1 Anadolu Selçukluları ve beyliklerinde sultanın ya da beyin ölümünden sonra yerlerine aileden birinin geçmesi, aşağıdakilerden hangisinin göstergesidir?
- Orta Asya Türk geleneğinin terkedildiğinin
- Ülkenin hükümdar ailesinin ortak malı sayıldığının
- Halkın yönetime katıldığının
- Taht kavgalarının sona erdiğinin
1. Sorunun Çözümü
Bu soruda Anadolu Selçukluları ve beyliklerinde görülen, sultanın veya beyin ölümünden sonra yerine aileden birinin geçmesi uygulaması sorgulanmaktadır. Öncelikle, Türk-İslam devletlerinde ülke yönetimi konusunda farklı dönemlerde farklı anlayışlar benimsenmiştir.
Adım adım çözüm:
- Orta Asya’dan gelen “ülke hanedanın ortak malıdır” anlayışı, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları ve bazı beyliklerde uygulanmıştır. Bu anlayışa göre ülke toprakları bir kişiye değil, hanedana aittir.
- Bu sistemde hükümdar öldüğünde, tahta geçme hakkı hanedanın tüm erkek üyelerine aittir. Dolayısıyla yerine geçecek kişinin aileden biri olması bu geleneğin göstergesidir.
- Soruda belirtilen durum, hanedanın ortak malı anlayışını yansıtmaktadır.
Yanlış şıkların değerlendirilmesi:
- A şıkkı: “Orta Asya Türk geleneğinin terkedildiğinin” → Yanlıştır. Aksine, burada tam olarak Orta Asya’dan gelen geleneğin devam ettiği görülmektedir.
- C şıkkı: “Halkın yönetime katıldığının” → Yanlıştır. Bu sistemde yönetim tamamen hanedan üyeleri arasında el değiştirmekte, halkın doğrudan yönetime katılması söz konusu değildir.
- D şıkkı: “Taht kavgalarının sona erdiğinin” → Yanlıştır. Aksine, hanedanın tüm üyelerinin taht üzerinde hak sahibi olması taht kavgalarını artırmıştır.
Sonuç olarak: Soruda verilen bilgi, ülkenin hükümdar ailesinin ortak malı sayıldığının göstergesidir. Bu durum hem Orta Asya Türk devlet geleneğinin devamı hem de Anadolu Selçukluları’nda ve beyliklerde görülen bir yönetim anlayışıdır.
Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.
2 Uygurlar, Orta Asya’da kurulan diğer Türk devletlerinden farklı özellikler taşırlar. Buna göre aşağıdakilerden hangisi, Uygurları diğer Türk devletlerinden ayıran özelliklerden biri değildir?
- Mimari eserler yapmaları
- Destanlarının olması
- Tarımla uğraşmaları
- Yerleşik hayata geçmeleri
2. Sorunun Çözümü
Bu soruda Uygurların Orta Asya’daki diğer Türk devletlerinden hangi yönleriyle ayrıldıkları sorgulanıyor. Önce genel çerçeveyi kuralım: Uygurlar, özellikle yerleşik yaşam, tarım, şehir kültürü ve dinî–kültürel üretim alanlarında belirginleşmişlerdir. Karabalgasun ve Turfan başta olmak üzere şehirleşme, tapınak ve manastır mimarisi, kâğıt ve matbaa kullanımı ile kültürel bir sıçrama yapmışlardır. Bu yönleri, onları önceki daha göçebe karakterli Türk siyasi teşekküllerinden ayrıştırır.
Adım adım düşünelim:
- “Diğerlerinden ayıran” ölçütü demek, Uygurlara özgü veya Uygurlarda bariz, ayırt edici derecede güçlü olan nitelikler demektir.
- Bu ölçüte göre şıkları tek tek değerlendirelim.
Şıkların Analizi
- A) Mimari eserler yapmaları: Uygurların pagoda/tapınak, manastır ve şehir yapılarıyla öne çıktığı bilinir. Mimari üretim ve şehir dokusu Uygurları güçlü biçimde ayrıştırır. Ayırt edicidir.
- B) Destanlarının olması: Destan geleneği yalnızca Uygurlara özgü değildir; Göktürkler, Oğuzlar ve daha pek çok Türk topluluğunda destan kültürü vardır. Yani “destan sahibi olmak” genel Türk kültürünün ortak bir özelliğidir. Bu nedenle ayırt edici değildir.
- C) Tarımla uğraşmaları: Uygurlar, sulama ve tarımsal üretimi şehir ekonomisiyle bütünleştirmişlerdir. Tarımın sistemli ve yaygın bir faaliyet olması onları önceki göçebe ağırlıklı yapılardan belirgin biçimde farklılaştırır. Ayırt edicidir.
- D) Yerleşik hayata geçmeleri: Uygurların şehirleşmesi, kalıcı yerleşimler ve kurumlaşmış kent kültürü en ayırt edici vasıflarındandır. Ayırt edicidir.
Sonuç: Uygurları diğer Türk devletlerinden ayırmayan, yani “ayırt edici olmayan” özellik destanlarının olmasıdır; çünkü destan geleneği Türk dünyasında yaygındır.
Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.
3 Kök Türk Devleti‘nin aşağıdaki özelliklerinden hangisi ulusalcı bir devlet olduğunu gösterir?
- Kendine özgü alfabe kullanması
- Göçebe yaşamı sürdürmesi
- Kararların Kurultayda alınması
- İpek Yolu’nun kontrolü için savaşların yapılması
3. Sorunun Çözümü
Bu soruda Kök Türk Devletinin hangi yönünün ulusalcı (millî kimliği önceleyen) bir anlayışı gösterdiğini sorguluyoruz. Ulusalcı yaklaşım, bir topluluğun kendine ait dilini, yazısını, kültürünü ve sembollerini bilinçli şekilde koruması ve geliştirmesi demektir. Kök Türkler, yalnızca siyasi başarılarıyla değil, dil ve yazı sahasında yaptıkları kimlik vurgusuyla da öne çıkarlar.
Adım adım değerlendirme:
- Kendine özgü alfabe kullanılması, bir topluluğun dilini ve kültürel hafızasını kendi araçlarıyla kayıt altına aldığını gösterir. Bu, millî kimliğin bile isteye korunmasıdır.
- Diğer seçenekler doğru bilgiler içerse de doğrudan millî kimliği kurumsallaştıran bir unsur değildir.
Şıkların analizi:
- A) Kendine özgü alfabe kullanması: Kök Türklerin geliştirdiği ve Orhun Yazıtlarında gördüğümüz yazı sistemi, Türk dilinin ve devlet ideolojisinin millî bir bellekle aktarılmasını sağlamıştır. Bu durum, ulusalcı bir devlet anlayışının en somut göstergesidir. Doğru cevap budur.
- B) Göçebe yaşamı sürdürmesi: Göçebelik bir ekonomik–sosyal yaşam tarzıdır, millî kimliği vurgulayan kurumsal bir tercih değildir. Dolayısıyla ulusalcılığın kanıtı sayılamaz.
- C) Kararların Kurultayda alınması: Kurultay, yönetim ve istişare geleneğini gösterir; siyasi katılım ve danışma kültürüne işaret eder. Ancak bu, millî kimliğin yazı/dil üzerinden kurumsallaşması kadar ulusalcı bir vurgu değildir.
- D) İpek Yolu’nun kontrolü için savaşların yapılması: Bu tercih, ekonomik ve jeopolitik güç hedefiyle ilgilidir. Ulusal kimliğin korunmasına dair doğrudan bir gösterge oluşturmaz.
Sonuç: Millî kimliği bilinçle koruyup aktaran en belirgin unsur, kendine özgü alfabenin kullanılmasıdır. Bu nedenle doğru cevap “A” şıkkıdır.
4 Asya (Büyük) Hun Devleti ile ilgili bilgilerden hangisi yanlıştır?
- Orta Asya’da bilinen ilk Türk devletidir.
- Yerleşik hayata geçen ilk Türk devleti olmuştur.
- Teoman, Asya Hun Devleti’nin bilinen ilk hükümdarıdır.
- Oğuz Kağan Destanı Asya Hunlarından kalan en önemli eserdir.
4. Sorunun Çözümü
Sevgili öğrenciler, sorumuz Asya (Büyük) Hun Devleti hakkında verilmiş yargılardan hangisinin yanlış olduğunu bulmanızı istiyor. Çözüme sistematik gidelim:
Adım adım yaklaşım:
- “Yanlış” arıyoruz. Yani üç ifade tarihî gerçeklerle uyumlu olmalı, bir tanesi ise uyumsuz olmalıdır.
- Her şıkkı kısa bilgilerle test edelim.
Şıkların analizi
-
A) Orta Asya’da bilinen ilk Türk devletidir.
Asya Hunları, Orta Asya bozkırlarında bilinen ilk büyük Türk siyasal teşekkülü kabul edilir. Bu ifade doğrudur. -
B) Yerleşik hayata geçen ilk Türk devleti olmuştur.
Hunların temel niteliği bozkır–göçebe yaşam tarzıdır; iktisadî ve askerî düzenleri atlı-göçebe kültüre dayanır. Türk tarihinde belirgin ve kurumsal anlamda yerleşik hayata geçişi öne çıkaranlar daha çok Uygurlardır (şehircilik, tarım, mimari). Bu nedenle Hunların “ilk yerleşik Türk devleti” olduğu ifadesi yanlıştır. -
C) Teoman, Asya Hun Devleti’nin bilinen ilk hükümdarıdır.
Hun tarihinin başlangıcında Teoman (Tuman) adı öne çıkar; ardından oğlu Mete (Mao-tun) dönemi gelir. Bu bilgi doğrudur. -
D) Oğuz Kağan Destanı Asya Hunlarından kalan en önemli eserdir.
Oğuz Kağan anlatısı Hun-Türk geleneğiyle ilişkilendirilir; Mete Han’la (Maodun) özdeşleştiren yaklaşımlar da mevcuttur. Hun mirası bağlamında kültürel önemi büyüktür. Bu nedenle seçenek, sınav bağlamında doğru kabul edilir.
Sonuç: Hunlar göçebe karakterlidir; yerleşiklik onları tanımlayan bir ilklik değildir. Yanlış olan ifade, “yerleşik hayata geçen ilk Türk devleti” iddiasıdır.
Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.
5 Aşağıdakilerden hangisi Türk-İslam devletlerine örnek gösterilemez?
- Emeviler
- Büyük Selçuklular
- Gazneliler
- Anadolu Selçukluları
5. Sorunun Çözümü
Bu soruda, hangi devletin Türk-İslam devletleri arasında sayılamayacağını bulmamız isteniyor. Önce tanımı netleştirelim: Türk-İslam devleti, hem Türk kökenli olup hem de İslamiyet’i resmî din olarak benimseyen devlet demektir. Dolayısıyla iki ölçüt vardır: (1) Türk kökenli olacak, (2) İslamî karakter taşıyacak.
Adım adım değerlendirme:
- Şıkları tek tek ele alalım ve köken/din kriterlerine göre inceleyelim.
- Türk kökenli olmayan veya İslamiyet’i devlet dini olarak benimsememiş olan seçenek doğru cevaptır.
Şıkların analizi
- A) Emeviler: Arap kökenlidir. Merkezi Şam olan bu devlet, İslamiyet’i yaymada etkili olmuş fakat Türk kökenli değildir. Bu nedenle Türk-İslam devleti tanımına uymaz.
- B) Büyük Selçuklular: Oğuz/Türkmen kökenli olup, İslamiyet’i benimsemişlerdir. Bu nedenle Türk-İslam devletidir.
- C) Gazneliler: Türk kökenli komutanlar tarafından kurulmuş, özellikle Sultan Mahmud döneminde İslamiyet’i resmî din olarak benimsemişlerdir. Dolayısıyla Türk-İslam devletidir.
- D) Anadolu Selçukluları: Oğuz kökenli Türkler tarafından kurulmuş ve İslamiyet esaslı yönetim benimsemişlerdir. Türk-İslam devleti sayılır.
Sonuç: Emeviler Türk kökenli olmadığından Türk-İslam devletleri arasında yer almaz.
Bu nedenle doğru cevap “A” şıkkıdır.
6 Anadolu Selçukları Döneminde;
1. Ticaret yollarının güvenliğinin sağlanması
2. Kervanların konaklaması için kervansaraylar yapılması
3. Çok sayıda medrese, kütüphane, imaret ve çeşme yapılması
4. Kıbrıs kralı ve Venediklilerle ticaret anlaşmaları yapılması
Bunların hangisinin iç ve dış ticareti geliştirmeye yönelik olduğu söylenemez?
- 1
- 2
- 3
- 4
6. Sorunun Çözümü
Soruda Anadolu Selçukluları Döneminde yapılan bazı faaliyetlerden hangisinin iç ve dış ticareti geliştirmeye yönelik olmadığı soruluyor. Bu soruyu doğru yanıtlayabilmek için, önce verilen maddelerin ticaretle ilişkisini tek tek incelememiz gerekir.
Adım adım değerlendirme:
- 1. Ticaret yollarının güvenliğinin sağlanması: Güvenlik, ticaretin en temel şartıdır. Kervanların saldırıya uğramaması, tüccarların mal kaybı yaşamaması için bu uygulama doğrudan ticareti geliştirir. Ticarete yöneliktir.
- 2. Kervanların konaklaması için kervansaraylar yapılması: Kervansaraylar, tüccarlara barınma, yiyecek, hayvan bakımı gibi imkânlar sunar. Bu da ticaretin canlanmasına doğrudan katkı sağlar. Ticarete yöneliktir.
- 3. Çok sayıda medrese, kütüphane, imaret ve çeşme yapılması: Bu faaliyetler kültürel, eğitimsel ve sosyal altyapıyı güçlendirir. Halkın refahı ve eğitimi artar; ancak doğrudan ticareti geliştirme amacı taşımaz. Ticaretle dolaylı ilişkili olsa da asıl amaç eğitim ve sosyal hizmettir.
- 4. Kıbrıs kralı ve Venediklilerle ticaret anlaşmaları yapılması: Dış ticareti canlandıran diplomatik faaliyetlerdir. Limanlar ve uluslararası ticaret bu sayede gelişir. Ticarete yöneliktir.
Şıkların analizi:
- A) 1: Yanlış olur, çünkü ticaret yollarının güvenliği ticaret için doğrudan gereklidir.
- B) 2: Yanlış olur, kervansaraylar ticaretin gelişmesinde kilit rol oynar.
- C) 3: Doğru seçenek. Çünkü bu faaliyetler kültürel ve sosyal amaçlıdır, ticaret odaklı değildir.
- D) 4: Yanlış olur, çünkü ticaret anlaşmaları doğrudan ticaretin gelişmesini sağlar.
Sonuç: Ticaretin gelişmesine doğrudan hizmet etmeyen faaliyet medrese, kütüphane, imaret ve çeşme yapımıdır.
Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.
7 13. yüzyılda Anadolu’dan İran, Suriye ve Irak’a çok sayıda koyun ve at satılmakta; Aksaray, Erzurum ve Uşak’ta üretilen halılar İslâm ülkelerine ve Avrupa’ya gönderilmekteydi. Anadolu’da üretilen pamuk ve ipekten çeşitli kumaşlar yapılıyordu. Sadece Malatya’da kumaş dokuyan 12000 tezgâh vardı. Mardin ve Muş pamukluları, Ankara ve Sivas’ın yünlü kumaşları ve Silvan’ın ipek tülleri önemli ihraç ürünlerindendi. Bu bilgilere bakarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
- Halkın bir bölümü hayvancılık ve tarımla uğraşmaktaydı.
- Sanayi ürünleri önemli ihraç ürünlerindendi.
- Ticaretin ülke ekonomisindeki payı azdı.
- Anadolu’da yoğun olarak ticaret yapılmaktadır.
7. Sorunun Çözümü
Soruda 13. yüzyılda Anadolu’da üretilen ve çeşitli ülkelere gönderilen ürünlerden bahsediliyor. Verilen bilgilerden hangisine ulaşılamayacağı soruluyor. Bu tarz sorularda öncelikle metinde doğrudan veya dolaylı olarak verilen bilgileri tespit etmemiz gerekir.
Adım adım değerlendirme:
- Metinde hayvancılık (koyun, at) ve tarım (pamuk, ipek üretimi) faaliyetlerinden söz ediliyor. Bu, halkın bir kısmının tarım ve hayvancılıkla uğraştığını gösterir.
- Aksaray, Erzurum, Uşak halıları; pamuk ve ipekten kumaşlar; yünlü kumaşlar ve ipek tüller gibi işlenmiş ürünler, sanayi ürünü
- Ürünlerin hem İslam ülkelerine hem Avrupa’ya gönderilmesi, dış ticaretin yoğun yapıldığını kanıtlar. Bu da ticaretin ekonomi içinde önemli bir yere sahip olduğunu gösterir.
- “Ticaretin ülke ekonomisindeki payı azdı” ifadesi ise metindeki bilgilerle çelişir. Tam tersine, verilen bilgiler ticaretin oldukça yoğun ve önemli olduğunu göstermektedir.
Şıkların analizi:
- A) Halkın bir bölümü hayvancılık ve tarımla uğraşmaktaydı: Metinde doğrudan bu faaliyetlerden bahsedildiği için ulaşılabilir.
- B) Sanayi ürünleri önemli ihraç ürünlerindendi: Halılar, kumaşlar ve tüller gibi işlenmiş ürünler buna örnektir, ulaşılabilir.
- C) Ticaretin ülke ekonomisindeki payı azdı: Metinde bunun tersine işaret eden bilgiler var; bu ulaşılamaz ve hatta yanlış bir çıkarımdır.
- D) Anadolu’da yoğun olarak ticaret yapılmaktadır: Ürünlerin farklı bölgelere ve ülkelere satılması bu sonucu destekler, ulaşılabilir.
Sonuç: Metinden çıkarılamayacak ve verilen bilgilerle çelişen ifade, ticaretin ülke ekonomisindeki payının az olduğu yönündeki ifadedir.
Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.
8 1. Eski Türk devletlerinde “ordu-millet” geleneği vardı.
2. Hakan aynı zamanda ordunun komutanıydı.
3. Askerlik özel bir meslek sayılmaz, orduya paralı askerler bulunmazdı ve savaş zamanı kadın-erkek eli silah tutan herkes asker sayılırdı.
4. Hayat tarzları o zamanın şartlarında Türklerin asker bir millet olmasını sağlamıştır.
Yukarıdaki parçada ordu-millet geleneğinde devlet başkanının görevlerinden numaralandırılmış cümlelerin hangisinde bahsedilmiştir?
- 1
- 2
- 3
- 4
8. Sorunun Çözümü
Soruda ordu-millet geleneğinde devlet başkanının görevlerinden hangisine değinildiği soruluyor. Öncelikle “ordu-millet” kavramı, Türklerin tarihin büyük bölümünde hem toplum hem de devlet olarak askerî yapıya önem vermesi ve halkın savaşçı bir karakter taşıması anlamına gelir. Ancak soruda özellikle devlet başkanının görevine odaklanmamız istenmektedir.
Adım adım değerlendirme:
- 1. cümle: “Eski Türk devletlerinde ordu-millet geleneği vardı.” → Bu genel bir tanımdır, devlet başkanının görevinden bahsetmez.
- 2. cümle: “Hakan aynı zamanda ordunun komutanıydı.” → Burada doğrudan devlet başkanının bir görevi anlatılmaktadır: ordunun komutanlığını yapmak.
- 3. cümle: “Askerlik özel bir meslek sayılmaz… herkes asker sayılırdı.” → Bu halkın askerî yapısı ile ilgilidir, devlet başkanının görevi değildir.
- 4. cümle: “Hayat tarzları… asker bir millet olmasını sağlamıştır.” → Bu da genel kültürel yapıyı anlatır, devlet başkanının göreviyle ilgili değildir.
Şıkların analizi:
- A) 1: Yanlış, çünkü devlet başkanının görevini değil, geleneği tanımlar.
- B) 2: Doğru, çünkü “Hakanın ordunun komutanı olması” doğrudan görev tanımıdır.
- C) 3: Yanlış, halkın askerliğe katılımını anlatır.
- D) 4: Yanlış, asker millet olma sebebini açıklar.
Sonuç: Devlet başkanının görevine işaret eden ifade 2. cümlede yer almaktadır.
Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.
9 Aşağıdakilerden hangisi Köktürk hükümdarlarından değildir?
- Bumin Kağan
- Bilge Kağan
- Kutluk Kağan
- Oğuz Kağan
9. Sorunun Çözümü
Soruda verilen isimlerden hangisinin Köktürk hükümdarlarından olmadığı soruluyor. Öncelikle Köktürk Devleti, 6. yüzyılda Bumin Kağan tarafından kurulmuş, Orhun Kitabeleri ile tanınan ve Türk adını resmî devlet adı olarak kullanan ilk Türk devletidir. Bu bilgiyi hatırlayarak seçenekleri değerlendirelim.
Adım adım değerlendirme:
- A) Bumin Kağan: Köktürk Devleti’nin kurucusudur (552). İlk hükümdar olarak Türk tarihinde önemli bir yere sahiptir. Köktürk hükümdarıdır.
- B) Bilge Kağan: 8. yüzyılda Köktürklerin en parlak dönemlerinden birini yaşamalarını sağlamış, Orhun Yazıtları’nı diktirmiştir. Köktürk hükümdarıdır.
- C) Kutluk Kağan: II. Köktürk Devleti’nin kurucusudur. “Kutluk” ve “İlteriş” unvanlarıyla bilinir. Köktürk hükümdarıdır.
- D) Oğuz Kağan: Türk destan geleneğinde önemli bir figürdür; Mete Han ile özdeşleştirilen efsanevi bir kişiliktir. Ancak tarihî anlamda Köktürk hükümdarı değildir. Oğuz Kağan adı, destanî ve mitolojik Türk hükümdarlarını temsil eder.
Şıkların analizi:
- A, B, C şıkları → Tarihî olarak Köktürk hükümdarlarıdır.
- D şıkkı → Destan kahramanıdır, tarihî belgelerde Köktürk hükümdarı olarak geçmez.
Sonuç: Köktürk hükümdarlarından olmayan isim Oğuz Kağan’dır.
Bu nedenle doğru cevap “D” şıkkıdır.
10 Ergenekon Destanı; düşmanlarından kaçıp dağlar arasında yüzyıllarca yaşayıp çoğalıp, bir kurdun yol göstermesi ve bir demircinin dağı eritmesiyle tekrar eski topraklarını ele geçiren Türkleri anlatır. Buna göre, bu destan hangi Türk devletine aittir?
- Hunlar
- Kök Türkler
- Uygurlar
- Kutluklar
10. Sorunun Çözümü
Soruda Ergenekon Destanının hangi Türk devletine ait olduğu soruluyor. Öncelikle Ergenekon Destanı, Türk mitolojisinde önemli bir yere sahip olup, Türklerin yeniden dirilişini ve bağımsızlık mücadelesini sembolize eden bir efsanedir.
Destanın özeti:
- Türkler düşmanlarının saldırısına uğrar ve ağır bir yenilgi alır.
- Hayatta kalan küçük bir grup, yüksek dağlarla çevrili bir vadiye (Ergenekon) sığınır.
- Burada yüzyıllarca yaşarlar, çoğalırlar ve güçlenirler.
- Vadiyi terk etmek için dağları eritmek gerekir; bu iş bir demirci tarafından gerçekleştirilir.
- Yol gösterici olarak ise bir bozkurt figürü ortaya çıkar.
- Dışarıya çıkan Türkler, yeniden eski topraklarını fetheder.
Adım adım değerlendirme:
- Ergenekon Destanı, tarihî ve kültürel olarak Kök Türkler ile ilişkilendirilir.
- Özellikle II. Köktürk Devleti’nin kuruluş süreci, destanın ana fikrine benzer bir şekilde, yıkılış sonrası yeniden diriliş temasını taşır.
- Bozkurt motifi ve demir eritme sahnesi, Köktürklerin demircilik geleneği ve bozkurt sembolü ile doğrudan uyumludur.
Şıkların analizi:
- A) Hunlar: Hun destanları arasında Oğuz Kağan ve Türeyiş destanları bulunur; Ergenekon onlara ait değildir.
- B) Kök Türkler: Doğru. Ergenekon, Köktürklerin yeniden dirilişini anlatan destandır.
- C) Uygurlar: Uygur destanları arasında Göç ve Türeyiş destanları bulunur.
- D) Kutluklar: Kutluk Kağan II. Köktürk Devleti’nin kurucusudur; destan bu devletle bağlantılı olsa da doğrudan “Kutluklar” adıyla anılmaz, Köktürk destanı olarak bilinir.
Sonuç: Ergenekon Destanı, Köktürklere aittir.
Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.
11 Türk orduları, çağın tekniğine uygun en etkili silahları kullanmıştır. Türk ordusu, atlı birliklerden oluşur ve silah olarak genelde ok ve yay kullanılırdı. Türklerin en yaygın savaş taktiği, ani baskınlar şeklinde gerçekleşen “Turan Hilal Taktiği“dir. Türk ordu teşkilatı Çin, Moğol ve Bizans ordularını da etkilemiştir. Parçaya göre aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
- Türk orduları başka ülke ordularını etkilemiştir.
- Türk orduları girdikleri bütün mücadeleleri kazanmışlardır.
- Türk orduları çağa uygun silahlar kullanmışlardır.
- Türk orduları düşmanlarına ani baskınlar yapmışlardır.
11. Sorunun Çözümü
Soruda verilen parçada Türk ordularının özellikleri anlatılmakta ve bu bilgilerden hangisine ulaşılamayacağı sorulmaktadır. Öncelikle parçada yer alan bilgileri tespit edelim:
Parçadan çıkarılabilecek bilgiler:
- Türk orduları, dönemin teknik şartlarına uygun ve etkili silahlar kullanmıştır.
- Ordular atlı birliklerden oluşmuş ve ok–yay temel silah olarak tercih edilmiştir.
- En yaygın savaş taktiği ani baskın şeklinde uygulanan Turan Hilal Taktiğidir.
- Türk ordu teşkilatı, Çin, Moğol ve Bizans ordularını etkilemiştir.
Adım adım değerlendirme:
- A şıkkı: “Türk orduları başka ülke ordularını etkilemiştir.” → Parçada açıkça “Çin, Moğol ve Bizans ordularını etkilemiştir” ifadesi yer almaktadır. Ulaşılabilir.
- B şıkkı: “Türk orduları girdikleri bütün mücadeleleri kazanmışlardır.” → Parçada Türk ordularının bütün savaşları kazandığına dair herhangi bir bilgi yoktur. Bu yorum çıkarılamaz. Ulaşılamaz.
- C şıkkı: “Türk orduları çağa uygun silahlar kullanmışlardır.” → Parçada “çağın tekniğine uygun en etkili silahlar” ifadesi geçmektedir. Ulaşılabilir.
- D şıkkı: “Türk orduları düşmanlarına ani baskınlar yapmışlardır.” → Turan Hilal Taktiği, ani baskın mantığıyla uygulanan bir taktiktir. Ulaşılabilir.
Sonuç: Parçada, Türk ordularının tüm mücadeleleri kazandığı yönünde bir bilgi yer almadığı için bu çıkarım yapılamaz.
Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.
12 Türk ordu teşkilatının temeli olan “onluk sistem” Türk devlet teşkilatını nasıl etkilemiştir?
- İdarede kolaylık sağlamıştır.
- Hükümdarları komutanlara karşı güçlü yapmıştır.
- Rüşveti engellemiştir.
- Disiplini sağlamıştır.
12. Sorunun Çözümü
Bu soruda Türk ordu teşkilatının temeli olan onluk sistemin, Türk devlet teşkilatına olan etkisi sorulmaktadır. Öncelikle “onluk sistem”, ordunun onar kişilik birliklerden başlayarak yüzlük, binlik ve on binlik birimlere ayrıldığı bir düzeni ifade eder. Bu sistem Mete Han döneminde uygulanmış ve hem askerî hem de idarî alanlarda önemli avantajlar sağlamıştır.
Adım adım değerlendirme:
- Onluk sistem, sadece bir askerî düzen değil, aynı zamanda devletin genel yönetiminde de kullanılan bir örgütlenme modelidir.
- Bu sistemde her bir birimden sorumlu bir komutan veya yönetici vardır; bu da yetki ve sorumluluğun dengeli dağıtılmasını sağlar.
- Birliklerin düzenli ve hiyerarşik yapısı, idari işlerin kolayca yürütülmesine imkân tanır.
Şıkların analizi:
- A) İdarede kolaylık sağlamıştır: Doğru. Onluk sistem, askeri birlik düzeninden hareketle sivil idarede de verimlilik ve kolaylık sağlamıştır.
- B) Hükümdarları komutanlara karşı güçlü yapmıştır: Bu ifade doğrudan onluk sistemin temel amacı veya sonucu değildir.
- C) Rüşveti engellemiştir: Onluk sistemin böyle bir amacı veya etkisine dair tarihî bir bilgi yoktur.
- D) Disiplini sağlamıştır: Disiplin askerî düzenin doğal bir sonucu olsa da, sorunun bağlamı devlet teşkilatı olduğundan bu seçenek ana etkiyi ifade etmez.
Sonuç: Onluk sistem, hem ordu hem de devlet teşkilatında idarenin kolaylaşmasını sağlamıştır.
Bu nedenle doğru cevap “A” şıkkıdır.
13 Türk ordu teşkilatının temeli olan “onluk sistem” hangi hükümdar tarafından kurulmuştur?
- Teoman
- Atilla
- Metehan
- Bilge Kağan
13. Sorunun Çözümü
Soruda, Türk ordu teşkilatının temeli sayılan onluk sistemin hangi hükümdar tarafından kurulduğu sorulmaktadır. Onluk sistem, hem askeri hem de idari anlamda düzenli ve disiplinli bir yapı oluşturmak amacıyla geliştirilmiştir.
Onluk sistemin özellikleri:
- Ordu, 10 kişilik en küçük birimden başlar; bu birliklerin her biri bir komutan tarafından yönetilir.
- Onar kişilik birlikler birleşerek 100 kişilik (yüzbaşı), bunlar birleşerek 1000 kişilik (binbaşı) ve daha sonra 10.000 kişilik (tümen) birlikleri oluşturur.
- Bu düzen, hem savaşlarda etkin bir sevk ve idare sağlar hem de barış zamanında toplumsal düzenin korunmasına katkıda bulunur.
Tarihî bilgi:
- Onluk sistem, Asya Hun Devleti döneminde uygulanmaya başlanmıştır.
- Bu sistemin kurucusu, MÖ 209 yılında tahta çıkan Mete Han’dır.
- Mete Han, bu düzen sayesinde hem ordunun disiplinini artırmış hem de devletin merkezî yönetimini güçlendirmiştir.
Şıkların analizi:
- A) Teoman: Mete Han’ın babası ve Asya Hun Devleti’nin bilinen ilk hükümdarıdır; ancak onluk sistemi kurmamıştır.
- B) Atilla: Avrupa Hunları’nın hükümdarıdır, onluk sistemi kurmamıştır.
- C) Mete Han: Doğru. Onluk sistemi kurarak Türk askerî ve idarî teşkilatına kalıcı bir düzen getirmiştir.
- D) Bilge Kağan: Köktürk hükümdarıdır, onluk sistemi uygulamıştır ancak kurucusu değildir.
Sonuç: Onluk sistemin kurucusu Mete Han’dır.
Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.
14 Hun askerleri, küçük yaştan itibaren eğitilmeye başlanırdı. Onlara at sürmesi, yay ve kılıç kullanması öğretilirdi. Okçuluk talimleri genellikle fare, kuş, gelincik; daha sonra tavşan ve tilki gibi küçük hayvanlara karşı yaptırılırdı. Böylece Hunlar, mükemmel derecede at süren ve yay kullanan, kusursuz bir atlı okçu savaşçı olarak yetişirdi. Parçaya göre aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
- Hun askerleri atlı ve okçuydu.
- Hun askerleri hilal taktiğine göre eğitilirdi.
- Hun askerlerinin eğitiminde hayvanlar kullanılırdı.
- Hun askerlerini küçük yaştan itibaren yetiştirilirdi.
14. Sorunun Çözümü
Soruda Hun askerlerinin eğitim sürecine dair bilgiler verilmiş ve bu bilgilerden hangisine ulaşılamayacağı soruluyor. Öncelikle parçada verilen ana bilgileri madde madde çıkaralım:
Parçadan elde edilen bilgiler:
- Hun askerleri küçük yaştan itibaren eğitilmeye başlanırdı.
- At sürme, yay ve kılıç kullanma öğretilirdi.
- Okçuluk talimleri önce küçük hayvanlara (fare, kuş, gelincik), sonra daha büyük küçük hayvanlara (tavşan, tilki) karşı yapılırdı.
- Hunlar kusursuz atlı okçu savaşçılar olarak yetişirdi.
Adım adım değerlendirme:
- A şıkkı: “Hun askerleri atlı ve okçuydu.” → Parçada açıkça “at süren” ve “yay kullanan” ifadeleri var. Ulaşılabilir.
- B şıkkı: “Hun askerleri hilal taktiğine göre eğitilirdi.” → Parçada hilal taktiği ile ilgili hiçbir bilgi verilmemiştir. Bu nedenle çıkarılamaz.
- C şıkkı: “Hun askerlerinin eğitiminde hayvanlar kullanılırdı.” → Parçada okçuluk talimlerinin hayvanlara karşı yapıldığı belirtiliyor. Ulaşılabilir.
- D şıkkı: “Hun askerleri küçük yaştan itibaren yetiştirilirdi.” → Parçada “küçük yaştan itibaren eğitilmeye başlanırdı” deniyor. Ulaşılabilir.
Sonuç: Parçada hilal taktiğiyle ilgili herhangi bir bilgi yer almadığı için bu yargıya ulaşamayız.
Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.
15 Sadece hafif zırhla korunmuş ve tamamı atlı okçulardan oluşan bir ordunun, nasıl bunca orduyu yok ettiği ve hatta iyi eğitimli, tam zırhlı ve yüksek tecrübeli Roma askerlerini nasıl yendiği ilk bakışta hayret vericidir. Bu zaferlerin sırrını çözebilmek için, Hunların savaş taktiklerini, silahlarını ve nasıl organize olduklarını iyi bilmek gerekir. Aşağıdakilerden hangisi, Hunların savaş taktikleri ve silahları arasında gösterilemez?
- Orduda özel yayların kullanılması
- Gerekli yiyecek ve malzemeleri yanlarındaki atlarla taşımaları
- Düşman orduların özelliklerinin iyi bilinmesi
- Orduda çok sayıda evcilleşmiş ve dayanıklı atların kullanılması
15. Sorunun Çözümü
Soruda, Hunların savaşlardaki başarısını açıklayan unsurlar arasında hangisinin Hunların savaş taktikleri ve silahları kapsamında gösterilemeyeceği sorulmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, verilen ifadelerin “savaş taktikleri” ve “silahlar” ile doğrudan ilişkili olup olmadığıdır.
Adım adım değerlendirme:
- A şıkkı: “Orduda özel yayların kullanılması” → Bu doğrudan silah teknolojisi ile ilgilidir. Hunlar, menzili ve delici gücü yüksek kompozit yaylar kullanmışlardır. Silah kategorisine girer.
- B şıkkı: “Gerekli yiyecek ve malzemeleri yanlarındaki atlarla taşımaları” → Bu, ordunun lojistik kabiliyeti ile ilgilidir. Savaş taktiklerini destekleyen bir unsur olsa da asıl olarak harekât ve ikmal konusudur, yine de taktiksel hareketliliğe katkı sağlar.
- C şıkkı: “Düşman orduların özelliklerinin iyi bilinmesi” → Bu, istihbarat faaliyetidir. Stratejik planlama açısından önemlidir, ancak doğrudan savaş taktiği veya silah kategorisine girmez. Askerî zekâ ve stratejik bilgi olarak değerlendirilir.
- D şıkkı: “Orduda çok sayıda evcilleşmiş ve dayanıklı atların kullanılması” → Bu, savaşta hareket kabiliyetini doğrudan etkileyen bir unsurdur ve Hun taktiklerinin temelidir.
Analiz:
- A ve D şıkları doğrudan savaş taktikleri ve silahlarla ilgilidir.
- B şıkkı lojistik yönüyle destekleyici bir taktiktir.
- C şıkkı ise stratejik bir ön hazırlık unsuru olup doğrudan taktik ve silah kapsamında gösterilemez.
Sonuç: Hunların savaşlardaki başarısını etkileyen unsurlardan biri olsa da, düşman orduların özelliklerinin iyi bilinmesi doğrudan savaş taktikleri veya silah kategorisine girmez.
Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.
16 Orta Asya’da karasal iklim hâkim olduğundan yaz ayları oldukça sıcak geçerken kışları oldukça soğuktur. Bölgede yaşayan Türkler, iklimin etkisiyle diğer milletler gibi hayvancılık ve ticaretle uğraşmışlardır. Türkler, büyük hayvan sürülerine otlak ve su bulmak için bu coğrafyada sürekli hareket hâlinde olmuşlardır. Kurdukları devletin sınırları içerisinde “yaylak” ve “kışlak” alanlar arasında göçebe bir yaşam sürmüşlerdir. Doğaya karşı verilen mücadele Türklere sosyal, siyasi, askerî yetenekler kazandırmıştır. Orta Asya’nın ağır iklim şartları burada yaşayan Türklerin her an tedbirli ve hazır olmasını sağlamıştır. Buna göre Orta Asya Türk toplumu ile ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
- Konargöçer yaşam tarzını benimsemişlerdir.
- Zorlu coğrafi koşullar askerlik becerilerini geliştirmiştir.
- Yaşadıkları coğrafya, toplumsal kimlikleri üzerinde etkili olmuştur.
- Ticaret yollarını denetim altına almak için Çin Seddi’ni inşa etmişlerdir.
16. Sorunun Çözümü
Soruda Orta Asya’nın iklim ve coğrafi şartlarının Türk toplumu üzerindeki etkileri anlatılmış ve bu bilgilerden hangisine ulaşılamayacağı sorulmaktadır. Öncelikle parçada geçen temel noktaları belirleyelim:
Parçadan çıkarılabilen bilgiler:
- Orta Asya’da karasal iklim hüküm sürer: Yazlar sıcak, kışlar soğuk.
- Türkler, iklimin etkisiyle hayvancılık ve ticaretle uğraşmıştır.
- Otlak ve su bulmak için sürekli hareket hâlinde olmuş, göçebe yaşam tarzını benimsemişlerdir.
- “Yaylak” ve “kışlak” sistemi kullanılmıştır.
- Zorlu doğa şartları Türklere sosyal, siyasi ve askerî yetenekler kazandırmıştır.
- Coğrafya, toplumun sürekli tedbirli ve hazır olmasını sağlamıştır.
Şıkların analizi:
- A) Konargöçer yaşam tarzını benimsemişlerdir. → Parçada “yaylak-kışlak” ve “sürekli hareket hâlinde” ifadeleri ile açıkça belirtilmiş. Ulaşılabilir.
- B) Zorlu coğrafi koşullar askerlik becerilerini geliştirmiştir. → “Askerî yetenekler kazandırmıştır” ifadesi parçada yer alıyor. Ulaşılabilir.
- C) Yaşadıkları coğrafya, toplumsal kimlikleri üzerinde etkili olmuştur. → Göçebe yaşam tarzı, iklimin etkisi ve sürekli hareketlilik toplumsal yapıyı şekillendirmiştir. Ulaşılabilir.
- D) Ticaret yollarını denetim altına almak için Çin Seddi’ni inşa etmişlerdir. → Bu bilgi parçada yer almaz. Ayrıca Çin Seddi, Türkler tarafından değil, Türk akınlarını durdurmak isteyen Çinliler tarafından yapılmıştır. Ulaşılamaz.
Sonuç: Parçada Türklerin Çin Seddi’ni inşa ettiğine dair bilgi yoktur ve tarihsel olarak da bu doğru değildir.
Bu nedenle doğru cevap “D” şıkkıdır.
17 Aşağıda Gazneli Mahmut dönemi ile ilgili bazı bilgiler verilmiştir;
• “Sultan” unvanını kullanan ilk Türk hükümdarı olmuştur.
• İslamiyet’i Hindistan’da yaymak için bölgeye 17 sefer düzenlemiştir.
• Firdevsi’nin dünyaca ünlü eseri Şehnâme, Gazneli Mahmut’a yazılmıştır.
Bu bilgilere göre Gazneli Mahmut Dönemi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- İslam kültüründen etkilenilmiştir.
- Edebiyatla ilgili gelişmeler yaşanmıştır.
- İslamiyet’in gelişmesi için çaba harcanmıştır.
- Türkler İslamiyet’i bu dönemde kabul etmiştir.
17. Sorunun Çözümü
Soruda, Gazneli Mahmut dönemi ile ilgili üç bilgi verilmiş ve bu bilgilere göre hangisinin söylenemeyeceği soruluyor. Öncelikle maddelerdeki bilgileri özetleyelim:
Verilen bilgilerden çıkarımlar:
- “Sultan” unvanını kullanan ilk Türk hükümdarı olması → İslami devlet geleneğinden etkilendiğini gösterir.
- İslamiyet’i Hindistan’da yaymak için 17 sefer yapması → İslamiyet’in yayılması için aktif çaba gösterildiğini kanıtlar.
- Firdevsi’nin Şehnâme adlı eserini ona sunması → Edebiyat ve kültür alanında gelişmeler yaşandığını gösterir.
Şıkların analizi:
- A) İslam kültüründen etkilenilmiştir. → “Sultan” unvanının kullanılması ve Hindistan seferleri, İslam kültüründen etkilendiğini gösterir. Ulaşılabilir.
- B) Edebiyatla ilgili gelişmeler yaşanmıştır. → Şehnâme gibi önemli bir eserin bu dönemde yazılması, edebî faaliyetlerin desteklendiğini kanıtlar. Ulaşılabilir.
- C) İslamiyet’in gelişmesi için çaba harcanmıştır. → Hindistan’a yapılan seferler doğrudan İslamiyet’i yayma amacı taşır. Ulaşılabilir.
- D) Türkler İslamiyet’i bu dönemde kabul etmiştir. → Bu bilgi yanlıştır. Türklerin İslamiyet’i kabulü, Karahanlılar döneminde (10. yüzyıl) başlamıştır. Gazneliler döneminde Türkler zaten Müslümandı.
Sonuç: Verilen bilgilerden “Türklerin İslamiyet’i bu dönemde kabul ettiği” sonucu çıkarılamaz; çünkü bu olay daha önce gerçekleşmiştir.
Bu nedenle doğru cevap “D” şıkkıdır.
18 Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’da kurulan ilk Türk beyliklerine ait;
• Tokat Niksar’da Anadolu’daki ilk medreselerden biri olan Yağıbasan Medresesi
• Erzincan Tercan’da içerisinde kervansaray, hamam, mescit ve türbe olan Mama Hatun Külliyesi
• Sivas’ta taş işlemeleri ile ünlü Divriği Ulu Camii
• Diyarbakır’da dünyanın en büyük taş kemerine sahip olan Malabadi Köprüsü
yapılmıştır. Buna göre Anadolu’da kurulan İlk Türk beylikleri ile ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
- Askerî yapıların inşa edilmesine önem vermişlerdir.
- Ticaretin gelişmesine yönelik yapılar inşa etmişlerdir.
- Mimari alandaki çalışmalarla Anadolu’yu bayındır hâle getirmişlerdir.
- Anadolu’da bilim ve eğitim hayatının gelişmesine yönelik faaliyetlerde bulunmuşlardır.
18. Sorunun Çözümü
Soruda, Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’da kurulan ilk Türk beyliklerine ait bazı önemli mimari eserler verilmiş ve bu bilgilere göre hangi sonuca ulaşılamayacağı sorulmaktadır.
Verilen örnekler:
- Yağıbasan Medresesi (Tokat Niksar) → Eğitim yapısıdır, bilim ve kültür faaliyetlerini destekler.
- Mama Hatun Külliyesi (Erzincan Tercan) → İçinde kervansaray (ticaret), hamam (sosyal), mescit (ibadet) ve türbe bulunan çok yönlü bir yapıdır.
- Divriği Ulu Camii (Sivas) → Dini ve mimari açıdan önemli bir eserdir, taş işçiliği ile ünlüdür.
- Malabadi Köprüsü (Diyarbakır) → Ulaşım ve ticarete katkı sağlayan mühendislik harikası bir köprüdür.
Şıkların analizi:
- A) Askerî yapıların inşa edilmesine önem vermişlerdir. → Parçada medrese, külliye, cami ve köprü örnekleri verilmiş, ancak doğrudan askerî yapılar (kale, sur vb.) hakkında bilgi yoktur. Ulaşılamaz.
- B) Ticaretin gelişmesine yönelik yapılar inşa etmişlerdir. → Mama Hatun Külliyesi’ndeki kervansaray ve Malabadi Köprüsü bu amaca hizmet eder. Ulaşılabilir.
- C) Mimari alandaki çalışmalarla Anadolu’yu bayındır hâle getirmişlerdir. → Eserlerin çeşitliliği (medrese, cami, köprü, külliye) bu durumu gösterir. Ulaşılabilir.
- D) Anadolu’da bilim ve eğitim hayatının gelişmesine yönelik faaliyetlerde bulunmuşlardır. → Yağıbasan Medresesi, bu sonucun açık kanıtıdır. Ulaşılabilir.
Sonuç: Parçada askerî yapılara dair bir bilgi yer almadığından bu sonuca ulaşılamaz.
Bu nedenle doğru cevap “A” şıkkıdır.
19 İpek Yolu, Çin’in Şian kentinden başlayarak Avrupa’ya kadar uzanan önemli ticaret yollarından biridir. Bu yolda ipek ticaretinin yanı sıra değerli taşlar, porselen, yağ, tahıl gibi değişik ürünler de taşınmış; bu yol üzerindeki şehirler, ülkeler zenginleşmiştir. Bu yola egemen olabilmek için devletler birbirleri ile sürekli mücadele etmişlerdir. İpek Yolu, ayrıca Doğu ve Batı kültürü arasında köprü görevi de görmüştür. Verilen bilgilere göre, İpek Yolu ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
- Kültürler arası etkileşimi sağlamıştır.
- Tarih boyunca Çin hâkimiyetinde kalmıştır.
- Egemen olan devletleri ekonomik olarak güçlü kılmıştır.
- Devletler arasında hâkimiyet mücadelesine neden olmuştur.
19. Sorunun Çözümü
Soruda İpek Yolu hakkında çeşitli bilgiler verilmiş ve bu bilgilere göre hangi sonuca ulaşılamayacağı sorulmaktadır. Öncelikle metinde yer alan önemli noktaları çıkaralım:
Parçadan elde edilen bilgiler:
- İpek Yolu, Çin’in Şian kentinden Avrupa’ya kadar uzanır.
- Sadece ipek değil; değerli taşlar, porselen, yağ, tahıl gibi çeşitli ürünler de taşınmıştır.
- Yol üzerindeki şehirler ve ülkeler ticaret sayesinde zenginleşmiştir.
- Bu yola hâkim olabilmek için devletler arasında sürekli mücadele olmuştur.
- İpek Yolu, Doğu ve Batı kültürleri arasında köprü görevi görmüştür.
Şıkların analizi:
- A) Kültürler arası etkileşimi sağlamıştır. → “Doğu ve Batı arasında köprü” ifadesi bunu doğrudan kanıtlar. Ulaşılabilir.
- B) Tarih boyunca Çin hâkimiyetinde kalmıştır. → Parçada bu bilginin tersi sayılabilecek bir durum ima ediliyor çünkü “devletler arasında sürekli mücadele” ifadesi farklı devletlerin hâkimiyet mücadelesi verdiğini gösterir. Dolayısıyla bu çıkarım yapılamaz.
- C) Egemen olan devletleri ekonomik olarak güçlü kılmıştır. → Yol üzerindeki ülkelerin zenginleştiği belirtiliyor. Ulaşılabilir.
- D) Devletler arasında hâkimiyet mücadelesine neden olmuştur. → Parçada açıkça “devletler birbirleri ile sürekli mücadele etmiştir” deniyor. Ulaşılabilir.
Sonuç: İpek Yolu’nun tarih boyunca yalnızca Çin hâkimiyetinde kaldığına dair bilgi yoktur; aksine pek çok devletin bu yol için mücadele ettiği belirtilmiştir.
Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.
20 Tarihî İpek Yolu’ndan yalnızca tüccarlar değil; yol üzerindeki ülkeler, şehirler hatta köyler büyük kazançlar elde ettiler. Tüccarlar yolculukları sırasında uğradıkları ülkelerin, şehirlerin ve köylerin dillerini, sanatlarını, yemeklerini, kıyafetlerini öğrenmiş ve başka ülkelere tanıtmışlardır. Bu parçada İpek Yolu’nun;
1. Kültür
2. Ekonomi
3. Savunma
alanlarından hangilerine etkisinden söz edilmiştir?
- Yalnız 1
- 1 ve 2
- 2 ve 3
- 1, 2 ve 3
20. Sorunun Çözümü
Soruda, İpek Yolu’nun etkilerinden hangilerinin parçada geçtiği sorulmaktadır. Metni dikkatlice inceleyelim:
Metinden elde edilen bilgiler:
- “Yol üzerindeki ülkeler, şehirler hatta köyler büyük kazançlar elde ettiler.” → Bu ifade ekonomik etkiyi gösterir.
- “Tüccarlar uğradıkları yerlerin dillerini, sanatlarını, yemeklerini, kıyafetlerini öğrenmiş ve başka ülkelere tanıtmışlardır.” → Bu ifade kültürel etkileşimi gösterir.
- Parçada savunma ile ilgili herhangi bir bilgi yoktur.
Şıkların analizi:
- A) Yalnız 1: Yanlış; çünkü hem kültür hem ekonomi etkisinden bahsedilmiştir.
- B) 1 ve 2: Doğru; kültür ve ekonomi etkileri metinde yer almaktadır.
- C) 2 ve 3: Yanlış; kültür etkisi var, savunma etkisi yok.
- D) 1, 2 ve 3: Yanlış; savunma etkisinden söz edilmemektedir.
Sonuç: Metinde İpek Yolu’nun kültürel ve ekonomik etkileri vurgulanmış, savunma ile ilgili bilgi verilmemiştir.
Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.
ULAŞILAMAZ’LAR HİÇ GÖZÜKMÜY0