1
Tımar sisteminin esası, devlet mülkiyeti altındaki toprakların sipahilerin gözetiminde, kullanım hakkına sahip köylüler tarafından işletilmesidir.
Köylüler normalde devlete ödemeleri gereken vergileri tımar sahiplerine vermişlerdir.
Alınan bu vergilerle tımarlı sipahiler güçleri yettiğince cebelü (asker) yetiştirmiştir.
Tımar sahipleri, cebelü yetiştirmenin yanında, onlara verilmiş olan toprakların güvenliklerini sağlamakla da yükümlüdürler.
Barış zamanında tımarlı sipahiler çiftçilikle uğraşarak üretime katkıda bulunmak durumundadırlar.
Buna göre tımar sisteminin Osmanlı devlet yönetimine katkıları ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
- Tımar olarak verilen bölgelerin güvenliği sağlanarak devlet otoritesi korunmaktadır.
- Göçebe yaşayan Türkmenler yerleşik hâle getirilmektedir.
- Ordunun asker ihtiyacı karşılanmaktadır.
- Vergiler düzenli olarak toplanmaktadır.
1. Sorunun Çözümü
Tımar sistemi, Osmanlı’da hem ekonomik hem de askeri açıdan çok yönlü bir düzen sağlamıştır. Devlet mülkiyetindeki toprakları tımarlı sipahiler aracılığıyla işleten köylüler, ödemeleri gereken vergileri doğrudan devlete değil, sipahilere vermiş; bu sayede hem tarımsal üretim sürekliliği sağlanmış hem de askerî güç ikmali mümkün kılınmıştır. Aşağıda her bir seçeneğin bu kapsamda neden doğru veya yanlış olduğunu bulabilirsiniz:
- A şıkkı: Tımar olarak verilen bölgelerin güvenliği sağlanarak devlet otoritesi korunmaktadır.
Doğru; tımarlı sipahiler, kendilerine emanet edilen toprakların güvenliğini sağlamakla yükümlüydü, böylece merkezî otorite güçlenirdi. - B şıkkı: Göçebe yaşayan Türkmenler yerleşik hâle getirilmektedir.
Yanlış; sistem göçebeleri yerleşik hinse getirmeyi amaçlamaz, zaten mevcut köylü nüfusu üzerinden işletilirdi. Türkmenlerin iskânı ayrı politika konusudur. - C şıkkı: Ordunun asker ihtiyacı karşılanmaktadır.
Doğru; tımarlı sipahiler kazandıkları gelirle cebelü yetiştirip savaşa hazır hâle getirir, böylece sefer kuvveti güçlenirdi. - D şıkkı: Vergiler düzenli olarak toplanmaktadır.
Doğru; köylülerden alınması gereken vergiler sipahilere verildiği için, devletin vergi toplama mekanizması hızlanmış ve düzenli hâle gelmiştir.
Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.
2 Osmanlı Devleti’nde eğitim ve adalet alanındaki işleri yürüten ve bu alandaki atamaları yapan kişiye ne denirdi?
- Kazasker
- Sadrazam
- Kaptan-ı Derya
- Şeyhülislam
2. Sorunun Çözümü
Osmanlı Devleti’nde eğitim ve adalet işlerinden sorumlu, divan-ı hümayunda yargı ve atama yetkisi bulunan üst düzey yöneticilere kazasker denirdi. Kazaskerler, hem kadıların atamalarını yapar hem de medrese eğitimini denetlerdi. Aşağıda her bir seçeneğin bu bağlamda neden doğru veya yanlış olduğunu bulabilirsiniz:
- A şıkkı (Kazasker):
Doğru. Kazaskerler, “kadı askeri” unvanıyla hem yargı işlerini hem de medrese öğretim kadrolarını tayin eder, eğitim ve adaletin işleyişini gözetirlerdi. - B şıkkı (Sadrazam):
Yanlış. Sadrazamlar vezir-i azam olarak devlet işlerinin tümüne vekâlet eder; eğitim ve adalet atamalarını doğrudan yapmazlardı. - C şıkkı (Kaptan-ı Derya):
Yanlış. Kaptan-ı Derya donanmanın komutanıdır; yargı veya eğitim işleriyle ilgisi yoktur. - D şıkkı (Şeyhülislâm):
Yanlış. Şeyhülislâmlar fetva verme ve dinî konularda en yüksek otoriteydi; medrese öğretimi ve kadı atamalarını bizzat yapmaz, yalnızca dinî görüş bildirirlerdi.
Bu nedenle doğru cevap “A” şıkkıdır.
3 Aşağıdakilerden hangisi Orhan Bey’ in teşkilatlanma alanındaki çalışmalarından biri değildir?
- İlk medresenin açılması
- Vezirlik sisteminin kurulması
- Yeniçeri Ocağının kurulması
- İlk düzenli ordunun kurulması
3. Sorunun Çözümü
Orhan Bey dönemi, Osmanlı Devleti’nde teşkilatlanmanın ilk adımlarının atıldığı bir dönemdir. Aşağıda şıkların her birini inceleyerek, Orhan Bey’in hangi alanlarda düzenlemeler yaptığı ve hangisini yapmadığını adım adım inceleyelim:
-
A şıkkı (İlk medresenin açılması):
Doğru. 1331 yılında İznik’te Osmanlı’nın ilk medresesi açıldı. Bu, Orhan Bey’in hem eğitim hem de bürokratik kadro yetiştirme amaçlı önemli adımıdır. -
B şıkkı (Vezirlik sisteminin kurulması):
Doğru. Orhan Bey, Divân-ı Hümâyûn’un yapısını oluşturup ilk veziri atayarak eyalet yönetiminde ve karar-mecliste yasama-yargı görevini sistematik hale getirmiştir. -
C şıkkı (Yeniçeri Ocağı’nın kurulması):
Yanlış. Yeniçeri Ocağı, I. Murad döneminde (1363 civarı) resmî olarak kurulmuştur. Orhan Bey zamanında henüz bu ocak teşkilatlanması gerçekleştirilmemiştir. -
D şıkkı (İlk düzenli ordunun kurulması):
Doğru. Orhan Bey, gazileri ve gönüllü akıncıları belli bir disiplin ve maaş sistemiyle düzenleyerek, Osmanlı tarihinde ilk “düzenli” ordu yapısını ortaya koymuştur.
Yukarıdaki açıklamalardan görüldüğü üzere, Orhan Bey’in medrese açmak, vezirlik sistemini tesis etmek ve gazileri düzenleyerek ilk düzenli orduyu kurmak gibi önemli teşkilatlanma çalışmaları vardır; ancak Yeniçeri Ocağı’nın resmî kuruluşu kendinden sonra gelen Murad I dönemine aittir.
Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.
4
Haçlı Seferlerinde Hristiyanlar kutsal saydıkları toprakları ele geçirememiş halkın gözünde din adamları, papa güç kaybetmişlerdir.
Bu durum aşağıdakilerden hangisine yol açmıştır?
- Kilise papazlarına duyulan güvenin artmasına
- Hristiyanların güçlenmesine
- Derebeyliklerin zayıflamasına
- Kilisenin otoritesinin sarsılmasına
4. Sorunun Çözümü
Haçlı Seferleri’ndeki başarısızlıklar, Batı Hristiyan dünyasında hem din adamlarının hem de Papa’nın itibarını sarsmıştır. Kentlerin fethedilememesi ve çok sayıda kaynak harcanmasına rağmen sonuç alınamaması, halkın gözünde kilise otoritesine zarar vermiştir.
-
A şıkkı (Kilise papazlarına duyulan güvenin artmasına):
Yanlış. Tam tersine, papaz ve din adamları kutsal toprakları geri getiremedikleri için eleştirilmiş, güven kaybı yaşanmıştır. -
B şıkkı (Hristiyanların güçlenmesine):
Yanlış. Seferlerin maliyeti ve kayıplar nedeniyle Batı Avrupa’da ekonomik ve sosyal gerileme olmuş, dolayısıyla Hristiyan toplulukları zayıflamıştır. -
C şıkkı (Derebeyliklerin zayıflamasına):
Yanlış. Aksine, seferlere katılan soyluların feodal ilişkileri güçlenmiş; merkezi otoritenin zayıflığı, derebeylik yapısını desteklemiştir. -
D şıkkı (Kilisenin otoritesinin sarsılmasına):
Doğru. Başarısızlıklar, Papa’nın ve kilise kurumunun kutsallığına gölge düşürmüş, halk nezdinde otorite ve saygınlık azalmıştır.
Özetle, Haçlı Seferleri’ndeki hedeflerin tutturulamaması, kilise liderlerinin hem dünyevi hem de ilahi otoritesinin sorgulanmasına yol açmış; bu nedenle doğru cevap “D” şıkkıdır.
5
• 13. yüzyılda Avrupa’da barutun patlamasından yararlanılarak mermi atılmaya başlandı.
• Topun keşfi, mutlak krallıkların feodal rejimin yerine geçmesini kolaylaştıran en önemli araçlardan biri oldu.
• Derebeylerin barındığı sağlam şatoların topla yıkılması kolaylaştı.
Verilen bilgilere göre barutun ateşli silahlarda kullanılması Avrupa’da aşağıdaki alanlardan hangisinde belirgin bir değişikliğe neden olmuştur?
- Mimari
- Dini yapı
- Sosyal sınıflar
- Siyasal sistem
5. Sorunun Çözümü
13. yüzyılda barutun ateşli silahlarda kullanılmaya başlaması, Avrupa’daki güç dengelerini temelden değiştirmiştir. Özellikle feodal soyluların kalelerinde biriken savunma gücü, topların yıkıcı karakteri karşısında etkisini yitirmiş; bu durum mutlak krallıkların otoritesini pekiştirerek siyasal yapıda köklü bir dönüşüme yol açmıştır. Aşağıda her bir seçeneğin neden doğru veya yanlış olduğuna dair açıklamalar yer almaktadır:
-
A şıkkı (Mimari):
Kısmen doğru gibi görünse de barut ve topların ortaya çıkışı, şato ve kale mimarisini değiştirip kalın duvarlı, alçak ama geniş savunma yapıları gerektirmiştir. Ancak esas etkisi mimari stilin değil, siyasal otoritenin merkezileşmesidir. -
B şıkkı (Dini yapı):
Yanlış. Ateşli silahlar kiliselerin veya manastırların mimarisine doğrudan zarar vermemiş; dini kurumların işleyişinde bu keşfin belirgin bir rolü yoktur. -
C şıkkı (Sosyal sınıflar):
Yanlış. Topların yaygınlaşması feodal soyluların askeri gücünü azaltmış olsa da, toplumsal sınıf yapısının doğrudan dönüşümü sosyal reformlardan çok siyasal güç dengeleriyle ilgilidir. -
D şıkkı (Siyasal sistem):
Doğru. Topların kaledeki soyluları zayıflatması, kralların merkezî otoritesini güçlendirmiş; feodal ilişkiler yerini mutlak krallıklara bırakmıştır. Böylece siyasal yapıda belirgin bir değişim yaşanmıştır.
Özetle, barutun ateşli silahlarda kullanımı kalelerin yıkılmasını kolaylaştırıp soylu sınıfın askeri ayrıcalığını azaltırken, kralların otoritesini pekiştirerek Avrupa’da siyasal sistemin dönüşümüne zemin hazırlamıştır.
Bu nedenle doğru cevap “D” şıkkıdır.
6 Aşağıdakilerden hangi şehir II. Mehmet Dönemi’nde Osmanlı topraklarına katılmamıştır?
- Sinop
- Mısır
- Sırbistan
- Trabzon
6. Sorunun Çözümü
II. Mehmet (Fatih Sultan Mehmet) dönemi, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü büyük ölçüde genişlettiği bir dönemdir. Aşağıda verilen şehirlerden hangisinin bu padişah döneminde Osmanlı topraklarına katılmadığını inceleyelim:
-
A şıkkı (Sinop):
Yanlış. 1461 yılında, Trabzon Rum İmparatorluğu’nu fethettikten sonra Fatih Sultan Mehmet, Karadeniz’deki stratejik öneme sahip Sinop’u da Osmanlı topraklarına kattı. -
B şıkkı (Mısır):
Doğru. Mısır’ın Osmanlı yönetimine geçişi 1517’de Yavuz Sultan Selim dönemiyle gerçekleşmiştir. II. Mehmet döneminde Mısır hâlâ Memluk Sultanlığı’nın egemenliğindeydi. -
C şıkkı (Sırbistan):
Yanlış. II. Mehmet, 1459 yılında Sırp Despotluğu’nu tamamen yıkarak Smederevo’yu ele geçirmiş ve böylece Sırbistan’ın büyük bir bölümünü Osmanlı hâkimiyetine dahil etmiştir. -
D şıkkı (Trabzon):
Yanlış. 1461’de Trabzon Rum İmparatorluğu’nun başkenti Trabzon’u fethederek Karadeniz bölgesindeki son Bizans kalıntısını da ortadan kaldırmıştır.
Görüldüğü üzere, Sinop, Sırbistan ve Trabzon II. Mehmet döneminde Osmanlı topraklarına katılmış şehirlerdir; oysa Mısır’ın fethi Yavuz Sultan Selim zamanında gerçekleştiğinden, bu soruda doğru cevap “B” şıkkıdır.
7 Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı Beyliği’ nin kısa sürede büyümesinin nedenlerinden biri değildir?
- Fethedilen yerlerde hoşgörülü ve adaletli bir yönetimin uygulanması
- Merkezi yönetimin güçlü olması
- Ortodoks Hristiyanların Osmanlı Beyliği’ ne yardım etmesi
- Balkanlarda siyasi birliğin olmaması
7. Sorunun Çözümü
Osmanlı Beyliği’nin kuruluş ve genişleme sürecinde birden çok faktör etkili olmuştur. Aşağıda her bir şıkkı sırasıyla inceleyerek hangisinin bu büyüme nedenlerinden olmadığını tespit edelim:
-
A şıkkı (Fethedilen yerlerde hoşgörülü ve adaletli bir yönetimin uygulanması):
Yanlış. Osmanlılar, fethettikleri topraklarda yerel halkın dinî ve kültürel haklarına saygı göstererek adaletli bir yönetim kurmuş; bu yaklaşım, halkın desteğini kazanmalarında önemli rol oynamıştır. -
B şıkkı (Merkezi yönetimin güçlü olması):
Yanlış. Osmanlı’da bey döneminde bile merkezi otorite, bey ve ileri gelenler arasında dengeli bir yapıdaydı. Hükümdarın otoritesi, beyliğin iç işleyişini düzenleyerek hızlı karar alınmasını sağlamıştır. -
C şıkkı (Ortodoks Hristiyanların Osmanlı Beyliği’ne yardım etmesi):
Doğru cevap. Osmanlı Beyliği’nin büyümesinde Ortodoks Hristiyanların yardımına dair yaygın bir tarihsel kanıt yoktur. Tam tersine, Bizans ve Balkan kiliseleriyle zaman zaman gerilim yaşanmış; Hristiyan nüfus, genellikle adapte edilerek vergi ve asker kaynağı olarak kullanılmıştır. -
D şıkkı (Balkanlarda siyasi birliğin olmaması):
Yanlış. Balkanlarda birçok küçük beylik ve bölgesel otorite vardı; bu da Osmanlı’nın birleştirici bir güç olarak kısa sürede genişlemesini kolaylaştırmıştır.
Özetle, Osmanlı Beyliği’nin hızlı büyümesinde hoşgörü ve adaletli yönetim, güçlü merkezi otorite ve Balkanlardaki parçalı siyasi yapı temel rol oynamış; ancak Ortodoks Hristiyan desteği bu nedenler arasında yer almamıştır. Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.
8 Aşağıdaki savaşlardan hangisi Yıldırım Bayezid Dönemi’ nde Haçlılar ile yapılmıştır?
- Mercidabık Savaşı
- Ridaniye Savaşı
- Turnadağ Savaşı
- Niğbolu Savaşı
8. Sorunun Çözümü
Yıldırım Bayezid Dönemi’nde (1389–1402) Osmanlı Devleti, Anadolu’da ve Balkanlar’da Haçlı güçleriyle önemli karşılaşmalar yaşamıştır. Bu dönemde Haçlılar, Balkanlar’daki Hristiyan prensliklerinden ve Avrupa’dan gelerek Osmanlı sınırlarını zorlamışlardır. Aşağıda verilen şıkları tek tek inceleyerek hangisinin bu dönemde Haçlılarla gerçekleşen bir muharebe olduğunu tespit edelim:
-
A şıkkı (Mercidabık Savaşı):
Yanlış. Mercidabık Savaşı, 1516 yılında Yavuz Sultan Selim döneminde Memluk Sultanlığı’na karşı yapılmıştır; Haçlılarla ilgisi yoktur. -
B şıkkı (Ridaniye Savaşı):
Yanlış. Ridaniye Savaşı da 1517’de Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında gerçekleşmiş, Haçlı unsurlar söz konusu olmamıştır. -
C şıkkı (Turnadağ Savaşı):
Yanlış. Turnadağ Savaşı, 1518’de Yavuz Sultan Selim’in Dulkadiroğulları Beyliği’ni ortadan kaldırmak için düzenlediği bir iç seferdir; Haçlılarla mücadele değildir. -
D şıkkı (Niğbolu Savaşı):
Doğru. Niğbolu Savaşı (28 Eylül 1396), I. Kosova Meydan Muharebesi’nden sonra Avrupalı Haçlı donanmasının bir kolunun desteklediği Haçlı birliklerine karşı Yıldırım Bayezid’in kazandığı zaferdir. Bu savaş, Osmanlı’nın Balkanlardaki hâkimiyetini pekiştirmiştir.
Görüldüğü üzere, Mercidabık, Ridaniye ve Turnadağ muharebeleri Yavuz Sultan Selim dönemine aittir ve Haçlı Seferleriyle doğrudan ilgili değildir. Sadece Niğbolu Savaşı Yıldırım Bayezid Dönemi’nde Haçlılar ile yapılan muharebe olduğundan, doğru cevap “D” şıkkıdır.
9
Osmanlı Devleti’nde kazaskerler, divan toplantılarında büyük davalara bakardı. Ayrıca medreselerde ders veren müderrislerin ve kazalardaki davalara bakan kadıların atamasını yapardı.
Bu bilgilere göre kazaskerler, günümüzdeki;
1. Dış İşleri
2. Adalet
3. Millî Eğitim
bakanlıklarından hangilerinin görevini yerine getirmişlerdir?
- Yalnız 2
- 1 ve 2
- 2 ve 3
- 1, 2 ve 3
9. Sorunun Çözümü
Osmanlı Devleti’nde kazaskerler, divan-ı hümayunda büyük ve önemli davalara bakmakla kalmaz; ayrıca medreselerde görev yapan müderrislerin ve kadılardaki dava takip eden hakimlerin atamalarını gerçekleştirirlerdi. Bu işlevler günümüz bakanlık sistemine doğrudan paralellik gösterir. Aşağıda her bir seçeneği inceleyerek kazaskerlerin hangi bakanlık görevlerini üstlendiğini bulalım:
-
A şıkkı (Yalnız 2):
Yanlış. Evet, adalet işlerini yürütmüşlerdir; ancak sadece bununla kalmayıp eğitim atamalarını da yapmışlardır. Dolayısıyla yalnız 2 seçeneği eksik kalır. -
B şıkkı (1 ve 2):
Yanlış. Kazaskerler dış ilişkilerle ilgilenmemiştir. Dışişleri Bakanlığı’na denk düşen işler, elçilik ve diplomasi görevleriyle ilgilidir; kazaskerlerin sorumluluğu arasında bu yoktur. -
C şıkkı (2 ve 3):
Doğru. Kazaskerler hem Adalet Bakanlığı gibi mahkemelerin işleyişini denetlemiş, hem de medreselerde ders veren müderrisleri atayarak Millî Eğitim Bakanlığı görevine denk gelen sorumlulukları üstlenmişlerdir. -
D şıkkı (1, 2 ve 3):
Yanlış. Dışişleri (1) bu kapsamda yoktur; kazaskerler sadece adalet ve eğitim alanında görev almıştır.
Görüldüğü üzere, kazaskerler hem yargı işlerini hem de eğitim kadrosunu atama yetkisini elinde tutmuşlardır. Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.
10 Osmanlı Devleti ‘ne katılan ilk beylik aşağıdakilerden hangisidir?
- Karesioğulları
- Aydınoğulları
- Menteşeoğulları
- Dulkadiroğulları
10. Sorunun Çözümü
Osmanlı Beyliği, kuruluşundan itibaren yakın çevresindeki beyliklerle ilişkiler kurmuş ve sırasıyla bazı beylikleri bünyesine katmıştır. Aşağıda verilen seçeneklerden hangisinin Osmanlı Devleti’ne ilk katılan beylik olduğunu inceleyelim:
-
A şıkkı (Karesioğulları):
Doğru. Orhan Bey döneminde (yaklaşık 1345–1346), Marmara Bölgesi’ndeki Karesioğulları Beyliği barışçıl bir devir teslimle Osmanlı egemenliğine katıldı. Bu, Osmanlı’nın ilk beylik birleşmesi olarak kabul edilir. -
B şıkkı (Aydınoğulları):
Yanlış. Aydınoğulları ancak 1390’larda Yıldırım Bayezid tarafından fethedilip Osmanlı topraklarına dahil edilmiştir; Karesioğulları’ndan çok sonra gerçekleşmiştir. -
C şıkkı (Menteşeoğulları):
Yanlış. Menteşeoğulları’nın son merkezi olan Milas, 1424’te II. Murad tarafından fethedilmiştir; bu da çok daha sonraki bir tarihtir. -
D şıkkı (Dulkadiroğulları):
Yanlış. Dulkadiroğulları Beyliği, 1517’de Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Osmanlı’ya bağlanmış, Karesioğulları’ndan yaklaşık 170 yıl sonra gerçekleşmiştir.
Özetle, Osmanlı’nın ilk beylik birleşmesi, Orhan Bey döneminde gerçekleştirilen Karesioğulları’nın katılımıdır. Diğer beylikler ise sırasıyla daha geç dönemlerde Osmanlı ailesinin yönetimine geçmişlerdir.
Bu nedenle doğru cevap “A” şıkkıdır.
11 Osmanlı Devleti’nde, aşağıdakilerden hangisi sadece gayrimüslimlerden alınan bir vergi çeşididir?
- Zekât
- Haraç
- Çiftbozan
- Öşür
11. Sorunun Çözümü
Osmanlı maliye sistemi içinde farklı nüfus gruplarına göre ayrı vergilendirme yöntemleri uygulanıyordu. Gayrimüslim tebaa (i) “müslüman olmayan halk” olarak adlandırılır, onların farklı vergilendirilmesi hem dinî hem idari bir düzenleme olarak karşımıza çıkar. Aşağıda şıklar üzerinden giderek hangi verginin sadece gayrimüslimlerden alındığını ve diğerlerinin neden alınmadığını inceleyelim:
-
A şıkkı (Zekât):
Yanlış. Zekât, İslam’ın beş şartından biridir ve yalnızca müslümanların mal varlıkları üzerinden alınan yıllık mali bir ibadettir. Gayrimüslimler bu yükümlülüğe dahil edilmez. -
B şıkkı (Haraç):
Doğru. Haraç, Osmanlı’da vergi mükellefi olan gayrimüslim köylülerden alınan toprak ve nüfus vergisidir. Yalnızca gayrimüslim tebaadan alınır, müslümanlardan bu isimle vergi toplanmaz. -
C şıkkı (Çiftbozan):
Yanlış. Çiftbozan vergi mükelleflerinin ekim yapmadığı topraklar için uygulanan bir cezai nitelikli vergi türüdür. Hem müslüman hem gayrimüslim köylülerden toprak kullanımı esasına göre alınabilir. -
D şıkkı (Öşür):
Yanlış. Öşür, arpa, buğday, pamuk, tütün gibi ürünlerin %10 oranında müslüman köylülerden alınan tithe benzer bir vergidir. Gayrimüslimler için öşür yerine haraç ve cizye türleri geçerlidir.
Sonuç olarak, bu vergiler arasında yalnızca haraç gayrimüslim nüfustan tahsil edildiği için doğru cevap “B” şıkkıdır.
12
Lale Devri’nde ilk matbaa kurulmuştur.
1831’de Takvim-i Vekayi adıyla ilk resmi gazete çıkarılmıştır.
Bu gelişmeler, Osmanlı Devleti’nde aşağıdakilerden hangisinin öneminin kavrandığını gösterir?
- Halkın bilgilendirilmesinde yeniliklerden yararlanılmasının
- Anadolu’nun kültürel yapısının korunmasının
- Avrupa devletlerinin Osmanlı iç işlerine karışmalarının engellenmesinin
- Islahatlarla Kanuni döneminde olduğu gibi güçlü bir devlet düzeni kurulmasının
12. Sorunun Çözümü
Lale Devri’nde Osmanlı’da matbaanın kurulması ve 1831’de Takvim-i Vekayi ile ilk resmi gazetenin yayımlanması, bilgi akışını hızlandıran önemli yeniliklerdir. Bu gelişmeler, halkın farklı coğrafi bölgelerdeki olaylardan, padişah buyruklarından ve sosyal düzenlemelerden anında haberdar edilmesini sağlamıştır. Basılı yayım araçları, daha önce yalnızca sözlü veya el yazısı yoluyla aktarılan bilgilerin herkes tarafından kolaylıkla okunabilmesini mümkün kılmıştır.
-
A şıkkı (Halkın bilgilendirilmesinde yeniliklerden yararlanılmasının):
Doğru. Matbaa ve resmi gazete, bilginin hızlı, yaygın ve düzenli olarak halka ulaştırılmasını sağlayarak yenilikçi iletişim araçlarının benimsendiğini gösterir. -
B şıkkı (Anadolu’nun kültürel yapısının korunmasının):
Yanlış. Matbaa ve gazete, korumadan çok yayım amacına yönelik araçlardır; kültürel mirasın muhafazası bu bağlamda birincil hedef değildir. -
C şıkkı (Avrupa devletlerinin Osmanlı iç işlerine karışmalarının engellenmesinin):
Yanlış. Basılı yayım, bilgi paylaşımını kolaylaştırır ancak diplomatik veya dış müdahaleyi doğrudan engellemez; bu amaç için farklı politik ve askeri önlemler gerekir. -
D şıkkı (Islahatlarla Kanuni döneminde olduğu gibi güçlü bir devlet düzeni kurulmasının):
Yanlış. Islahatlar idari ve hukuki reformlardır; matbaa ve gazete, yönetim yapısını güçlendirmekten çok halkı bilgilendirme amacına hizmet eder.
Özetle, Osmanlı’da ilk matbaanın ve resmi gazetenin hayata geçirilmesi, halkın bilgilendirilmesinde modern yöntemlerin kullanılmaya başlandığını gösterir. Bu nedenle doğru cevap “A” şıkkıdır.
13
Osmanlı Devleti’nde 17. ve 18. yüzyılda ıslahat yapan bazı devlet adamları bütçeyi denkleştirmeye çalışmış, gereksiz harcamaları kısıtlamışlardır.
Bu tür çalışmaların aşağıdakilerden hangisine yönelik olduğu savunulabilir?
- Ekonomik sorunları çözmeye
- Ordudaki bozulmayı engellemeye
- Toplumda birlik ve beraberliği sağlamaya
- Osmanlı Devleti’ni dünyanın en büyük ekonomik gücü haline getirmeye
13. Sorunun Çözümü
17. ve 18. yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nde yapılan ıslahatlarda temel hedef, devletin mali yapısını güçlendirmek ve sürdürülebilir bir bütçe dengesi sağlamaktı. Bir öğretmen olarak adım adım inceleyelim:
-
A şıkkı (Ekonomik sorunları çözmeye):
Doğru. Bu dönemde padişahlar ve devlet adamları, askeri harcamalar ve saray giderleri gibi kalemlerde gereksiz harcamaları kısmış; bütçeyi denk tutmak için gelir artırıcı ve gider azaltıcı tedbirler almışlardır. Amaç ekonomik krizleri önlemek, dar boğazı aşmak ve mali istikrarı sağlayarak maliyenin çarklarını doğru işleyecek hale getirmektir. -
B şıkkı (Ordudaki bozulmayı engellemeye):
Yanlış. Ordudaki disiplin, eğitim ve tanzimle ilgili sorunlar bazı ıslahatlarda ele alınsa da bu ıslahatların bütçe odaklı kısmında esas amaç askeri reform değil, mali denge kurmaktır. -
C şıkkı (Toplumda birlik ve beraberliği sağlamaya):
Yanlış. İç huzur ve toplumsal barış önemli olsa da verilen örnekteki çalışmalar, doğrudan halkın bir arada yaşamasını hedefleyen sosyal düzenlemelerden ziyade devlet hazinesinin dengelenmesine yönelik tedbirlerdir. -
D şıkkı (Osmanlı Devleti’ni dünyanın en büyük ekonomik gücü haline getirmeye):
Yanlış. Reformlar elbette devletin mali durumunu iyileştirmeyi amaçlamış; ancak dünya çapında bir ekonomik süpergüç hedefi değil, var olan kaynakların verimli kullanımı ve bütçe açığının kapatılması önceliklidir.
Özetle, 17. ve 18. yüzyıl ıslahatları, Osmanlı maliyesinin çöküşünü durdurmak, bütçe açığını kapatmak ve ekonomik sorunları çözmek üzerine kurgulanmıştır. Bu nedenle doğru cevap “A” şıkkıdır.
14 Aşağıdakilerden hangisi Osmanlıdaki Seyfiye sınıfına mensup görevlilerden biri değildir?
- Sadrazam
- Vezir
- Kazasker
- Yeniçeri ağası
14. Sorunun Çözümü
Osmanlı toplumunda görevli sınıflar, Seyfiye (askerî), İlmiye (dinî-hukukî) ve Kalemiye (bürokratik) olarak ayrılırdı. Seyfiye sınıfı, kendine bağlı askerî ve idari görevleri üstlenirken, diğer sınıflar farklı sorumluluklar taşırdı. Şimdi şıkları tek tek inceleyerek hangisinin Seyfiye mensubu olmadığını bulalım:
-
A şıkkı (Sadrazam):
Yanlış. Sadrazam, padişahın mutlak vekili olarak hem siyasî hem askerî alanda hüküm süren en üst düzey Seyfiye yetkilisidir. -
B şıkkı (Vezir):
Yanlış. Vezirler, Divân-ı Hümâyûn’da devlet işlerini yürüten yüksek dereceli Seyfiye mensuplarıdır; idarî ve askerî karar süreçlerinde etkin rol oynarlar. -
C şıkkı (Kazasker):
Doğru. Kazaskerler, “kadı askeri” unvanıyla yargı ve eğitim atamalarından sorumlu İlmiye sınıfının üyeleridir; bu nedenle Seyfiye sınıfına dahil değillerdir. -
D şıkkı (Yeniçeri ağası):
Yanlış. Yeniçeri ağası, Yeniçeri Ocağı’na komuta eden yüksek dereceli Seyfiye görev yapısı içerisinde yer alır; doğrudan askerî hiyerarşinin parçasıdır.
Özetle, Sadrazam, Vezir ve Yeniçeri Ağası askerî-icrai görevlerle Seyfiye sınıfında konumlanırken, Kazaskerler hukuki ve eğitimle ilgili atamalarla İlmiye sınıfına mensuptur. Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.
15 Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki fetihlerinin kalıcı olmasının en önemli nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
- İskan politikasının uygulanması
- Ticari faaliyetlere önem verilmesi
- Dini eğitim kurumlarının açılması
- Sırplar ve Bulgarlar ile savaş yapılması
15. Sorunun Çözümü
Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda kazandığı toprakları kalıcı kılan en önemli faktör, fethedilen bölgelere yönelik uyguladığı iskan politikasıdır. Bu strateji sayesinde bölgeye yerleştirilen Türk ve Müslüman nüfus, hem güvenliği sağladı hem de bölgedeki sosyal ve ekonomik yapıyı Osmanlı düzenine entegre etti. Aşağıda her bir seçeneği adım adım inceleyerek neden A şıkkının doğru, diğerlerinin eksik veya yanlış olduğunu görelim:
-
A şıkkı (İskan politikasının uygulanması):
Doğru. Osmanlılar, Balkanlarda fethedilen topraklara savaş gazileri, göçmenler ve yerel işbirlikçileri iskan ederek demografik denge kurmuş, savunma hattını güçlendirmiş ve uzun vadeli hakimiyeti pekiştirmiştir. -
B şıkkı (Ticari faaliyetlere önem verilmesi):
Yanlış. Ticaretin canlandırılması yerel ekonomiyi desteklese de siyasi ve askerî kontrolü sağlamadı; tek başına ticari faaliyetler fetihlerin kalıcılığını garanti edemez. -
C şıkkı (Dini eğitim kurumlarının açılması):
Yanlış. Medrese ve mescitler toplumsal uyumu artırsa da bu kurumlar bölgedeki idari otoritenin temelini oluşturmadı; asıl güç, iskanla sağlanan nüfus desteğidir. -
D şıkkı (Sırplar ve Bulgarlar ile savaş yapılması):
Yanlış. Savaşlar sınır güvenliğini geçici olarak sağlamış olsa da, devamlılık ve demografik dayanıklılık için iskan ve yerleşim politikası kadar etkili değildir.
Özetle, fethedilen bölgelerde sürekli bir Osmanlı varlığı oluşturmak ve yerel direnci azaltmak için uygulanan iskan politikası, Balkan fetihlerinin kalıcılığının temelini oluşturmuştur. Bu nedenle doğru cevap “A” şıkkıdır.
16
Ertuğrul Gazi’den itibaren Osmanlı sultanları gaza ve cihad anlayışına bağlı hareket ederek fetihler gerçekleştirdiler. İslam dinini korumak ve yaymak amacıyla yapılan savaş anlamına gelen gaza ve cihadı dinî bir görev kabul ettiler. Bu doğrultuda Anadolu’daki Müslüman Türk beylikleri yerine daha çok Bizans ve Balkanlardaki Hristiyan devletlerle mücadele ettiler.
Buna göre aşağıdaki olaylardan hangisinin gaza ve cihad anlayışı doğrultusunda gerçekleştirildiği söylenemez?
- Koyunhisar Savaşı ile Bizans’ın yenilgiye uğratılması
- I. Kosova savaşında haçlıların bozguna uğratılması
- Karesioğulları beyliğinden Balıkesir’in alınması
- Bizans’ın elinde bulunan Bursa’nın alınması
16. Sorunun Çözümü
Osmanlı sultanları, Ertuğrul Gazi’den itibaren gaza ve cihad anlayışını bir dinî görev olarak görmüş; Müslüman Türk beylikleri yerine daha çok Bizans ve Balkan Hristiyan devletleriyle mücadele ederek fetihler gerçekleştirmişlerdir. Aşağıda her bir şıkkı inceleyerek hangisinin bu anlayış doğrultusunda gerçekleştirilemeyeceğini adım adım açıklayalım:
-
A şıkkı (Koyunhisar Savaşı ile Bizans’ın yenilgiye uğratılması):
Yanlış. 1302’de gerçekleşen Koyunhisar (Bafeus) Savaşı, Osman Bey önderliğinde Bizans’a karşı yapılmış; Hristiyan düşmana karşı gaza anlayışının tipik bir örneğidir. -
B şıkkı (I. Kosova Savaşı’nda haçlıların bozguna uğratılması):
Yanlış. 1389’da Kara Ferhad Paşa kumandasında Haçlı güçlerine karşı kazanılan I. Kosova Meydan Muharebesi de cihad ve gaza anlayışının Balkanlar’daki somut pratiğidir. -
C şıkkı (Karesioğulları Beyliği’nden Balıkesir’in alınması):
Doğru. Karesioğulları’nın topraklarının devralınması, Osmanlı’nın bir Müslüman beylikle siyasi birleşmesidir; dinî bir gaza veya cihad seferi değil, iç konsolidasyon amacı taşır. -
D şıkkı (Bizans’ın elinde bulunan Bursa’nın alınması):
Yanlış. 1326’da Orhan Bey’in fethettiği Bursa, Bizans’a karşı yürütülen bir gaza harekâtıdır ve yüzyıllık başkent olacak bu şehrin ele geçirilmesi dinî mücadele niteliği taşımıştır.
Görüldüğü gibi A, B ve D seçenekleri Bizans ya da Haçlı güçlerine karşı yapılmış gaza ve cihad seferleridir. Buna karşılık C seçeneği, iç mesele ve beylik birleşmesi çerçevesinde gerçekleştiğinden dinî savaş niteliği taşımaz. Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.
17
İstanbul’un fethinden sonra İpek ve Baharat Yolları’nın denetimi Osmanlı Devleti’nin eline geçti. Avrupalılar Osmanlı’ya ve diğer Müslüman ülkelere vergi ödememek, ticaret mallarına daha kolay ve ucuz yoldan ulaşabilmek amacıyla yeni yollar aradılar. Bu arayışların neticesinde Avrupalılar Çin ve Hindistan’a giden yeni yollar buldular.
Bu durumun aşağıdakilerden hangisine doğrudan ortam hazırladığı söylenebilir?
- Osmanlı Devleti’nin gelirlerinin artması
- Avrupa’da din ve mezhep ayrımının çıkması
- Akdeniz kıyısındaki limanların önem kazanması
- Avrupalılar’ın Osmanlıya olan ticari bağımlılıklarının azalması
17. Sorunun Çözümü
İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı Devleti, İpek ve Baharat Yolları’nın tamamını denetim altına alarak Doğu ile Batı arasındaki karayolu ticaretini kontrol etmeye başladı. Bu durum Avrupalı tüccarlar için hem yüksek vergiler hem de Osmanlı merkezî otoritesine bağımlılık anlamına geliyordu. Dolayısıyla, Avrupalılar Çin ve Hindistan’a giden alternatif deniz yolları keşfederek bu vergilerden kaçınmaya ve mallara daha doğrudan ulaşmaya yöneldiler.
-
A şıkkı (Osmanlı Devleti’nin gelirlerinin artması):
Yanlış. Aksine, Avrupa’nın yeni deniz yolları geliştirmesi Osmanlı’nın karayolu ticaret gelirlerini düşürdü; bu nedenle doğrudan gelir artışı sağlamadı. -
B şıkkı (Avrupa’da din ve mezhep ayrımının çıkması):
Yanlış. Bu keşifler ticari amaçlıydı; dinî ve mezhepsel gerilimleri artırmadı. Ayrışmalar daha çok Rönesans ve Reform hareketleriyle ilgilidir. -
C şıkkı (Akdeniz kıyısındaki limanların önem kazanması):
Yanlış. Yeni Atlantik ve Afrika rotalarının keşfi, Akdeniz limanlarının önemini azalttı, artırmadı. Akdeniz ticaret merkezi gücünü bir miktar kaybetti. -
D şıkkı (Avrupalıların Osmanlı’ya olan ticari bağımlılıklarının azalması):
Doğru. Yeni deniz yolları, Avrupalı tüccarların Doğu mallarına erişimini Osmanlı karayolu güzergâhlarına ihtiyaç duymadan mümkün kıldı; böylece ticari bağımlılıkları doğrudan azaldı.
Özetle, Avrupalılar’ın Doğu’ya alternatif deniz yolları bulması, Osmanlı’nın kontrol ettiği ticaret yollarına olan ihtiyacı ve dolayısıyla vergisel bağımlılığı ortadan kaldırdı. Bu nedenle doğru cevap “D” şıkkıdır.
18
18 ve 19. yüzyılda Avrupa’da meydana gelen ekonomik ve siyasi gelişmeler sonucunda Osmanlı maliyesi açık vermeye başlamış, özellikle savaşlarda alınan yenilgiler Osmanlı ekonomisini kötü etkilemiştir. Bunun üzerine Osmanlı devlet adamları maliyeyi düzeltmek için bazı önlemler almışlardır. Mustafa Reşit Paşa maliye ile ilgili birçok çalışma yapmıştır. Yabancı paralar yasaklanmıştır. Paranın değerinin düşmesi nedeniyle Avrupa paralarının değerine eşit ‘Mecidiye‘ basımına başlanmış bu çalışmalar millî bankanın ilk hazırlığı olmuştur.
Metne göre, Mustafa Reşit Paşa’nın Osmanlı ekonomisini düzeltmek için asıl yapmaya çalıştığı aşağıdakilerden hangisidir?
- Avrupa’daki yenilikleri taklit ederek Osmanlı’nın üretim yapmasını sağlamak
- Osmanlı’nın savaşlarda kaybettiği toprakları geri almasını sağlamak
- Millî ekonomi oluşturarak dışa bağımlılığı ortadan kaldırmak
- Devletin ilk denk bütçesini hazırlamak
18. Sorunun Çözümü
18. ve 19. yüzyıllarda Osmanlı maliyesinin açık vermesi ve savaşların ağır mali yükü, döviz krizine yol açmıştı. Mustafa Reşit Paşa’nın öncelikli hedefi, dışa bağımlı mali sistem yerine kendi ekonomik düzenini kurarak ulusal bir para politikasına geçmekti. Yabancı paraların dolaşımını yasaklayıp, değeri sarsılan para birimini güçlendirmek adına Mecidiye altını bastırması, millî bir ekonomi inşa etme çabasının somut adımlarıdır.
-
A şıkkı (Avrupa’daki yenilikleri taklit ederek Osmanlı’nın üretim yapmasını sağlamak):
Yanlış. Mustafa Reşit Paşa’nın reformları ağırlıklı olarak maliye ve para politikasıyla ilgilidir; üretim teknikleri veya sanayi inkılabı konusunda doğrudan adım atmamıştır. -
B şıkkı (Osmanlı’nın savaşlarda kaybettiği toprakları geri almasını sağlamak):
Yanlış. Toprak kazanımları diplomasi ve ordu reformlarıyla ilişkilidir; burada vurgulanan para basımı ve yabancı paraların yasaklanması ise ekonomik alandaki bağımsızlık çabasıdır. -
C şıkkı (Millî ekonomi oluşturarak dışa bağımlılığı ortadan kaldırmak):
Doğru. Mecidiye altının basımı, yabancı paraların kullanımının önüne geçilmesi ve millî bankaya zemin hazırlanması, Osmanlı Devleti’nin finansal bağımsızlığını tesis etme ve dışa bağımlılığı azaltma amacını yansıtır. -
D şıkkı (Devletin ilk denk bütçesini hazırlamak):
Yanlış. Bütçe denkliği önemli olmakla birlikte bu soruda öne çıkan iş, para birimi ve mali bağımsızlık reformudur; bütçe hazırlanması yerine para politikasının millîleştirilmesi esas hedeftir.
Sonuç olarak, Mustafa Reşit Paşa’nın aldığı önlemler, mali sistemin temel taşlarını millîleştirerek Osmanlı ekonomisinin dış etkilere karşı dayanıklılığını artırma ve dışa bağımlılığı ortadan kaldırma amacı taşımaktadır. Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.
19
• Ortaçağda Avrupa’daki gemiciler kıyıdan uzaklaşmaya cesaret edemezlerdi, yalnız kıyı boyunca seyahat ederlerdi.
• Oysa Güney Asya’nın mallarını Kızıldeniz’den Akdeniz kıyılarına getiren Müslüman gemiciler, uzun zamandan beri Hint Okyanusu’nu kolaylıkla bir baştan öbür başa geçiyorlardı.
• Müslümanların güneşin yüksekliğini ölçmek için usturlap aletini kullandıkları ve pusula kullanarak yön belirlemede usta oldukları bilinmektedir.
• Çin Uygarlığı’nı kuranların keşfettiği ve Müslümanların Avrupalılara tanıttığı pusula 14. yüzyıldan sonra coğrafi yeri belirleme aracı olarak Avrupa’da da öğrenildi.
Bu bilgilere göre Uygarlıkların tarihsel serüveni ile ilgili olarak;
1. Ortaçağ’da Doğu Uygarlığı Batıya göre teknik bakımdan ileridedir.
2. Pusulayı ilk olarak Müslüman denizciler kullanmıştır.
3. Avrupa’daki gelişmelerde Doğunun katkısı vardır.
yargılarından hangilerine ulaşılabilir?
- Yalnız 1
- 1 ve 3
- 2 ve 3
- 1, 2 ve 3
19. Sorunun Çözümü
Verilen bilgiler, coğrafî keşifler ve denizcilikte Doğu medeniyetlerinin bilgi birikiminin Batı’ya aktarımı üzerine odaklanmaktadır. Bu kapsamda üç önermeyi tek tek değerlendirelim:
-
A şıkkı (Yalnız 1):
Yanlış. Sadece birinci önermeyi almak yetersiz kalır; üçüncünün de geçerli olduğunu göreceğiz. -
B şıkkı (1 ve 3):
Doğru.- 1. önerme: Ortaçağ’da Avrupalı denizciler kıyıdan uzaklaşmaya cesaret edemezken, Müslüman gemiciler güneşin yüksekliğini ölçmek için usturlap ve pusula kullanıyorlardı. Bu durum, Doğu uygarlığının teknik bakımdan Batı’dan ileride olduğunu gösterir.
- 3. önerme: Çin’den çıkan pusula bilgisi Müslümanlar aracılığıyla Avrupa’ya ulaştı ve 14. yüzyılda Batı’da yaygınlaştı. Bu, Avrupa’daki denizcilik ve coğrafî keşiflerin Doğu katkısı sayesinde geliştiğini kanıtlar.
-
C şıkkı (2 ve 3):
Yanlış. Pusula aslen Çinli denizciler tarafından bulunmuş, Müslümanlar ise bu bilgiyi Batı’ya taşımıştır. İkinci önerme “Pusulayı ilk olarak Müslüman denizciler kullanmıştır” ifadesi doğru değildir. -
D şıkkı (1, 2 ve 3):
Yanlış. İkinci önerme hatalı olduğundan tüm önermeleri kapsayan bu seçenek de doğru olamaz.
Özetle; Doğu’nun teknik açıdan Batı’dan üstün olduğu ve Avrupa gelişmelerinde Doğu bilgi birikiminin rol oynadığı sonuçlarına varabiliriz, ancak pusulanın ilk kullanıcıları Çinli denizcilerdir. Bu nedenle doğru cevap “B” şıkkıdır.
20
Coğrafi Keşiflerden sonra Avrupa’da birçok kentte bankalar açılmıştı. Kaşifler, sömürge işleriyle uğraşan tacirler bu sayede ihtiyaç duydukları sermayeyi buluyorlardı. Girişim düşüncesi böylece yayıldı, güçlendi. Deniz seferlerinin doğurabileceği tehlikelere karşı da tacirler, mallarını deniz sigortası ile güvence altına alabildiler.
Buna göre Coğrafi Keşiflerden sonra Avrupa’da aşağıdaki alanların hangisinde büyük bir ilerleme yaşandığı söylenebilir?
- Eğitim
- Sanat
- Ticaret
- Demokrasi
20. Sorunun Çözümü
Coğrafi Keşifler sonrası Avrupa’da ortaya çıkan yeni ekonomik dinamikler, özellikle ticaret alanında köklü gelişmelerin yaşanmasına yol açmıştır. Açılan bankalar, kaşifler ve sömürge tacirleri için gerekli sermayeyi sağlamış; bu sayede daha büyük ölçekli deniz seferleri ve ticaret girişimleri mümkün olmuştur. Ayrıca deniz yolculuklarına ilişkin risklerin sigorta mekanizmalarıyla güvence altına alınması, tacirlerin cesaretini artırarak mal ve sermaye dolaşımını hızlandırmıştır.
-
A şıkkı (Eğitim):
Yanlış. Eğitim kurumları genelde Rönesans ve aydınlanma düşüncesine bağlı olarak değişime uğramıştır; ancak metinde banka ve sigorta gibi ticaret araçlarına vurgu vardır. -
B şıkkı (Sanat):
Yanlış. Sanat üretimi, özellikle İtalya’da Medici gibi banka ailelerinin desteğiyle gelişmiş olsa da, metindeki odak finansal altyapı ve risk yönetimidir. -
C şıkkı (Ticaret):
Doğru. Bankaların kurulması, sömürgeci tacirlere düşük maliyetli sermaye sağlanması ve deniz sigortası uygulamaları, ticaret ağlarının yaygınlaşmasını ve hızlanmasını sağlamıştır. -
D şıkkı (Demokrasi):
Yanlış. Demokrasi kavramı bu dönemde henüz gelişmemiş olup, metinde demokratik kurumlar değil, ekonomik araçlar öne çıkmaktadır.
Özetle, Coğrafi Keşifler’in ardından kurulan bankalar ve sigorta mekanizmaları, tüccarların sermaye ve risk yönetimi ihtiyaçlarını karşılayarak Avrupa’da ticaretin büyük bir ilerleme kaydetmesine doğrudan zemin hazırlamıştır. Bu nedenle doğru cevap “C” şıkkıdır.