8. Sınıf İnkilap Tarihi Demokratikleşme Çabaları 1. Test

1 Serbest Cumhuriyet Fırkası programında yer alan hükümlerden bazıları şunlardır:

  • Fırka, Türk parasının kıymetini bir an önce tespit edecek ve dış sermayenin memlekete girmesini sağlayacaktır.
  • Köylü ve çiftçiye kolay yollardan kredi verilecektir.
  • Yerli mahsuller korunacak ve bunlara dış pazar bulunacaktır.

Bu hükümlerden,

I. Uluslararası ticaretin Türk lirası ile yapılmasının amaçlandığı
II. Tarımı geliştirmeye yönelik tedbirlerin alındığı
III. Dış ticaretin geliştirilmesinin hedeflendiği

çıkarımlarından hangileri yapılabilir?

  • Yalnız I
  • Yalnız II
  • I ve III
  • II ve III

1. Sorunun Çözümü

Bu soruda Serbest Cumhuriyet Fırkası programındaki hükümler dikkatlice incelenmiştir. Programda belirtilen düzenlemeler arasında, tarımın geliştirilmesine yönelik tedbirler ve yerli mahsullerin korunarak dış ticaretin desteklenmesi gibi önemli konular yer almaktadır. Verilen şıklardan II ve III numaralı seçenekler, açıklanan hükümlerle uyumlu olduğundan doğru cevap olarak belirlenmiştir.

Neden II Şıkkı Doğrudur?
– Programda “Köylü ve çiftçiye kolay yollardan kredi verilecektir.” ifadesi yer almaktadır. Bu durum, tarım sektörünün desteklenmesi ve geliştirilmesi amacıyla alınan tedbirleri açıkça ortaya koymaktadır. Böylece, tarımsal üretimin ve köylülerin desteklenmesi hedeflenmektedir.

Neden III Şıkkı Doğrudur?
“Yerli mahsuller korunacak ve bunlara dış pazar bulunacaktır.” ifadesi, yerli üretimin güçlendirilmesinin yanı sıra, dış ticaretin de geliştirilmesine yönelik stratejik bir adım olarak değerlendirilebilir. Bu düzenleme, hem yerli ürünlerin rekabet gücünü artırmayı hem de dış pazarlarda yer bulmayı amaçlamaktadır.

Neden I Şıkkı Yanlıştır?
“Uluslararası ticaretin Türk lirası ile yapılmasının amaçlandığı” ifadesi, programın ilk hükmünde yer alan, Türk parasının değerinin tespit edilmesi ve dış sermayenin kontrol altına alınması ile ilgilidir. Buradan, uluslararası ticaretin doğrudan Türk lirası üzerinden yapılması sonucu çıkarılamamaktadır. Bu nedenle, I şıkkı diğer iki şık kadar sağlam bir çıkarım sunmamaktadır.

Sonuç:
Tüm hükümler değerlendirildiğinde, II ve III şıklarının içeriği programın vurguladığı tarımsal destek ve dış ticaretin geliştirilmesi hedefleri ile uyum içerisindedir. Diğer şıklar ise verilen hükümlerle tam olarak örtüşmemekte, eksik veya yanlış çıkarımlara dayanmaktadır. Bu nedenle, doğru cevap “II ve III” şıkkıdır.

2 Aşağıdaki inkılâplardan hangisi egemenliğin millete verilmesiyle ilgili değildir?

  • Şapka kanununun kabul edilmesi
  • TBMM’nin açılması
  • Saltanatın kaldırılması
  • Halifeliğin kaldırılması

2. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, soruda “egemenliğin millete verilmesiyle ilgili değildir ifadesine dikkat ediyoruz. Yani milli egemenliği güçlendirmeyen, siyasal yetkiyi millete devretmeyen bir inkılâbı arıyoruz. Bu tip sorularda önce “egemenlik” kavramını netleştirelim: Egemenlik, devlet yönetiminde en üstün yetkinin kime ait olduğudur. Türkiye’de bu ilke “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” anlayışıyla somutlaşmıştır. Şimdi şıkları tek tek inceleyelim.

  • A şıkkı – Şapka Kanununun kabul edilmesi (1925): Bu düzenleme kılık-kıyafet alanında toplumsal ve kültürel modernleşme amaçlıdır. Devlet otoritesinin kaynağını millete devretmekle veya siyasal yetkiyi yeniden tanımlamakla ilgili değildir. Yönetim biçimini ya da egemenliğin sahibini değiştirmez; bu yüzden egemenliğin millete verilmesiyle doğrudan bağlantılı değildir. Doğru seçenek budur.
  • B şıkkı – TBMM’nin açılması (23 Nisan 1920): Meclisin açılması, ulusal iradeyi doğrudan temsil eden bir yasama organının kurulması demektir. Yürütme ve yasa yapma yetkisi millet adına mecliste toplanmış, böylece egemenliğin padişahtan millete geçişi fiilen başlamıştır. Bu nedenle egemenlikle doğrudan ilgilidir; “ilgili değildir” aranan seçenek olamaz.
  • C şıkkı – Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922): Hükümdarlık kurumuna son verilerek siyasal egemenliğin kaynağı hanedan olmaktan çıkmış, millete geçmiştir. Bu düzenleme, milli egemenlik ilkesinin en güçlü adımlarındandır; dolayısıyla egemenlikle doğrudan ilgilidir.
  • D şıkkı – Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924): Dini-siyasal otorite olabilecek bir makamın kaldırılması, tek ve nihai egemenlik merkezinin TBMM ve millet iradesi olduğunu netleştirmiştir. Bu da milli egemenliği güçlendiren bir adımdır; bu yüzden “ilgili değildir” aranan seçenek olamaz.

Özetle, TBMM’nin açılması, saltanatın kaldırılması ve halifeliğin kaldırılması milli egemenliği doğrudan tesis eden siyasal adımlardır. Şapka Kanunu ise kültürel-toplumsal düzenleme olup egemenlik devriyle ilgili değildir. Bu nedenle doğru cevap “A” şıkkıdır.

3 Atatürk, Ali Fethi Bey’e “Meclis’te bir muhalefet yok ki ben memleketin durumunu anlayayım. Sen bu görevi yapacaksın.” demiştir.

Atatürk, bu sözüyle aşağıdakilerden hangisinin gerekliliğine vurgu yapmıştır?

  • Millî egemenliğin
  • Yargı bağımsızlığının
  • Sivil toplum kuruluşlarının
  • Çoğulcu yönetim anlayışının

3. Sorunun Çözümü

Bu soruda Atatürk’ün Ali Fethi Bey’e söylediği söz, muhalefetin işlevselliğini ve gerekliliğini ortaya koymaktadır. Atatürk, meclis içinde muhalefetin bulunmasının, memleketin durumunun doğru analiz edilebilmesi için şart olduğunu vurgulamaktadır. Burada, “Meclis’te bir muhalefet yok ki ben memleketin durumunu anlayayım” ifadesiyle, karşıt görüşlerin ve eleştirilerin varlığına işaret edilmektedir.

Neden D Şıkkı Doğrudur?
– Atatürk’ün bu sözü, yalnızca tek parti yönetiminin getirdiği eksikliklere değil, aynı zamanda çoğulcu yönetim anlayışının önemine vurgu yapmaktadır. Çoğulcu yönetim, farklı görüşlerin ve eleştirilerin serbestçe ifade edilebilmesiyle, yönetimin daha sağlıklı ve demokratik bir şekilde işlemesini sağlar. Böylece, yöneticiler yalnızca kendi bakış açılarıyla sınırlı kalmayıp, ülkenin genel durumunu daha iyi kavrayabilirler.

Neden Diğer Şıklar Yanlıştır?
A: Millî egemenlik kavramı, devletin en yüksek iradesinin halkta olduğuna işaret eder; fakat Atatürk’ün vurgusu, meclis içinde farklı görüşlerin bulunmasının gerekliliğine yöneliktir.
B: Yargı bağımsızlığı önemli bir demokratik ilke olmakla birlikte, Atatürk’ün bu sözünde yargı organlarına değil, siyasi arenaya ve muhalefetin varlığına değinilmiştir.
C: Sivil toplum kuruluşları toplumun farklı kesimlerinin sesini duyurması açısından değerlidir; ancak burada Atatürk, doğrudan meclis içindeki çoğulcu yönetim modeline vurgu yapmaktadır.

Sonuç:
Atatürk’ün bu ifadesinde, meclis içinde farklı ve muhalif görüşlerin bulunmasının, ülkenin mevcut durumunu doğru analiz etmek ve sağlıklı bir yönetim için elzem olduğu belirtilmektedir. Bu bakımdan, doğru cevap “Çoğulcu yönetim anlayışının” gerekliliğine işaret eden D şıkkıdır.

4 TBMM’nin açılması, Saltanatın kaldırılması, Cumhuriyetin ilanıyla hangisinin gerçekleştiği savunulamaz?

  • Devletçilik ilkesinin benimsenmesi
  • Millet egemenliğinin gerçekleştirilmesi
  • Demokrasi yönetiminin kurulması
  • Egemenliğin Türk milletine geçmesi

4. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, soruda TBMM’nin açılması (1920), Saltanatın kaldırılması (1922) ve Cumhuriyetin ilanı (1923) gibi birbirini tamamlayan üç temel siyasal adımın hangi sonucu sağlamadığı soruluyor. Bu üç gelişme, yönetimde egemenliğin kaynağını hanedandan millete doğru kalıcı biçimde değiştirmiş, devletin rejimini ve meşruiyet temelini yeniden kurmuştur. Şıkları tek tek değerlendirelim:

  • A) Devletçilik ilkesinin benimsenmesi: Devletçilik, Atatürk’ün altı ilkesinden biri olup esasen ekonomik ve sosyal alanlarda devletin yönlendirici/denetleyici rolünü ifade eder. Bu ilke, 1920–1923 arasındaki siyasal rejim değişikliklerinin doğrudan sonucu değildir; sistemli biçimde 1930’lu yıllarda iktisadi politikalara yön verir ve 1937’de anayasaya “altı ok” ile birlikte girerek resmî nitelik kazanır. Bu yüzden verilen üç olayın doğal ve zorunlu sonucu olarak savunulamaz. Doğru seçenek A’dır.
  • B) Millet egemenliğinin gerçekleştirilmesi: TBMM’nin açılması, egemenliği doğrudan millet adına kullanan bir meclisi merkez kılar. Saltanatın kaldırılması ile hanedanın egemenlik iddiası son bulur; Cumhuriyetin ilanı ise bu durumu rejim olarak tesciller. Dolayısıyla milli egemenlik bu süreçte fiilen ve hukuken yerleşmiştir; savunulabilir.
  • C) Demokrasi yönetiminin kurulması: Cumhuriyet, halk egemenliğine dayalı bir yönetim biçimidir. Çok partili hayata geçiş daha sonra olmuştur; ancak temsili demokrasinin kurumsal çerçevesi (meclis, seçim, anayasal düzen) bu adımlarla şekillenmiştir. Bu nedenle savunulabilir.
  • D) Egemenliğin Türk milletine geçmesi: Saltanatın kaldırılması ve TBMM merkezli yönetim ile egemenliğin kaynağı açık biçimde millet olmuştur. Cumhuriyetin ilanı bu geçişi rejim düzeyinde kesinleştirir; savunulabilir.

Sonuç olarak, verilen üç büyük siyasal devrimin zorunlu sonucu ekonomik içerikli bir ilke olan Devletçilik değildir. Bu nedenle doğru cevap “A” şıkkıdır.

5 Atatürk, Cumhuriyet yönetiminde siyasi partilerin kurulmasını ve devlet yönetiminde farklı görüşlerin var olmasını istiyordu. Bu düşünceyle Cumhuriyet’in ilanı öncesinde liderliğini yaptığı Müdafaa-i Hukuk Grubu’nu 9 Eylül 1923’te “Halk Fırkası” adıyla siyasi partiye dönüştürdü.

Buna göre Atatürk’ün;

I. Halkı yönetime katmak,
II. Ülkede demokrasi ortamı oluşturmak,
III. Meclisteki fikir ayrılıklarını ortadan kaldırmak

amaçlarından hangilerini gerçekleştirmeye çalıştığı söylenebilir?

  • Yalnız I
  • I ve II
  • I ve III
  • II ve III

5. Sorunun Çözümü

Bu soruda Atatürk’ün Cumhuriyet yönetiminde siyasi partilerin kurulmasını ve farklı görüşlerin varlığını desteklemesinin ardındaki amaçları değerlendirmekteyiz. Atatürk, Müdafaa-i Hukuk Grubu‘nu 9 Eylül 1923 tarihinde “Halk Fırkası” adıyla siyasi partiye dönüştürerek, siyasi hayatın daha kapsayıcı ve demokratik bir yapı kazanmasını hedeflemiştir. Bu dönüşüm, esasen iki temel amacı gerçekleştirmeye yöneliktir:

  • I. Halkı yönetime katmak: Atatürk, halkın yönetime aktif katılımıyla, kararların toplumun gerçek ihtiyaçlarına göre şekilleneceğini savunmuştur. Böylece, yönetimde geniş kesimlerin sesinin duyulması amaçlanmıştır.
  • II. Ülkede demokrasi ortamı oluşturmak: Çok partili sistemin kurulmasıyla, farklı görüşlerin serbestçe tartışılabileceği ve denge mekanizmasının sağlanacağı bir demokratik ortamın oluşturulması hedeflenmiştir.

Öte yandan, III. Meclisteki fikir ayrılıklarını ortadan kaldırmak ifadesi, Atatürk’ün hedeflediği anlayışla çelişmektedir. Çünkü çoğulcu ve demokratik bir yapıda, meclis içerisinde farklı görüşlerin varlığı, sağlıklı bir tartışma ve denetim mekanizması için gereklidir. Fikir ayrılıklarının tamamen ortadan kaldırılması, demokrasinin temel dinamiklerini zayıflatabilir.

Sonuç: Atatürk’ün bu dönüşümdeki temel amacı, halkın yönetime katılımını artırmak ve ülkede demokratik bir ortam oluşturmak olup, meclisteki fikir ayrılıklarının varlığını sürdürmektir. Dolayısıyla, doğru cevap “I ve II” şıkkıdır.

6 Türk karasularında gemi işletme hakkı Türk vatandaşlarına hangisiyle beraber bırakılmıştır?

  • Medeni Kanun
  • Kabotaj Yasası
  • Cumhuriyet’in ilânı
  • Saltanatın kaldırılması

6. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, soruda Türk karasularında gemi işletme hakkının yalnızca Türk vatandaşlarına bırakılması konusu soruluyor. Bu, denizcilik alanında ekonomik ve hukuki bağımsızlığın sağlanmasıyla ilgilidir. Osmanlı döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında yabancı devletlerin ticaret gemileri, kapitülasyonlardan kaynaklı imtiyazlarla Türk karasularında serbestçe faaliyet gösterebiliyordu. Bu ayrıcalıkların kaldırılması ve bu hakkın yalnızca Türk vatandaşlarına verilmesi, “Kabotaj Kanunu” ile mümkün olmuştur.

  • A) Medeni Kanun: 1926’da yürürlüğe giren bu kanun, özel hukuk alanında; evlenme, boşanma, miras, eşler arası hak ve yükümlülükler gibi konuları düzenler. Denizcilik veya gemi işletme hakkıyla doğrudan bir ilgisi yoktur. Bu nedenle doğru cevap olamaz.
  • B) Kabotaj Yasası: 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe giren bu yasa ile Türk limanları ve karasularında yolcu ve yük taşımacılığı hakkı yalnızca Türk vatandaşlarına verilmiştir. Böylece deniz ticareti ve taşımacılığı tamamen milli bir hak haline gelmiş, ekonomik bağımsızlığın önemli bir unsuru sağlanmıştır. Doğru cevap budur.
  • C) Cumhuriyet’in ilanı: 29 Ekim 1923’te gerçekleşen bu olay, devletin yönetim biçimini değiştirmiş ve milli egemenlik ilkesini pekiştirmiştir. Ancak denizcilik alanındaki özel imtiyazları ortadan kaldırmamış, bu alan Kabotaj Kanunu ile düzenlenmiştir.
  • D) Saltanatın kaldırılması: 1 Kasım 1922’de gerçekleşen bu adım, hanedan yönetimine son vermiş ve egemenliği millete devretmiştir. Fakat gemi işletme hakkıyla doğrudan ilgisi yoktur.

Özetle, Kabotaj Kanunu ile Türk karasularında gemi işletme hakkı yalnızca Türk vatandaşlarına tanınmış, böylece denizcilik alanında tam egemenlik sağlanmıştır. Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.

Cumhuriyetin İlk Yıllarında Kurulan Siyasi Partiler ve Genel Özellikleri
Cumhuriyet Halk Fırkası Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Serbest Cumhuriyet Fırkası
1930’lu yıllarda devletçi ekonomik modeli savundu. Liberal ekonomik modeli savundu. Liberal ekonomik modeli savundu.
İki dereceli seçim sistemini savundu. Tek dereceli seçim sistemini savundu. Tek dereceli seçim sistemini savundu.
Meclis üstünlüğünü savundu. Meclis üstünlüğünü savundu. Meclis üstünlüğünü savundu.

Buna göre verilen siyasi partiler arasında;

I. Millî egemenlik anlayışı,
II. Seçim sistemi,
III. Ekonomik model

konularının hangilerinde görüş ayrılığı olmadığı söylenebilir?

  • Yalnız I
  • I ve II
  • II ve III
  • I, II ve III

7. Sorunun Çözümü

Bu soruda, verilen tabloya göre Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulmuş olan siyasi partilerin genel özellikleri detaylı olarak incelenmiştir. Tabloda yer alan verilerden, partilerin ekonomik model ve seçim sistemi konularında farklı yaklaşımlar benimsediği açıkça görülmektedir. Cumhuriyet Halk Fırkası devletçi ekonomik modeli ve iki dereceli seçim sistemini savunurken, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası liberal ekonomik modeli ile tek dereceli seçim sistemini benimsemiştir. Bu durum, bu iki konu başlığında partiler arasında açık bir görüş ayrılığı bulunduğunu göstermektedir.

Öte yandan, Millî egemenlik anlayışı konusunda ise, tabloya yansıyan bilgiler arasında herhangi bir farklılık söz konusu değildir. Tüm partiler, “Meclis üstünlüğünü savundu” ifadesiyle ortak bir duruş sergilemekte, dolayısıyla millî egemenliğin temel ilkeleri üzerinde birleşmektedirler. Bu bağlamda, partiler arasında millî egemenlik anlayışında herhangi bir görüş ayrılığı bulunmadığı söylenebilir.

Neden A Şıkkı Doğrudur?
– Sadece Millî egemenlik anlayışı konusunda tüm partiler aynı görüşü paylaşmaktadır. Diğer konularda ise, seçim sistemi ve ekonomik model gibi alanlarda farklı yaklaşımlar benimsendiği için, bu konularda görüş birliği söz konusu değildir.

Neden Diğer Şıklar Yanlıştır?
I ve II: Millî egemenlik dışında, seçim sistemi konusunda; Cumhuriyet Halk Fırkası ile diğer iki parti arasında farklılık mevcuttur.
II ve III: Ekonomik model konusundaki farklılık, partiler arasında görüş ayrılığına yol açmaktadır. Böylece, seçim sistemi ve ekonomik modelde ortak bir anlayış olduğu söylenemez.

Sonuç:
Tabloda yer alan veriler dikkate alındığında, partilerin yalnızca Millî egemenlik anlayışı konusunda ortak bir tutum sergilediği ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, doğru cevap “Yalnız I” şıkkıdır.

8 Aşağıdakilerden hangisi siyasi alanda yapılan inkılaplardan değildir?

  • Ankara’nın Başkent Olması
  • Çok Partili Rejim Denemeleri
  • Soyadı Kanunu
  • Cumhuriyet’in ilanı

8. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, soruda “siyasi alanda yapılan inkılaplardan değildir” ifadesine dikkat etmemiz gerekiyor. Öncelikle “siyasi alan” ne demektir, bunu netleştirelim: Siyasi alanda yapılan inkılaplar, devletin yönetim biçimini, idari yapısını, egemenlik anlayışını ve siyasal kurumlarını değiştiren, düzenleyen köklü reformlardır. Şimdi şıkları tek tek inceleyelim:

  • A) Ankara’nın Başkent Olması (13 Ekim 1923): Başkentin İstanbul’dan Ankara’ya taşınması, idari ve stratejik bir karar olmakla birlikte devletin yönetim merkezi ve siyasi yapısı açısından önemli bir adımdır. Yeni rejimin güvenliğinin sağlanması ve merkezî yönetimin etkinliği açısından siyasi bir reform olarak kabul edilir. Dolayısıyla siyasi alandadır.
  • B) Çok Partili Rejim Denemeleri: Cumhuriyet’in ilanından sonra demokrasiyi geliştirmek amacıyla farklı siyasi partilerin kurulması (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası vb.) siyasi özgürlüklerin genişletilmesine yöneliktir. Bu doğrudan siyasi alanda yapılan bir girişimdir.
  • C) Soyadı Kanunu (1934): Bu kanun, kişilerin resmî kimlik ve toplumsal statülerinde kullanılan adların düzenlenmesini sağlamıştır. Asıl amacı, Osmanlı’daki unvan-karmaşasını ortadan kaldırmak, vatandaşlar arasında eşitlik sağlamak ve modern bir toplum yapısı oluşturmak idi. Toplumsal ve hukuki alanda bir inkılaptır; doğrudan siyasal yapıyı değiştirmez. Bu nedenle siyasi alanda değildir ve doğru cevaptır.
  • D) Cumhuriyet’in ilanı (29 Ekim 1923): Devletin yönetim biçiminin halk iradesine dayandırıldığı, milli egemenliğin kesinleştiği en önemli siyasi reformdur. Dolayısıyla siyasi alandadır.

Sonuç olarak, Ankara’nın başkent yapılması, çok partili rejim denemeleri ve Cumhuriyet’in ilanı doğrudan siyasi alanla ilgilidir. Soyadı Kanunu ise toplumsal ve hukuki alanda yapılmış bir düzenleme olduğu için siyasi alanda değildir. Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.

9 Mustafa Kemal, Fethi Bey’e “Memlekette muhalif bir fırka kurmak lazımdır. Böyle bir fırka vücuda gelirse Mecliste münakaşa da serbest olur. Mesela siz böyle bir fırkanın başına geçerseniz bildiklerinizi Mecliste serbestçe söylersiniz. Bu suretle uygulamada görülen birçok hatanın da önünü almak mümkün olur.” demiştir.

Mustafa Kemal’in, bu sözüyle aşağıdakilerden hangisinin gerekliliğine vurgu yaptığı söylenemez?

  • İktidar partisinin denetlenmesinin
  • Farklı fikirlerin mecliste temsil edilmesinin
  • Yönetim sisteminin değiştirilmesinin
  • Çok partili siyasi yaşama geçilmesinin

9. Sorunun Çözümü

Bu soruda Mustafa Kemal’in Fethi Bey’e yönelik sözleri dikkatlice incelendiğinde, temel amaç, mecliste farklı fikirlerin serbestçe tartışılabilmesi için muhalif bir fırkanın kurulması gerekliliğini vurgulamaktadır. Mustafa Kemal, “Memlekette muhalif bir fırka kurmak lazımdır. Böyle bir fırka vücuda gelirse Mecliste münakaşa da serbest olur.” diyerek, muhalefetin varlığının iktidar partisinin denetlenmesi, farklı görüşlerin temsil edilmesi ve çok partili siyasi yaşama geçiş için elzem olduğunu ortaya koymaktadır.

Neden A, B ve D Şıkları Uygulanabilir?
A Şıkkı: İktidar partisinin denetlenmesi, mecliste farklı seslerin duyulması sayesinde sağlanır. Muhalif fırka, iktidarın hatalarını ve eksikliklerini ortaya koymada önemli bir rol oynar.
B Şıkkı: Farklı fikirlerin mecliste temsil edilmesi, demokrasinin temel taşlarından biridir. Eleştirilerin ve alternatif görüşlerin yer alması, uygulamadaki eksikliklerin giderilmesine yardımcı olur.
D Şıkkı: Çok partili siyasi yaşama geçiş, farklı siyasi görüşlerin rekabetine imkan tanıyarak demokratik sistemin güçlenmesini sağlar.

Neden C Şıkkı Yanlıştır?
Yönetim sisteminin değiştirilmesinin gerekliliği, Mustafa Kemal’in sözlerinde ifade edilen ana tema değildir. Burada, mevcut sistem içerisinde karşıt görüşlerin serbestçe tartışılabilmesi ve denetimin sağlanabilmesi amaçlanmaktadır. Yani, temel amaç yönetim sistemini kökten değiştirmek değil, mevcut yapının içinde çoğulcu ve denetleyici mekanizmaların güçlendirilmesidir. Bu nedenle, “yönetim sisteminin değiştirilmesi” gerektiği yönünde bir vurgu yapılmamaktadır.

Sonuç:
Mustafa Kemal’in ifadesi, muhalif bir fırkanın kurulması ile mecliste denge ve eleştiri mekanizmasının işler hale gelmesini hedeflemektedir. İktidarın denetlenmesi, farklı fikirlerin temsil edilmesi ve çok partili yaşama geçilmesi gereklilikleri açıkça belirtilirken, yönetim sisteminin değiştirilmesi gerektiği yönünde bir vurgu bulunmamaktadır. Dolayısıyla, doğru cevap “Yönetim sisteminin değiştirilmesinin” gerekliliğine vurgu yapılmadığı için C şıkkıdır.

10 1924 yılı ortalarında Hakkari’de İngilizlerin desteklediği Nasturi İsyanı çıktı, ülkemiz bu isyanla uğraşırken Musul Sorunu nedeniyle İngiltere ile Türkiye arasındaki siyasi ilişkiler gerildi. Bu arada ülke içinde partiler arasında anlaşmazlıklar yaşandı. Doğu Anadolu’da yeniden karışıklıkların başladığı haberleri meclise gelmeye başladı. Yabancı devletlerin özellikle İngiltere’nin desteğiyle olaylar giderek büyüdü. TBMM bu karışıklıkları önlemek için Takrir-i Sükun Kanunu’nu çıkardı. Bu kanuna göre Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Doğu Anadolu’daki olaylarda rolü olduğu gerekçesiyle kapatıldı.

Doğudaki karışıklıklar nedeniyle ülke içinde yaşanan olaylar, dış politikada İngiltere ile yaşanan Musul Sorununun istenilen şekilde çözümlenememesine neden olmuştur. Buna göre aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?

  • İsyanın önlenmesi için TBMM tarafından gerekli tedbirler alınmıştır.
  • Ülke içinde yaşanan sorunlar dış politikayı olumsuz etkilemiştir.
  • İç ve dış politakadaki gelişmeler demokratik hayata geçişi hızlandırmıştır.
  • Türkiye’de demokrasi için ortamın henüz hazır olmadığı anlaşılmıştır.

10. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, bu soruda bize verilen metin hem iç politika hem de dış politika ilişkisini gözler önüne seriyor. 1924 ortalarında çıkan Nasturi İsyanı ve bu isyanın İngiltere tarafından desteklenmesi, aynı zamanda Musul Sorunu nedeniyle yaşanan diplomatik gerginlikler ile bağlantılıdır. Metin bize açıkça gösteriyor ki, ülke içinde yaşanan karışıklıklar dış politikada Türkiye’nin elini zayıflatmış ve Musul meselesi istenilen şekilde çözülememiştir.

  • A) İsyanın önlenmesi için TBMM tarafından gerekli tedbirler alınmıştır. Metinde, TBMM’nin Takrir-i Sükun Kanunu’nu çıkardığı ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kapattığı belirtiliyor. Bu doğrudan isyana karşı alınan yasal ve siyasi önlemleri ifade eder. Dolayısıyla bu yargıya ulaşılabilir.
  • B) Ülke içinde yaşanan sorunlar dış politikayı olumsuz etkilemiştir. İç karışıklıklar nedeniyle Musul Sorunu’nun istenildiği gibi çözülememesi, dış politikanın olumsuz etkilenmesinin açık bir örneğidir. Bu nedenle bu yargıya ulaşılabilir.
  • C) İç ve dış politakadaki gelişmeler demokratik hayata geçişi hızlandırmıştır. Metinde, yaşanan olaylar sonrasında demokratikleşmenin hızlandığına dair hiçbir ifade veya ima yoktur. Aksine, Takrir-i Sükun Kanunu gibi sert önlemler ve bir partinin kapatılması, demokratik süreci hızlandırmak yerine sınırlayıcı etkiler yapmıştır. Bu nedenle bu yargıya ulaşamayız. Doğru cevap budur.
  • D) Türkiye’de demokrasi için ortamın henüz hazır olmadığı anlaşılmıştır. İsyanlar, parti kapatmaları ve sıkı yönetim kanunları, ülkede demokratik düzenin sağlıklı şekilde işlemesi için uygun ortamın henüz oluşmadığını gösterir. Bu yargıya ulaşılabilir.

Sonuç olarak, metinde demokratik hayata geçişin hızlandığına dair herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.

11 Mustafa Kemal 1908 yılında Selanik’te İttihatçıların kongresinde şunları söylemişti: “Ufukta tehlike bulutları görüyorum. Ordunun siyasete karışması işi artık bitmelidir. Asker kışlasına, siyasetçi siyaset sahnesine dönmezse, her şey mahvolur”. Nitekim her şey dört sene sonra Balkan Savaşı patladığında mahvolacak, orduda yaşanan siyasi çekişmeler neticesinde I. Balkan Savaşı Osmanlı Devleti için büyük bir yenilgi ve büyük toprak kaybıyla sonuçlanacaktır.

Mustafa Kemal aynı durumun tekrar yaşanmaması için yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde hangi önlemi almıştır?

  • Muhalefet yapan siyasi partiler kapatılmıştır.
  • Görevdeki askerlerin siyaset yapması yasaklanmıştır.
  • İstiklal Mahkemeleri’nin kurulması kararı alınmıştır.
  • Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarılmıştır.

11. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, metinde Mustafa Kemal’in 1908 yılında Selanik’te yaptığı konuşma bize önemli bir mesaj veriyor: Ordunun siyasete karışmasının tehlikeleri. Mustafa Kemal, askerlerin kendi görev alanlarında kalmalarını, siyasetle ilgilenmemelerini vurgulamış ve aksi durumda hem devletin hem de ordunun zarar göreceğini ifade etmiştir. Nitekim I. Balkan Savaşı sırasında ordudaki siyasi çekişmeler Osmanlı Devleti’nin yenilgiye uğramasında önemli bir etken olmuştur.

  • A) Muhalefet yapan siyasi partiler kapatılmıştır. Bu durum, ordunun siyasetten uzak tutulmasıyla doğrudan ilgili değildir. Parti kapatmaları siyasi istikrar amacıyla yapılabilir, ancak Mustafa Kemal’in burada önlem olarak vurguladığı konu bu değildir. Dolayısıyla bu seçenek doğru olamaz.
  • B) Görevdeki askerlerin siyaset yapması yasaklanmıştır. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde çıkarılan düzenlemeler ile görevde bulunan subayların ve askerlerin siyasi partilere üye olmaları ve aktif siyasete katılmaları yasaklanmıştır. Bu, metindeki “Asker kışlasına, siyasetçi siyaset sahnesine dönmezse” ilkesinin doğrudan yasal karşılığıdır. Böylece ordunun siyasete müdahalesi önlenerek hem iç huzur hem de askeri disiplin korunmaya çalışılmıştır. Doğru cevap budur.
  • C) İstiklal Mahkemeleri’nin kurulması kararı alınmıştır. İstiklal Mahkemeleri, daha çok ülke güvenliğini tehdit eden isyanlar ve Milli Mücadele döneminde vatana ihanet gibi suçlarla ilgilenmiştir. Ordunun siyasetten uzak tutulması ile doğrudan bağlantısı yoktur.
  • D) Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarılmıştır. Bu kanun, ülke genelinde huzur ve güvenliği sağlamak amacıyla isyan ve kargaşa dönemlerinde kullanılmıştır. Ancak metinde belirtilen sorunun doğrudan çözümü değildir.

Sonuç olarak, Mustafa Kemal’in ordunun siyasete karışmaması gerektiği yönündeki görüşü, Cumhuriyet döneminde görevdeki askerlerin siyaset yapmasının yasaklanması ile hayata geçirilmiştir. Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.

12 Küçük Asya olarak da bilinen ve Türkiye’nin de üzerinde bulunduğu Anadolu toprakları; Roma İmparatorluğu, Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu, Büyük Selçuklu Devleti, Anadolu Selçuklu Devleti, Osmanlı İmparatorluğu, son olarak da Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik sahası olmuştur.

Tarih boyunca Anadolu üzerinde kurulan ve dünya siyasetine yön vermiş devletlere bakıldığında aşağıdakilerden hangisi Anadolu’nun bu kadar cazip bir bölge olmasının nedenlerinden değildir?

  • Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birbirlerine en çok yaklaştığı bir konumdadır.
  • Türkiye’nin üç tarafının denizlerle çevrili ve ılıman bir iklime sahip olması zengin tarım üretimine imkân sağlamaktadır.
  • Türkiye zengin petrol yataklarına sahip Ortadoğu ve diğer Asya ülkeleriyle komşu bulunmaktadır.
  • Dünyada savaşların eksik olmadığı Irak, Ortadoğu, Balkanlar gibi bölgelere de çok yakındır.

12. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, bu soruda Anadolu’nun tarih boyunca cazip bir bölge olmasının nedenleri sorgulanıyor ve bizden “nedenlerden değildir” olan seçeneği bulmamız isteniyor. Anadolu, jeopolitik ve jeostratejik konumu nedeniyle tarih boyunca büyük devletlerin ilgisini çekmiş ve birçok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Şimdi şıkları tek tek değerlendirelim:

  • A) Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birbirlerine en çok yaklaştığı bir konumdadır. Anadolu, Asya ile Avrupa arasında doğal bir köprü konumundadır. Akdeniz üzerinden Afrika’ya, Karadeniz üzerinden Kafkasya’ya ve Asya içlerine ulaşmak mümkündür. Bu özellik, hem ticaret hem de askerî strateji açısından bölgeyi cazip hale getirmiştir. Dolayısıyla bu bir nedendir.
  • B) Türkiye’nin üç tarafının denizlerle çevrili ve ılıman bir iklime sahip olması zengin tarım üretimine imkân sağlamaktadır. İklim ve coğrafi çeşitlilik tarımsal üretimi desteklemiş, yerleşim için elverişli bir ortam oluşturmuştur. Bu durum da Anadolu’nun cazip olmasının önemli nedenlerinden biridir.
  • C) Türkiye zengin petrol yataklarına sahip Ortadoğu ve diğer Asya ülkeleriyle komşu bulunmaktadır. Anadolu’nun kendi içinde çok büyük petrol rezervleri bulunmasa da petrol açısından zengin bölgelerle komşu olması, bölgenin stratejik önemini artırmıştır. Bu da bir cazibe sebebi sayılabilir.
  • D) Dünyada savaşların eksik olmadığı Irak, Ortadoğu, Balkanlar gibi bölgelere de çok yakındır. Savaş bölgelerine yakın olmak, genellikle bir bölgeyi cazip kılan bir özellik değil, aksine riskli bir durumdur. Tarih boyunca Anadolu’nun cazibesinin temelinde barışsız bölgelere yakınlık değil; ticaret yolları, verimli topraklar, stratejik konum gibi avantajlar vardır. Bu nedenle bu seçenek nedenlerden değildir.

Özetle, Anadolu’yu cazip kılan unsurlar arasında stratejik köprü konumu, tarıma elverişli iklim, ticaret yolları üzerinde bulunma gibi faktörler vardır. Ancak savaş bölgelerine yakın olmak bu cazibenin bir sebebi değildir. Bu yüzden doğru cevap “D” şıkkıdır.

13 Doğuda başlayan ayaklanmaya bazı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası yöneticilerinin de katılması üzerine ayaklanmayla alakalı olduğu düşünülen milletvekilleri tutuklanmış ve cumhuriyet tarihinin ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatılmıştır. 15 Haziran 1926 tarihine gelindiğinde M. Kemal’e, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın yöneticilerinin de adının karıştığı bir suikast girişimi olmuş fakat bu girişim engellenmiştir.

1. Ulusal bağımsızlık anlayışının bazı kesimlerce anlaşılamadığı görülmektedir.
2. İlk çok partili yaşama geçiş denemesi başarısız olmuştur.
3. Bazı kesimlerin yapılan yenilikleri kabullenemediği görülmektedir.
4. Cumhuriyet yönetiminden geçici bir süreliğine vazgeçilmiştir.

Yukarıdaki bilgiler göz önüne alındığında; yargılarından hangisine ulaşılabilir?

  • 1 ve 3
  • 2 ve 3
  • 2 ve 4
  • 1 ve 4

13. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, verilen metin Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası deneyimini ve bu sürecin sona ermesini konu alıyor. Doğuda çıkan bir ayaklanma ile bu partinin bazı yöneticilerinin ilişkilendirilmesi, ardından partinin kapatılması ve Mustafa Kemal’e yönelik suikast girişimi, siyasi ortamın gerginliğini ortaya koyuyor. Şimdi, verilen dört yargıyı metne göre değerlendirelim:

  • 1. Ulusal bağımsızlık anlayışının bazı kesimlerce anlaşılamadığı görülmektedir. Metinde doğrudan “ulusal bağımsızlık” kavramına değinilmemekte, daha çok parti kapatma ve suikast girişimi olayları üzerinde durulmaktadır. Dolayısıyla bu çıkarım metinden kesin olarak yapılamaz.
  • 2. İlk çok partili yaşama geçiş denemesi başarısız olmuştur. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Cumhuriyet tarihinin ilk muhalefet partisi olup kapatılması, bu denemenin başarısızlıkla sonuçlandığını gösterir. Bu yargıya ulaşılabilir.
  • 3. Bazı kesimlerin yapılan yenilikleri kabullenemediği görülmektedir. Ayaklanmalar, parti kapatılması ve Mustafa Kemal’e yönelik suikast girişimi, Cumhuriyet yönetimi ve yapılan inkılapların bazı kesimlerce kabul görmediğini gösterir. Bu yargıya ulaşılabilir.
  • 4. Cumhuriyet yönetiminden geçici bir süreliğine vazgeçilmiştir. Metinde Cumhuriyetin sona erdiği veya askıya alındığına dair hiçbir bilgi yoktur. Dolayısıyla bu yargı çıkarılamaz.

Sonuç olarak, metinden yalnızca 2 ve 3 numaralı yargılara ulaşabiliriz. Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.

14 1929 yılında dünyada yaşanan ekonomik bunalım Türkiye’yi de etkilemişti. M. Kemal, ülkenin sıkıntılardan kurtulabilmesi için ekonomi alanında farklı görüşler taşıyan yeni bir parti kurulmasını istiyordu. Bu düşüncelerle yakın arkadaşlarından Fethi Bey’e yeni bir parti kurdurdu. Böylece 12 Ağustos 1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulmuş oldu.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Atatürk’ün yeni bir siyasi partiye destek vermesinin nedenlerinden biri olamaz?

  • Demokrasiyi güçlendirmek
  • Ekonomik sorunları çözebilmek
  • Hükümetin denetlenmesini sağlamak
  • Meclis Hükümeti Sistemine dönmek

14. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, soruda 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’nın Türkiye’ye etkilerinden sonra Atatürk’ün yeni bir parti kurulmasına destek vermesi anlatılıyor. Metinde özellikle Atatürk’ün, farklı ekonomik görüşlerin tartışılması ve demokrasinin gelişmesi amacıyla yakın arkadaşı Fethi Bey’e Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kurdurduğu vurgulanıyor. Şimdi şıkları tek tek değerlendirelim:

  • A) Demokrasiyi güçlendirmek Yeni bir siyasi parti, iktidar ve muhalefet dengesi sağlayarak demokratik hayatı güçlendirecek bir unsurdur. Atatürk’ün çok partili hayat denemelerinin temel amaçlarından biri buydu. Bu nedenle bu seçenek doğru bir nedendir.
  • B) Ekonomik sorunları çözebilmek 1929 ekonomik krizinin ardından farklı ekonomik görüşlerin tartışılması ve yeni çözümler üretilmesi amacı, yeni parti kurulmasına destek verilmesinin nedenlerinden biridir. Bu da doğru bir nedendir.
  • C) Hükümetin denetlenmesini sağlamak Çok partili sistem, iktidarın uygulamalarının mecliste ve kamuoyunda daha etkin denetlenmesine imkân tanır. Bu da Atatürk’ün hedefleri arasında yer almıştır. Dolayısıyla bu da doğru bir nedendir.
  • D) Meclis Hükümeti Sistemine dönmek Atatürk döneminde uygulanmakta olan sistem, 1921 Anayasası’ndaki meclis hükümeti sistemi değil, Cumhuriyet rejiminin kabine sistemidir. Yeni parti kurdurma amacı, eski sisteme dönmek değil; mevcut Cumhuriyet rejimi içinde çok partili demokrasiyi geliştirmektir. Bu nedenle bu seçenek, nedenlerden biri olamaz. Doğru cevap budur.

Özetle, Atatürk’ün yeni partiye destek vermesi; demokrasiyi güçlendirmek, ekonomik sorunlara çözüm bulmak ve hükümeti denetlemek amacına yöneliktir. Meclis Hükümeti Sistemine dönmek ise böyle bir amaç taşımamaktadır. Bu nedenle doğru cevap “D” şıkkıdır.

15 • Yeni Türk Devletlerinin rejimi belirlendi.
• Mustafa Kemal, cumhurbaşkanı seçildi.

Yukarıda verilen bilgiler hangi inkılabın sonuçlarını ifade etmiştir?

  • Halifeliğin kaldırılması
  • Saltanatın kaldırılması
  • Cumhuriyetin ilan edilmesi
  • Ankara’nın başkent seçilmesi

15. Sorunun Çözümü

Sevgili öğrenciler, verilen maddelerde iki önemli bilgi var: 1. Yeni Türk Devleti’nin rejimi belirlendi. 2. Mustafa Kemal, cumhurbaşkanı seçildi. Bu iki gelişme bize doğrudan 29 Ekim 1923’te gerçekleşen Cumhuriyetin ilanını işaret ediyor.

  • A) Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924) Bu inkılap, dini otoritenin kaldırılması ve laik devlet anlayışının pekişmesi açısından önemlidir. Ancak halifeliğin kaldırılması sırasında Mustafa Kemal’in cumhurbaşkanı seçilmesi veya rejimin belirlenmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla doğru cevap olamaz.
  • B) Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922) Bu adım ile padişahlık sona ermiş, egemenlik millete geçmiştir. Ancak bu olayda henüz Cumhuriyet ilan edilmemiş, Mustafa Kemal cumhurbaşkanı seçilmemiştir. Yani verilen maddelerle tam olarak örtüşmez.
  • C) Cumhuriyetin ilan edilmesi (29 Ekim 1923) Cumhuriyetin ilanıyla birlikte devletin yönetim biçimi net olarak “Cumhuriyet” olarak belirlenmiş, ardından mecliste yapılan oylama ile Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olmuştur. Verilen iki madde de bu inkılabın doğrudan sonucudur. Doğru cevap budur.
  • D) Ankara’nın başkent seçilmesi (13 Ekim 1923) Başkentin belirlenmesi idari bir karardır, rejim belirlenmesi veya cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili değildir. Dolayısıyla uygun değildir.

Özetle, hem devlet rejiminin belirlenmesi hem de Mustafa Kemal’in cumhurbaşkanı seçilmesi 29 Ekim 1923 Cumhuriyetin ilanı ile gerçekleşmiştir. Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.


İşlemler

Geçmiş Sonuçlar

    One Comment

    Bir Yorum Yaz