki, bu açıklamalar hadisin derinliğini anlamanız ve farklı durumlarda sadaka ibadetinin nasıl uygulanabileceğini kavramanız açısından faydalı olmuştur.
6
Yalnız iyilik yapmak yetmez, iyiliği özenle yapmak da lazım.
Bu sözdeki altı çizili ifade ile aşağıdaki ayetlerin hangisi ilişkilendirilemez?
- “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın iyi olanlarından hayra harcayın. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız kötü şeyleri yardım olarak vermeye kalkışmayın.” (Bakara suresi, 267. ayet)
- “Sadakaları açık olarak verirseniz ne iyi; fakat yoksullara gizleyip verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Allah da bu sebeple sizin günahlarınızın bir kısmını bağışlar…” (Bakara suresi, 271. ayet)
- “Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden bunları başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rabb’leri katında mükâfatları vardır…” (Bakara suresi, 262. ayet)
- “Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: ‘Hayır olarak ne harcarsanız o; ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir.’ Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.” (Bakara suresi, 215. ayet)
6. Sorunun Çözümü
Sevgili öğrenciler, bu soruda verilen sözde altı çizili ifade “özenle yapmak” vurgulanmaktadır. Sözün genel anlamı, sadece iyilik yapmakla yetinmemek, aynı zamanda yapılan iyiliğin dikkat, özen ve kusursuzlukla icra edilmesinin gerekliliğini ifade eder. Bu bağlamda, ayetlerin her birinde sadaka veya hayır işlerinin nasıl yapılması gerektiğine dair farklı vurgu noktaları bulunmaktadır.
İlk olarak, A şıkkında yer alan Bakara suresi, 267. ayette, malların iyi olanlarından harcanmasının gerekliliğine değinilerek, iyiliğin titizlikle yapılmasının önemini vurgular. Bu durumda, iyiliğin özenle yapılması ile doğrudan ilişkilidir.
B şıkkında yer alan Bakara suresi, 271. ayetinde ise sadakaların açık veya gizli olarak verilmesi arasında tercih yaparken, her iki durumda da niyetin ve uygulamanın özenli olması gerektiği ima edilmektedir. Bu nedenle, bu ayet de özenle yapmanın önemini içeren bir yaklaşımdır.
C şıkkında Bakara suresi, 262. ayetinde, mallarını Allah yolunda harcayanların, harcadıklarının ardından gösterişten uzak ve gönül incitmeyen davranışlarının ödüllendirileceği belirtilir. Burada da iyilik yapma eyleminin özenli ve dikkatli yapılması gerektiği vurgulanmaktadır.
Neden “D” şıkkı ilişkilendirilemez? Çünkü D şıkkında verilen Bakara suresi, 215. ayetinde, sadakanın hangi kişilere verileceğine dair bilgi verilmektedir. Bu ayet, harcamanın yapılacağı kişilerin sıralanması ve yönlendirilmesi üzerine odaklanır; iyiliğin nasıl yapılacağına dair özen, dikkat ya da incelik vurgusu bulunmamaktadır. Dolayısıyla, “özenle yapmak” ifadesi ile D şıkkındaki ayet arasında doğrudan bir ilişki kurulamaz.
Sonuç olarak, diğer ayetlerde iyiliğin özen, dikkat ve kusursuzlukla yapılması gerekliliği öne çıkarken, D şıkkı sadece harcamanın yapılacağı hedef kitleyi belirtmektedir. Bu nedenle, altı çizili ifade ile ilişkilendirilemeyen ayet D şıkkıdır.
7
(Dirhem: Kullanılan para birimi)
Hz. Muhammed (sav.), ashabıyla sohbet ettiği sırada “Bir dirhem, yüz bin dirhemi geçmiştir.” der.
Yanındaki insanlar “Bu nasıl olur?” diye şaşkınlık ve merakla sorunca o da şöyle cevap verir:
“Bir adamın iki dirhemi vardı. Bunlardan birini sadaka olarak verdi.
Çok varlıklı olan diğer bir kimse de malının yanına varıp, malından yüz bin dirhem çıkardı ve onu sadaka olarak verdi.”
Tahtaya bu örnek olayı yazan Zeynep Öğretmen, sadaka ile ilgili aşağıdaki durumlardan hangisine dikkat çekmek istemektedir?
- Başa kakmadan yapılması
- Karşılık beklemeden harcanması
- Muhtaç duruma düşmeden verilmesi
- Değerinin, miktarıyla ölçülemeyeceğinin bilinmesi
7. Sorunun Çözümü
Sevgili öğrenciler, bu soruda Hz. Muhammed (sav.)’in ashabıyla sohbeti sırasında verdiği örnek olayda, iki farklı durumda sadaka verme davranışı karşılaştırılmaktadır. Hz. Muhammed (sav.) “Bir dirhem, yüz bin dirhemi geçmiştir.” diyerek, verilen sadakanın maddi miktarıyla manevi değeri arasındaki farkı vurgulamaktadır. Bu örnekte, bir kişinin yalnızca iki dirhem sadaka vermesi ile çok varlıklı bir kimsenin malından yüz bin dirhem sadaka vermesi durumları karşılaştırıldığında, verilen sadakanın içindeki manevi kıymetin, miktarıyla ölçülemeyeceği anlatılmak istenmektedir.
Neden “Değerinin, miktarıyla ölçülemeyeceğinin bilinmesi” doğru cevaptır? Çünkü bu örnek, sadaka verirken sadece harcanan miktarın önemli olmadığını, aynı zamanda niyetin, içtenliğin ve kişisel duruma göre sadaka vermenin manevi boyutunun ölçülemeyeceğini ortaya koyar. Yani, küçük bir miktar dahi, samimi bir kalple verildiğinde manevi anlamda çok büyük değerlere sahip olabilir. Bu durum, sadakanın esas amacının, malî değeri aşan manevi ve sosyal bir yardımlaşma olduğunu gösterir.
Diğer şıkların neden doğru olmadığını açıklayalım:
- A şıkkı: Başa kakmadan yapılması – Sadaka verirken başa kakma, yani gösterişten kaçınma önemli olsa da, Hz. Muhammed (sav.)’in verdiği örnekte miktarın ötesinde manevi değerin vurgulanması ön plandadır.
- B şıkkı: Karşılık beklemeden harcanması – Karşılık beklemeksizin yardım etmek elbette sadakanın özüdür; ancak bu örnekte esas olarak miktar farkının manevi değeri belirlemediği anlatılmaktadır.
- C şıkkı: Muhtaç duruma düşmeden verilmesi – Sadaka, aslında muhtaç olanlara verilmek üzere düzenlenmiş bir yardımlaşma ibadetidir. Bu nedenle, muhtaç duruma düşmeden verilmesi durumu söz konusu değildir.
Sonuç olarak, bu örnekle sadaka verilen miktarın, verilen değerin ölçüsü olmadığını anlamamız gerektiğini görüyoruz. Yani, ne kadar para verilmiş olursa olsun, asıl önemli olan niyet ve içtenliktir. Bu nedenle, tahtaya yazan Zeynep Öğretmen, sadaka uygulamasının değerinin miktarıyla ölçülemeyeceğini vurgulamak istemiştir. Doğru cevap D şıkkıdır.
8
HAYATIN RENKLENMESİ İÇİN BİR FIRÇA DARBESİ YETER
İyiliği yaymak için ne paraya ne de eşyaya ihtiyaç vardır. Gönülden gelince; geçilen yol, alınan nefes bile iyilik saçar etrafa…
İşte boyacılık yapan Ahmet’in hikâyesi de böyle başladı. Yaşadığı mahallede başlatılan iyilik hareketinden haberdar olunca o da bu hareketin bir parçası olmak istedi ve ağzından şu kelimeler döküldü:
“Paylaşabilecek param yok fakat gidip ihtiyaç sahibi birinin evini boyayabilirim ve belki de onun hayatına renk katarım.”
Bu metinden,
I. Yapılan iyiliklerin mükâfatı Allah’tan beklenmelidir.
II. Küçük gibi görünen iyilikler başkalarının yaşamını anlamlı kılabilir.
III. İnsan, her durumda başkalarına yardım etme fırsatına sahiptir.
düşüncelerinden hangilerine ulaşılabilir?
- Yalnız II
- I ve III
- II ve III
- I, II ve III
8. Sorunun Çözümü
Sevgili öğrenciler, bu soruda Ahmet’in hikayesi üzerinden iyilik yapmanın çeşitli yönleri üzerinde durulmaktadır. Metinde, “Paylaşabilecek param yok fakat gidip ihtiyaç sahibi birinin evini boyayabilirim ve belki de onun hayatına renk katarım.” ifadesiyle, maddi imkânsızlıkların iyilik yapma arzusuna engel olmadığını görmekteyiz. Buradan iki temel düşünceye ulaşılabilir:
- II. Küçük gibi görünen iyilikler başkalarının yaşamını anlamlı kılabilir. – Ahmet, maddi değerle ölçülemeyen bir yeteneği ve niyetiyle, ihtiyaç sahibine yardım ederek yaşamına renk katma potansiyeline sahiptir. Bu durum, yapılan iyiliğin miktarından ziyade, etkisinin ne kadar derin olduğunu göstermektedir.
- III. İnsan, her durumda başkalarına yardım etme fırsatına sahiptir. – Ahmet’in hikayesi, maddi imkânların kısıtlı olduğu durumlarda bile, kişinin sahip olduğu beceri, bilgi veya yetenekle yardım etme imkânının bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu bakış açısı, iyilik yapmanın sadece maddi paylaşım olmadığını, her bireyin içinde barındırdığı potansiyelle hareket edebileceğini vurgular.
Diğer yandan, I. “Yapılan iyiliklerin mükâfatı Allah’tan beklenmelidir.” düşüncesi metinde doğrudan ifade edilmemektedir. Metinde daha çok iyiliğin kendisinin ve yapılan işin değeri üzerinde durulurken, mükâfat beklentisi veya bunun sonucunda Allah’tan verilecek karşılığın söz konusu olduğuna dair net bir vurgu bulunmamaktadır. Dolayısıyla, bu düşünce Ahmet’in hikayesinden çıkarılamamaktadır.
Sonuç olarak, metinden ulaşılabilecek düşünceler arasında II ve III numaralı ifadeler yer almaktadır. Bu nedenle, doğru cevap C şıkkıdır. İyiliğin ölçüsünün maddi değerle sınırlı olmadığı, kişinin içtenliği, yeteneği ve yardım etme arzusu ile hayatlara dokunabileceği mesajı, hikayemizin en önemli öğelerinden biridir. Umuyorum ki, bu detaylı açıklama iyiliğin farklı boyutlarını kavramanız açısından faydalı olmuştur.
9
Hz. Muhammed’e (sav.) Medine’de yılın ilk mahsülü getirildiğinde “Allah’ım! Şehrimize, meyvelerimize, ölçü ve tartımıza bereket üstüne bereket ver!” diye dua eder, sonra o meyveyi yanında bulunan çocuklara ikram ederdi.
Ülkemizde bu uygulamanın bir yansıması olarak “Çocuklar İçin Göz Hakkı” sloganıyla ücretsiz meyve reyonu kısa zamanda marketlerde yerini aldı.
İşletmeciler, gelen çocuk misafirlerine meyve ikramında bulunarak onların gönüllerinde iyiliğe dair güzel hislerin oluşmasına zemin hazırladı.
Bu metinde anlatılanlar sadakanın aşağıdaki işlevlerinden hangisi ile ilişkilendirilemez?
- Malı arındırma
- Nimeti verene yöneltme
- Merhamet duygularını canlandırma
- İnsanlar arasındaki bağı güçlendirme
9. Sorunun Çözümü
Sevgili öğrenciler, bu soruda Hz. Muhammed (sav.)’in Medine’de yılın ilk mahsülü getirildiğinde yaptığı dua ve sonrasında çocuklara meyve ikram etmesi örneği, sadakanın toplumsal ve manevi işlevlerini ön plana çıkarmaktadır. Burada, “Çocuklar İçin Göz Hakkı” uygulaması ile işletmeciler, çocuk misafirlerine ücretsiz meyve sunarak onların gönüllerinde iyilik, sevgi ve merhamet duygularını canlandırmayı ve insanlar arasındaki bağı güçlendirmeyi hedeflemişlerdir.
Metinde anlatılan bu uygulamada, sadakanın temel işlevlerinden bazıları açıkça gözlemlenmektedir:
- Nimeti verene yöneltme: Yapılan iyilik, hem verilen nimetin bereketlenmesi hem de veren kişinin gönüllerinde güzel hisler oluşturmasıyla ilişkilendirilir.
- Merhamet duygularını canlandırma: Çocuklara ikram edilen meyveler, onların kalplerinde iyilik ve şefkat duygularını uyandırır.
- İnsanlar arasındaki bağı güçlendirme: Toplumsal dayanışmayı ve yardımlaşmayı pekiştirerek, toplumda birlik ve beraberlik duygusunu artırır.
Ancak, malı arındırma işlevi, İslam’da zekât ve sadaka kavramlarında malın temizlenmesi ve ruhsal arınma yönünde bir uygulamayı ifade eder. Bu metinde ise odak noktası, verilen meyve ikramıyla çocukların gönüllerinde iyilik ve toplumsal bağları güçlendirme üzerine kuruludur. İşletmecilerin amacı, çocuklara ücretsiz meyve sunarak onların hayatlarında pozitif bir etki yaratmak, iyiliği yaymak ve toplumda yardımlaşma kültürünü desteklemektir.
Neden “Malı arındırma” ile ilişkilendirilemez? Çünkü, metinde sadaka uygulamasının esas vurgusu, nimetin verene yöneltilmesi, merhametin artırılması ve insanlar arasındaki sosyal bağların güçlendirilmesi üzerinedir. Malı arındırma, bireyin sahip olduğu servetin temizlenmesi ve dini sorumluluğun yerine getirilmesi anlamına gelir; ancak burada anlatılan uygulamada, asıl hedef çocuklara yapılan ikram ve toplumsal dayanışmanın sağlanmasıdır. Bu sebeple, doğru cevap A şıkkıdır.
Umuyorum ki bu açıklama, sadaka kavramının farklı işlevlerini ve metinde hangi işlevle ilişkilendirilmediğini anlamanız açısından yararlı olmuştur.
10
“Ömür Dediğin” programına konuk olan Ömer Amca şu nasihatlerde bulundu:
“Hayat şu veya bu şekilde gelip geçiyor. Hepimiz Allah’tan geldik ve ona doğru yönelmiş gidiyoruz.
Önemli olan gök kubbede hoş bir seda bırakabilmek…
Gençlere tavsiyem şudur: Ne kadar yaşayacaklarına değil nasıl yaşadıklarına odaklansınlar.
Kendileri bu dünyadan göçtükten sonra da insanların faydalanacağı, arkalarından hayırla yâd edilecekleri işler bıraksınlar.
Emin olsunlar ki çocuklarına bırakacakları en güzel miras bu olacaktır.”
Bu parçada ifade edilen düşünceler İslam dininin aşağıdaki uygulamalarından hangisiyle doğrudan ilişkilendirilebilir?
- Sadaka-i cariye
- İnfak
- Zekât
- Fitre
10. Sorunun Çözümü
Sevgili öğrenciler, bu parçada Ömer Amca’nın verdiği nasihatler hayatın geçiciliğini, insanların bu dünyadan göçtükten sonra ardında bırakacakları kalıcı izlerin önemini vurgulamaktadır. Özellikle “gök kubbede hoş bir seda bırakabilmek” ifadesi, kişinin yaşamı boyunca yaptığı hayırlı işler, yaptığı iyilikler ve bıraktığı mirasın kalıcılığına işaret eder. Bu düşünce, İslam dininde sadaka-i cariye kavramı ile doğrudan ilişkilendirilebilir. Sadaka-i cariye, kişinin ölümünden sonra da fayda sağlamaya devam eden, sürekli bir hayır işidir. Örneğin, bir okul, cami, su kaynağı veya sürekli bağışlanan bir hizmet, sadaka-i cariye kapsamında değerlendirilir. Çünkü bu tür hayır işleri, kişinin mirası gibi kalır ve yaşamı boyunca olduğu kadar ölüm sonrasında da başkalarına fayda sağlar.
Diğer seçeneklere değinelim:
- İnfak: İnfak, malın Allah yolunda harcanmasıdır. Ancak burada verilen nasihat, hayatı boyunca kalıcı bir miras bırakmaya yöneliktir; infak, genel anlamda hayır işlerini kapsasa da, sürekli fayda sağlayan sadaka-i cariye kavramına daha özgü bir anlam taşır.
- Zekât: Zekât, farz bir ibadet olup, belirli mal varlığına sahip olanlar için öngörülen zorunlu yardımdır. Ömer Amca’nın sözlerinde zekâtın farziyetinden ziyade kalıcı ve gönüllü yapılan hayırlı işlere vurgu yapılmaktadır.
- Fitre: Fitre, ramazan ayında verilen, temel ihtiyaçların giderilmesi amacıyla yapılan bir yardımdır. Fitre de önemli olmakla birlikte, parçada bahsedilen “miras” kavramı ile doğrudan ilişkilendirilmez.
Sonuç olarak, parçada ifade edilen düşünceler, kişinin yaşamı boyunca yaptığı ve ölümünden sonra da devam eden, sürekli bir hayır işini öne çıkarmaktadır. Bu nedenle, sadaka-i cariye kavramı ile doğrudan ilişkilendirilir ve doğru cevap A şıkkıdır.
11
Zekât, Allah’ın kesin emridir bize
Malından ayırıp vermektir fakire
Ulaşınca sen de zenginlik ölçüsüne
Haydi koş, muhtaç gönüllere girmeye
Bu dörtlükte zekât ile ilgili aşağıdaki konulardan hangisine değinilmemiştir?
- Nisap miktarına
- Kimlere verilebileceğine
- Farz bir ibadet olduğuna
- Ne kadar verilmesi gerektiğine
11. Sorunun Çözümü
Sevgili öğrenciler, bu dörtlükte Hz. Muhammed (sav.)’in zekâtın temel özelliklerini anlatırken, zekâtın Allah’ın kesin emri olduğu, maldan belirli bir kısmın fakirlere verilmesi gerektiği ve zekâtın bir ibadet olarak yerine getirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Ayrıca, “Ulaşınca sen de zenginlik ölçüsüne” ifadesiyle, zekâtın malın belirli ölçülerine ulaşması halinde uygulanması gerektiği ima edilmektedir.
Şimdi, dörtlükte yer alan konulara tek tek bakalım:
- Nisap miktarına: “zenginlik ölçüsüne” ifadesi, zekâtın malın belli bir eşik değerine (nisap) ulaştığında verileceğini akla getirir. Dolayısıyla, nisap kavramına değinilmiş sayılır.
- Kimlere verilebileceğine: “Malından ayırıp vermektir fakire” ifadesiyle, zekâtın kimlere verileceği, yani ihtiyaç sahibi kişilere yönelik olması anlatılmıştır.
- Farz bir ibadet olduğuna: “Zekât, Allah’ın kesin emridir bize” cümlesiyle, zekâtın farz bir ibadet olduğu açıkça ifade edilmiştir.
- Ne kadar verilmesi gerektiğine: Dörtlükte, zekâtın verileceği malın ölçüsü (zenginlik ölçüsü) belirtilmiş olsa da, tam olarak ne kadar verileceğine dair detaylı bir oran veya miktar bilgisine yer verilmemiştir.
Neden doğru cevap “D” şıkkıdır? Çünkü dörtlükte zekâtın miktarının nasıl hesaplanacağı veya ne kadar verilmesi gerektiği detaylandırılmamış; diğer konular ise açıkça ifade edilmiştir. Bu sebeple, zekâtın ne kadar verilmesi gerektiğine değinilmediği anlaşılmaktadır.
Umuyorum ki bu açıklama, dörtlüğün içeriğini ve zekâtın hangi yönlerinin ele alındığını daha iyi anlamanız açısından faydalı olmuştur.
12
İslam dininde yardımlaşma, insanların maddi ve manevi hayatını kapsayacak şekilde, en geniş sınırları ile ele alınmıştır.
Ayrıca yardım edilen insanların incitilmemesi ve onurunun korunması da çok önemsenmiştir.
Bu konuyla ilgili Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Allah yolunda, sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe asla iyiliğe eremezsiniz…”
(Âl-i İmrân suresi, 92. ayet)
“Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır ve
günahlarınızdan bir kısmına da kefaret olur…”
(Bakara suresi, 271. ayet)
Aşağıdakilerden hangisi bu metinde vurgulanmak istenen düşünceye ters düşer?
- Verilen malın iyi olmasına dikkat edilmesi
- Yardım yapılırken Allah rızasının hedeflenmesi
- Yardım yapılan kimselerin sosyal medyada paylaşılması
- İhtiyaç sahiplerinin belirlenmesi için araştırma yapılması
12. Sorunun Çözümü
Öncelikle, Kur’an-ı Kerim’de yardımlaşma kavramı, insanların hem maddi hem de manevi yaşamlarını kapsayacak geniş bir perspektifte ele alınmaktadır. Bu bağlamda, yardım edilen kişilerin onurunun korunması, incitilmemesi ve yardımın Allah rızası için yapılması büyük önem taşır. Metinde yer alan ayetlerde, yardımın gizli verilmesinin daha hayırlı olduğu ve günahlardan kefaret sağladığı vurgulanmıştır.
Aşağıdaki maddelerde, her bir seçeneğin metindeki vurguyla ilişkisi değerlendirilmiştir:
- A şıkkı: Verilen malın iyi olmasına dikkat edilmesi – Bu ifade, yardımın kalitesi ve doğru kaynaklardan sağlanmasının önemini vurgular. Yardımlaşmanın amacına uygun olup, metindeki genel düşünceyle çelişmemektedir.
- B şıkkı: Yardım yapılırken Allah rızasının hedeflenmesi – Metinde, yardımın manevi değeri ve Allah rızasının gözetilmesi öne çıkmaktadır. Bu nedenle, bu seçenek de metnin düşüncesiyle uyumludur.
- C şıkkı: Yardım yapılan kimselerin sosyal medyada paylaşılması – Bu seçenek, yardımın gizlilik ilkesine ters düşer. Yardımlaşmada amaç, yardım edilenlerin onurunu korumak ve onların durumunu gereksiz yere ifşa etmemektir. Sosyal medyada paylaşım yapmak, hem yardımın aslına uygun olmayan bir gösterişe yol açabilir hem de yardım edilenlerin mahremiyetini zedeleyebilir.
- D şıkkı: İhtiyaç sahiplerinin belirlenmesi için araştırma yapılması – Yardımın doğru kişilere ulaşabilmesi için ihtiyaç sahiplerinin tespiti önemli bir adımdır. Bu yaklaşım, metinde vurgulanan temel prensiplerden biriyle uyumlu kabul edilir.
Sonuç olarak, metinde yardımın gizlilik içinde yapılmasının, yardım edilen kişilerin onurunun korunmasının ve Allah rızasının gözetilmesinin önemi vurgulanmıştır. Bu nedenle, yardım yapılan kişilerin sosyal medyada paylaşılması, yardımlaşmanın esas amaçlarıyla ters düşen bir uygulama olarak değerlendirilir. Bu sebeple doğru cevap “C” şıkkıdır.
13
Sadaka-i cariye; insana, öldükten sonra da sevap kazandıran amellerdir.
Hz. Muhammed (sav.) bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Bir insan öldüğünde şu üç şey dışında amel defteri kapanır: Kalıcı hayır işleri, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.”
Buna göre salgın hastalık yaşanan bir toplumda aşağıdakilerden hangisini yapmak sadaka-i cariye kapsamında değerlendirilir?
- Hastalığa karşı ilaç geliştirmek
- Hastaların iyileşmesi için dua etmek
- İhtiyaç sahiplerine gıda yardımı yapmak
- Devletçe alınan tedbir ve kararlara uymak
13. Sorunun Çözümü
Öncelikle, sadaka-i cariye kavramı, kişinin öldükten sonra da sürekli sevap kazandıran, kalıcı hayır işlerini ifade eder. Hz. Muhammed (sav.)’in “Bir insan öldüğünde şu üç şey dışında amel defteri kapanır…” hadisi, kalıcı hayır işlerinin, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat gibi ögelerin, ölümden sonra da etki göstermeye devam ettiğini açıkça ortaya koyar.
Bu çerçevede, salgın hastalık gibi geniş toplum kesimlerini ilgilendiren durumlarda yapılan yardımların da kalıcı hayır olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini anlamak için aşağıdaki maddeler üzerinden gidelim:
- A şıkkı: Hastalığa karşı ilaç geliştirmek – İlaç geliştirme, bilimsel bir çalışma ve araştırma gerektirir. Geliştirilen ilaç, salgın hastalığa karşı uzun vadeli, toplumsal fayda sağlayan ve birçok neslin yararlanabileceği kalıcı bir miras niteliği taşır. Bu nedenle, böyle bir çalışmanın sonuçları sadaka-i cariye kapsamında değerlendirilir.
- B şıkkı: Hastaların iyileşmesi için dua etmek – Dua etmek manevi açıdan büyük değer taşır; ancak, kişisel dua ibadet olarak kabul edildiği için kalıcılığı ve toplumsal etkisi, sadaka-i cariye örneği ile kıyaslandığında daha sınırlı kalmaktadır.
- C şıkkı: İhtiyaç sahiplerine gıda yardımı yapmak – Gıda yardımı, elbette toplumsal yardımlaşmanın güzel bir örneğidir. Ancak, bu tür yardımlar genellikle kısa dönemli olup, ihtiyaçların geçici olarak giderilmesi amacıyla yapılır. Bu yüzden, kalıcı sevap kazandıran bir etki yaratması açısından sadaka-i cariye kavramı ile birebir örtüşmez.
- D şıkkı: Devletçe alınan tedbir ve kararlara uymak – Devlet politikalarına uyum göstermek, sosyal düzenin korunması açısından önemlidir fakat bu davranışın kişiye kalıcı sevap kazandırdığına dair doğrudan bir ifade bulunmamaktadır.
Sonuç olarak, salgın hastalık döneminde toplumun uzun vadeli yararına olan ve sürekli fayda sağlayacak çalışmalardan biri, hastalığa karşı ilaç geliştirmektir. Bu tür bir bilimsel araştırma ve geliştirme, hem mevcut salgının kontrol altına alınmasına hem de gelecekte benzer durumlarda kullanıma hazır çözümler sunarak kalıcı bir miras bırakır. Dolayısıyla, sadaka-i cariye kapsamında değerlendirilen en uygun seçenek “A” şıkkıdır.
14
Kadir Sami Bey; ihtiyaç sahibi kimselere, sahip olduğu mallardan 1/40 (%2,5) oranında vererek
zekât ibadetini yerine getirmiştir.
Buna göre aşağıdakilerden hangisi Kadir Sami Bey’in, zekâtını verdiği mallardan biri olamaz?
- Altın
- Para
- Koyun
- Buğday
14. Sorunun Çözümü
Öncelikle, Kadir Sami Bey’in zekât ibadetini yerine getirmek için sahip olduğu mallardan \( \frac{1}{40} \) (%2,5) oranında vererek hareket etmesi, zekât hesaplamasında belirli malların bu orana tabi olduğunu göstermektedir. Bu oran, genellikle altın, para ve ticari mallar gibi, sermaye niteliğindeki varlıklar için uygulanır.
Aşağıdaki maddelerde her bir seçeneğin neden bu kapsamda değerlendirilemeyeceği detaylıca açıklanmıştır:
- A şıkkı: Altın – Altın, zekât hesaplamasında %2,5 oranıyla verilir. Bu yüzden Kadir Sami Bey’in zekâtını altın üzerinden hesaplaması mümkündür.
- B şıkkı: Para – Para, ticari değer taşıyan bir mal olarak zekâtın uygulanmasında en yaygın örneklerden biridir. Dolayısıyla, para üzerinden de %2,5 oran uygulanabilir.
- C şıkkı: Koyun – Koyun gibi hayvansal varlıklar için zekât hesaplaması, belirli adetlere göre ayrı kurallara bağlıdır. Ancak bazı hayvansal malların zekâtı da belirli oranlarda verilebilir.
- D şıkkı: Buğday – Buğday gibi tarımsal ürünlerde, zekât hesaplaması farklı yöntemlere tabidir. Genellikle tarım ürünlerinde zekât oranı %5 veya %10 olarak belirlenir; bu nedenle Kadir Sami Bey’in uyguladığı %2,5 oranı buğday için geçerli değildir. Bu yüzden, Kadir Sami Bey’in zekâtını verdiği mallar arasında buğday yer almaz.
Sonuç olarak, Kadir Sami Bey’in zekâtını %2,5 oranında vermesi, yalnızca belirli mallar için geçerli olup, tarım ürünleri olan buğday bu hesaplamaya dahil edilemez. Bu nedenle, doğru cevap “D” şıkkı yani “Buğday”dır.
15
• “Bir mümin, aç bir mümini doyurursa Allah da o kimseyi cennet meyveleriyle doyuracaktır.”
• “İki kişinin arasını düzeltmen sadakadır. Yoldaki rahatsızlık veren bir şeyi kaldırman da sadakadır.”
• “Bir kimse ağaç diker de o ağacın meyvesinden bir insan veya hayvan yerse bu, o ağacı diken kimse için sadaka olur.”
Bu hadislerden hareketle,
I. Sadaka, kapsamlı bir yardımlaşma şeklidir.
II. İslam dini yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik eder.
III. Yardımlaşmada, gösterişten kaçınılması esastır.
ifadelerinden hangilerine ulaşılabilir?
- Yalnız I
- I ve II
- II ve III
- I, II ve III
15. Sorunun Çözümü
Öncelikle, verilen hadislerde yardımlaşmanın çok yönlü ve kapsamlı bir biçimde ele alındığı görülmektedir. Hadisler, aç bir mümini doyurmanın, iki kişi arasını düzeltmenin ve ağaç dikmenin sadaka olacağını ifade ederek, İslam dininin yardımlaşma ve dayanışmayı ne kadar önemsediğini ortaya koyar.
Aşağıdaki maddelerde, her bir ifadeyi detaylı olarak inceleyelim:
- I. Sadaka, kapsamlı bir yardımlaşma şeklidir: Hadislerde, sadece maddi yardımla sınırlı kalınmayıp, toplumsal ilişkilerin düzeltilmesi, açların doyurulması ve hatta ağaç dikmek gibi kalıcı fayda sağlayan eylemlerin de sadaka sayıldığı vurgulanmaktadır. Bu durum, yardımlaşmanın çok yönlü ve geniş kapsamlı olduğunu göstermektedir.
- II. İslam dini yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik eder: Hadislerde, bir müminin diğer müminin sıkıntısını gidermesi, arasını düzeltmesi ve çevresine faydalı eylemlerde bulunması, toplumda birlik ve beraberliğin sağlanmasına vesile olur. Bu da İslam dininin toplumsal dayanışma ve yardımlaşmayı ne kadar ön plana aldığına işaret eder.
- III. Yardımlaşmada, gösterişten kaçınılması esastır: İlgili hadislerde, eylemin samimiyeti ve niyetin içtenliği ön planda tutulmaktadır. Ancak, bu hadislerde doğrudan gösterişten kaçınılması konusu üzerinde durulmamıştır. Dolayısıyla, yardımlaşmanın gösterişten uzak yapılması İslam’da genel bir prensip olmakla birlikte, bu hadislere dayandırılarak kesin bir yargıya varılamamaktadır.
Sonuç olarak, hadislerin içerdiği mesajdan sadakanın kapsamlı bir yardımlaşma şekli olduğu (Madde I) ve İslam dininin yardımlaşma ile dayanışmayı teşvik ettiği (Madde II) sonucuna varılabilir. Ancak, üçüncü ifadeye ilişkin kesin bir vurgu bulunmadığından, doğru seçenek “I ve II” yani “B” şıkkıdır.
16 Hz. Muhammed’in (sav.) “Sağ elin verdiğini sol el görmesin.” sözü ile aşağıdaki ayetlerden hangisi anlamca örtüşür?
- “Öyleyse yetimi sakın ezme. El açıp isteyeni de sakın azarlama ve Rabb’inin nimetini minnet ve şükranla an.” (Duhâ suresi, 9-11. ayetler)
- “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz…” (Âl-i İmrân suresi, 92. ayet)
- “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın…” (Bakara suresi, 267. ayet)
- “Eğer sadakaları (zekât ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne âlâ! Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz işte bu sizin için daha hayırlıdır…” (Bakara suresi, 271. ayet)
16. Sorunun Çözümü
Öncelikle, Hz. Muhammed’in (sav.) “Sağ elin verdiğini sol el görmesin.” sözü, yardım etmenin gizli verilmesinin ne kadar önemli olduğunu vurgular. Bu öğreti, yardımların samimiyetle, gösterişten uzak bir şekilde yapılması gerektiğini ifade eder; yani yardım eden kişi, yaptığı iyiliğin görünürlüğünü azaltarak yardım edilenin onurunu korumalıdır.
Aşağıdaki ayetlerden hangisinin bu anlayışla örtüştüğünü inceleyelim:
- A şıkkı: “Öyleyse yetimi sakın ezme. El açıp isteyeni de sakın azarlama ve Rabb’inin nimetini minnet ve şükranla an.” (Duhâ suresi, 9-11. ayetler) – Bu ayet, yetimlere karşı özen ve dikkat gösterilmesini öğütler; ancak yardımın gizli verilmesiyle ilgili doğrudan bir vurgu yapmaz.
- B şıkkı: “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz…” (Âl-i İmrân suresi, 92. ayet) – Bu ayette harcamanın önemine değinilir, fakat yardımın gizliliği veya gösterişten kaçınma konusu üzerinde durulmaz.
- C şıkkı: “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın…” (Bakara suresi, 267. ayet) – Burada malın doğru şekilde harcanması anlatılır; fakat yardımın gizli yapılması hususunda belirgin bir ifade bulunmaz.
- D şıkkı: “Eğer sadakaları (zekât ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne âlâ! Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz işte bu sizin için daha hayırlıdır…” (Bakara suresi, 271. ayet) – Bu ayet, yardımın açıkça veya gizlice verilmesinin karşılaştırılması üzerinden, gizliliğin daha hayırlı olduğunu belirtir. İşte bu ifade, Hz. Muhammed’in (sav.) sözündeki gizlilik ve samimiyet ilkesini tam olarak yansıtmaktadır.
Sonuç olarak, yardımın gizli verilmesinin, yardım edilenin onurunun korunması ve samimiyetin esas alınması gerektiğini belirten Hz. Muhammed’in (sav.) sözünün anlamına en yakın ayet, D şıkkı olan Bakara suresi, 271. ayetidir. Bu nedenle doğru cevap “D” şıkkıdır.
17
“Gördün mü o hesap ve ceza gününü yalanlayanı! İşte o; yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir.
Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar.
Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.” (Ma’ûn suresi, 1-7. ayetler)
Aşağıdakilerden hangisi bu sureden çıkarılabilecek sonuçlardan biri değildir?
- Yetim hakları korunmalıdır.
- Fakirlere yardım edilmelidir.
- Ölçü ve tartıda hile yapmaktan kaçınılmalıdır.
- İbadetler sadece Allah rızası gözetilerek yapılmalıdır.
17. Sorunun Çözümü
Öncelikle, Ma’ûn suresi 1-7. ayetlerde, toplumda yardımlaşmanın, özellikle yetimlere ve fakirlere karşı duyarlılığın ne kadar hayati olduğu vurgulanmaktadır. Ayetler, hesap ve ceza gününü yalanlayanların; yetimlere eziyet eden, fakirlere yardım edilmesini engelleyen ve namazlarını gösteriş amacıyla kılan kimseler olduğunu bildirir. Bu bağlamda, toplumsal adaletin sağlanması ve ibadetlerin samimiyetle yerine getirilmesi gibi sonuçlar öne çıkar.
Aşağıdaki seçenekleri detaylıca inceleyelim:
- A şıkkı: Yetim hakları korunmalıdır. – Ayetlerde, yetimlerin incitilmesinin eleştirildiği görülmektedir. Bu nedenle, yetimlerin korunması gerektiği, bu suretten çıkarılabilecek önemli bir sonuçtur.
- B şıkkı: Fakirlere yardım edilmelidir. – Fakirlere yardımın sağlanması, ayetlerde açıkça ele alınan konulardandır. Yardımın gösterişten uzak, samimi bir şekilde yapılması gerektiği vurgulanır.
- C şıkkı: Ölçü ve tartıda hile yapmaktan kaçınılmalıdır. – Bu ifade, ticari işlemler ve adil alışveriş ile ilgilidir. Ancak, Ma’ûn suresi esasen sosyal yardımlaşma, ibadetlerin samimiyeti ve toplumsal sorumluluk gibi konulara değinmektedir. Ölçü ve tartı hilesi gibi ticari usulsüzlükler, surede yer alan mesajlardan biri değildir.
- D şıkkı: İbadetler sadece Allah rızası gözetilerek yapılmalıdır. – Ayetlerde, namazların gösteriş amacıyla yapılması eleştirilmekte ve ibadetlerin samimiyetle, sadece Allah rızası için yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu nedenle, D ifadesi de doğru bir sonuçtur.
Sonuç olarak, Ma’ûn suresi ayetlerinden, yetim haklarının korunması, fakirlere yardımın sağlanması ve ibadetlerin samimiyetle yerine getirilmesi gerektiği gibi sonuçlar çıkarılabilir. Ancak, ölçü ve tartıda hile yapmaktan kaçınma konusu bu suretten çıkarılabilecek sonuçlardan biri değildir. Bu nedenle, doğru cevap “C” şıkkıdır.
18
Osmanlı Dönemi’nde “Herkese Meyve Vakfı”nı kuran kişi, bağ ve bahçelerini bu vakfa bağışlamış; meyvelerin olgunlaştığı mevsimlerde bahçelerinin şenlenmesini, mahsul devam ettiği müddetçe herkese bu meyvelerden dağıtılmasını ve yedirilmesini istemiştir. Yapmış olduğu bu bağış sayesinde vefatından sonra da insanlara faydalı olmayı amaçlamıştır.
Metinde sözü edilen kişi ile ilgili aşağıdakilerin hangisi kesinlikle söylenebilir?
- Zekât ibadetinin hangi mallar ile yapılacağını bilmektedir.
- Sadaka-i câriye hükmünde bir hayır işlemiştir.
- Yaptığı bağış ile fıtır sadakasını da ödemiştir.
- Malının bereketlenmesini sağlamıştır.
18. Sorunun Çözümü
Öncelikle, Osmanlı Dönemi’nde “Herkese Meyve Vakfı”nı kuran kişinin gerçekleştirdiği bağış, kalıcı ve süreklilik arz eden bir hayır işi örneği olarak dikkat çeker. Bu kişi, sahip olduğu bağ ve bahçelerini vakfa bağışlayarak, meyvelerin olgunlaştığı mevsimlerde bahçelerinin şenlenmesini ve mahsul devam ettiği sürece herkese dağıtılmasını istemiştir. Bu tür bağışlar, kişinin yaşamı sona erdikten sonra da insanlara fayda sağlamaya devam eder; yani sadaka-i câriye kapsamında değerlendirilir.
A şıkkı: Zekât ibadetinin hangi mallar ile yapılacağını bilmek, bu bağışın amacı ile ilgisizdir. Zekât, belirli malların verilişiyle ilgili iken, burada amaç toplum yararına kalıcı bir fayda sağlamaktır.
B şıkkı: Sadaka-i câriye, kişinin vefatından sonra da sürekli sevap kazandıran hayır işlerini ifade eder. Yapılan bu vakıf, kalıcı fayda sağladığı için, kesinlikle sadaka-i câriye hükmünde bir hayır işlemiştir.
C şıkkı: Fıtır sadakası, Ramazan ayı sonunda verilen, kısa süreli yardım niteliğindedir. Bu bağış ile fıtır sadakası ödenmiş olması söz konusu değildir.
D şıkkı: Malın bereketlenmesi kavramı, kişinin malının artması ve refahının yükselmesiyle ilgilidir. Ancak burada asıl vurgu, kişinin malını toplumsal fayda için kalıcı hale getirmesidir.
Sonuç olarak, metinde sözü edilen kişi, vefatından sonra da toplum yararına sürekli hizmet eden bir hayır işi gerçekleştirmiştir. Bu nedenle, kesinlikle “Sadaka-i câriye hükmünde bir hayır işlemiştir.” ifadesi doğru olup, “B” şıkkı en uygun cevaptır.
19
Hz. Peygamber, Muaz b. Cebel’i Yemen’e vali ve hâkim olarak gönderirken ona şu talimatı vermiştir:
“Ey Muaz! Yemen halkını, öncelikle Allah’tan başka bir ilah olmadığını, benim de Allah’ın elçisi olduğumu bilmeye ve tanımaya davet et.
Eğer bunu kabul ederlerse onlara beş vakit namazın farz kılındığını anlat.
Bunu da kabul ederlerse Allah’ın kendilerine zekâtı farz kıldığını haber ver. Bu zekât, zenginlerden alınır ve yoksullara verilir.”
Bu metinde zekâtın farz olması için gerekli olan;
I. Müslüman olmak, II. akıl sağlığı yerinde olmak, III. ergenlik çağına gelmiş olmak, IV. nisap miktarı mala sahip olmak
şartlarından hangilerine değinilmiştir?
- I ve II
- I ve IV
- II ve III
- III ve IV
19. Sorunun Çözümü
Öncelikle, Hz. Peygamber’in Muaz b. Cebel’e verdiği talimatta, Yemen halkının önce Allah’ın birliğine inanması ve Hz. Peygamber’in Allah’ın elçisi olduğunun kabul edilmesi istenmiştir. Bu, Müslüman olmanın yani İslam inancını benimsemenin temel şartı olduğunu gösterir. Talimatın devamında, eğer bu kabul gerçekleşirse onlara namazın farz kılındığı, sonrasında da zekâtın farz olduğu bildirilmiştir.
Bu noktada, zekâtın farz olması için gerekli şartlardan biri olan nisap miktarı mala sahip olmak vurgulanmaktadır. Çünkü talimatta “bu zekât, zenginlerden alınır” ifadesi yer almaktadır; bu da zekâtın ancak belirli mal varlığı bulunan kişilerden alınabileceğini ifade eder.
Aşağıdaki maddelerde şartları detaylandırarak inceleyelim:
- I. Müslüman olmak: Yemen halkının Allah’ın birliğine ve Hz. Peygamber’in elçiliğine inanması, İslam’a girmeleri açısından zorunludur.
- II. Akıl sağlığı yerinde olmak: Metinde böyle bir şarttan söz edilmemektedir.
- III. Ergenlik çağına gelmiş olmak: Bu koşul, zekâtın farz olabilmesi için genel olarak göz önünde bulundurulan bir şart olmakla birlikte, verilen metinde ifade edilmemiştir.
- IV. Nisap miktarı mala sahip olmak: “Bu zekât, zenginlerden alınır” ifadesi, zekâtın ancak belirli mal varlığı olan kişilerden alınabileceğini göstermektedir.
Sonuç olarak, metinde zekâtın farz olması için gerekli olan şartlardan Müslüman olmak (I) ve nisap miktarı mala sahip olmak (IV) açıkça vurgulanmıştır. Diğer şartlar metinde yer almamaktadır. Bu nedenle, doğru cevap “I ve IV” yani “B” şıkkıdır.
20
KURAK COĞRAFYALARA “BİR DAMLA HAYAT”
Türkiye Diyanet Vakfı, açlık ve kuraklığın yaşandığı bölgelere yönelik başlattığı “Bir Damla Hayat” projesi kapsamında özellikle Afrika kıtasında birçok yeni su kuyusu açarak insanların hizmetine sundu. Vakıf bu proje ile insanların günlük su ihtiyaçlarının karşılanması ve tarım alanındaki kuraklıktan dolayı yaşanan verimsizliğin önüne geçilmesini ve aynı zamanda bu hayır işinden gelecek nesillerin de istifade etmelerini hedeflemektedir.
Yukarıda sözü edilen proje kesin olarak aşağıdakilerden hangisinin kapsamındadır?
- Zekât
- Sadaka-i cariye
- Fitre
- Fidye
20. Sorunun Çözümü
Öncelikle, Türkiye Diyanet Vakfı’nın “Bir Damla Hayat” projesi, açlık ve kuraklığın yaşandığı bölgelere kalıcı çözümler üreten, insanların günlük su ihtiyacını karşılayarak tarım alanındaki verimsizliği önlemeyi hedefleyen bir uygulamadır. Bu tür projeler, sadece anlık yardım sağlamaktan ziyade, uzun vadede gelecek nesillere de fayda sağlayan, sürekli etki bırakan hayır işlerini ifade eden sadaka-i cariye kapsamında değerlendirilmektedir.
Aşağıdaki maddelerde, her bir seçeneğin projeye uygunluğu değerlendirilmiştir:
- A şıkkı: Zekât – Zekât, malın belirli oranlarda verilmesiyle yerine getirilen, farz olan bir ibadettir. Su kuyularının açılması gibi somut altyapı projeleri, zekât kapsamında değerlendirilmez.
- B şıkkı: Sadaka-i cariye – Sadaka-i cariye, kişinin ölümünden sonra da sürekli fayda sağlayan hayır işlerini ifade eder. “Bir Damla Hayat” projesi, insanların su ihtiyacını uzun vadede karşılayarak ve tarımda verimliliği artırarak gelecek nesillere de hizmet eden kalıcı bir hayır işidir. Bu sebeple, proje kesin olarak sadaka-i cariye kapsamında değerlendirilebilir.
- C şıkkı: Fitre – Fitre, Ramazan ayı sonunda verilen, belirli bir zaman dilimi içinde yapılan zorunlu bir yardımdır. Projede uygulanan su kuyuları kalıcı hizmet sağladığından fitre kavramıyla ilişkili değildir.
- D şıkkı: Fidye – Fidye, oruç tutamayanların yerine getirmeleri gereken bir yükümlülük olup, bu projeyle ilgisi bulunmamaktadır.
Sonuç olarak, “Bir Damla Hayat” projesi, kalıcı ve sürekli hizmet sağlayan yapısıyla, su kaynaklarının oluşturduğu uzun vadeli fayda sayesinde sadaka-i cariye kapsamında kesin olarak değerlendirilir. Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.