8. Sınıf İnkilap Tarihi Atatürkçülük ve Çağdaşlaşan Türkiye 3. Test

1 “Bizim gözümüzde çiftçi, çoban, amele, tüccar, sanatkâr, doktor, kısacası herhangi bir sosyal kurumda çalışan bir vatan- daşın hak, menfaat ve hürriyeti eşittir.”

Atatürk’ün bu sözünden hareketle yeni Türk devletinin ekonomik kalkınma politikası ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

  • Yabancı yatırımları özendirdiği
  • Yerli sermayeyi ön plana çıkardığı
  • Toplumun tüm kesimlerini kucakladığı
  • Toprağa dayalı bir sistemi benimsediği

1. Sorunun Çözümü

Atatürk’ün “Bizim gözümüzde çiftçi, çoban, amele, tüccar, sanatkâr, doktor, kısacası herhangi bir sosyal kurumda çalışan bir vatandaşın hak, menfaat ve hürriyeti eşittir.” sözü, yeni Türk devletinin ekonomik kalkınma politikasında toplumun tüm kesimlerine eşit yaklaşım ilkesini temel alır. Bu sözde vurgulanan en önemli nokta, her bireyin sosyal statüsüne bakılmaksızın aynı haklara ve fırsatlara sahip olması gerektiğidir.

Bu bağlamda, ekonomik kalkınma politikasında Atatürk, her türlü meslek grubunun ve sosyal kurumda çalışan vatandaşın kalkınmaya katkıda bulunabileceğini savunmuş, dolayısıyla hiçbir kesime ayrıcalık tanımamıştır. Böylece, toplumda yer alan tüm kesimlerin eşit olarak kucaklanması, ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel gelişiminin temel dayanağı olarak benimsenmiştir.

Neden C Şıkkı Doğru?
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Atatürk’ün ifadesi, ekonomik politikaların her sosyal grubun eşit haklara sahip olduğu ve kalkınma sürecine eşit katkıda bulunmasının esas alındığını göstermektedir. Bu nedenle, Atatürk’ün yeni Türk devletinin ekonomik kalkınma politikası, toplumun tüm kesimlerini kucaklamaya yönelik bir anlayışı temsil eder.

Özetle, bu sözle Atatürk, sadece belirli bir grubun değil, tüm vatandaşların eşit hak ve fırsatlara sahip olduğu bir ekonomik yapıyı hedeflemiş, böylece kapsayıcı ve bütünsel bir kalkınma politikası benimsenmiştir. Bu nedenle, doğru cevap “C” şıkkıdır.

2 Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereğince yabancı okullarda uyulması gereken kuralları içeren 26 Eylül 1925 tarihli genelgede şu hükümler yer almıştır:

  • Yabancı okullarda mabetler dışındaki mekânlarda bulunan dini semboller kaldırılacaktır.
  • Türkçe, Türk tarih ve coğrafyası ile yurt bilgisi derslerinin Türkçe olarak Türk öğretmenler tarafından okutulması zorunluluğu getirilecektir.


Buna göre yabancı okullarla ilgili,

  • I. Laik eğitim anlayışı doğrultusunda hareket edilmiştir.
  • II. Türk millî kültürünün korunması amaçlanmıştır.
  • III. Devlet denetimi artırılmıştır.


yargılarından hangilerine ulaşılabilir?

  • I ve II
  • I ve III
  • II ve III
  • I, II ve III

2. Sorunun Çözümü

Tevhid-i Tedrisat Kanunu‘na göre, 26 Eylül 1925 tarihli genelgede, yabancı okullarda dini sembollerin mabetler dışındaki alanlardan kaldırılması ve derslerin Türkçe olarak, Türk tarih, coğrafya ve yurt bilgisi gibi konularda Türk öğretmenler tarafından okutulması zorunlu kılınmıştır. Bu düzenleme, eğitimde laiklik ilkesini esas alırken, aynı zamanda Türk millî kültürünün korunmasını ve devletin eğitim üzerindeki denetiminin artırılmasını hedeflemiştir.

Aşağıdaki hususları detaylandırarak inceleyelim:

  • I. Laik eğitim anlayışı doğrultusunda hareket edilmiştir: Genelgedeki dini sembollerin kaldırılması, eğitim ortamında dinin etkisinin azaltılmasını ve devletin laik eğitim politikasını benimsemesini göstermektedir.
  • II. Türk millî kültürünün korunması amaçlanmıştır: Derslerin Türkçe olarak okutulması, Türk tarih ve coğrafya gibi milli değerlerin eğitim müfredatına dahil edilmesi, millî kültürün korunması ve yüceltilmesi hedefiyle uyumludur.
  • III. Devlet denetimi artırılmıştır: Derslerin belirli kurallar çerçevesinde, Türk öğretmenler tarafından okutulması ve genel olarak eğitim sürecinin devlet kontrolü altına alınması, devlet denetiminin artırıldığına işaret eder.

Neden D Şıkkı Doğru?
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, genelgede yer alan uygulamalar hem laik eğitim anlayışını destekler, hem de millî kültürün korunmasını hedefler ve aynı zamanda devletin eğitim üzerindeki denetimini güçlendirmektedir. Dolayısıyla, tüm bu üç yargıya ulaşılabilir; doğru cevap “D” şıkkıdır.

Özetle, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun getirdiği düzenlemeler, yabancı okullarda eğitimde hem laiklik, hem millî kültürün korunması hem de devlet denetiminin artırılması yönünde adımlar atıldığını göstermektedir. Bu nedenle, verilen ifadelerin tümü geçerlidir.

3 Osmanlı Devleti’nde gerek devlet yönetiminde gerek sosyal hayatın düzenlenmesinde şeri ve örfi hukuk kuralları geçerli olmuştu. Cumhuriyet Dönemi’ne gelindiğinde ise devletin millî egemenlik temelinde ve millî bir yönetim anlayışı ile yapılandırılması yeni bir hukuk sistemini gerektirmişti. Batılılaşmak için şeri ve örfi hukuk yerine aklı ve bilimsel düşünceyi esas alan çağdaş hukuk kurallarının benimsenmesi hedeflenmişti. Gelişmiş dünya milletleri arasında yer almak için Cumhuriyet Dönemi’nde hukuk sisteminde önemli yenilikler yapılmıştı.

Bu bilgilere göre hukuk sisteminde yapılan yeniliklerde;

  • I. Laiklik,
  • II. İnkılapçılık,
  • III. Devletçilik,
  • IV. Cumhuriyetçilik


ilkelerinden hangilerinin etkili olduğu söylenebilir?

  • I ve III
  • II ve IV
  • I, II ve IV
  • II, III ve IV

3. Sorunun Çözümü

Cumhuriyet Dönemi’nde hukuk sisteminde yapılan yenilikler, Osmanlı Devleti’nde geçerli olan şeri ve örfi hukuk kurallarının yerine, çağın gereklerine uygun, bilimsel ve akılcı bir yapı oluşturma ihtiyacından doğmuştur. Bu bağlamda, hukuk sistemindeki reformlar temel olarak yeni devletin millî egemenlik ilkesine dayalı yönetim anlayışını yansıtmakta ve ülkenin Batı medeniyetleri arasına girebilmesi için gerekli modernleşme adımlarını içermektedir.

Yapılan yeniliklerde etkili olan temel ilkeleri aşağıdaki gibi değerlendirebiliriz:

  • I. Laiklik: Hukuk sisteminde dini normların ve etkilerin sistem dışına atılarak, devlet işlerinin din işlerinden ayrılması sağlanmıştır. Bu durum, hukuk kurallarının tarafsız ve bilimsel temellere dayandırılmasına olanak tanımıştır.
  • II. İnkilapçılık: Toplumsal, siyasal ve kültürel alanlarda olduğu gibi hukuk sisteminde de sürekli yenilenme ve çağdaşlaşma hedeflenmiştir. Bu yaklaşım, mevcut sistemin akılcı ve bilimsel düşünce ışığında yeniden yapılandırılmasını öngörmüştür.
  • IV. Cumhuriyetçilik: Hukuk sistemi, halkın egemenliğine dayalı, demokratik bir yapıya kavuşturulmak istenmiş; böylece kanunlar önünde eşitlik ve adalet sağlanmaya çalışılmıştır.

Neden C Şıkkı Doğru?
Yukarıda açıklandığı üzere, yeniliklerin temelinde Laiklik, İnkilapçılık ve Cumhuriyetçilik ilkeleri yatmaktadır. Bu üç temel ilke, hukuk sisteminde dinin etkisini azaltmak, çağın gereklerine uygun olarak sistemin sürekli yenilenmesini sağlamak ve halkın egemenliğini esas alan bir yapıyı kurmak açısından kritik rol oynamıştır. Öte yandan, Devletçilik ilkesi daha çok ekonomik ve sosyal politikaları şekillendirmede ön plana çıkmış olup, hukuk reformunun temel dinamikleri arasında belirleyici olmamıştır.

Özetle, Cumhuriyet Dönemi’nde hukuk sisteminde yapılan yenilikler, modern ve bilimsel bir yapı oluşturma amacı güderek Laiklik, İnkilapçılık ve Cumhuriyetçilik ilkelerinin etkili olduğu bir reform sürecini yansıtmaktadır. Bu nedenle, doğru cevap “C” şıkkıdır.

4 İzmir İktisat Kongresi’nde, İktisat Bakanı Mahmut Esat Bozkurt şöyle demiştir:

“Yeni Türkiye’nin iktisadı, bugün dünyada uygulanan ekonomik sistem ve politikalardan hiçbirinin benzeri olamaz. Ülkemiz, iktisadi anlam ve ihtiyacına ve iktisat tarihimizin ruhuna uygun, başlı başına bir iktisat politikası izlemek zorunluluğundadır. Yeni Türkiye karma bir ekonomik sistemi takip etmelidir. İktisadi girişimleri kısmen devlet ve kısmen kişiler, üzerlerine almalıdırlar.”


Buna göre,

  • I. Türkiye’nin koşullarına uygun bir ekonomik politika takip edilecektir.
  • II. Devlet iktisadi alanda görev ve sorumluluk yüklenecektir.
  • III. Tüm ekonomik girişimler devlet eliyle gerçekleştirilecektir.


yargılarından hangilerine ulaşılabilir?

  • Yalnız I
  • I ve II
  • II ve III
  • I, II ve III

4. Sorunun Çözümü

İzmir İktisat Kongresi’nde İktisat Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un söylediği ifadeler, yeni Türkiye’nin ekonomik yapısının özgün ve ülkenin koşullarına uygun olarak belirlenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bozkurt, “başlı başına bir iktisat politikası” izlenmesi gerektiğini ve ekonominin karma bir sistem şeklinde düzenlenmesi gerektiğini belirtirken, ekonomik girişimlerin kısmen devlet ve kısmen kişiler tarafından yürütüleceğini ifade etmiştir.

Bu bilgiler ışığında aşağıdaki yargıları değerlendirelim:

  • I. “Türkiye’nin koşullarına uygun bir ekonomik politika takip edilecektir.”
    Bu ifade, Bozkurt’un vurguladığı “iktisat tarihimizin ruhuna uygun” ve ülkemizin ekonomik ihtiyaçlarına göre belirlenen özgün politikayı yansıttığından doğru kabul edilir.
  • II. “Devlet iktisadi alanda görev ve sorumluluk yüklenecektir.”
    İfadede “iktisadi girişimleri kısmen devlet … üzerlerine almalıdırlar” denilmesi, devletin ekonomik alanda önemli bir rolü olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yüzden, devletin görev ve sorumluluk yüklenmesi yönündeki ifade de geçerlidir.
  • III. “Tüm ekonomik girişimler devlet eliyle gerçekleştirilecektir.”
    Ancak Bozkurt’un açıklamasında, ekonomik girişimlerin kısmen devlet, kısmen kişiler tarafından yürütüleceği belirtilmiştir. Bu nedenle, ekonomik girişimlerin tamamının devlet eliyle gerçekleştirileceği yorumu yanlıştır.

Neden B Şıkkı Doğru?
Yukarıdaki değerlendirmeye göre, yalnızca I ve II yargılarına ulaşılabilir. Bozkurt’un açıklamalarında, yeni Türkiye’nin ekonomik politikasının ülkenin koşullarına uygun olarak belirlenmesi ve devletin iktisadi alanda önemli roller üstlenmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir. Ancak, tüm ekonomik faaliyetlerin tamamen devlet tarafından yürütüleceği fikri, metinde yer almamaktadır. Bu nedenle, doğru cevap “B” şıkkıdır.

Özetle, Mahmut Esat Bozkurt’un açıklamaları, Türkiye’nin ekonomik politikalarının özgün ve ülke koşullarına uygun olarak belirleneceğini, devletin bu alanda önemli sorumluluklar üstleneceğini fakat ekonomik girişimlerin tamamen devlet eliyle yürütülmeyeceğini göstermektedir. Bu açıklamalardan, yalnızca I ve II yargıları elde edilebilir; dolayısıyla doğru cevap “B” şıkkıdır.

5 Aşağıda 1921 ve 1924 Anayasalarının yasama, yürütme ve yargı güçleriyle ilgili bilgiler verilmiştir.

1921 Anayasası 1924 Anayasası
Yasama Büyük Millet Meclisi Türkiye Büyük Millet Meclisi
Yürütme Büyük Millet Meclisi Hükûmeti Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar Kurulu
Yargı Büyük Millet Meclisi Bağımsız Mahkemeler


Tabloya göre 1921 ve 1924 Anayasaları,

  • I. Hükûmet sistemi
  • II. Kanunları yapan kurum
  • III. Yönetim gücünü oluşturan birimler


özellikleri yönünden hangilerinde farklılık göstermektedir?

  • Yalnız I
  • I ve III
  • II ve III
  • I, II ve III

5. Sorunun Çözümü

1921 ve 1924 Anayasaları’nda yapılan düzenlemeler, devletin işleyiş biçimini ve güçlerin dağılımını kökten değiştirmeyi amaçlamıştır. Tabloya göre, yasama gücü açısından her iki anayasanın da merkezinde Büyük Millet Meclisi bulunmakta; 1921’de Büyük Millet Meclisi hem kanun yapma, hem yürütme hem de yargı gücünü elinde bulundururken, 1924’te bu görevler ayrı kurumlara dağıtılmıştır.

I. Hükûmet sistemi: 1921 Anayasası’nda yürütme, Büyük Millet Meclisi Hükûmeti aracılığıyla gerçekleştirilirken, 1924 Anayasası’nda Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar Kurulu şeklinde modern bir yürütme sistemi kurulmuştur. Bu durum, iki anayasa arasında yönetim sistemi açısından belirgin bir farklılık ortaya koymaktadır.

II. Kanunları yapan kurum: Her iki anayasa da yasama gücünü Büyük Millet Meclisi üzerinden gerçekleştirmiştir. İsim farklılıkları olsa da temel işlev ve yapı bakımından benzerlik gösterir; bu nedenle bu alanda belirgin bir farklılık söz konusu değildir.

III. Yönetim gücünü oluşturan birimler: 1921 Anayasası’nda yasama, yürütme ve yargı güçleri büyük ölçüde Büyük Millet Meclisi çatısı altında birleşirken, 1924 Anayasası’nda bu güçler bağımsız kurumlara ayrılmıştır. Bu durum, devlet yönetim gücünün hangi organlar tarafından oluşturulduğu bakımından köklü bir değişikliği ifade eder.

Neden B Şıkkı Doğru?
Yukarıdaki açıklamalara göre, 1921 ve 1924 Anayasaları arasındaki en önemli farklılıklar, Hükûmet sistemi (I) ve yönetim gücünü oluşturan birimler (III) alanlarında ortaya çıkmaktadır. Kanunları yapan kurumda ise her iki anayasanın da temel işlevi aynı kalmıştır. Bu nedenle, doğru cevap “B” şıkkıdır.

Özetle, iki anayasa arasında yürütme sistemi ve yönetim gücünün yapılandırılması açısından önemli farklılıklar bulunurken, yasama alanında belirgin bir fark söz konusu değildir. Dolayısıyla, farklılık gösteren alanlar I ve III’dür.

6 Fransa’da yayımlanan “Le Journal” gazetesi, Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınmasını şu şekilde değerlendirmiştir:

“Yeni Türkiye yöneticileri çok parlak bir eser ortaya koyacaktır. Memlekete, büyük geçmişine layık bir istikbal temin etmek istiyorlar. Her şeyden evvel ulusal karar ve isteklerin canlandırılması ile işe başladılar. Bu işte anaların büyük rolleri vardır ve Mecliste yer almış bulunuyorlar.”


Fransız gazetesinin bu haberinden,

  • I. Yapılan inkılap millî iradenin bir sonucudur.
  • II. Kadınların siyasi yaşamdaki etkinlikleri artmıştır.
  • III. Türk kadınına verilen hakların uluslararası basında yansımaları olmuştur.
  • IV. Türk kadını siyasi haklarını pek çok Avrupa ülkesindeki kadından daha önce elde etmiştir.


çıkarımlarından hangilerine ulaşılabilir?

  • I, II ve III
  • I, II ve IV
  • II, III ve IV
  • I, II, III ve IV

6. Sorunun Çözümü

Fransa’da yayımlanan “Le Journal” gazetesinin haberi, Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınmasının ulusal ve uluslararası alanda nasıl algılandığını ortaya koymaktadır. Haberde, yeni Türkiye yöneticilerinin gerçekleştirdiği inkılapların millî iradenin bir sonucu olduğu, bu doğrultuda ulusal karar ve isteklerin canlandırılmaya çalışıldığı ifade edilmiştir. Ayrıca, haberde “anaların büyük rolleri” ifadesiyle, kadınların siyasi yaşamdaki etkinliklerinin artmış olduğuna ve Mecliste yer almalarının bu dönüşümün bir göstergesi olduğuna dikkat çekilmiştir.

Bu bilgiler ışığında, haberden ulaşılabilecek çıkarımları madde madde değerlendirelim:

  • I. Yapılan inkılap millî iradenin bir sonucudur.
    Haberde, Türkiye’nin yeni ekonomik ve siyasi düzeninin oluşturulmasında ulusal karar ve isteklerin canlandırılmasının ön plana çıkması, inkılapların milli iradenin bir yansıması olduğunu göstermektedir.
  • II. Kadınların siyasi yaşamdaki etkinlikleri artmıştır.
    Gazetenin ifadesinde “Mecliste yer almış bulunuyorlar” şeklinde belirtilmesi, kadınların artık siyasi yaşamda daha aktif rol aldığını ve temsil edildiklerini ortaya koymaktadır.
  • III. Türk kadınına verilen hakların uluslararası basında yansımaları olmuştur.
    Haberin uluslararası bir gazete tarafından yayımlanması, Türkiye’de kadınlara tanınan siyasi hakların dünya basınında da yankı bulduğunu göstermektedir.

Buna karşın, IV. Türk kadını siyasi haklarını pek çok Avrupa ülkesindeki kadından daha önce elde etmiştir. ifadesi, haberde yer alan bilgiler ışığında doğrudan desteklenmemektedir. Haberde, kadınların siyasi yaşamdaki etkinliklerinin arttığı ve ulusal inkılapların bir sonucu olduğu vurgulanmakta olup, bu durumun Avrupa ülkeleriyle kıyaslanması yapılmamaktadır.

Neden A Şıkkı Doğru?
Yukarıdaki değerlendirmelere göre, haberde verilen bilgilerden I, II ve III çıkarımlarına ulaşılabilir. İnkilapların milli iradenin bir sonucu olması, kadınların siyasi yaşamdaki etkinliklerinin artması ve bu hakların uluslararası basında yansımalarının gözlemlenmesi, haberin temel mesajları arasındadır. Dolayısıyla, doğru cevap “A” şıkkıdır.

Özetle, Fransız gazetesinin haberi, Türkiye’deki inkılapların ve kadın haklarının ulusal kararlarla şekillendiğini, kadınların siyasi yaşama entegrasyonunun arttığını ve bu gelişmelerin uluslararası arenada yankı bulduğunu göstermektedir. Bu sebeple, yapılan inkılap millî iradenin bir sonucudur, kadınların siyasi yaşamdaki etkinlikleri artmıştır ve uluslararası basında yansımaları olmuştur; bu üç çıkarım doğru olup, diğer ifadeye yer verilmemektedir.

7 Atatürk ilkelerinden biri olan devletçilik; o günün ihtiyaçlarından doğan, Türkiye’nin koşullarına uygun, Türk ulusunun yararını doğrudan ilgilendiren, iktisadi ve sosyal kalkınmayı öngören bir sistemdir. Ayrıca özel mülkiyete de yer veren, teşebbüs hürriyetini savunan ve kalkınmayı amaçlayan bir ekonomik modeldir.

Bu bilgilere göre aşağıdakilerden hangisinin devletçilik ilkesi ile ilgili olduğu söylenemez?

  • Ekonomik kalkınmayı hedeflemesi
  • Özel sektöre yatırım fırsatı sunması
  • Yabancı sermayeyi teşvik etmesi
  • Toplumun ihtiyaçlarından ortaya çıkması

7. Sorunun Çözümü

Atatürk’ün devletçilik ilkesi, Türkiye’nin koşullarına ve o dönemin ihtiyaçlarına uygun olarak, ekonomik ve sosyal kalkınmayı hedefleyen bir modeldir. Bu model, özel mülkiyete yer veren, teşebbüs hürriyetini destekleyen ve kalkınmanın sağlanması amacıyla toplumun ihtiyaçlarından doğan bir yapıyı ifade eder. Dolayısıyla, devletçilik ilkesi kapsamında ekonomik kalkınmanın hedeflenmesi (A) ve toplumun ihtiyaçlarından ortaya çıkması (D) gibi unsurlar açıkça yer almaktadır. Ayrıca, devletçilik ilkesi, özel sektöre de yatırım fırsatı sunarak yerli girişimciliği destekler (B).

Buna karşın, yabancı sermayeyi teşvik etmesi (C) devletçilik ilkesi ile ilgili değildir. Çünkü devletçilik, esas olarak ülkenin kendi ekonomik kaynaklarına ve yerli sermayeye dayalı kalkınmayı hedefler; yabancı sermayenin teşvik edilmesi ise, dışa bağımlılığı artırabilecek bir yaklaşım olarak devletçilik anlayışının temelinden uzak durulan bir politikadır.

Neden C Şıkkı Doğru?
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, devletçilik ilkesinde ekonomik kalkınmanın yerli kaynaklarla desteklenmesi, özel sektöre yatırım imkânı tanınması ve toplumsal ihtiyaçların gözetilmesi öne çıkar. Bu kapsamda, yabancı sermayenin teşvik edilmesi, devletçilik ilkesinin amaçları arasında yer almadığından, doğru cevap “C” şıkkıdır.

Özetle, devletçilik ilkesi, yerli üretim ve kalkınma odaklı bir ekonomik model olarak, yabancı sermayenin teşvik edilmesini değil, ülkenin kendi kaynaklarıyla büyümesini destekler. Bu nedenle, seçenekler arasında devletçilik ilkesiyle ilgili olmayan ifade “C” şıkkıdır.

8 İsmet Paşa, Ankara’nın başkent yapılma nedenlerini şu sözlerle ifade etmiştir:

“…Bir defa Boğazlar askerî bakımdan tamamıyla açık, tamamıyla emniyetsiz. Bu vaziyetteyiz. Lozan Antlaşması’yla elde edebildiğimiz neticeler ve tarihî şartlar bizi endişeye sevk ediyor. Ayrıca Anadolu’nun ortasında bulunarak ve bir Anadolu Hükûmeti olarak yeni devleti çalıştırmak istiyoruz. Ankara’nın hükûmet merkezi olmasıyla ilgili önergenin Meclisten geçirilmesi esaslı bir karardır. Yeni devletin politikasına, ideallerine yazılı bir yön veren, kesin, fiilî bir adımdır.”


Buna göre Ankara’nın başkent seçilmesinde;

  • I. Siyasi,
  • II. Ekonomik,
  • III. Jeopolitik


nedenlerden hangilerinin etkili olduğu söylenebilir?

  • Yalnız I
  • I ve III
  • II ve III
  • I, II ve III

8. Sorunun Çözümü

İsmet Paşa’nın Ankara’nın başkent yapılma nedenlerine ilişkin sözleri, yeni devletin yönetim merkezinin seçilmesinde esas olarak siyasi ve jeopolitik faktörlerin etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Paşa’nın ifadesinde, Boğazların askerî açıdan açık ve emniyetsiz oluşu, Lozan Antlaşması’nın getirdiği sonuçlar ve tarihî şartlar gibi unsurlar, Ankara’nın coğrafi konumunun ve jeopolitik avantajlarının önemine dikkat çekmektedir. Ayrıca, Anadolu’nun ortasında yer alması ve Anadolu Hükûmeti olarak yeni devleti yönetme arzusu, siyasi merkezileşmenin gerekliliğini vurgulamaktadır.

Şimdi, soruda belirtilen nedenleri inceleyelim:

  • I. Siyasi: Ankara’nın başkent yapılması, yeni devletin siyasi ideallerine ve yönetim biçimine uygun olarak merkezi bir otoritenin kurulması açısından kritik bir karardır. Paşa’nın açıklamasında, Ankara’nın hükûmet merkezi olmasıyla yeni devletin politikasına ve ideallerine kesin ve fiilî bir yön verileceği belirtilmektedir.
  • II. Ekonomik: İktidar merkezi seçimi sürecinde ekonomik faktörlerin de önemi olmakla birlikte, İsmet Paşa’nın açıklamasında ekonomik etkenlere dair doğrudan bir vurgu bulunmamaktadır. Bu nedenle, ekonomik nedenler başkent seçiminde belirleyici faktör olarak öne çıkmamaktadır.
  • III. Jeopolitik: Paşa’nın Boğazların askerî açıdan açık ve emniyetsiz oluşu, Lozan Antlaşması’nın getirdiği durum ve Anadolu’nun ortasında yer alması gibi açıklamaları, Ankara’nın jeopolitik konumunun yeni devlet için stratejik bir avantaj sağladığını göstermektedir.

Neden B Şıkkı Doğru?
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Ankara’nın başkent seçilmesinde etkili olan nedenler arasında siyasi ve jeopolitik faktörler belirgin bir şekilde öne çıkmaktadır. Ekonomik etkenlere dair doğrudan bir vurgu bulunmadığından, bu üç seçenek içerisinde yalnızca I ve III numaralı nedenler, Ankara’nın başkent yapılmasının temel dayanakları olarak değerlendirilebilir. Bu sebeple, doğru cevap “B” şıkkı, yani I ve III numaralı nedenlerin etkili olduğu söylenebilir.

Özetle, İsmet Paşa’nın açıklamaları, Ankara’nın başkent yapılmasının siyasi merkezileşme ihtiyacını ve jeopolitik avantajını vurgularken, ekonomik faktörlerin bu karar üzerindeki etkisini ön plana çıkarmamaktadır. Bu nedenle, Ankara’nın başkent yapılmasında etkili olan nedenler, yalnızca siyasi ve jeopolitik unsurlardır.

9 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nı imzalayarak bağımsızlığını tüm dünyaya kabul ettiren yeni Türk Devleti, 13 Ekim 1923’te Ankara’yı başkent ilan etti. Artık, mevcut rejimin isminin de bütün açıklığı ile konularak, yeni devlet başkanının seçilmesi gerekiyordu. O güne kadar devlet başkanlığı görevi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak fiilen Atatürk tarafından yürütülmüştü. 27 Ekim 1923’te Fethi (Okyar) Bey’in istifasının ardından hükûmetin kurulması ile ilgili sistem sorunu belirgin hâle geldi. Yeni hükûmetin kurulması ve yürütme işlerinin aksaması üzerine meclis hükûmeti sisteminden kabine sistemine geçilmesi kararlaştırıldı. Tüm bu gelişmeler sonucunda 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi.

Bu bilgilere göre Cumhuriyet’in ilan edilme nedenleri arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

  • Devlet başkanlığı sorununun yaşanması
  • Rejimin adının henüz konulmamış olması
  • Hükûmet bunalımının ortaya çıkması
  • Başkent meselesinin krize dönüşmesi

9. Sorunun Çözümü

24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasıyla Türkiye’nin uluslararası arenada bağımsızlığı kabul edilmiş, ardından 13 Ekim 1923’te Ankara’nın başkent ilan edilmesi gibi önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerin ardından mevcut rejimin nasıl adlandırılacağı, yeni devlet başkanının kim olacağı, hükümetin kurulması gibi ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır. 27 Ekim 1923’te Fethi (Okyar) Bey’in istifasıyla hükümetin kurulması konusundaki belirsizlik ve bunalım, yürütme işlerinin aksaması gibi sorunlar, yeni rejimin hangi biçimde yapılandırılacağı konusunda kriz yaratmıştır. Bu ortamda meclis hükûmeti sisteminden kabine sistemine geçilmesi ve en sonunda 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanı, bu krizlerin çözümü amacıyla alınan kararlar arasında yer almıştır.

Şimdi seçenekleri değerlendirelim:

  • A. Devlet başkanlığı sorununun yaşanması: O güne kadar devlet başkanlığı görevinin TBMM Başkanı tarafından yürütülmesi ve sonrasında yaşanan istifa, kriz yaratan önemli unsurlardan biridir.
  • B. Rejimin adının henüz konulmamış olması: Mevcut rejimin isminin netlik kazanması, yeni bir başkan seçilmesi gerekliliği gibi meseleler, süreçte tartışılmış olsa da, bu durum doğrudan bir kriz yaratan unsur olarak öne çıkmamıştır.
  • C. Hükûmet bunalımının ortaya çıkması: Fethi Bey’in istifası sonrasında hükümetin kurulmasında yaşanan aksaklıklar, bunalımın ortaya çıkmasına neden olmuştur.
  • D. Başkent meselesinin krize dönüşmesi: Ankara’nın başkent ilanı, yeni rejimle ilgili pek çok önemli kararın alınmasına yol açmış ve bu durum da siyasi arenada tartışmaların artmasına sebep olmuştur.

Neden B Şıkkı Doğru?
Yukarıdaki değerlendirmelerden anlaşılacağı üzere, Cumhuriyet’in ilan edilme sürecinde; devlet başkanlığı sorunu, hükümet bunalımı ve başkent meselesinin yarattığı siyasi krizler etkili olmuştur. Ancak, rejimin adının henüz netleşmemiş olması, bu krizler arasında belirleyici bir etken olarak ortaya çıkmamıştır. Yani, rejimin adının konulması bir tartışma konusu olmuş olsa da, Cumhuriyet’in ilan edilme nedenleri arasında doğrudan kriz yaratan bir unsur olarak yer almamaktadır. Bu nedenle, doğru cevap “B” şıkkıdır.

Özetle, Cumhuriyet’in ilanında, başkanlık sorunu, hükümetin kurulmasında yaşanan bunalım ve başkent meselesinin yarattığı siyasi krizler ön plana çıkarken, rejimin adının netleştirilmemiş olması, doğrudan ilan nedenleri arasında sayılmaz.

10 Cumhuriyet’in ilk yıllarında trahom, verem, sıtma, frengi, çiçek, tifüs, veba ve kolera gibi bulaşıcı hastalıklar çok sayıda insanın ölümüne yol açmıştır. Bakanlık, bu hastalıklarla mücadele etmek için bazı tedbirler almıştır. Bu amaçla dispanserler, sanatoryumlar ve numune hastaneleri gibi kurumlar açılmıştır. Ayrıca bu hastalıklarla daha etkili mücadele edebilmek için seyyar tabiplikler kurulmuştur. Bu tabiplikler, köylerde bulaşıcı hastalıklara yakalanmış vatandaşları bulundukları yerde muayene ve tedavi etmişlerdir.

Verilen bilgiler değerlendirildiğinde aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?

  • Bulaşıcı hastalıklar halk sağlığını tehdit etmiştir.
  • Hastalıkların tedavisi için yeni kurumlar açılmıştır.
  • Sağlık hizmetleri kırsal alanlara da ulaştırılmıştır.
  • Sağlık bilgisi eğitim programlarına dâhil edilmiştir.

10. Sorunun Çözümü

Cumhuriyet’in ilk yıllarında yayılan trahom, verem, sıtma, frengi, çiçek, tifüs, veba ve kolera gibi bulaşıcı hastalıklar, toplum sağlığı üzerinde ciddi tehditler oluşturmuştur. Bu durum, hastalıklarla mücadele amacıyla dispanserler, sanatoryumlar ve numune hastaneleri gibi yeni sağlık kurumlarının açılmasına zemin hazırlamıştır. Ayrıca, seyyar tabipliklerin kurulmasıyla kırsal kesimlerde yaşayan vatandaşlara da sağlık hizmetleri ulaştırılmıştır.

Yukarıdaki bilgilerin değerlendirilmesi sonucunda ulaşılabilen yargılar şunlardır:

  • A. Bulaşıcı hastalıklar halk sağlığını tehdit etmiştir.
  • B. Hastalıkların tedavisi için yeni kurumlar açılmıştır.
  • C. Sağlık hizmetleri kırsal alanlara da ulaştırılmıştır.

Neden D Şıkkı Ulaşılamaz?
Verilen metinde, hastalıklarla mücadele kapsamında alınan önlemler ve kurulan kurumlar detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Ancak, sağlık bilgisi eğitim programlarına dâhil edilmesi ile ilgili herhangi bir bilgi verilmemiştir. Dolayısıyla, bu çıkarım metin kapsamında desteklenmemektedir.

Özetle, Cumhuriyet’in ilk yıllarında halk sağlığını tehdit eden bulaşıcı hastalıklarla mücadele için çeşitli sağlık kurumları kurulmuş ve hizmetler kırsal alanlara da ulaştırılmıştır; ancak, sağlık bilgisi eğitim programlarının uygulanmasına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle, doğru cevap “D” şıkkıdır.

11 17 Şubat 1923’te İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nde alınan kararlardan bazıları şunlardır:

  • Ham maddesi yurt içinden temin edilen sanayi dalları kurulmalıdır.
  • El işçiliğinden ve küçük imalattan, büyük imalathanelere geçilmelidir.
  • Devlet, özel sektör tarafından gerçekleştirilemeyen yatırımlara öncülük etmelidir.
  • Yerli malı kullanılmalı ve israftan kaçınılmalıdır.


Buna göre aşağıdakilerden hangisinin gerçekleştirilmeye çalışıldığı söylenemez?

  • Yerli fabrikaların kurulmasını sağlamak
  • Ham madde ithalatını teşvik etmek
  • Dışa bağımlılığı ortadan kaldırmak
  • Tasarruf bilincini geliştirmek

11. Sorunun Çözümü

17 Şubat 1923’te İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nde alınan kararlar, ülkenin ekonomik kalkınmasının temellerini yerli üretime dayandırmayı ve dışa bağımlılığı azaltmayı amaçlamıştır. Kongrede, ham maddelerin yurt içinden temin edilmesi, el işçiliği yerine büyük ölçekli imalathanelerin kurulması, devletin özel sektörün gerçekleştiremeyeceği yatırımlara öncülük etmesi ve yerli malın kullanımının teşvik edilmesi gibi kararlar alınmıştır.

Bu bağlamda:

  • A. Yerli fabrikaların kurulmasını sağlamak, kongrenin amaçları arasında yer alır; çünkü yerli ham madde kullanılarak büyük imalathanelerin kurulması hedeflenmiştir.
  • B. Ham madde ithalatını teşvik etmek ise, alınan kararlarla tamamen zıttır. Çünkü kongrede, ham maddelerin yurt içinden temin edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
  • C. Dışa bağımlılığı ortadan kaldırmak, yerli üretimi destekleyerek dışa bağımlılığı azaltmayı amaçlayan kararlar arasında yer almaktadır.
  • D. Tasarruf bilincini geliştirmek, israftan kaçınma prensibiyle uyumlu olup, ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirliğini sağlamayı hedefler.

Neden B Şıkkı Doğru?
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, kongrenin alınan kararları yerli kaynakların kullanılmasını ve yerli üretimin desteklenmesini öngörür. Bu nedenle, ham madde ithalatını teşvik etmek, kongrenin amaçlarıyla çelişmektedir. Dolayısıyla, gerçekleştirilmeye çalışılan uygulamalar arasında yer almayan unsur “B” şıkkıdır.

Özetle, Türkiye İktisat Kongresi, dışa bağımlılığı azaltarak yerli üretimi ve ekonomik kalkınmayı destekleyecek politikaların uygulanmasını hedeflemiş; bu doğrultuda ham maddelerin yurt içinden temin edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu nedenle, ham madde ithalatını teşvik etmek söz konusu kararlar arasında yer alamamıştır.

12 Mustafa Kemal’in aşağıdaki sözleri incelendiğinde, hangi kavrama vurgu yaptığı söylenemez?

Biz, memleket halkı, kişi ve çeşitli sınıf mensuplarının birbirlerine yardımlarını aynı kıymet ve nitelikte görürüz. Hepsinin menfaatlerinin aynı derecede ve aynı eşitlik duygusu ile karşılanmasına çalışmak isteriz. Bu şeklin, milletin genel refahı, devlet bünyesinin sağlamlaştırılması için daha uygun olduğu kanaatindeyiz. Bizim düşüncemizde; çiftçi, çoban, amele, tüccar, sanatkâr, asker, doktor, kısacası herhangi bir sosyal müessesede çalışan bir vatandaşın hak, menfaat ve hürriyeti eşittir. Devlete, bu anlayış ile azami yardımcı olmak ve milletin güvenci ve iradesini yerinde sarf edebilmek, bizce, bizim anladığımız anlamda halk hükûmeti idaresi ile mümkün olur.

  • Millî egemenlik
  • Birlik ve beraberlik
  • Toplumsal dayanışma
  • Tam bağımsızlık

12. Sorunun Çözümü

Mustafa Kemal’in verdiği sözler incelendiğinde, toplumun tüm kesimlerinin eşit haklara sahip olması, birbirlerine destek olması ve birlikte hareket etmesinin önemi vurgulanmaktadır. Sözde, “çiftçi, çoban, amele, tüccar, sanatkâr, asker, doktor” gibi farklı sosyal grupların menfaatlerinin eşit olması, toplumsal dayanışma ve birlik ruhunun sağlanması gerektiği belirtilmektedir. Bu anlayış, devletin işleyişinde halk hükûmeti idaresine dayalı olarak, milletin güvencesinin ve iradesinin yerinde kullanılmasının sağlanacağını ifade eder.

Açıklamalara baktığımızda, sözde öncelikle birlik ve beraberlik (B) ile toplumsal dayanışma (C) üzerinde durulduğu görülmektedir. Aynı zamanda, halkın eşit haklara sahip olması, toplumsal refahın sağlanması ve devletin güveninin tesis edilmesi gibi kavramlar, millî egemenlik (A) ve halkın iradesiyle yönetilen bir sistemin oluşturulmasına işaret etmektedir.

Buna karşın, sözlerde tam bağımsızlık (D) kavramına dair doğrudan veya dolaylı bir vurguya rastlanmamaktadır. “Tam bağımsızlık”, genellikle devletin dış politikasında, dış baskılardan veya yabancı etkilerden bağımsız hareket etmesi anlamına gelir. Ancak burada, vurgulanan kavramlar daha çok iç işleyiş, toplumun eşitliği, dayanışması ve devletin işleyişindeki katılımcılık üzerinde yoğunlaşmıştır.

Neden D Şıkkı Doğru?
Sözlerin içeriği, millî egemenlik, birlik ve beraberlik ile toplumsal dayanışma gibi kavramların altını çizmekte, fakat tam bağımsızlık meselesine değinmemektedir. Dolayısıyla, Mustafa Kemal’in bu sözlerinde vurgulanan kavramlar arasında tam bağımsızlık yer almamaktadır.

Özetle, Mustafa Kemal’in sözleri, toplumun eşitlik ve dayanışma temelinde hareket etmesi, halkın ortak refahı ve devletin işleyişindeki katılımcılık gibi değerlere vurgu yapar; ancak, devletin dış baskılardan tamamen bağımsız olması anlamındaki tam bağımsızlık kavramını öne çıkarmamaktadır. Bu nedenle doğru cevap “D” şıkkıdır.


İşlemler

Geçmiş Sonuçlar

    Bir Yorum Yaz